DARBELER DİYARI VE GÜÇLÜLERİN HUKUKU
Şimdi Balyoz Darbe Planı tarihine ve yapılan ordu tatbikatına bakıyorum. Aynı tarihlere denk geliyor. Tartışıldı. PKK merkezi savaşı kabul etmedi. Mayıs 2003te yapmıştı bu toplantıyı. Sonra Kongra-Gel oluşumuna gidilirken 1. Kongre yine savaşı benimsemedi. Öcalan, avukatları bizzat devreye koyarak Kongra-gel 2. Kongresinde savaş kararı çıkarttı. Öcalan ve KCK, DTP sadece AKP’nin kendilerini “tasfiye etmek istediğini” baş plana koyarlar. Bu bir yanılgıdır.
Dursun Ali Küçük
23.02.2010 - 16:40
DARBELER DİYARI VE GÜÇLÜLERİN HUKUKU
 

Son gelişmeler oldukça önemli görünüyor.
İsteyen orada Türkiye’nin gerçek fotoğrafını görebilir.
Görünürde hükümet ile darbecilerin veya Ergenekoncuların çatışmasıdır.
İşin özüne inilirse sorun sadece bununla sınırlı görünmüyor.
Yeni bir Ergenekon operasyonu daha başlatıldı. Önemlidir. Bu kez orgeneralleri ve generalleri vurdu. Sonuç ne olursa olsun gözaltına alınmaları sorgulama ve hesap sorulmasının başlangıcıdır. Mahkemelerin ne karar verecekleri belli olmazsa bile bu gerçeği değiştirmez.
Erzincan ve Erzurum savcılar çatışması, aslında hala gündemde olan bir darbenin, Ergenekonculuğun engellenmesi çabasıydı.
Ordu ve Genelkurmay hemen HSYK’nu devreye koydu. Erzurum özel yetkili savcılarını görevden alarak soruşturmanın 3. Ordu komutanı Yıldıray Berk’e uzanmasını engelledi.
Emekli generaller gözaltına alınabiliyor ama görev başındaki generallerin ve Ergenekoncuların görevden alınmasını, tutuklanmasını bana göre ordu engelliyor.
HSYK, 12 Eylül faşizminin ürünüdür. O zaman kurulmuştur. Derin devlet, Ergenekon ve orduyu korumayı, faşizan uygulamaları ayakta tutmayı amaç edinmiştir.
Aslında HSYK devreye girmeseydi, 3.Ordu komutanı Yıldıray Berk şimdi çok zor durumda olurdu.
Sadece emekli olup darbe planlayan ve kirli savaş yürütenler değil, bizzat görev başındakilerin soruşturmaya alınması ve tutuklanmasının yolları açılırdı.
İlk başta çoğunun gözüne çarpmaz.
Sorun basit bir özel savcı görevlendirilmesi ve HSYK’nun buna müdahale etmesi olarak görülebilir.
Halbuki bu bir hesaplaşmadır. 12 Eylül kurumlaşması olan YSHK, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, ordu, CHP, MHP ile AKP, darbelere karşı olan demokratlar, değişim isteyenler arasında süren bir hesaplaşmadır.
Tabii ki, AKP “sivil” bir hükümet olarak kendisine karşı darbe yapanlara tavır alması garip karşılanacak bir durum değildir.
Demirel, Ecevit, Mesut Yılmaz, Deniz Baykal, Bahçeli vb gibi onlarımı savunacaklardı?
Bu konuda var olan AKP cesaretini, bir bakıma meclisteki bir parti olarak olumlu görmek lazımdır.
Darbelere bir devlet partisi olarak tavır alan ilk parti ve hükümet durumundalar.
Dolayısıyla Türkiye’de bir ilke imza atıyorlar.
Solcuların bazıları Ergenekoncu ve orducu kesildi. Kastım CHP değil. CHP zaten ordu ve devlet geleneği olan bir partidir. Darbeleri ve orduya alkış çalmıştır.
AKP darbelere alkış çalmıyorsa bunu önemsemek gerekir. Buda bir değişimdir.
************
3.Ordu komutanı Yıldıray Berk anlaşılan Dursun Çiçek adlı “kafes eylem planını”nın savunucusu ve uygulamak isteyeni durumundadır.
CHP ve Deniz Baykal, yüksek ve güzel(!) büyük yargı kurumları ve oraya seçilenler 12 Eylül, ordu ve cumhurbaşkanların eseri olarak oraya gelmişlerdir. Bunlar bu gün Ergenekonculardan daha tehlikelidir.
Tarafsız olmadıkları halde, sözde “yargı bağımsızlığına “ sığınıyor ve darbe yapıyorlar.
Erzincan ve Erzurum olayları ile birlikte AKP’nin kapatılabileceği tartışmaları da gündeme geldi.
Ordu, Ergenekoncular, CHP ve MHP yüksek ve aslında çağımıza göre alçak davranan, kirli işleri onaylayan yargıya sığınıyorlar. Darbeyi bunlar üzeri gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Bunu yaparlarsa eski devlet yapılanmasının olduğu gibi kalmasını isteyenler yeniden atağa geçmek isterler.
Bunlar halka güvenemez. Seçimlerde halk desteği alacaklarına inanmıyorlar.
İşte bu yüksek yargı kurumu HSYK eliyle ve darbesiyle  3.Ordu komutanı Yıldıray Berk ve benzerlerini korumaya aldılar.
İşler yeniden Yıldıray Berk’e uzanacak mı, bakıp göreceğiz.
Dikkat edilirse Ergenekon tartışmaları ve soruşturmalarında ordunun, Ergenekoncuların Kürdistan’da yürüttüğü kirli savaş fazla yansıtılmıyor.
Gerekçeler gizli çete kurmak ve ağırlıklı hükümeti yıkmak olarak özetleniyor.
3.Ordu Komutanı Yıldıray Berk somut ve fiiliyatta olan ve yakın zamanda planlanan bir darbe çalışması ile ilgilidir.
Bu soruşturmaya alınır ve tutuklansaydı, şüphesiz son Ergenekon operasyonu ile birleştirilecekti.
Üstelik Kürdistan’da bazı kirli işler ve planlamalar deşifre olabilirdi.
***************
Deniz Baykal, Ergenekon ve darbecilerin avukatları; bir başsavcı, 3.ordu komutanı vb nasıl soruşturmaya alınır, yargılanır, işler bu dereceye niye vardırılıyor diyerek devlet içinde görev yapanların soruşturulmasına bile karşıdırlar.
Son Balyoz darbe planlamasından tutuklanan darbeciler  ve onların gözaltına alınmalarına karşı CHP, Deniz Baykal “darbe yapıldığını” söylüyor. Güya demokrasiye uymuyormuş(!)
Hukuk güçlülerin hukukudur. Ordu generalleri ve kirli işler yürütenler yüksek yargı güvencesine sığınıyor.
Çünkü 12 Eylül Anayasası ve kurumların düzenlenmesi ve atanalar buna göre seçilmiştir.
Bunlar şimdi iktidarlarını bırakmak istemiyor.
Bundan dolayı sanki AKP sivil faşizme gidiyor tartışmalarını başlattılar.
Bu darbecileri ve 12 Eylül faşizmini korumadır. Darbeci generalleri savunmadır. Kürdistan’da kirli savaş yürütenleri aklamadır.
AKP’yi benimsemiyorum. Ama darbecilere direnç göstermesi ve devleti yeniden düzenlemek çabaları biliniyor.
Bu günkü devlet içi kavgayı eskisi gibi değerlendirenler yanılıyor. Ecevit ve Demirel arasındaki çekişmeye ve boş gürültülere benzemiyor.
Hukukun kendini beş paralık etmesi ve eleştirilecek duruma gelmesi hukuksuzluğun ve güçlülerin, darbecilerin, kirli işleri yürüten ve çeteleri koruyan bir hukuk olduğunu kamuoyunun gözleri önüne getiriyor.
AKP, Anayasanın bazı yerlerini değiştirmek için harekete geçtiğini söylüyor.
Bazı maddeleri değil, bu 12 Eylül anayasasının tümden değiştirilmesi ve hatta ortadan kaldırılarak yeni bir anayasanın yapılması önemlidir.
Yüksek yargıyı eleştirmeleri yoksa boş bir çaba olur.
Başka ülkelerde demokrasi olan yerlerde yüksek yargı toplumun önünü açmak için bazı olumlu kararlar alır. Bu kararlar yürütmelerdekileri etkiler ve yeni düzenleme yapmalarına yol açar.
Türkiye’de ise anayasa, yargı ve yüksek ve çok çok adaletli yargı kurumları hep geri kararlar almakla meşhurdur.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, HSYK’nin böyle toplumun ve demokrasinin önünü açacak tek bir kararını görmek mümkün değildir.
Allah rızası için istisna niteliğinde olumlu bir kararı yoktur.
Adaleti olmayan bir yargıdır.
Demirel gibi ikide bir buna hukuk devleti demenin ne anlamı var.
Evet buda bir hukuktur, ama faşizan ve ırkçı bir hukuktur.
Asker ve darbelerin hukukudur.
***********
“AKP’yi bitireceğiz” demek siyasette hafif davranmanın bir göstergesidir.
AKP’yi götürürler demekte siyasi gaftır ve demokrasi ve kimlik mücadelesi veriyorum diyenlerin basit siyaset tarzları olarak algılamak lazımdır.
Derin devlet, ordu, darbecileri, CHP ve MHP gibilerini birinci plana koymayan siyasi yaklaşımlar, sorunu sadece AKP’nin kurumlaşması olarak algılayanlar bana göre çok basit ve hafif yaklaşıyor.
Bir şeyin daha altını çizeyim:
Balyoz darbe planı 2003 yılına ve başlarına denk geliyor. 2003 Mart ayında Öcalan genelkurmay ve Ergenekoncuların yönetiminde olan İmralıdan PKK’ye, bize “savaşa başlayın” talimatını gönderdi. “Savaşı tartışın” diyordu. Bu avukat görüşme notu sanırım Mart ayına denk geliyordu.
Şimdi Balyoz Darbe Planı tarihine ve yapılan ordu tatbikatına bakıyorum. Aynı tarihlere denk geliyor.
Tartışıldı. PKK merkezi savaşı kabul etmedi. Mayıs 2003te yapmıştı bu toplantıyı. Sonra Kongra-Gel oluşumuna gidilirken 1. Kongre yine savaşı benimsemedi. Öcalan, avukatları bizzat devreye koyarak Kongra-gel 2. Kongresinde savaş kararı çıkarttı.
Öcalan ve KCK, DTP sadece AKP’nin kendilerini “tasfiye etmek istediğini” baş plana koyarlar. Bu bir yanılgıdır.
Günümüze kadar şekillenen eski devletin savunuculuğu durumuna düşmek oluyor.
Siyaset açısından tutarsız bir durumu ifade ediyor.
Nitekim bu siyaset tarzından dolayı şunu göremediler; AKP görünüşte bile olsa DTP’nin kapatılmasına karşıydı, hep bu tür açıklamalar yaptılar. DTP ve KCK son tutuklanmalarının ağırlıklı pek dokunmadıkları kesimlerden geldiğinin farkında değiller.
Asıl iktidar güçlerini görmüyorlar.
DTP’nin kapatılmasına AKP göz yummakla kendisine yolu açtığını daha önce yazmıştım.
Şimdiki kavganın bir amacıda; AKP direnç göstererek Anayasa Mahkemesinin ve ona destek veren iktidar kurumlarının önünü almak istiyor.
Diyelim ki, bazıları AKP’yi bitirdiler. Ne olacak? Geriye kim kalacak?
Seçimleri MHP, CHP, DP vb kazanacak. BDP’nin bazı milletvekilleri çıkarması bir şey değiştirmez.
Derin devlet ve ordu rahat nefes alacak. Kürdistan sorununun çözümü daha zora sokulacak.
Demokratik gelişmeler ve bazı mevziler geriletilecek. Daha saymak mümkündür.
O zaman bu kavgada birilerinin kuyruğuna takılmak gerekmiyor.
AKP’nin direnci ve bazı tavırları, kendisini korumak amaçlı girişimleri, üstelik devleti yeniden düzenleme çabaları Kürdistan mücadelesine daha fazla fırsatlar sunar. Tasfiye amaçlı çabaları olsa bile bu gerçek fazla değişmez.
Diğerleri, ordu, CHP, MHP tasfiye değil sadece, imha etmeyi amaçlıyor.
Bu farkları görmeyecek kadar kör olamayız.
Öcalan ve PKK, devlet içindeki kavgaları değerlendirme ve sonuç çıkarmada sınıfta kalmıştır.
DTP’de sınıfta kalmıştı. BDP aynı tutumu sürdürürse oda siyaseten sınıfta kalır.
Aslında bu tutum AKP’yi daha güçlendirir.
Darbecilere, kirli savaşçılara, Ergenekonculara, yüksek yargı kurumlarına, orduya vb karşı taraf olmalıyız.
Genel taraflılık ile birlikte özel taraf olmayı da doğal olarak herkesim kendi siyasetine göre seçebilir.
Son Ergenekon operasyonu ve darbecilere karşı yargılama ve hesap sormanın sonuna kadar götürülmesinden yanayım.
Ayrıca görev başındaki komutan ve generallere bu iş uzatılmadıkça sağlıklı bir darbe karşıtlığı ve tavır alışı gelişemez.
Darbecilerle ve kirli savaşçılarla uzlaşmaları onaylamıyorum.
Bunları deşifre eden her çabanın yanındayım.
[email protected]
 

23/2/2010/                                                          Dursun Ali Küçük
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe