BAĞIMSIZLIK VE AYDINLAR
Sömürgenin de ötesi bir durumu yaşıyoruz. Son on yıllarda Kürdistan halkı belli bir düzey kazandı. Son yıllarda dünyadaki gelişmeler ve mecburi dayatmalardan dolayı TC cephesinde kısmi değişikler oldu. Ama bu hala yaşadığımız gerçek durumu özü itibarıyla değiştirmiyor. PKK, İmralı süreci ile birlikte bağımsızlıktan en dibe vurdu. 180 derece dönüş yaptı.
Dursun Ali Küçük
15.05.2009 - 21:11
BAĞIMSIZLIK VE AYDINLAR
Sömürgenin de ötesi bir durumu yaşıyoruz.
Son on yıllarda Kürdistan halkı belli bir düzey kazandı. Son yıllarda dünyadaki gelişmeler ve mecburi dayatmalardan dolayı TC cephesinde kısmi değişikler oldu. Ama bu hala yaşadığımız gerçek durumu özü itibarıyla değiştirmiyor.
PKK, İmralı süreci ile birlikte bağımsızlıktan en dibe vurdu. 180 derece dönüş yaptı.
“makul talepler” sınırına çekildi. Makul talepte üniter devlet politikası içinde ne olduğu belirsiz olan “demokratik özerkliktir.”
Kürdistan sömürgedir ve Türkiye sınırları içinde 20 milyonu aşan Kürt yaşamaktadır.
Bütün ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, bağımsızlık, konfederasyon ve federasyon olma hakları vardır. Bu haklar bütün dünyaca ve Birleşmiş Milletler tarafında kabul edilmektedir.
Ayrılma hakkı, bir ulusun doğal hakları olarak kabul görmüştür. Bunu kullanıp kullanmaması o ulusun ve halkın özgür iradesine kalmıştır.
Başlarda bütün Kürt hareketlerinin çoğu ulusların kendi Kadrelerini tayin hakkının kullanılmasından yanaydı. Amaç netliği vardı.
Şimdi Kürtler kuzeyde amaç netliğini kaybetmiş bulunmaktadır.
Ayrılma hakkını ağzına alanlar azalmıştır.
Son dönemde silahsızlanma ve af tartışılmaktadır. Buda içi boşaltılarak yapılmaya çalışılıyor.
İnsanlar mücadele ederken af edilmek için yapmadılar.
Kimsede mücadele edeyim ve beni affetsinler döneyim diye mücadeleye katılmadı.
Bu konuda ve Kürdistan sorunun çözümünde aydınlara önemli görevler düşüyor.
Acı olan aydınların önemli bir çoğunluğu bir partinin veya partilerin politikalarına onay verme durumuna gelmeleridir.
Halbuki, partiler U dönüleri yapabilir. Amaçlarından vazgeçebilir. Hatta ulusal haklara önemli ölçüde sırt çevirebilir. Bazı doğru taktik yaklaşımlar gösterebilir. Kısa vadeli reformları amaçlarını unutmadan uygun görebilir.
Bazen partilerden biri ulusal hareket karakterini yitirebilir. Amaçları unutarak taktik adımlarla kendisini sınırlayabilir.
Daha saymak mümkündür. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta aydınların her zaman önde olmaları ve partilerin onaylayıcıları olmamaları gerekiyor.
            ******
Son günlerde silahsızlanma, eve dönüş, af tartışmaları eşliğinde, MGK’da eski pişmanlık yasaları gibi sorunların çözülmeyeceği, yeni biçimleri üzerinde kafa yorduğu söylentileri var.
Cumhurbaşkanı Gül; Kürt meselesinin Türkiye’nin en önemli meselesi olduğunu söyleyerek, elimizde iyi bir fırsat var, “fırsatı kaçırmayalım” belirlemesinde bulunuyor.
Ordunun ve PKK’nin yorulduğu tespitleri var.
Hasan Cemal en son Kürdistan Federasyonuna gitti, yazdı. Bu arada Kandil’de Murat Karayılan’la da görüştü.
Savaşın bitirilmesi yönünde açıklamaları var. Buna bir itirazım yok. Savaş artık anlamsız olduğu için bitirilmesinde yarar var.
İnsanı düşündüren bir afa fit olma kaygısıdır.
Uzlaşmalarda gerekli ve uzlaşmaların iki tarafı da tatmin etmesi lazım gelir.
Karayılan çözüm için kısaca şunları belirtiyor: PKK eski PKK değildir. Ayrılmayı artık savunmuyor. Makul çizgiye gelmişiz. Artık demokratik özerk Kürdistan diyoruz. Özerklikten kasıt federasyon değildir. Sınırların yeniden çizilmesi değildir. Devletin üniter yapısını bozmayan bir çözümdür. Mahalli idareler Kanunu değişir, yerel yönetimler güçlendirilir.
Özgür politika’da yazan Delil Karakoçan’da bundan hareketle aynı şeyleri biraz değişik dille özetliyor: “…Bu çevreler genellikle MİT ve ordu; derin devletin derin unsurları…
Bu unsurlar PKK’deki değişimi görüyor; Kürt sorunun da ‘ayrı devlet’ten- ‘üniter yapıyı bozmayan çözüme’ evirildiklerini, ‘sınırlar dahilinde’ demokratik çözümden yana olduklarını kabul ediyor. Ancak dile getirmiyor.” Ve “PKK’ deki bu öz değişim” diye devam ediyor.
Benim için bunlar yeni değil. İmralı süreci ile birlikte gündemleştirilen şeylerdir. Savaşta başlatıldı ve yine aynı şeyler tekrarlanıyor.
O zaman savaş neden ve ne için başlatıldı?
1999’dan bu yana PKK açısından değişen bir şey yok. İstemler ve yaklaşım aşağı yukarı aynıdır.
Bana göre TC, kendi açısından 1999-2000 de fırsatı eline aldı, ama kullanmak ve bir sonuca götürmek istemedi.
Süreç içinde kısmi bazı adımlar devlet yoluyla attılar. Şimdi “fırsatı” kullanıp kullanmamak onların elindedir. İmralıyı bağladıkları ve PKK=Öcalan olduğu için isterlerse ve istedikleri gibi düğümü çözerler. KCK’nin sorunu İmralıya havale ettiğini ve hapise koyduklarını da gayet iyi biliyorlar.
Özeklik, siyasi, idari, kültürel vb bir yönetim biçimidir. Üniter yapılanma içinde ve katı merkeziyetçiliğin süreceği bir yerde özerkliğin gerçekleşmeyeceğini adım gibi biliyorum.
Cumhuriyet ilkelerine bağlılık ve üniter yapı içinde ancak yerel yönetimler güçlendirilir, Mahalli İdareler Kanunu değiştirilir. Yani Murat Karayılan’ın “makul çözüm” dediği koşulları devlet isterse yerine getirebilir.
Ama bundan Özerk Kürdistan hiç çıkmaz.
Bulanık “demokratik özerklik” çıkabilir. Ne demokratik olur ne de özerklik olur. Hakkını yemesek “makul çözüm” olur.
TC açısından söylersek, onlar için çok iyi fırsat çıkmıştır. Bu 1999’dan beri vardır.
İlter Türkmen’de bana göre Murat Karayılana yakın şeyleri, Kürdistan’da savaşmış bazı generallerle açıklamıştı. Özerklikten söz etmese de gerisi aşağı yukarı benzer sayılır.
“Çözüm” için İlter Türkmen, Hasan Cemal ve benzerlerine referans verilmektedir.
Bütün dünyaya bakın, ulusal demokratik mücadele veren hiçbir ulus bu tür şekilsiz taleplerle çözüme gitmemiştir.
Öcalan, eskiden Molla Mustafa Barzani’nin Irak yönetimi ile yaptığı özerklik pazarlıklarını işbirlikçilik olarak değerlendiriyordu. Oysa bugün bile hala Kürdistan federasyonuna dahil olmayan Kerkük’ü istiyordu, askeri güç bulundurmayı, maliye vb şeyler istiyordu. Kerkük dışında özerklikte, Kürdistan özerkliği, siyasi, idari yapısı vb konularda anlaşma sağlamışlardı.
PKK, siyasi, idari yapısı, kültürel vb yapılanması olan Özek bir Kürdistan istese hiç yoktan buda “olur” denebilir.
Özeklikte Kürt meclisi, hükümeti, idari vb yapılanmaları olur.
Vallah doğrusunu söylemek gerekirse demokratik cumhuriyet gibi bu demokratik özerklikten bir şey anlamış değilim.
Neden mi?
İstenilen ve formüle edilen özerkliğe benzemiyor  da ondan…
           *******
Aydınlardan söz açmak istedim. 1999’dan sonra PKK U dönüşü yaparken bazı aydınlar federasyon talebini içeren bir bildiri yayınladılar. Bunu anlamlı buluyorum.
Aydınların görevi partilerin önerdiklerini onaylamak olmamalıdır.
Aydın olan her koşulda Kürdistan’ın ve Kürt ulusunun bütün temel haklarını savunur.
Hiçbir ulustan farklı ya da ayrıcalıklı bir durum istemiyoruz.
Özgür ulusların sahip olduğu hakları istiyoruz.
Geçenlerde Başbakan Erdoğan; “bağımsızlık Türk milletinin karakteridir” diyordu.
Aydınlara düşen Kürdistan’ın bağımsızlığını savunmasıdır.
Partilerin politikalarına, ters dönüşlerine, geri yaklaşımlarına bir ulusun temel hakları feda edilemez.
Bağımsızlıkta dahil, gerçekten eşit, adil, demokratik federal veya kon federal bir cumhuriyeti savunmaktan aşağı düşen bir aydın kendisini aydın olarak tanımlayamaz.
Partilerin propagandacısı olmak aydınlara düşmez. Onu partilerin kendisi yapsın ve zaten yapıyorlar.
Aydın olmak, İsmail Beşikçi’nin gösterdiği tavrı göstermektir. Beşikçi bilimsel ve ilkesel yaklaşıyor. Bu ve buna yakın düşünenler gerçek aydın kimliğine sahiptirler.
Bazı geçici adımların, reformsal bir dönemin olması reddedilemez.
Böylesi durumlarda da aydınlar artı ve eksileri, olumlu ve tehlikeli yanları konusunda toplumu aydınlatmakla görevlidirler.
Bu konularda parti veya partiler gibi düşünmek felaket olur.
Bilimsel yaklaşımdan yoksun, özgür ve eleştirel aydınlamalara gelmeyen ve kendisini propagandacı durumuna düşüren aydınlar aydın kategorisine gerçek anlamda giremez.
AB’ye girme durumu şu an muğlaktır. Türkiye AB’ye girme açısında ciddi adımlar atarsa ve bunu şimdiye kadar yaptığı tarzda değil, samimi ve içtenlikli bir düzeye gelirse, federasyon ve konfederasyon en mantıklı olanıdır.
Mevcut durum sürerse ayrılma hakkını savunmak gayet doğaldır.
Bağımsızlıkla başladık, şimdi nerdeyse bize bağımsızlık unutturulmaya çalışılıyor.
Gönüllü ve eşit birliktelikler çağımıza daha uygundur.
Federasyon veya konfederasyonda bir ayrılma durumunda kullanılan haklar elde edilir.
Gönüllü ve eşit oldukça ve referandumla o ulusun onayı-rızasına dayanıyorsa buna da söylenecek söz yoktur.
Başımız ve gözümüz üzerinde yeri vardır

12.5.2009                                          Dursun Ali Küçük
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe