ATATÜRKTEN ATAKÜRDE
Ne tuhaf hallerimiz var. Buna yanıp bitiyorum. Kül olur muyum bilemem. Ne için ortaya çıktık nereye geldik. Trajedimizin dramını yaşıyoruz. Varlık nedenlerimiz hiçlik nedenlerimize dönüştü. Ben varım, bizde varız. Kimliğimiz, haklarımız, hukukumuz, uluslar arası ölçülere göre ülkemizin ve ulusumuzun en doğal ve anadan doğma haklarımız var dedik. Anamızı tanıdık.
Dursun Ali Küçük
27.11.2009 - 15:40
ATATÜRKTEN ATAKÜRDE
Ne tuhaf hallerimiz var. Buna yanıp bitiyorum. Kül olur muyum bilemem.
Ne için ortaya çıktık nereye geldik.
Trajedimizin dramını yaşıyoruz.
Varlık nedenlerimiz hiçlik nedenlerimize dönüştü.
Ben varım, bizde varız. Kimliğimiz, haklarımız, hukukumuz, uluslar arası ölçülere göre ülkemizin ve ulusumuzun en doğal ve anadan doğma haklarımız var dedik.
Anamızı tanıdık.
Anamıza küfredilmesine, dilinin ve kültürünün yasaklanmasına ve soykırımcılarımıza karşı çıktık.
İşgal ve sömürgeciliği ortadan kaldıracağız. Ülkelerin ve ulusların sahip olduğu hakları ve özgürlükleri istiyoruz.
Hiçbir zaman fazlasını istemedik. Fazlasını istedikse namert olalım.
Evet, bu günlerde çok tartışılan Dersim soykırımına karşı çıktım.
Kemalizm'i küçük yaşta sevmedim. Ne anam ne babam, ne akrabalarım bana Kemalizm'i ve Mustafa Kemali sevdirmeye kalkmadı.
Onlar hep gizlice bana anlattılar. Aman kimseler duymasın dediler.
Bundan dolayı küçük yaşta jandarmayı görünce kaçardım. Çünkü onların bizleri kırdığı, süngülerden geçirdiği anlatılırdı.
Gerçek ne hikayeler duydum. Sonra biraz büyüyünce dayılarımdan öğrendim. Haydaran aşiretindendiler. Öldürülen öldürülmüş, gerisi sürgüne gönderilmişti. Dayılarım daha on yıl olmamıştı sürgünden döneli.
Aşiret reislerimiz büyüğünden küçük çocuğa kadar hepsi Mazgirt’te götürülüp öldürülmüştü.
Bunun üzerine bir türküde var;
Ax Cuxura cuxura,
Fidan xatune vana
Celal Bayar amo
Non solama neveno, made xain xain nadano.
Aşiret reislerimizin kırımı bu türküyle anlatılıyor.
Bu aileden küçük, hala ana kucağında olan, süt bebesini annesi bir kadına bırakıyor. Çocuk çok küçük olduğu için ölüyor.
Soykırımcı ve işgalci ordu güçleri bunu duyuyorlar. Bakıyorlar çocuk yok. Bu süt bebesi için yeni bir askeri operasyon düzenliyorlar. Çocuk çok küçük ve öldüğünü duyunca askeri operasyona son veriyorlar.
Hangi ordu, bir süt bebesi için askeri operasyon düzenlemiştir. Şimdiye kadar bir yerde rastlamadım.
Mustafa kemal, CHP; aşiret reisleri ve ağalara karşı olduklarını söylerler. Bizde karşı oldukları halkımızın geleneksel önderleridir. Ne ağalığa ne feodaliteye karşı ciddi bir mücadelelerini görmedik.
Ecevit, Kemal’in takipçisi olarak sorunu aşiret yapısı ve feodalitede görüyordu. Oysa karşı oldukları geleneksel doğal özelliklerimizdir. Başka bir deyişle yaratılıştan gelen özelliklerimizdir. O zaman bunlar yerine bizleri her şeyimizle yok edip devlete bağlamak ve tek ulus yaratmak için uygulamalarını yapıyorlar.
Bazıları bilerek ve bazıları bilmeyerek hala bunu katliam olarak yansıtıyorlar. Oysa Dersim’de yapılan Dersimi yok etmektir, soykırımdır. Kürdistan çapında bu Kürtlerin ve diğer halkların soykırımıdır.
Mustafa Kemal aklanmak istendiğinde, sömürgeci resmi partileri gerekçesi ne olursa olsun benimsediğimizde soykırım ve yok edilişimizi, vahşice tarihte silinmemizi onaylamış oluruz.
Olaylar bu kadar çok gündeme girdiğine göre bir kere daha niye PKK’den ayrıldığımızın, ayrıldığımın hikayesine dönmek istiyorum.
Geçmişte farkında olmadan bazı hatalarına ortak oldum veya içimde sessiz muhasebe yaptım.
Öcalan yakalandığında her şeyi daha çıplak görmeye başladım.
Bu konulardan biride Kemalizm sorunuydu.
İlk ortaya çıktığımızda Kemalist ideoloji ve politikaya temelden karşı çıkıyorduk. Mustafa Kemal ve CHP sisteminin ülkemizi sömürgeleştirdiği, cumhuriyet ile birlikte 1945’e kadar yeniden işgal ettiğini söylüyorduk. Tenkil, tedip ve tehcir uyguladığını ve soykırımlar yaptığını açıkça ilan ediyorduk.
Bu sürelerde devrimci düşünceler savunduğumuz için bir aralar soykırım ve yeniden işgale karşı Dersim, Şeyh Said, Ağrı-Zilan vb direnişlerini halkın direnişleri ve kendini savunma olarak belirtirken, liderleri düşünsel ve amaçsal olarak geri buluyorduk.
Daha sonra liderlerin direnişini de haklı gördük. Bir bütün halkın kendisini savunması olarak değerlendirdik.
İlk çıkışta bizi biz yapan sömürgeciliği, Kemalizmi, devlet sistemini eleştiriden geçirip ona karşıdan cephe almamız bizi büyüttü. Bu ve benzer nedenlerle yürütülen mücadele bizleri, biz yaptı. Diyarbakır vahşetine karşı, Kemal, Mazlum ve Hayrilerin vb arkadaşların yürüttüğü mücadele, Kemalizm ve Türkçülüğü, sömürgeciliği benimsemeyen tavırları ve bunu simgeleyen her şeye tavır almaları ve haklı direnişleri bizleri biz yaptı. Diğer zindan direnişleri bu tavrı güçlendirdi.
Gerilla işgalciliğe, soykırım ve sömürgeciliğe karşı haklı bir mücadelenin adıdır. Bağımsızlık ve eşit haklara dayanan konfederasyon ve federasyondan aşağısını hiçbir zaman düşünmedi.
Yanlışları olsa bile en doğal haklarımız her mücadele eden bireyin gönlünde yatandır.
Öcalan, Kemalizm'i açık savunmadığı ve bizim karşı çıkışlarımızı eleştirmediği ve hatta onayladığı zamanda pratik olarak Kemalizm’e yöneldi.
Esad’ı, Saddam ve Humeyni’nin rehberlik sistemini örnek aldı ve yazılarında Saddam dışındakileri açıkça yazdı. Bunları hepimiz okuduk, işledik ve takip edenler biliyorlar.
Bu aralar bizde yarattığımız putun kurbanı olduk.
Bu kendimi en çok affetmediğim noktalardan biridir.
Ama iç muhasebem sürdü ve bazı noktalarda cezaevinden çıktıktan sonra çelişkiler yaşamaya başladım. Mücadelenin başarısı için bazı şeyleri kalbime gömdüm.
İnsanlık duygularımı korumaya çalıştım.
Öcalan yakalanınca perde aralandı ve her şeyi daha açık görmeye başladık.
“Hizmete hazırım” diyerek pratikte uyguladığı ama teorik olarak Mustafa kemali övmediği, bir diktatör, faşizmin hocası, soykırımcı ve kendisi dışında herkesi tasfiye eden  gördüğü Mustafa kemal’den, Kemalist ideoloji ve sistem eleştirisinden çark etmeye başladı.
Türk kurtuluş mücadelesi sürecinde Türk ulusu için Mustafa kemal’in yaptığı bazı olumlulukları genelleştirerek, Mustafa kemal’i bütün süreçlerde Türk insanın çoğunluğunun yapamadığı bir tarzda Mustafa kemal’i olumlulamaya, övmeye, aklamaya başladı.
Soykırıma karşı kendini haklı olarak savunan halkımızın cumhuriyet dönemi liderlerini yeniden gerici ilan etti. Hatta bu liderlerimizin başkalarının oyununa geldiği, kullanıldıkları ve bunların bu tavrı olmasa, Mustafa Kemal’in Kürdistan’a daha olumlu yaklaşacağını işlemeye başladı.
1999’dan sonra PKK içinde en çok dalgalanmaya yol açan konu Kemalizm ve Öcalan’ın geçmiş Kürt liderlerini Kemalizm’e karşı gerici ilan etmesiydi.
O zamanın PKK yönetimi, açıkça Öcalan’ın dediği yanlıştır demese bile, ezici çoğunluk bu görüşü ve politikayı benimsemiyordu.
Bende hala açık karşı çıkmıyordum. Ama benimsemiyordum. Dar anlamda güvenebileceğim bazı arkadaşlarla tartışıyordum.
Eskiden Diyarbakırlı bir şoför bir gazeteci ile konuşuyor. Şoförün iki görüşü var, bir kendi düşüncesi, birde resmi görüş. Bunun için gazeteciyle konuşurken resmi görüşümü mü, kendi görüşümü mü istiyorsun diye soruyordu.
Ben veya benim gibiler Öcalan’ı eleştiremiyorduk. Resmi görüşümüz onaylamaktı, kendi görüşüm ise karşı çıkmaktı.
Hem Kemalizm hem de diğer konularda ayrı düşündüğümüz halde açıktan tavır alamamamız içimizi kanatıyordu.
Yok edilmek istenen kişiliğini ve ruhunu korumaya çalışıyorsun, öte yandan ise onaylıyorsun onarılmayacak bir çelişkiye düşüyorsun.
Bir bakıma travma yaşıyorsun.
Neden ayrıldım?
Ayrılmamın temel nedenlerinden biri Kemalizm onaylanması ve güncelleştirilmesine, aklanmasına karşı çıkmamdan dolayıdır. Benden önce ayrılan, benimle birlikte binleri geçen ayrılmalar ve sonraki ayrılmanın asıl nedeni birde bu Mustafa kemal sistemi ve O’nun şahsında Kürdistan’da yaptıklarının aklanmasıdır.
2005’te Gürcistan Tiflis cezaevinde iken yazdığım, Kürdistan-aktuelde PKK’de Neler Oldu adıyla Nasıl Bir Çözüm başlıklı yazımda Öcalan’ı Kürt Kemali olarak değerlendirmiştim.
Çünkü hem uygulamaları, tek kişiye dayanan sistemi, her konuda tekler dizisini esas alması, pratikte Mustafa kemal’i taklit etmesi, Stalin ve Humeyni’ye uzanan ve çeşitli zamanlarda bu tür despotik şahsiyetleri kendisine örnek olarak sunması, teorisini yapması, mücadele içinde yaşadığımız deneyim beni bu tespiti yapmaya götürmüştü.
1999 yılıydı. Öcalan’ın işkence görmeden yaptığı konuşmaları ve bir ölçüde basına yansıyanları benimsemiyorduk. Katılmıyordum.
Bu yıl ilk savunması elimize ulaştı. Siyasi savunma yapmamıştı. PKK’ye sahiplenmiyordu. Ne olumlu ne olumsuzluklarını izah etmiyordu. Bir bakıma veda etmişti.
Bu arada savaşan komutan bir arkadaşla karşılaştım. İkimizde savunmasını okumuştuk.
Kardeşlik boş biçimde işleniyor, Türk asker analarından özür diliyordu. “Uğruna savaştığı”
 halktan hatalarından dolayı özür dilemiyordu.
O arkadaşın savunması üzerine ilk söylediği söz şuydu: “Biz bunlar için mi savaştık?”
Bağımsızlık, federasyon, konfederasyon hatta özerlik vb statülere veda edilmişti. Bu gün açılımla AKP ve devletin yaptığı kültürel haklara inilmişti.
Mustafa Kemal’den bol alıntılar vardı. Kendini eskiden savunan halk liderleri gericiydi.
Öcalan’ın bu görüşlerini bırakın bu gün, 1970’lerde savunan grup ve partiler yüzde yüz Kemalist ve Kemalizm damgasını yerdi.
O zamanlar ve izleyen süreçlerde bu tür görüş ve politikaları savunanları Kemalist ve sömürgeciliğe hizmet olarak değerlendiriyorduk.
Dersim soykırımı gündeme oturdu. Dersim kendi adına kavuştu.
Mustafa Kemal ve o dönemin olayları, soykırım ve katliamları açılmaya başlıyor.
Düşünsel temelde ve amaçlar unutulduğu, Kemalizm güncelleştirilmek istendiği için ben ve benim gibi ayrılanların haklılığı bir kez daha ortaya çıktı.
İşte ayrılmam ve ayrılmamızın en temel hikayelerinden biri buydu.
Bunun için ayrıldığımız için “hain”, “tasfiyeci” ve “kaçkın” damgasını vurmaya kalktılar.
Öcalan, Mustafa Kemal “seyit Rıza’yı kurtarmaya gidiyordu ve katliamdan yana değildi”, cumhuriyetin temel ilkelerine bağlıyım, Kemalizmi güncelleştirelim, Mustafa kemal özerklik vermek istiyordu, diğerleri engelledi, Şeyh Said isyanı olmasaydı Mustafa kemal Kürtlere yönelmezdi ve benzer görüşleri ile hala kurtarıcı olarak gösteriliyor.
Özgür Politikaya baktım. Serhat Bucak’ın Dersim1 ve 2 ve Haydar Işık Kürt katliamları ile  başka bir Türk arkadaş Mustafa Kemal’in faşist modelleri örnek almasını işliyordu. Aynı süreçte yazı yazan Duran Kalkan ise açılımdan dolayı, açılımı sabote edilmesini ve edenleri değil, en çok AKP’yi vuruyordu. Dersim soykırımına değinmiyordu.
Bir önceki avukat görüşmelerinde Öcalan, beklide son Kemalizm teşhirinden dolayı Mustafa Kemal’i anlatamadı. Anlatacak ortam bulamadı.
O’da açılım devlet işidir, AKP sadece imzadır diyerek hedef şaşırttı. Halkımızın soykırımları ve Kemalizm eleştirisi gündem olduğu halde görmemezlikten geldi.
Siyasette kimin ne zaman ne söyleyeceği çok önemlidir.
Aydın olanlar ve birazcık insanlık duygusu içinde taşıyanlar Kemalizmi eleştirmeye ve soykırımları işlemeye başladılar. Öcalan ve KCK’nin yapmadığı kadar taraftarları yapmaya başladı. Özellikle Dersimli taraftarları karşı çıktılar. Bu karşı çıkışları olumlu görüyorum. Konferansta söylenenlerde bence olumludur.
Özel bir saplantım yoktur, bu konularda KCK ve Öcalan doğruyu söylerse ve işlerse onlara da katılırım.
Dersim soykırımı çeşitli tanımlamalar eşliğinde Türkiye’de tartışılıyor. Aynı süreçte Onur Öymen Dersim ile birlikte Şeyh Said’ide örnek vermişti. İşin bu boyutu yeterli bir değerlendirmeye tabi tutulmadı.
Öcalan’ın Kemalizm görüşlerini “Mustafa kemal Kürt Düşmanı değil”, “Öcalan; Şeyh Said Kullanıldı” yazılarımda işledim. Makalelerimde çeşitli zamanlarda bu konuya yer verdim.
Mustafa Kemal’i ve Kemalizmi sevmedim. Sevemem. Mustafa Kemal’i sevmek, onaylamak, güncelleştirmek, cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı olmayı; ülkeme ve halkıma hakaret, soykırımları aklamak olarak görüyorum.
Kemalizm ve cumhuriyetin çeşitli dönemlerde işlediği soykırımları kamuoyuna, halkımızın hepsine mal etmek ve uluslar arası gündemlere taşımak istiyorsak bunun yolu; dersim soykırımını yeterli işlemekten, tavır geliştirmekten, Mustafa Kemal ve CHP’nin kurduğu cumhuriyet sisteminin işlediği bütün soykırımları, Alevi katliamları, diğer halkalara ve bizzat Türk halkı içinde yürüttüğü katliamları açığa çıkarmak, işlemek, karşı olmaktan geçer.
Mustafa kemal, Stalin, Saddam, Esad, Humeyni sistemleri vb birer diktatörlüktür, despotizmdir. Soykırım ve katliamcılardır. Kendisi dışında her şeye karşı olanlardır. Tek çizgi, tek doğru, tek yol ve tekler dizisini uygulayan ve liderlik putları yaratanlardır.
Öcalan, “önderlik sistemi” bunların kötü bir kopyası ve taklididir.
Üstelik diğerleri devletleşerek bu işi yaptı, Öcalan daha Kürtler hiç bir şey elde edemezken benzer bir sistemi kötü tarzda kurdu.
Kemalizmi eskiden bu gün Kemalist sisteme genel bir tepki duyan Dersim şahsında mahkum etmeye kalktı.
Dersimli kadroları Kemalist ve Kemalist entrikacı adı altında infaz etti.
Öcalan sistemi kendi içinde hiçbir farklı düşünceye ve birazcık itirazları olanlara hayat hakkı tanımadı.
Mustafa Kemal zamanında ve hayattayken Kemalizm putunu yarattı ve işledi. Öcalan daha başarı kazanmadan Öcalan putu yarattı.
Halkın özgürlüğü ve ülkenin kurtuluşu Öcalan’ın özgürlüğünü sağlar diyeceğine, Öcalan’ın özgürlüğünü ülkenin kurtuluşu ve halkın özgürlüğünün önüne koydu.
Hastalığı için ve kendisine bağlılık için kitlenin enerjisini yanlış kanalize ederken, Dersim soykırımı ve dolayısıyla diğer soykırımların halka ve kamuoylarına mal edilmesi için kılını kıpırdatmıyorlar. Yurtseverler içinde yükselen sesleri eli mahkum izliyorlar.
Çözümde tek muhatap Öcalan’a indirgendi. Diğerleri put için konuşsalar da hiçtirler.
Kürtlerin Atakürdü, Türklerin Atatürkü önünde diz çöktü, teslim oldu ve itiraf yaptı.
İlk çıkış amaçlarından tamamen vazgeçti.
“Demokratik ulus” ve ulusların sorunlarının çözülmesini “çemberler teorisi” ile açıklamaya başladı.
İlk çıkışımızda Kemalizm yaklaşımı ve değerlendirmeleri tarihi gerçeklere daha yakındı.
Şimdi onların hepsini unuttu, Mustafa kemal’i aklayan tarih tezleri sözde geliştirmeye çalışıyor.
Anlaşılan İmralı ile içine girdiği süreci Mustafa Kemal ve cumhuriyetin temel ilkelerine sarılarak sürdürmeye çalışıyor.
2003’te savaşı tartışın dediği halde PKK yönetimi ve komutanlar tartışıp kabul etmedi. AKP’ye karşı ve darbe yapmak için yeniden başlayacak ve savaş olmayacak eylemlere ordu ve Ergenekon’un ihtiyacı vardı. Öcalan yoluyla bunu 2004’te PKK’ye kabul ettirdiler. O zamanki düşüncemde savaşın sipariş olarak kendisine verildiği yönündeydi. Bu görüşüm güçlenerek devam etti.
Sistem, infazlar ve halka yönelim eylemleri kendi tarzı ve zorlamaları, değerlendirmeleri olarak gerçekleştiği halde, kendisini aklamak için bu işe bulaşan ve hatta bulaşmayan başka kimseleri hedefleyerek infaz etti veya mahkum etti.
Ergenekoncularla görüştüğünü son avukat görüşmesinde resmen kabul etti. 1999 sorgulamaları, ifadeleri, PKK’yi amaçtan ve ruhtan uzaklaştırma girişimleri Ergenekoncular ve genel Kurmay ile ilişkiler sonucu ve kontrole girmekle gelişti.
Şimdi eski liderler kullanılmış ben kullanılmadım diyor. Bağımsız gözlemciler ve siyasetle ilgilenenler, tarihçi ve yazarlar, eski liderlerden çok Öcalan’ın tavır almadığını, teslim olduğunu ve denetime girdiğini yazıyor.
Eskiden PKK içinde bu kadar Mustafa kemal’i öven çıksaydı, hain denilerek hemen öldürülürdü.
Kemalizm’e karşı olan  Çetin Güngör, Saime Aşkın ve benzerlerini Kemalist ve o sistemin insanları diye infaz ettirmedi mi?
Öcalan, kemalizmi güncelleştirip, içimize saplanan bu hançeri başka biçimler altında bize dayatırken, Kemalist ve Kemalist entrikacılık diyerek infaz ettiklerinin hesabını nasıl verir?
Soykırımlardan sonra cellatlarımızı halkımıza sevdirmeye çalıştılar. Tarihi ters yazdılar. Adeta bunları bize ezberletmeye çalıştılar.
Bunlara karşı son on yıllarda mücadele ve çıkışlar oldu. Bu sistemin perdesi indirildi. Örtü kaldırıldı. Öcalan’da daha önce pratik politikada uyguladığı Kemalizmi, içeri düşünce sevmeye başladı.
İşin bu yanını hiç düşüneniz oldu mu?
Bunun sosyolojik ve psikolojik çözümlemesini yapanlar oldu mu?
Yaşamını kurtarmak ve üstelik öldürülmeyeceği ve öldürerek kahraman yapacağına, yaşatarak kontrole alınmasına ve kendisinden yararlanılması politikası bu güne kadar uygulandığı halde, kendisini en iyi direnişçi olarak sunması acaba nasıl değerlendirilir?
Bir söz var: “Bir insan maddiyatını yitirirse az şeyini yitirir, düşüncesini yitirirse çok şeyini yitirir, cesaretini yitirirse her şeyini yitirir.”
Kendisini siyasi olarak savunmayan, partisini ve mücadelesinin haklı gerekçelerle siyasi savunmasını yapmayan, üstelik bunlardan vazgeçen, çıtayı en dibe çeken ve ekletik görüşlerle yeni bir paradigma ortaya koymaya çalışan, geçmişinde doğru ve yanlışlarının muhasebesini yapmadan, sadece yarattığı sistemi ve putunu kullanarak ruhları öldürmeye ve içini boşaltmaya çalışan bir lider, Kürdistan sorununu bırakalım çözmeyi, çözümü kendisinde kilitleyerek bir halkı, KCK ve DTP’yi siyasetsiz ve iradesiz bırakır. Onlarda “çözüm İmralıdır” nakaratını tekrarlamaktan öteye geçmezler.
 Böylesi siyaset, açılımın bu kadarını bile sabote etmek isteyenlerin ve AKP’yi salt hedef yapan darbecilerin işine gelir. Gölge siyasetlerle, tali sorunlarla uğraşılır.
Öcalan, 1920’lerin ruhunu, Kuvvayi milliye ruhuna sıkça atıflarda bulunur. Benim bildiğim bu Kürdistanlıların ruhu değildir. Kuvvayi milliye ittihatçıların ve Mustafa kemal’in ruhudur.
Kürdistan’da yapılması gereken Kemalizm’in ruhuna el Fatiha okumaktır.
Dursun Ali Küçük- 27.11.2009
[email protected]
 

 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe