ANAYASA KAZIĞI YEMEYELİM(2)
 

Dursun Ali Küçük-19.11.2010
 

Cumhuriyet ilk kurulduğunda oyuna nasıl getirildiğimizi biliyoruz. O zaman Lozan’da İsmet İnönü; “hükümet Türk ve Kürtlerin hükümetidir” demişti. Azınlık görülmüyorduk, ama azınlıklara sözde tanınan haklar Kürdistan’a ve Kürtlere tanınmamıştı.
 

Şimdi meşhur isimle “demokratik” bir anaysa yapılacak. Bu konuda genel bir mutabakat var.
 

Ama bu kez de “demokratik” bir kazık atmak istiyorlar. Lozan oyunundan “demokratik” oyunla ekarte edilmek isteniyoruz.
 

Lozan’dan sonra “kart kurt”la karşılaştık. Bu kez, öyle görünüyor ki, “cart curt” ile karşılaşacağız. Yüzyıllık despotizm ve inkardan sonra “kart kurt”tan kurtulduğumuza ve “cart curt”u hakkettiğimize sevinmemizi bekliyorlar.
 

Oysa yüzyıllık bir zaman ve mekan farkı var. Bu açıdan cart curt pek bir gelişme sayılamaz. Otokratik ve despotik sömürgecilik sözde yerini “demokratik” sömürgeciliğe ve köleliğe bırakacak.
 

Yüz yıldan sonra bu ancak bir nimet sayılabilir. Kesinlikle bir hak değildir.
 

AKP, CHP, MHP ve devlete bakalım. Onlar adına medyaya yansıyanlara baktığımızda silahsızlanma ve dağdan indirme üzerine kilitlenmişlerdir. Sorunu Kürdistan ve Kürt sorunu olarak değil, PKK ve Apo sorunu olarak görüyorlar. Öcalan ile sadece bu temelde görüşüyorlar.
 

AKP, baskın basanındır mantığıyla Anayasa tartışmaları ve hazırlıklarını seçimden sonraya bırakma eğilimindedir. Devlet kendini yeniden düzenliyor. Bu konudaki kavgalar hala sürüyor. Klasik cumhuriyetçilerin bundan galip gelemeyecekleri anlaşıldı. AKP, CHP sadece devletin yeniden düzenlenmesine göre bir anayasa düşünüyor.
Kürtlerin kazanımları Öcalan ile görüşmelerle ve müzakere hikayeleriyle yansıtılmamaya çalışılacaktır. Öcalan ile anlaşmayı ve silahsızlandırma çabalarını “Kürtlerle anlaştık”, sorunu çözdük biçiminde yutturmaya çalışacaklardır.
 

En iyi temelde konuşan liberal ve demokratlar bile en fazla Kürtçe anadilde eğitim olsun diyorlar. Bunu bile lütfen tarzında  söylüyorlar.
 

Oluşan genel mutabakat ise yeni bir anayasa yapmak, ama burada anadillerde eğitim hakkını tanımamak, çok kültürlülüğü benimsememek yönündedir. Kürdistan- Kürtlere ve başka topluluklara bir statü tanımak ise pek kimsenin aklından geçmiyor.
 

TC yönetimi, rejimi veya Türkler cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kazandıkları mevzileri olduğu gibi koruyacak, ek olarak Türkiye vatandaşlığı ile sorunu geçiştirmeye çalışacaklardır. Beyaz Türkün adı Türkiye vatandaşı olacaktır. Kürtlerde “demokratik” beyaz Türkün ayrıcalıklarına uymak kaydıyla “demokratik” vatandaş olacaklardır.
 

Hikayenin ana özeti budur.
 

Ey Kürtler, Aleviler vb topluluklar “demokratik” bir kazık yemeye hazır mısınız?
 

Yoksa bu “demokratik” kazığı ve oyunu reddedecek misiniz?
 

Şimdiden tavrınızı netleştirmeniz sizin yararınıza olacaktır.
 

Böylesi bir anayasa da ulusal kimlik olarak Kürt vb halkların asimilasyonu devam edecektir. Demokratik lafları çok kullanıldığı için bunun adını sanırım “demokratik” asimilasyon koyabilirler. Eskiden küçük halkların yok oluşu onaylanırdı. Sadece sömürgeciler değil, bazı sosyalistlerde böyle bir asimilasyona “gönüllü asimilasyon” derdi.
 

Devlet, AKP; “biz biriz, kardeşiz, Müslüman’ız, Yaradandan dolayı herkesi severiz” ve benzer teraneler üretmeye devam edeceklerdir.
 

O zaman AKP ve Erdoğan bey Kürdistan ve Kürtleri yaratan yaratmıştır. Bizi Kürdistanlı ve Kürt olarak sevmeyeceksen, açıkça yalan söylüyorsun. Yaradanıda kandırıyorsun veya kandırmaya çalışıyorsun.
 

Yaradan bizleri farklı yaratmışsa farklılıklarımı tanıyacaksın. Gül, ikide bir “farklılıklarımız zenginliğimizdir” diyor.
 

O zaman farklılıklar tanınarak ve hakları güvenceye alınarak, anayasaya konularak, özgürlükleri ve kimlik hakları neyse onlara yer verilerek farklılıklar demokrasi içinde birbirine saygılı yaşabilir.
 

Boş sözlere aldanmayalım. Farklılıkları tanımak ve özgürlüklerini sağlamak demokrasinin gereğidir. Bunlar tanınmadan, siz varsınız, ama yerinizde olduğunuz gibi durun, kaderinize razı olun demek tam bir sahtekarlık örneğidir.
 

En ileri geçinenler bile Kürdistan ve Kürtlerin haklarına saygılı olmayı ve onların tanınmasının mücadelesini vermeden, sadece “barış” ve “silahsızlanma” diyorlar.
 

Tamam barış ve silahsızlanmaya katılıyoruz. Ama sahtekarlık ve iki yüzlülük yapmayınız. Barış ve silahsızlanma derken sadece PKK’nin dağdan inmesine indirgeyenler, vesayet rejimine ve orduya hizmet ediyorlardır. Barış ve silahsızlanma karşılıklı olur.
 

Ordunuzu demokratikleştirmeden veya demokratik ve özgürlükçü bir rejim kurup bunun hizmetine vermeyi istemedikçe yalan söylediğinizi açıkça haykıracağız.
 

Anayasada Türkler ve Kürtler eşit haklara sahip olacaklardır. Gerçek anlamda kardeşlik bunu gerektirir. Bu sağlanınca ordu Türklerin ve Kürtlerin vb toplulukların demokratik ve özgürlükçü sisteminin hizmetinde olur. Görevi sadece demokratik ve özgürlükçü rejimi dışa karşı korumak olur.
 

Anladık, barış olsun ve silahsızlanma onurlu biçimde gerçekleşsin, ama mevcut ordu bütün kirli örgütlenmeleri ile olduğu gibi dursun, eski katliamcı ve darbeci özelliklerini korusun demek, Kürtlere ve aynı zamanda Türklere büyük bir hakarettir.
 

PKK ve PKK’nin silahsızlanmasından çok bu despotik orduyu konuşmamız gerekiyor. Ordu ve devlette ciddi ve esaslı düzenlemeler yapılmadan ciddi bir anayasayı yapmak zorlaşır. Veya tartışmaları bunlar üzerine Gerçekleştirip deşifre etmeden yapılacak yeni anayasa ciddi anlamda sakat olur.
 

Mevcut ordu ve benzer silahlı güçlerin eğitimden tutalım her şeyine kadar değişmesi gerekiyor. Bunlara el atmadan şimdiye kadar ezilen ve sömürülen, katliam ve soykırıma uğrayanlar rahat edemezler.
 

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, Kırmızı Kitap veya kırmızı çizgiler olarak bilinen devlet politikası MGK’da yeniden kabul edildi. Bakanlar Kuruluna gönderildi. Burada iç tehlike ve düşman olarak eskiden olduğu gibi “bölücülük” gösteriliyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürtler iç düşman ve tehlike olarak görülüyor. Buna göre bütün Kürtler potansiyel tehlikedir. Bu tehlikeyi yok etmek için ise Kürtler soykırımlara, katliamlara, inkar vb uygulamalara uğradılar. Bu gün aynı tehlike ve düşman tespiti MGSB’nde yer almaktadır. Bakanlar Kurulunda bu haliyle geçer.
 

İrtica iç düşman ve tehlike olmaktan çıkarıldı. Sadece irticai örgütlere dikkat çekiliyor. Ama Kürtler ve Kürdistan ise bütünüyle düşman ve tehlikedir.
 

Barış ve silahsızlanmadan, kardeşlikten, yaradandan dolayı herkesi severiz diyenler, yüzyıllardır kız alıp-verdik, biz birbirimizden ayrılamayız diyenler, o zaman Kürtleri neden düşman görüyorlar?
 

İşte sahtekarlıkları, ikiyüzlülük ve oyunlarını MGSB ele veriyor.
 

Dolayısıyla Kürtler hala iç düşman ve birinci derecede tehlike ise, devlet politikası bunu söylüyorsa, yapılacak yeni anayasada Kürtlere yeni bir statünün tanınmak istenmediği çok açıktır.
 

Anayasanın değişmez denilen ve değişmesi teklif edilmez denilen ilk üç maddesini kimse ciddi olarak tartışmıyor. Bu ilk üç madde olduğu gibi veya biraz reformdan geçirildiği gibi korunursa demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın ortaya çıkacağı çok tartışma götürür.
 

AB’ye Türkiye katılmak istiyor. AB ve kriterlerinde devlet bütün dinlere eşit mesafede duruyor. Bir bireyin ve küçük bir inanç topluluğunun bile inançlarını serbestçe yerine getirme hakları vardır.
Türkiye devlet dini olarak ve resmileştirilen Hanefilikten vazgeçecek mi?
 

Bu arada Kürtler genellikle Şafidir. Şafilik Sunilik mezhebinden sayılıyor. Böyle olsa bile Sunilik egemen dinde Şafiliği saymak doğru olmaz. Kürtlerin çoğunluğu şafi olduğu için devletin resmi dinine göre inançlarını serbestçe yerine getirmiyorlar. Şafi Kürtleri Hanefileştirmeye çalışıyorlar.
 

Alevilik ayrı bir inanç veya din olarak kabul görmelidir. Devlet ve İslamın en iyi savunucuları bile Aleviliği Suniliğin mezhebinden saymıyor. Bu doğrudur. Alevilik Sünni mezheplere girmez. Alevilere inançlarını ve dinini serbestçe yerine getirecek özgürlüklerin bu anayasada yer bulması lazım. Sadece AB kriterleri deyip, bildiğini devam etmek sahtekarlıktır.
 

En liberal ve demokrat geçinenler AB’ye katılmayı hararetle savunuyor. Burada inançlara serbestliğin ne düzeyde olduğunu biliyorlar. Kimlik ve ulusal sorunların özerklik, federasyon ve konfederasyon türü örgütlenmelerle çözüldüğünü biliyorlar. Egemenler zaten karşıdır, bu tür örnekleri görmezden geliyor. Liberal ve en demokratlar hatta sosyalistlerin çoğunluğu ise bu durumu gündeme getirmiyorlar. Utangaç değinmelerle geçiştiriyorlar. Doğal olarak bu durum anayasa yapımına yansıyacaktır.
 

Kürtlerin bazıları da cumhuriyetin temel ilkelerine, Kemalizm’e, üniterliğe karşı değiliz dediklerinde oluşacak anayasa tablosu Kürtler için tam bir hezimete dönüşme tehlikeleri taşıyor.
 

Önümüzde fırsatlar ve olanaklar var. Yaratılan kazanımlarda bulunuyor. Bunları iyi değerlendirmenin çabaları içine girmeliyiz.
 

Lozan kazığından sonra, bu kez de “demokratik” hatta biraz daha karikatüre edersem “özgürlükçü” bir kazık yemeyelim!
Devam edecek
 

[email protected]
 

Not: Kürdistan’dan dünyaya İNSANLIĞIN BİTMEYEN ÇİLESİ(Modernitenin ötesine geçmek) adlı kitabım Peri yayınları tarafından Türkiye’de basıldı ve dağıtıma sunuldu.
 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe