Kürt Sorununda Yeni Dönem Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Yolları
Kürt sorunu bugün ortaya çıkan bir sorun değildir. Bugün; sorunu ve çözümünü dillendiren tüm Kürt parti, örgüt ve kurumlarından önce vardı. Başta PKK olmak üzere tüm Kürt yapılanmaları bu sorunun sonuçlarıdır ve her biri yaptığı katkı oranında çözümün gelişmesinde pay sahibi olmuşlardır. PKK, kabul edilmelidir ki bu konuda en etkin bir çaba ve rolün sahibidir. Sorunun da, çözümün de bir parçası olduğu için PKK göz ardı edilerek, dışlanarak ya da yok sayılarak Kürt sorunu çözülemez. Keza PKK de Kürt halkının tek temsilcisi, söz söyleyeni ve karar vericisi değildir. Bir başka ifade ile PKK nın çözüme ilişkin ortaya koyduğu her evet ve hayır tüm Kürtleri bağlamaz.
26.07.2012 - 00:00
KÜRT SORUNUNUNDA YENİ DÖNEM, YAŞANAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLU

Kürt sorunu tarihsel geçmişi ve boyutları olan, köklü çözümler gerektiren uluslararası bir meseledir. Sorun bugün ortaya çıkmamıştır ancak çözümü bugün gerçekleşmek zorundadır. Kürt sorununda yeni dönem tabirini kullanmamızın nedeni bugün her zamankinden farklı olarak sorunla birlikte çözümünde tartışılıyor olmasıdır.

Cumhuriyet tarihi boyunca inkâr edilen ve imha uygulamalarına maruz kalan Kürtler, yürüttükleri kimlik ve özgürlük mücadelesinin de bir sonucu olarak bugün inkâr ve imhayı geçersiz kılan bir konumu yakalamıştır. Artık ne inkâr ne de imha mümkün değildir. Gelinen noktada TC devletinin seksen yılı aşkın bir süredir yürüttüğü inkâr ve imha siyasetinde de ciddi bir çatırdama hatta bazı yönleriyle aşılma söz konusudur.

Süleyman Demirel’in “Kürt realitesini tanıyoruz” biçiminde ifade ettiği ve bunun ötesine geçmeyen sözleri ile Özal’ın hayatına mal olan sorunu çözme çabaları dışında tutulursa, ilk defa ve ciddi olarak AKP döneminde Kürtlerin resmen tanınması ve sorunun çözümü yönünde olumlu denilebilecek bazı adımların ortaya çıktığını görmek ve değer biçmek gerekir.

Kürt meselesinin bugün her zeminde ve boyutta tartışılıyor olması, TRT 6’in açılması, bazı üniversitelerde oluşturulmaya başlanan Kürt kürsüleri vs. biçimindeki gelişmeler, Türkiye’de egemen olan seksen küsur yıllık katı şoven ve inkârcı zihniyette gedikler açmıştır. Kürt sorununda kabulün ortaya çıkması ve şiddet dışı siyasal çözüm arayışlarının başlaması bile kendi başına çok önemli bir gelişmedir. Bu, artık çözüm konusunda geri dönülmez bir sürece girildiğini göstermektedir. Dolayısıyla yaşanan gelişmeleri umut verici ve olumlu olarak değerlendirmek yerindedir. Şüphesiz bu adımlar henüz çok yetersizdir ve Kürt meselesinin çözümünün kendisi değildir. Çözümün gerçekleşmesi için hala yapılması gereken çok önemli işler, kat edilmesi gereken mesafe vardır. Bu devlet tarafı içinde Kürt tarafı içinde böyledir.

Kürt Sorununun Çözümü İçin Ortak Devlet Aklına ve Kararına İhtiyaç Vardır.

Kürt sorununun çözümü için öncelikli olarak sorunun kabulü ve doğru tanımlanması gerekir. Kürt sorunu; Kürtlerin halk ve ulus olmaktan kaynaklı haklarının gaspı, inkârı ve imha sürecine alınması sorunudur. Çözümü için öncelikli olarak bunun kabul edilmesi, Kürt halkından özür dilenmesi ve bu hakların kullanılması için gerekli ve güvenilir koşulların yaratılması şarttır. Bu bakımdan sorun esas olarak grup hakları sorunudur. İddia edildiği gibi salt bireysel hakların demokratik ve özgür bir ortamda kullanılması sorunu değildir.” Ne azınlıktır, ne ulustur eşit kardeş bir topluluktur” biçimindeki siyasi niteliklerden uzak bir tanımlama gerçeği yansıtmaktan uzaktır.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Türkiye de katı inkâr ve imha politikalarında bir çatırdama söz konusudur. AKP döneminde yaşanan bu olumlu gelişmelerin altını çizmekle beraber eleştirilmesi gereken çok önemli hususlar vardır.

Kürtler; içinde bulunduğumuz dönemde devletin aklını temsilen AKP yi dikkate almak durumundadır. Bu açıdan yaklaşıldığında AKP’ nin Kürt politikasının stratejik olduğunu söylemek zor olduğu gibi yeterince güven verici de değildir. Kürt meselesi siyasetin günlük tansiyonuna göre yaklaşılmayacak kadar ciddi ve önemli bir sorundur. Yeri geldiğinde “ Kürt sorunu vardır ve bu benim sorunumdur. Kendi tarihimizle yüzleşmeliyiz” diyen bir başbakanın başka bir zaman “Kürt sorunu yoktur Kürt kardeşlerimin sorunu vardır”, “Kürt sorunu yoktur terör ya da PKK sorunu vardır” deyip önce söylediklerinin arkasında durmaması, stratejik bir yaklaşımdan yoksun olunduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım Kürtlerde çözüme dair oluşmaya başlayan yeni umut ve güvenin tekrardan kırılmasına yol açmakta ve çözümsüzlükten yana olan yaklaşımları beslemektedir.

Geçmişin katı inkâr yaklaşımıyla bugün atılan bazı adımları mukayese ederek, “eskiden bunlar yoktu biz yaptık” demek AKP yi yeniden iktidar yapmak için gerekli oyaları toplamasına katkı sunabilir ancak bu yaklaşım Kürt sorununu çözmeye yetmez. Daha bütünlüklü, derinlikli, stratejik ve cesur yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Siyaset aklının salık verdiği yolu elden bırakmadan ve duyguların şahlandırıcı ve saptırıcı etkisine kapılmadan yol almaya devam etmek gerekiyor. En son yaşanan Silvan olayı ardından yaşanan durumlara bakıldığında bu serinkanlılığın yeterince gösterilmediği görülmektedir.

12 Haziran seçimleri ardından gündemin birinci sırasında bulunan yeni anayasanın yapılması süreci Kürtlerin haklarının anayasal güvence altına alınarak çözülmesi için büyük fırsatlar sunmaktadır. Madem her bakımdan yeni bir anayasa yapma iddiası var, o zaman kabul edilmelidir ki bu anayasanın en büyük yeniliği Kürtlerin haklarını doğru tanımlaması ve kabul etmesi olacaktır.

PKK Kürt Sorununun Bir Sonucu ve Çözümün Dışlanamaz Bir Parçasıdır
Sorunun Ve Çözümün Kendisi Değildir.

Kürt sorunu bugün ortaya çıkan bir sorun değildir. Bugün; sorunu ve çözümü dillendiren tüm Kürt parti, örgüt ve kurumlarından önce vardı. Başta PKK olmak üzere tüm Kürt yapılanmaları bu sorunun sonuçlarıdır ve her biri yaptığı katkı oranında çözümün gelişmesinde pay sahibi olmuşlardır. PKK, kabul edilmelidir ki bu konuda en etkin bir çaba ve rolün sahibidir. Sorunun da, çözümün de bir parçası olduğu için PKK göz ardı edilerek, dışlanarak ya da yok sayılarak Kürt sorunu çözülemez. Keza PKK de Kürt halkının tek temsilcisi, söz söyleyeni ve karar vericisi değildir. Bir başka ifade ile PKK’nın çözüme ilişkin ortaya koyduğu her “evet” ve “hayır” tüm Kürtleri bağlamaz.

Kürt ulusunun varlığını kendini destekleyenlerle sınırlayan, geri kalan büyük bölümünü hain, işbirlikçi, asimile olmuş, Türkleşmiş olarak damgalayan PKK, kendine göre küçük ve hükmedebileceği bir ulus yaratmak istemektedir. Bir yandan devleti “iyi Kürt, Kötü Kürt” ayrımı yapmakla suçlayan PKK aynı zihniyet ve yaklaşımı temsil etme iddiasında olduğu Kürtlere dayatmaktadır. Demokrasi ve özgürlük kavramlarını besmele haline getiren PKK Kürtleri Şiddete dayalı otoriter, baskıcı bir yaklaşımla sindirmeye çalışmaktadır. Kürtler adına “doğru-yanlış söz söyleme, karar verme ve eylem yapma yetkisi-gücü bana aittir” babında bir yaklaşımın sahibi olanlar Kürtleri temsil yetkisine ve sorunun çözümünde muhatap olma hakkına sahip olamaz. PKK öncelikle içe dönük bu tekçi, baskıcı ve alternatifleri yok edici zihniyet ve yaklaşımını aşmalıdır. Türk Devletinden demokrasi, özgürlük ve hak talebinde bulunurken bunun kendisine de aynı yükümlülükleri getirdiğini unutmamalıdır. Kendine göre iyi Kürt, Kötü Kürt yaratarak Kürtleri bölmemelidir. Unutulmamalı ki, Kürtler değişik sınıf ve katmanlardan oluşur. Dincisi, liberali, sosyalisti, kapitalisti, yoksulu- zengini, yeteneklisi -yeteneksizi, kadını erkeği, çocuğu ve genci ile bir ulustur. Bu halk polpotçu bir zihniyetle temsil edilemez. PKK bu konumunu aşmadıkça tüm Kürtlerin ortak paydası ve kabulü haline gelemez.

Kürt cephesindeki bu durum sorunun çözümünü zorlaştıran en önemli faktörlerden biridir. Bu durumu aşmak öncelikle Kürtlerin sorunu olsa da PKK’nın bunu aşmada ki payı ve sorumluluğu büyüktür.

Hal böyle iken Kürtlerin ezici bir çoğunluğunu yok sayarak tüm Kürtler adına “Demokratik Özerklik” ilanı yapmak ve tüm Kürtlerden bunu desteklemesini istemek anlaşılır bir durum değildir.
İçeriği belli olmayan ve Kürtlerle tartışılıp oluru alınmadan yapılan böyle bir ilanın başarı şansı yoktur. Daha düne kadar Kürtler için “otonomi, özerklik” gibi siyasal talepleri ileri sürenleri hain, işbirlikçi, teslimiyetçi olarak ilan edip tasfiye etmek isteyenler bugün demokratik özerklik ilanını desteklemeyenleri, eleştirenleri aynı yaklaşımla suçlamaktadır. Bu kabul edilemez. Kürtler nasıl bir çözüm modeli istediklerini öncelikle kendi içinde tartışarak bir karara bağlamalıdır. Bunda PKK’ninde, , PSK’nin de, PDK-Bakur’unda, BDP’ninde, HAK-PAR’ında, KADEP’inde,PWD’nin de sivil toplum örgütleri ninde, dinci örgütlenmelerinde, liberal, sosyal-demokrat, sosyalist ya da komünist görüşte olanlarında,aydının da, sanatçının da, her bireyin de söz söyleme hakkı vardır. Bunu bir Kürt Ulusal Konferansı sağlayabilir. Kürtlerin ezici çoğunluğunun kabul edeceği ve uygulanabilir talepler kararlaştırılarak uygulama koşulları yaratılır. Doğru olan budur. Yoksa ben bildiğimi okurum size düşen desteklemek ve alkışlamaktır yaklaşımının en azından Kürtlerin ezici bir çoğunluğu açısından geçerliliği yoktur.

Şiddet Çözüm Sürecinin Enstrümanı Değildir.

Kürt meselesinde şiddetin-silahın çözümleyici bir yöntem olmadığı konusunda marjinal bir kesim dışında neredeyse herkes hemfikirdir. Devlette PKK de bu noktada olmasına rağmen şiddeti ısrarla elde tutmaktan vazgeçmemektedir.

Bu konuda özellikle devletin ve onu temsilen siyasi iktidarın yaklaşımını kabul etmek mümkün değildir. “Dağdakiler silah bırakmadan bu iş çözülmez”, “Devletin silahlı güçleri teröristle ateşkes yapmaz”, “ devletin güvenlik kuvvetleri huzur ve güvenliğin temini için operasyon yapar” demek adil ve kabul edilir bir yaklaşım olamaz. Bu insani olmayan bir güç kanununu işletmek demektir. “Ben egemen gücüm, iktidarım ve istediğimi yaparım” demenin çözümleyici bir kerameti yoktur. Devletin şiddetle her şeye muktedir olmadığı ve ne kadar çaresiz duruma düştüğü ve ayrıca sorunun bu yolla çözülemeyeceği çok net açığa çıkmıştır. Dolayısıyla bu tarz ve çağdaş demokratik devletlere yakışmayan güç gösterilerinden uzaklaşarak siyasete ve aklın yoluna şans tanımak en doğrusudur.

Diğer taraftan PKK silahlı şiddeti siyaset yapmanın bir aracı olarak kullanmaktan vazgeçmemiştir. İkide bir “biz demokratik ve barışçıl siyasal çözümden yanayız, silahla-şiddetle sorunun çözülemeyeceğini” söyleyeceksin ama canın istediğinde ve en olmadık yer ve zamanda silahlı-bombalı eylem yapmaktan kaçınmayacaksın. Ve her defasında meşru savunma hakkımızı kullanıyoruz diyerek durumu izah edeceksin. Bu da samimi ve kabul edilir bir yaklaşım değildir.

Silahın-şiddetin devrede olduğu yerde barış, demokrasi ve özgürlük adına ve çözüm için söylenen tüm sözler anlamsız bir laflamadan ibarettir. Eğer çok önemli barışçıl-siyasal çabaları her an gerçekleşmesi muhtemel bir silahlı eylem anlamsız kılıyorsa orada öncelikli iş silahı susturacak tedbirleri almaktır. Karşılıklı olarak silahların sustuğu ve silahlı güçlerin kendi karargâhlarına veya mevzilerine çekildiği yerde kimin kasıtlı saldırı yaptığını anlamak, denetlemek ve hesap sormak mümkün olur. Bugüne kadar ne devletin silahlı güçleri ne de PKK nin silahlı birimleri gerçek anlamda bu pozisyona girmemiştir. Bu durum devam ettikçe barışçıl çözüme şans tanınmıyor demektir. Reel durum budur ve bunun değişmesi gerekir. Bu imkânsız mıdır? Hayır.

Kürt meselesini çözme iddiasında ve gücünde olduğunu ve buna talip olduğunu söyleyen AKP’nin, öncelikli olarak devletin yürüttüğü operasyonları durdurması gerekir. Çok şeyin yapıldığı söylenmesine rağmen barışın kapısını aralayacak en önemli adımın bu olacağı söylenebilir. Barışçıl çözümün kapısını çalmak yetmiyor açmak gerekiyor. Böyle bir adımın atılması çağdaş demokratik devlete yakışır bir tutumdur. Sorunu çözme samimiyeti ve kararı varsa böyle bir adımı atmak mümkündür. Hatta karşılıklı ateşkes konumuna neden geçilmesin. Dünyanın birçok bölgesinde benzer sorunları yaşayan devletler bu tür adımları atma gücünü ve kararlığını göstermiş ve sorunlarını çözmüşlerse bunu Türk devleti ve PKK neden yapmasın.

Başka türlüsü olmaz. İşe buradan başlamak gerekir.

Silvan olayı nasıl gerçekleşmiş olursa olsun, kaç asker ve gerilla hayatını kaybetmiş olursa olsun sonuçları itibariyle büyük bir acı ve düşülmemesi gereken bir tuzaktır. Bunu önlemenin yolu, her şeye rağmen yeniden silaha ve şiddete çare diye sarılmadan barışçıl, demokratik siyasal çözümde ısrar etmektir.

Çağrı!

Kürtlerin geleceği ve çıkarı demokrasi ve özgürlüklere giden barış yolunda kararlılıkla ilerlemektedir. İnsan ve ulus olmaktan kaynaklı haklarını eğilmeden, bükülmeden kararlılıkla savunmalı ve bunları elde etmek için meşru yol ve zeminlerin dışına çıkmamalıdır. Silahın ve şiddetin artık Kürtlere kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Silahlı mücadele rolünü oynamıştır.

Bugün her zamankinden çok çözüme ilişkin tercihlerimizi ve düşüncelerimizi daha açık ilan etme ve bunu bir karar ve davranış haline getirmeye ihtiyacımız vardır.

Özellikle Kürdistan ve Türkiye de örgütlü olan Kürt sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve sanatçılar Kürtlerin çözüm iradesinin barış, demokrasi ve özgürlük yönünde tecelli etmesi için her zamankinden daha cesur ve kararlı davranmalıdır.

PKK; Otoriter, baskıcı ve tekçi zihniyetini aşarak Kürt iç barışı ve demokrasisinin tesisi için üzerine düşeni yapmalıdır. Kürt siyasetçilerine, aydınlarına, örgüt ve partilerine karşı tehdit, şantaj ve şiddet kullanmaktan vazgeçmelidir. Ayrıca bugün Kürdistan’ da eli silahlı ya da silahsız on binlerle ifade edilecek sayıda bir korucu ordusu oluşmuştur ve bunlar Kürt dür. Bu duruma gelmelerinde yanlış politika ve uygulamaların büyük rolü olduğu görülerek bu kesime karşı düşmanlıktan ve şiddet kullanmaktan vazgeçilmeli ve bu kesiminde Kürt sorununun çözümünde katkı sunacağı unutulmamalıdır.

Türkiyeli aydınlar, gazeteci ve yazarlar, siyasetçiler, sivil toplum örgütleri, her toplumsal kesimden Türk halkı Kürtleri daha iyi anlamaya çalışmalıdır. Empati yapmalıdır. Bir an için herkes kendini Kürtlerin yerine koyarak düşünmelidir. Milyonlarla ifade edilecek kadar ve çok eski tarihi olan bir halk olacaksınız ama dilini konuşamayacak, onunla eğitim yapamayacaksınız. Devletin ve sana ait kurumların olmayacak. Bayrağın hiç dalgalanmayacak. Başı dik, eğilmeden büzülmeden ve evet korkmadan ne olduğunu haykıramayacaksınız vs. Ne yapardınız? Tüm mesele böyle düşünmeyi samimi ve adil bir biçimde başarabilmektir. Ötekini anlamak için öteki gibi duymayı ve düşünmeyi başarmak gerekir.

Daha fazla canın yitirilmemesi, kan ve gözyaşının akmaması için halkın barışa daha fazla sahip çıkması ve sesini yükseltmesi, Savaş çığırtkanlığı yapanlara itibar etmemesi ve bunlara alet olmaması gerekir. 26 Temmuz 2011

PWD Koordinasyon Kurulu
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe