BUNALIMDAYIM-2
Dursun Ali Küçük-1.10.2010-
 
Ağanın her şeyi iyidir. İflas ettiği ve tarihi dönemi kapandığı zamanda kendisini iyi sayar.
 
Köylüler farklı bir yol bulmasalar, beğenseler ve beğenmeseler de ağalarına iyi derlerdi. Hele ağa varken bir şeyleri eleştirmek ve ağayı eleştirmek hiç yakışık alamaz. Peşine eleştirebilirsin veya bir biçimde ağanın gidişini beklersin.
 
Siyasetin bunalım anları vardır. Hatta bazen en bunalımda olan siyasetler günümüzün deyimiyle en çağdaş ve demokratik ve temiz siyaset olarak kendilerini ilan ederler. Böylesi siyasetlerde “yücelik” yani kutsamak ve her şeyi doğru kabul etmek geçer yoldur.
 
Bu siyasetler aslında bunalımdalar ve bir halkı bunalıma sürüklerler.
 
Benim bunalımım bu yönüyle devam etmektedir.
 
Bunalım ve kaos anları insanları can evinde vurur. Alabildiğine çelişkilidirler ve bazı şeylere yanarlar. Bazen tutuşur gibi olurlar.
 
Mark'tan bu yana kapitalizm bunalımları ilan edilse de, bunalıma rağmen kapitalizm kendisini dönemsel yenilemelerini bildi. Yani her kaos söylendiği gibi yıkım değildir. Daha derin yaklaşımlara ihtiyaç olduğu kesindir.
 
Benim bunalımım bu türden sayılır. Ne ettik ve nerelere geldik? Geldiğimiz nokta düşündüğümüz ve beklediğimiz noktamıdır?
 
Veya aklıma şu sorular takılır: 1999 ve sonrasında Ergenekon’la yapılan görüşmeler ve af karşılığında her şeyden vazgeçmeyi hak etmiş miydik? Onların istemiyle savaşı başlatmak hiç aklımızdan geçmiş miydi?
 
Veya o günlerde “devletten bir şey beklemeyin” denilerek Kürtçe kurslar açın, yani dilinizi kendiniz geliştirin deniliyordu. Eğitim dili olamadan bir dil nasıl gelişir? Hiç kursla yetinin aklımızdan geçmiş miydi?
 
Bazı savaşlar bunalıma neşter atarlar. Biz böylesi bir mücadele için her şeyimizi ortaya koyduk.
 
Ama bazı savaşlar var ki, bunalıma hizmet eder. 2004 sonrası ve bu gün yine ateşkesle durdurulan savaş ise “gidin Öcalan ile görüşün ve sorunu çözün” demek içindi.
 
1999 sonrasında denilebilir ki, hepimiz bunalımdaydık. Öcalan’ın söylediği gibi o zaman af çıkarsalardı ve bazı dil kırıntıları olsaydı, açık söylüyorum, bu devlet mücadeleyi tasfiye ederdi. Büyük hayal kırıklıkları oluşurdu.
 
Ergenekon, ordu ve devlet o zaman bunu yapmadılar. Öcalan ellerindeyken tümden teslim alma yolunu tercih ettiler. Hiç beklemedikleri AKP hükümet olunca darbe için savaşa veya eylemlere ihtiyaç duydular. Ergenekon ve ordu darbe yapamadı. Bu açıdan PKK eylemleri onların etkisi azalırken sürmeye devam etti.
 
Devletin aklı şimdi başına geldi. Koşullarda değişmiş, aynı durum bütünüyle söz konusu değildir. Ama benzerliklerde vardır.
 
Öcalan ile görüşüldü mü, Kürdistan sorununun çözüleceğini sananlar bir gaflet içindedir. Uyanacaklar ama geç olacaktır. Bu görüşmeler mevcut biçimiyle devlet tarafından belli ölçülerde yansıtılıyor.
 
Görünen şu: Türkiye ekonomik olarak gelişti. Bölge gücü oldu. Ergenekon ve ordu darbe yapamıyor. Son referandumla işleri lehine değiştiremediler.
 
Kürdistan sorunu ucuza kapatılır ve silahsızlanma sağlanırsa sömürgecilik bundan geçici büyük fayda sağlayacaktır.
 
Öcalan, ben merkezcidir. Tutsak olduğu halde her şeyi kendine bağladı. Görüşmeleri götürüp kendisinde tıkadı.
 
Kürtlerin kolektif iradesi, partileri, hatta KCK ve BDP gibi partilerin tarafların olduğu görüşmelerin önünü tıkadı. Bunalıma devam edin dedi.
 
Kürtler kazanıyorum derken aslında bir ölçüde geçici kaybediyorlar. Bu bir bunalım halidir.
 
Bende bundan dolayı bunalımdayım.
 
Türkiye değişime gebe duruma geldi. Şartlar onu bu noktaya getirdi. Devlet dolayısıyla Kürt tarafı ile görüşecekti, görüşmek zorundaydı.
 
Ama Öcalan “ben” deyince buyur bunu değerlendirelim dediler.
 
Aysel Tuğluk gidip görüşüp geldi. Avukatlarda vardı. Yapılan açıklama veya Öcalan’ın avukat görüşme yazısı içler acısıdır.
 
Demokratik özerkliği hiç ciddiye almamıştım. Hatta sitede bunu tartışmaya bile gerek yok dedik. Sonunda bunun Öcalan ile görüşmek, ona merkezli “Kürt” sorunun çözümü için olduğunu biliyorduk.
 
Ne mi çıktı?
 
Dağ fare doğurdu. Öcalan özerkliğin etnisite ve coğrafik temele dayanmadığını ilan etti. Demokratik bir anayasa ve yuvarlak olan demokratik haklar anayasada olsun ve birde “hakikatleri araştırma komisyonu kurulsun” yeter diyor.
 
Kürtçe için 1999’dan sonra söylediklerini söylüyor. Devletten beklemeyin, kendiniz Kürtçe kurslar açın diyordu.
 
Şimdi de Kürtçe eğitim veren kurs türü şeyler öneriyor. Sonradan bunlar dilde eğitim olarak kabul edilir.
 
Öcalan anadilde eğitimi bile kabul etmiyorsa, yok ikinci dil olsun, yok Türkçe resmi dil olsun, Kürtçede kullanılsın, Kürtçe kursları kendiniz açın, Kürtçeyi kendiniz geliştirin ve benzer hikayeler anadilde eğitim ve öğrenim hakkını bile benimsememek anlamına gelir.
Peki kardeşim anadilde eğitim hakkını da alamıyorsak bu savaş ne için yapıldı veya 2004’ten sonra yararı olmayan bir savaşı neden başlattınız?
 
Kürtçe kurslar veya bölümler açın görüşü tam bir hikayedir ve kandırmacadır. Barış görüşmeleri, müzakere veya Öcalan türü dünyadaki görüşme ve müzakerelere uymayan anlaşmada Anadilde eğitim ve öğrenim hakkı bile yoksa hangi konuda anlaşıyorsunuz?
 
O çokça eleştirdiğiniz Mustafa Barzani’nin bile kulakları çınlayacak. Ona haksız eleştiriler yaptığınız için vicdan azabı duymuyor musunuz?
 
Ya söylediklerinizin arkasında durun, ya da her şeyden böyle ucuzca vazgeçmek neyin nesi oluyor?
 
Kısaca iş meclise havale edildi. Demokratik bir anayasa olacak veya yapılacak veya bunda demokratik haklar yer alacak?
 
Böyle yuvarlak laflara can kurban!
 
Anadilde eğitim ve öğrenim hakkı, Kürtçenin(Kurnamca ve Kırmançki) Kürdistan’da resmi dil olması, Türkçe ile birlikte kullanılması acaba demokratik, ulusal ve özgürlükçü bir hak değil mi?
 
Son referandum paketine Kürtler burada yer almıyor gerekçesiyle karşı çıkmadınız mı? Demokratik özerkliği ne çabuk unuttunuz?
 
Öcalan demokratik özerkliği açmadı, 6 başlık koydu, bazılarının önlerine sürdü. Onlarda haklı olarak burada siyasi ve idari yönetim, meclis vb şeyler algıladılar. BDP'li bazı insanlar açıklama yaptılar. Yetersiz olsa bile bu açıklamalar Öcalan’ın görüşme ve son avukat görüşmesinde söylediğinden bin kat ilerdeydi.
 
Özerkliğin olduğu Avrupa ülkelerinde her halk kendi anadili ile eğitim yapıyor ve başka dillerde öğreniyor. Ahmet Türk bir TV konuşmasında buna değindi.
Özerkliği, siyasi,idari, kültürel, ekonomik Kürdistan yerel yönetimlerini bir tarafa bırakıyorum. Öcalan’ın görüşleri ve görüşmelerinde bunlar yok. Yuvarlak ve sonradan geri alınacak, düzeltilecek laflar var. Demokratik özerkliğe coğrafik ve etnisite temelli değildir dediği gibi.
 Ama KCK ve BDP lilerin çoğunluğu gerçek bir idari, siyasi, kültürel ve ekonomik yönetimden yanadırlar. Anadilde eğitimi istiyor ve savunuyorlar.
 
Şimdi anadil bile istenmediğine veya sonraki bir tarihe bırakıldığına göre sizce görüşmelerde ne çıkar?
 
Kurslara kim çocuklarını gönderecek, diploması ve meslek içermeyen bir yere kim gider ve bunun masrafları nasıl karşılanır? Bu düşüncenin kendisi saçmadır, bir haktan vazgeçmek için üretilen bir gerekçedir. Bahane belli: “devletten istemiyoruz, kendimiz yapıyoruz”. Konfedaralizm, demokratik özerklik vb bu kadar ucuzlatılamaz. Bunların ucuza satıldığı tek yer sanırım ağırlıklı bizde yaşanıyor.
 
Kardeşiz ve eşit isek anadilimizde eğitim için Türkçeye sağlanan haklar Kürtçe yede sağlanmalıdır.
 
Avrupa’da ulusal sorunların ve çatışmaların olduğu hemen bütün yerlerde barış yapıldı, silahlar susturuldu. Hepsinde uniterlik tarihe karışmıştır. En az özerklik vardır. Özerklik ise bir coğrafya ve ülkeye dayanıyor. O coğrafyada yaşayan halkın meclisi, hükümeti, idari yönetimi ve anadili, kültürel hakları vardır.
 
Buralarda demokrasi var. Buyur böylesi bir demokratik özerkliği isteyin. Külahı Kürtlerin kafasına ters geçirmenin ve feleklerini şaşırmanın ne anlamı var?
 
İşte bunlara isyan ediyorum. Bana ne derseniz deyin hepiniz bu durumları yaşıyorsunuz. Büyük çoğunluk ise şimdilik beklemededir. Susmuş ve konuşmuyor. Barış ve kardeşlikten, demokrasi ve özgürlükten dem vuruyor.
 
Ne istediğinizi halkınızla somut maddeler halinde niye tartışmıyorsunuz?
 
Neden Öcalan ne diyecek beklentisi içindesiniz? Öcalan dinlenilse bile siyaset böyle yapılamaz. Kürdistan kamuoyu ve halk ne istediklerini, neyi kabul edeceğini neyi reddedeceğini açıkça tartışır. Basın ve medya, yine aydınlar bunu tartışır.
 
Aydınlarımızın çoğunun dili tutulmuş.
 
Türkiye medyasına bakın. Devlet bir proje oluşturmuş. Öcalan ile neyi görüştüklerini basına ve bazı ellerle kamuoyuna yansıtıyorlar. Neleri kabul edip etmeyeceklerini tartışıyorlar. Trafikler hızlandı ve bunları değerlendiriyorlar.
 
Kürdistan'daki ezici çoğunluk ve aydınlarımız ise seyrediyor. Tartışmıyor. Bazıları tartışırsak Öcalan’ın sihiri bozulur diye düşünüyor.
 
İşte bunalım budur. Sessizlikte bir bunalımdır.
 Bir sonraki yazımda bunları yazacağım. Bunların hepsine yanıyorum ve bunalımdayım.
Rahat olan biri varsa çıkıp söylesin?
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe