DALGALAR KIYIYA VURUNCA,
Dalgalar kıyıya vurunca kimin boğdurulmaya çalışıldığı anlaşılacak.
Umutla yaşamak genel özelliğimiz, ama umutlara kurşun sıkılınca nasıl sakin olabiliriz?
Yalancı umutlar ve barış hayalleri yaratıp, Kürdistanlıların muhatap görülmeden ve üstelik vurulmaya çalışılması kolay yutulacak cinsten değildir.
Kürt açılımı, demokratik açılım, huzur ve barış projesinden Milli Birlik Projesine geldiler.
Tartışmalar sürecinde kırmızı cizgilerini netleştirdiler.
Türkiye Ortadoğu ve Asya'nın bir kısmında bölge gücü olma yolunda yürüyor.
Cumhuriyet tıkanma noktasına gelmiş, bunu gidermek için devlet eliyle düzenlemeler sözde reformlar yapma ihtiyacını duyuyorlar.
Devletin Kürt çözümü, alevi çözümü, yargı reformu, farklılıklar için bazı kültürel adımlar, bölgede etkin siyaset ve ekonomik güç olma ve buna yönelik düzenlemeler sürmeye devam edecektir.
Kürdistan cephesi deyim yerindeyse şimdi siyasetsizliği oynuyor. Ortada bir siyaset var şüphesiz. Ama, bu siyaset ne Kürdistan barışını sağlayabiliyor ne de çözüm için aktif devreye girebilecek türdendir.
Daha öncede yazdım. Devletin zorlukları olsa bile, muhatap olacak türden bir siyaset yoksulu olduğumuzdan inisiyatif devletin elindedir.
Bazılarının çok övünmesine ve kükremesine gerek yok. Övünmek ve kükremek, hatta barış olsun fazla bir şey istemiyoruz demek siyaset değil, tam anlamıyla siyasetsizliktir.
“Yol Haritası”na katılıyoruz, yol haritasını bize verin” demek çözüm için katkıda bulunmaz. Herkes konuşuyorken, bazı aydınların ve siyasi çevrelerin kendilerini siyasetsiz bırakmaları anlamına gelmedir.
Diyelim ki “yol haritasını” vermediler, onu beklemek siyaseten ne kadar doğrudur. Siyasal partiyim diyenler siyasi iradesini ve güncel politika geliştirmekten kendilerini alıkoymuyorlar mı?
MHP ve CHP mezar siyaseti yapıyor. En büyük ayrımcılık, bölücülük ve 24 ayar ırkçılığı bunlar geliştiriyor.
Bireysel ve bazı kültürel haklar tanıyorlarmış. Türk milleti demek ırkçılık değilmiş, meclis açılışında Cumhurbaşkanı farklılık ve kültürel zenginliklerin altını çizdi ve bir milliyet dışında ayrı milliyet adacıklarına karşı olduklarını söyledi.
Genel Kurmay meclise gitmeye lütfettiler. Ne kadar saygılı olduklarını gösterdiler.
Bu demek ki mecliste tartışılacak “Milli Birlik Projesini” onaylıyorlar.
Bu projeden ne çıkar şimdiden söyleyeyim:
Daha önce devletin Kürt açılımının Saddam Diktatörlüğü altındaki Kürt açılımına rahmet okuduğunu yazmıştım. Altını çizerek söylüyorum; devletin Kürt açılımı Saddam çözümünden oldukça geridir.
Kürt açılımından çıka çıka İran Kürt çözümü çıkacaktır.
Neden mi?
İran’da Kürdistan diye bir eyalet vardır.
TV ve radyoda (hatta Şah döneminden beri) Kürtçe yayınlar bulunmaktadır.
Üniversitede belli düzeyde Kürdoloji bölümü vardır.
Yer isimleri genellikle Kürtçedir.
Yasalarda yok, ama söze gelince Kürtlere varsın denilmektedir.
Gelelim Türkiye’ye;
-Bize , siz varsınız, Kürtler vardır diyecekler, ama hiçbir yasal güvenceye kavuşturmayacaklar
-Kürdistan kavramını kabul etmeyecekler,
-TV ve radyolarda Kürtçe vb yayın serbestileri belli düzeyde getirecekler,
-Kürdoloji bölümleri açacaklar,
-eski yer isimlerini geri verecekler,
-şimdi olmasa da ilerde eğitimde Kürtçe seçmeli derslere evet diyebilirler,
-Af bize fazla görülmekte, bunun yerine gelenlere(yöneticiler dışında) ceza verilmeyecek
-vb vb türden şeyler
Çözümü devlet getirince barışı da devlet getirecektir.
Analar ağlamasın, cenazeler gelmesin diyerek bizim anamızı ağlatacaklar. Bunun adına huzur ve güveni sağlamak ve barışı getirmek diye sunacaklar.
Devlet kimseyi muhatap alamaz, devlet kimseyle barış yapamaz.
Hem Kürt sorununu çözüyoruz, Kürtlerle kaynaşmayı sağlıyoruz derken, Kürtleri muhatap almadan ve Kürtlerle barış yapmadan çözmek istiyorlar ki, böyle bir çözüm sadece TC’ye özgüdür.
İran’da molla diktatörlüğü var ve demokrasi yoktur.
Şimdi Türkiye açılım adı altında İran’dakine benzer bir “çözüm” getiriyor. Hadi birazcık ondan ileri olsun.
Böyle bir çözüm yaklaşımı ile Kürt açılımı , Alevi açılımı vb açılımlarla Türkiye nasıl demokrasi çıtasını yükseğe çıkarabilir?
Buna ancak devletin kendini yeniden düzenlemesi denilir.
Tartışmalar şüphesiz ki olumludur. İsteseler istemeseler de farklı görüşlerde tartışılıyor.
Ama Kürtleri muhatap almayan bir devlet, Alevileri ve sorunları olan diğer kesimleri de muhatap almayacaktır.
Bazı çevrelerle görüşmeler görüntüyü kurtarmak ve halk adına yapılıyormuş izlenimini vermek içindir.
AKP belki sözünü ettiğimizden biraz daha ilerisini düşünüyor.
Mezar siyaseti yapan MHP,CHP ve ordu onu frenliyor.
AKP tek başına farklı ve açık bir tavır gösterecek durumda değildir.
Bununla derin devletin, hatta ordunun ve MHP, CHP’nin amacı statükoyu korumak, sınırlı düzenlemeleri sağlamak ve fırsat bulurlarsa AKP’yi götürmektir.
“Dağ fare doğurdu” misali yaratarak AKP’den kurtulmak isterler.
AKP bunun farkındadır, ama ne kadar cesaretli ve ileriye dönük adım atacağı tartışmalı ve muğlaktır.
Sınır ötesi operasyon yapma tezkeresi çıkararak Kandilin üzerine gitmek istiyorlar. Eski tezkereler Kürt fedarasyonu hedefliyordu, şimdiki hedeflmeyecek. Güneyi tanıdılar ve konsolosluk açacaklar. İlişkileri daha fazla gelişir. Çünkü Türkiye Irak’ta önemli bir pay sahibi olmak istiyor.
Çözüm dediklerini meclisten geçirecekler. Bakın Kürt açılımı yapıyoruz diyerek sorunun muhataplarına karşı operasyonları başlatacaklar veya hızlandıracaklar. ABD, bölge devletleri ve kısmen Kürdistan fedarasyonu ve AB’nin desteğini alacaklar ve muhataplar üzerine gitmeye çalışacaklar.
Barış, kan akmasın, anaların göz yaşları dinsin, kardeşlik, içi içe geçmişiz, biz ayrılamayız, birbirimizi çok seviyoruz naralarıyla sorunları çözüm bekleyen kesimlerin anasını ağlatmaya çalışacaklardır.
Kürdistan’da tarafım, muhatabım, hak ve özgürlüklerimizi istiyoruz diyenler bunları görmüyor mu?
PKK’ ye yönelik eleştirilerim biliniyor ve yazıyorum.
Ama şunu açık söyleyeyim, asgari bazı taleplerle, statü istemeyen taleplerle PKK silahların susturulmasından ve savaşın sona erdirilmesinden yanadır. Barış istiyorlar.
Türkiye, bir genel af çıkarmaktan bile yana değil.
“Gelin teslim olun” demek hafifliktir. Onlar, teslim olmak için oralara gitmediler.
Hiç kimse kendini bunun dışında tutmasın.
TC, gerillayı hedef göstererek veya sadece PKK’yi gerekçe göstererek bütün Kürdistanlıları teslim almak istiyor. Teslim olmayacaklarına göre dağdakilerin üzerine gidip teslimiyeti geri kalan hepsine onaylatmak istiyorlar.
Eleştirilerim var, ama ben PKK’yi teslim almaya ve dağıtmaya yönelik bütün savaş planlarının karşısındayım.
Böyle bir şeye gönlüm razı olamaz.
Savaş isteyen ve sürdüren Genelkurmay ve ordudur, MHP ve CHP ve benzerdir.
Siyaset ve Kürdistan barışı açısından Kürdistan cephesinde yaşananlara karşı içim kan ağlıyor.
Hasan Bildirici, “KCK ve Kongre” adıyla yazdığı makalesinde feryatlarını, ricalarını ve önerilerini dile getiriyor.
Önemli ölçüde yazdıklarına katılıyorum.
Kaç kongre, meclis vb kuruldu. Hepsi var olan tekçi anlayış ve zihniyetten dolayı iflasla sonuçlandı, kimisi istenerek dağıtıldı.
Kürdistan barışı, kongre, meclis veya adı her ne olursa bütün Kürdistanlıları birleştirecek oluşumlar ekmek, su ve güneş kadar gereklidir.
Ama bunlar için Kürdistan barışı, kucaklayıcı, demokratik ve özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı bir yeni zihniyet ve politikalara ihtiyaç var.
PKK, koruculara kaç kez af çıkardı. Son kongrelerinde yakın zamanda yine koruculara af çıkardılar.
Aynı PKK, kendisinden ayrılanları düşman, düşkün, hain vb görüyor. Devletle çalışan veya kontracılık yapan çok az bir kesim dışında, ayrılanların hepsine barış ilan etmeleri, eski düşmanlık kavramlarından vazgeçmeleri, demokrasi, düşünceye saygı ve özgürlüklerin bir gereğidir. Umarım böyle bir adım atarlar.
Birleştirecek, güç yapacak, ortaklık sağlayacak ve herkesi kucaklayacak adımlardan ve girişimlerden yana olurum.
Öcalan geçen görüşme notunda KCK ve DTP' lileri eleştirerek, “her şeyi benim üstüme yıkmayın bu zülümdür” dedi. Doğrudur, katılıyorum. Ama sizde her şeyi üstünüze almayın, buda Kürdistanlılar, KCK ve DTP için zülümdür.  Ayrıca Öcalan’ın inisiyatifi KCK ve DTP’ye vermesi veya bırakması hayırlı bir iş olur.
Dalgalar kıyıya vurunca cesetlerimiz, ölü veya diri teslim olmuş biçimde kıyıya vurmasın.
Bu gün boşa geçirilecek her zaman aleyhimize işler.
Bu, Türklerin deyişiyle biraz silkinelim ve kendimize gelelim.
Suda boğulmamak için yılana sarılmak sanırım hiç kimseye yakışmaz.
Bırakalım açılsınlar, açılımda karşı taraf olarak hazırlanırsak, hayal kırıklıkları yeni bir çıkışa dönüşür.
Dursun Ali Küçük
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe