BİR YANIM LOLAN BİN YARAM SAİME
Aynı yerde Resul Altınok’ta var. İlk tanıdığım arkadaşlarımdan. Biz zindanlarda işkence görürken, O Beka’da ve Lolan’da işkence görüyordu. Izdırap ve zorluk değil, kelimenin gerçek anlamıyla işkence gördü. Diyarbakır vb zindanlarda direniyorduk. Bizi fosetik çukurlarına veya açık söylersek bokun içine atıyorlardı. Resul’ü Lolan’da fosetik çukuruna attılar.
Dursun Ali Küçük
09.07.2009 - 21:31

BİR YANIM LOLAN
BİN YARAM SAİME
Aynı yerde Resul Altınok’ta var. İlk tanıdığım arkadaşlarımdan.
Biz zindanlarda işkence görürken, O Beka’da ve Lolan’da işkence görüyordu.
Izdırap ve zorluk değil, kelimenin gerçek anlamıyla işkence gördü.
Diyarbakır vb zindanlarda direniyorduk.
Bizi fosetik çukurlarına veya açık söylersek bokun içine atıyorlardı.
Resul’ü Lolan’da fosetik çukuruna attılar.
Belki de ilk fosetik çukuruna atılanlardandır.
Bazıları diyebilir günah çıkarsa ve büyüğe özeleştiri raporu yazsaydı, bu günleri görmezdi.
Evet, aynen öyle.
Ama tarihte bu tür zulümleri görenler düşünceleri ve tavırlarından taviz vermeyen ve diz çökmeyenlerdir.
Böylelerine bir zaman tasfiyeci, zındık, münafık, oyun bozan, hain, yaşamı bozan vb sıfatlar takılabilir.
Ama gün olur devran döner.
Anlatılanların yakıştırma olduğu ortaya çıkar.
Yargılayanlar yargılanır duruma gelirler.
*******
Lolan adı daha öncede duyulur. Lolan şeyhi Reşit veya buranın şeyhleri Barzanların, Barzanilerin otoritesini kabul etmez. Sorandırlar. Barzaniler Irak rejimine tavır aldıkları mücadele ettikleri için, “tarihi düşman” kimliğine uygun şekilde bunlarda devletlerin yardımını tercih eder. Barzanilerle epey çatışır ve bu alanları boşaltmak zorunda kalırlar.
Adı değer PKK kampı asıl Lolan köyünde değil. İlk defa oraya kamp kurulduğu için o yörenin adıyla Lolan kampı denir.
Beka kampının Kürdistan ayağıdır.
Bekanın devamı bir rol oynadı.
İlk kurşunun sıkılması çok önemli ve tarihi önemi her zaman varlığını korur.
Fakat işin başka bir garip yönü vardır.
Bütün kadroların ilk kurşuna bir itirazları bulunmuyor.
Bu ilk kurşunun anlamı daha bilince çıkarılmamıştır.
Yarattığı etkiler planlayıcılarını aşar ve aşmıştır.
İlk kurşun olayına giriş yapılırken, neredeyse yarı oranında belki daha fazla kadroda tasfiye edilir.
Bazı arkadaşlar içindeki çelişkilileriyle Kürdistan’a yürüyüş yaparlar. Mücadele içinde şehit düşerler.
Bu arkadaşların ülkesi ve mücadele etmeden yana bir derdi yoktur.
Temelleri kurulan tek kişilik yönetime itirazları vardır.
Tavır alışları düşünsel, yönetim ve işleyiş tarzıyla ilgilidir.
Lolan pratiği daha sonra tasfiyeci pratik olarak değerlendirildi.
Abbas’la bir ara oradan geçerken bana bostan olarak kullanılan yeri gösterdi.
Şunu demeye getiriyordu: “ bak bostan denilen yer bu küçük yerdir, açlık sorunu vardı bu küçük yeri ekelim dedik ve bunu yaptık.”
Evet, sonradan kurulan bostanlar yanında bu bir hiçtir. Bostana baktığımda bunun eleştiri için bir bahane olarak kullanıldığını görmek zor değildi.
Savaşçılar bostan olayından dolayı harcanmamıştı. Bu kesin.
Ama 2. Kongreden sonra o dönemde muhalif olan ve otokratik sisteme gidişi benimsemeyenler şu veya bu düzeyde tavır alanlar artık tutuklu veya yarı tutuklu durumundaydılar. Veya gözaltında tutuluyorlardı.
Yüzde yüz hizaya gelmeleri gerekiyordu.
Beka ve Lübnan, Suriye’de başlatılan bu pratiğin Lolan’da tamamlanması gerekiyordu.
Bu açıdan Lolan’a Beka’nın devamı diyorum.
Resul Altınok bu dönemde tavır alanlardan biridir. Ve tavrını sonuna kadar sürdürür.
O genelde kitaplarda yazılan ve genelde düzgün işleyen, Ortodoks sosyalizmi ve ona göre bir parti ve partileşmeyi düşlüyordu.
Oysa gençlik yıllarımızda Ortodoks sosyalizm, Lenin, Stalin ve öncesi bize yakın geliyordu.
O zamanlar Stalin yönetimini onaylamamızla kendi ayaklarımıza pranga vurduğumuzun farkında değildik.
Ütopyacı yanlarımız olan romantik devrimciliğimiz vardı.
Ülkemiz için, bağımsızlık ve özgürlük için her şeyimizi feda eden gençlerdik.
Bu fedakarlığı yaparken iyi hesaplayamadığımız ve sonraları bizi vuran kötü huylarımızda vardı.
O zamanlar muhalif olanlar vicdanları ve ütopyaları ile iyi şeyler düşlüyorlardı.
Stalinizmi vb kabul etmeleri veya kullanılan demokrasi ve özgürlüğe uymayan yanlarını hala göremeyince bunların kurbanları durumuna da geliyorlardı.
Resul Altınok’un ve benzerlerinin genel duruşu buydu.
Genelde Çetin Güngör daha öngörülüydü ve o zaman demokratik PKK’yi savunuyordu. Muhalif olanlar adlandırsalar adlandırmasalar, otokratik sisteme karşı durdukları için genelde olumlu tavır içindeydiler.
Resul’u ilk dönemlerde tanırım. Çalışırdı ve bütün her şeyini devrime adamıştı. O dönemdeki insanların genel özelliklerini taşır.
İyi niyetle yola çıkmıştık, ama hala ayaklarımız bazı noktalarda yere basmıyordu.
Ama duruşlarımız karalıydı.
Araştırıyorduk, okuyorduk, çalışıyorduk, tartışıyorduk.
Lübnan’la başlayan baskıcı ve içi sindirme süreciyle arayışlarımız ve tartışma ruhumuz öldürülüyordu.
Bir şey yapılsaydı o dönemlerde yapılırdı.
Daha sonra gidenlerin bireysel olarak başarı ve değişim yapma şansı bulunmuyor.
Ancak karşı çıkar, öğütülür, atılır veya yaşam kendisine zindan yapılırdı. Ayrılsa bile yaşama şansı oldukça zor duruma gelmişti.
Resul, Çetin Güngör ve Saime Aşkın’ların hayat hikayelerini bu açıdan önemsiyorum.
********
Öcalan, bir derste Resul'u anlatıyordu. “geldi kendini yere attı. Dümbelek çalıp kadın oynatıyordu” vb türünden basitleştirilmiş gerekçelerle bizleri ikna etmeye çalışıyordu.
İlk algılamamda diğer şeylere bir şey diyemem. Ama bu dümbelek çalıp kadın oynatmak hiç aklıma yatmadı. Ta o zamandan kafama kazınmış olarak kaldı.
Kısaca Beka ve Suriye’de hedeflenenlerin bazıları son noktayı koymak için Lolan’a gönderilir.
Lübnan ve Suriye’de Öcalan tek kişilik yönetim kurmuştur. Bu tarihlerden sonra yöneticiler bu alana gelip gidebilir, ama artık buralarda ve genelde giderek ciddi fonksiyonları kalmamaktadır. Öcalan ve bu alan artık eleştiri dışıdır ve dokunulmazdır.
Başka yerler ve kişiler sırasıyla hedef tahtasına oturtulur.
Neyse Resul Altınok, Saime Aşkın, Baki Karer, Sağır Cuma, Ayten Yıldırım, Bircan, Laima Baksi ve benzerleri lolan’a aktarılır.
Tutuklu veya yarı tutukludurlar. Soruşturmaları devam eder.
Resul Altınok Suriye ‘de tutukludur. 12 Eylül darbesinden sonra ülkede merkez düzeyinde görevlidir ve en son çıkanlardandır.
İkinci Kongreye alınmaz.
Lolan’a aktarılırken kendisiyle konuşulur. Tutukluluk durumunun kaldırıldığı söylenir. Lolana gidiniz, orada yeni bir kongre yapılacağı vb tütünden şeyler kendisine söylenir.
Bu açıdan İran üzeri uçakla gönderilir.
Bu duruma inanıp inanmadığını bilemiyorum.
Ama Lolan’a gider gitmez yeniden tutuklanır.
Resul Altınok tavrından geri adım atmaz. İşlediği bir suç yoktur. Yüz kızartıcı bir suç işlememiştir. Bazı konularda farklı düşünmektedir.
Bütün suçu farklı düşünmesi ve farklı bir parti projesi olmasıdır.
İşte düşüncenin PKK’de suç sayılması açık olarak bu tarihlerle başlar.
Düşüncelerin yargılanması ve suç sayılması “tasfiyecileri tasfiye ediyoruz”, Stalin’in deyişiyle “tasfiyecilerin tasfiyesi” şeklinde ilan edilir. Kemalizm ve Esadizme göre ise “ajan ve hainleri” yok ediyoruz biçiminde gerçekleşir.
Çetin Güngör, Saime Aşkın ve Resul Altınok’ların vurulması ve hedef yapılması ile bu kötü durum PKK’ de bir gelenek haline gelir.
Benzer kavramlarla başkaları hedeflenir, yargılanır, infaz edilir. Yaşam hakkı tanınmaz. Bazıları düşman saflarına itilir.
Resul Altınok’a burada işkenceler yapılır. Kampta herkesin görebileceği gibi sürüklenir ve hakaretlere uğrar. Nasıl olsa artık “ajan”dır, fosetik kuyusuna atılır. Bir deyişe göre katledildikten sonra tuvaletin lağam kanalına atılır.
Cenazesine bile saygı gösterilmeyecek duruma gelinmesi nasıl yüce amaçlarla izah edilir?
Başka yerlerde görüyoruz; yüce amaçların böyle çukur veya alçak davranışları görülüyor.
Yücelik bazen alçaklıkla örülmüş bir kutsallık değil mi?
O suçsuz insan direnir. Oysa bunu yapanlar ilk beraber hareket ettiği arkadaşlarıydı. Birbirleri için her şeyini verirlerdi.
İyi ve kötü günde birbirlerinin yanında olurlardı.
Ne oldu?
Böyle en tanıdık arkadaşları niye ona karşı düşman kesildi?
Birbirimizi öldürmek için yola çıkmamıştık.
Hangi kötü huylarımız ve damarımız bizi bu noktaya getirdi?
O zaman infaz edilen Dersimli bir kadın, kendini infaz eden Dersimliye; “abi herhalde şaka yapıyorsun?” diyor.
Daha önce “abiyi” seviyordu.
Ama o bilinen abi şaka yapmıyordu.
Genç kadın umutlarla katılmış ve umutlarının vurulacağını hiç aklından bile geçirmiyor.
Fransa ‘da terör dönmelerinde giyotin diye bağırmak moda olmuştu.
Bir dönem giyotine gönderenler kendileri de aynı giyotinlerden geçtiler.
Ve iyi işler yapan ve kötü huylara da sahip olan ve birbirlerini harcayan bu devrimciler sonunda Napolyonlara yolu açtılar.
Daha ilk kurşun sıkılırken Resul Altınok giyotine gidiyor.
İnfaz ediliyor.
Devrimimiz daha iktidar olmadan ilk kurşunu sıkmayla çocuklarını yemeye başlıyor.
Lolan’a vb yerlere ilk kurşunu sıkılması ve kurtuluş mücadelesini canlandırılması için gidildi.
Buna her zaman saygı duyarım ve savunurum.
Türk egemenlik sistemine gerilla tavrı alan ilk kurşun, ne yazık ki kendi iç yaralarını oluşturdu.
Lolanın birde böyle karanlık bir yüzü vardır.
En büyük ayıplardan ve günahlardan biridir.
Lolan pratiği daha sonra tasfiyeci bir pratik olarak değerlendirildi.
Lolan yönetiminde PKK’nin ilk kurucuları vb vardı. Öcalan dışında geri kalan yönetim buradaydı.
Lolan yönetimi dışında yönetimde yer alan üç kişi buradan kaçmak zorunda kaldı. Birçok kadro burada infaz edildi.
Bazıları ülkeye gidiyorsunuz diye yola çıkarılarak Güneyde vuruluyor.
Tasfiyeci pratik değerlendirmesinde bunlara hiç yer verilmiyordu. Buranın yönetimi infazlardan dolayı eleştirilmiyordu.
İmralı’da Öcalan birkaç görüşme notlarında Abbas’ın Saime Aşkın’ı neden infaz ettiğini anlamadığını söylüyordu.
Bu sadece Abbas’ı töhmet altında tutmak içindi.
Oysa oraya gönderilenlerin hepsinde Öcalan’ın onayı vardır.
Devam edecek
Dursun Ali Küçük, 4.7.2009
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe