“DEMOKRATİK ULUS”
“O yerin bir ismi var; Kürdistan’dır”.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; meclis açılış konuşmasında yapılacak açılımın “ulus adacıkları” ile bir ilgisinin olmadığını belirterek tek ulus olan Türk milletinin bir kez daha altını çizdi. Bu esas alınarak farklılıklar tanınıyor ve farklılıklar zenginliğimizdir deniliyor.
Zaten anayasanın değişmez maddeleri bunu güvence altına almıştır.
Ayrıca yüzyıldır süreç bu yönde işliyor.
Sömürgeciliğe yeni kılıflar geçirmek isteyenler bunu söyleyebilir. Ancak Kürdistan için yola çıktığını söyleyenler neredeyse aynı vurgulamaları onaylıyor.
Yazık! Ne hallere geldik.
Avukatlarla geçen haftaki görüşmesinde Öcalan; “ o yer Kürdistan’dır” diyor.
Sanki yeni bir belirleme yapıyormuş gibi davranıyor.
Şüphesiz ilk savunmalarını okuduk, Kürdistan kavramını kullanmıyor. Oysa PKK’liler eskiden beri yaptıkları siyasi savunmalarda Kürdistan’ın sömürge olduğu, ayrılma hakkı bulunduğu ve bu yöndeki mücadelelerinin meşru olduğunu yüksek sesle vurguladılar.
Öcalan savunmalarında “özgür ülke” diyor. “Demokratik özerklik” vb kullanıyor. Son savunmasını okumadım, önceki savunmalarında Kürdistan kavramını pek kullanmıyor. Her ne istiyorsa Kürdistan adına demiyor.
Kürdistan için bu kadar mücadele edildi ve bu kadar bedel ödendi. Hayriler, Mazlumlar, Kemaller bunu Diyarbakır zindan vahşeti altında avazı çıktığı kadar bağırdılar ve ölümüne savundular. MİT ve generallerle, Ergenekoncu ve benzerlerle gizli görüşmeler yapmadılar.
“Demokratik cumhuriyet”, Kemalizmi güncelleştirme ve aklamayı, cumhuriyetin nitelikleri ve üniterlikle bir sorunumuz yoktur demeleri gördük ve anladık.
Galiba “demokratik ulus” yani bir anlamda tek ulusu olumlamayı duyduk ve okuduk. Demokratik Türkiye kavramı içine uluslar, iki ulus ve halklar sığdırılabilir.
Ama bir “demokratik ulus” içine iki ulus nasıl sığdırılır anlamak zordur.
Bunu okuyan ve gören tek ulus kavramının onaylandığını ve ulus olmaktan vazgeçildiğini görür.
İstedikleri kadar sağa sola çeksinler, bir devlet sınırları içinde biçimi ne olursa olsun çok uluslu olabilir. Konfederasyon, fedarasyon, özerklik vb statüler taşıyabilirler.
Şimdi olduğu gibi TC, çok uluslu bir üniter devlettir.
Kürdistan’da sömürgedir. Son açılımlar olursa; Beşikçi Hoca’nın deyişiyle sömürge ötesi bir ulus olmaktan çıkıp sömürge bir ulus durumuna geliriz.
Öcalan’ın ve KCK’nin talepleri ve istedikleri; sömürge ötesi bir ulus olmaktan çıkıp normal bir sömürge ulusa doğru evrilmeyi getirir.
Yani bize artık siz yoksunuz demezler. Varsınız ve diliniz, kültürünüz var. Türk milleti kavramını bu tarzda genişletiyoruz diyecekler.
Şimdiden yaptıkları bu anlama geliyor.
Mevcut anayasa temelde değişmedikçe ve üniterlikten vazgeçilmedikçe sömürge statüsünden çıkmayız.
Fransa üniterlikte vazgeçmedi, son yıllarda vazgeçti. Korsika sorunu böylece çözüm sürecine girdi.
Tek ulusa “demokratik ulus” kavramı ile cevap verilemez.
Bunu onaylayan otursun oturduğu yerde.
TC’yi kandırıyoruz ve siyaset yapıyoruz diyebilirler.
Ama başta kendilerini kandırırlar.
Türkiye bölgesel güç olduğu için, Osmanlının İdrisi Bitlis ile yaptığı anlaşmanın benzerine razı olurlar. Zaten bu sıkça örnek veriliyor.
Yeni İdrisi Bitlisi kim olacak acaba?
Bakın Öcalan “demokratik ulus” ile ilgili ne diyor:

“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de cevap veren Öcalan şöyle dedi: “Cumhurbaşkanı Gül’ün bir belirlemesi var. Ulus içinde ulus adacıkları yaratmak istediğimizi söylüyor. Buna cevap vereceğim. Önce bunun anlaşılması gerekiyor. Beni yanlış anlatarak bizi siyasetin önünü tıkamaya alet etmeye çalışıyorlar. Buna izin vermem. Benim ne söylediğim açıktır. Bunu defalarca anlattım. Son yol haritasında da bunu açıkça yazdım. Savunmalarımda da bunları belirttim. Gül, Erdoğan çözüm falan diyorlar ama net olarak, tam olarak ne olduğunu anlamış bile değiller. Kemal Karpat akademisyendir, Amerika’da yaşıyor. O biraz anlamış. Şöyle diyor; “Yeni bir ulus, yeni bir devlet doğuyor”. Doğrudur ama onların anladığı anlamda değil, demokratik bir ulus, demokratik bir devlet doğuyor. Birkaç etnisite bir araya gelip ulus yaratabilirler. Hatta bir etnitisite farklı uluslar, farklı devletler yaratabilir. Bizim yaratmaya çalıştığımız ulus anlayışı etnisiteye dayanmaz, demokratiktir. Demokratik ulusta herkes yerini alır.”(1)
Peşine CHP, Mustafa Kemal’in partisi olmaktan çıktı deniyor. Oysa herkes bilir ki, Mustafa Kemal otokratik bir sistem kurdu. Tek belirleyiciydi. Ulu Önder unvanını böyle kazandı.
Mustafa Kemal’de İttihat Terakki bünyesinde büyümüş, Birinci Dünya Savaşında Kürdistan’da görevli iken Ermeni ve Kürt soykırımının uygulamasında yer almıştır.
Bu günküler soyunu tüketmiş ve onun kalıplaşmış biçimidirler.
Bu bana neyi hatırlattı; Öcalan’da PKK’de tek belirleyiciydi. Hata ve yanlışlar PKKlilere aitti. Doğrular kendisine aittir. O’da bir ara “bu benimPKK’em değil” deyiverdi.
Kemalistlerde bütün doğruları Mustafa Kemal yaptı diyerek, Kemalizm’den sapıldığını ileri sürerler.
Mustafa Kemal bu gün olsaydı, Erdoğan’dan kesinlikle ileri olamazdı. Kürdistan’da soykırım yapan kişi, bugün olsaymış, Kürdistan sorununu çözecekmiş kehanetinde bulunuyor Öcalan.
Kemalizmi bu kadar aklamak Kürtlere hakaret değil mi?
Öcalan böyle konuşunca DTP Genel Başkan yardımcısı Selahattin Demirtaş daha kötüsünü söylüyor:
“Ben DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş'ın Star'dan Fadime Özkan'la yaptığı röportajdaki şu cümlelerini bu patinajı belli açılardan kırabilecek bir yaklaşım olarak görüyorum:

Demirtaş, Özkan'ın "Türk adının bir ırkın adı olmaktan çok milletin adı olduğu tezine, dolayısıyla ortak tarih, dil ve kültür nedeniyle ülkedeki farklı ırka mensup toplulukların bütününü kapsayan bir ad olmasına ne diyorsunuz" sorusuna cevaben şunları söylüyor:

"Bunu anlıyorum ama bu tanım 1924'te yapılmalıydı. Bu kadar acı ve ayrışma yaşadıktan sonra bu tanımı yapamayız, Türk milleti artık kapsayıcı bir tanım olmaktan çıktı. 1921 Anayasası'nda böyleydi, 1924'te değiştirildi. Türk milleti birden o tarihte başladı ise Türk tarihinin 1924 öncesine gitmemesi lazım. Ama açın bakın kitaplara, Türk tarihi Orta Asya'dan, Uygurlar'dan başlar. Dil, edebiyat da Orta Asya'dan başlar. Eğer Kürtler Türk milletinin bir parçası ise şuna cevap vermek lazım: Biz Kürtler Orta Asya'dan gelmedik. Araplar da Ermeniler ve Rumlar da gelmedi. Hepsinin ortak tarihi, edebiyatı, folkloru değil orası. Her birinin ayrı bir kültürü, dili var. 1924'te "Biz yeni bir milletiz ama hepimizin farklı dilleri var, bu korunacak, Türkçe ortak dil olacak, Türkçe bizi millet yapacak" denseydi sorun olmazdı. "Siz Türksünüz, herkes Türkçe konuşacak, başka dilde eğitim yasak, siz yoksunuz" dendi ve sorun yaşandı. Artık yeniden başa dönemeyiz."

Fadime Özkan üsteliyor:

"1924'teki tanım, sonraki uygulamalar olmasaydı Kürtler'in 'Türk milleti' tanımına itirazı olmazdı yani?"

"Hiçbir itirazı olmazdı. Bugün de Türk'üm dediğimde, kendimi inkar etmeden, onurum kırılmadan, asimile olmuş bir Kürt'üm anlamına gelmeden, rahatlıkla Türk'üm diyebilirdim."(2)
Kardeşim bu 1924 anayasasını okuduk, uygulamalarını gördük. Yuvarlak biçimde vilayetlere özerklikten bahsetmekten başka, Kürtler ve diğer halklar için herhangi bir maddeye rastlamadım.
Kürtleri tanıyan veya haklarını belirleyen bir madde varsa buyur söyleyiniz.
Öcalan1924 anayasasını referans alalım demektedir. Demirtaş bundan hareketle1924 anayasasını ve tek milleti onaylıyor ve kendime Türküm diyebilirdim açıklamasında bulunuyor.
Siyaset yaptığınızı söylüyorsanız, bakın göreceksiniz: İlerde 12 Eylül anayasası değiştirilince 1924 anayasasında bulunmayan haklara yer verecekler. Türk milleti kavramından vazgeçmeyebilirler ve hepimizi temsil ediyor demekten geri kalmayabilirler.
“Ben Türküm” diyecek misiniz?
Öcalan “demokratik ulus” derken, “ben önderliğin yanlışlarının militanıyım” diyen Karasu hemen Özgür Politika ve Kürdistan Post’ta yayınlanan “Devlete Rağmen Demokratik Özerklik” adlı makalesi ile bir yanlışın hemen teorisini yapmaya çalışıyor.
Oysa aynı yazısında Öcalan “demokratik devlet” ten söz ediyor.
Yazılar ve görüşler çelişkilerle doludur.
“Güçlü ulus olunması isteniyorsa toplumu demokratikleştirmek, tüm bireyleri ve toplumu yaşamın özneleri haline getirmek gerekir. Ulusu sevmek de, toplumu sevmek de, bireye değer vermek de budur. Demokratik uluslaşma, gerçek demokrasinin yaşanması anlamına geldiği gibi, demokrasinin gelişmesi ise demokratik uluslaşmanın gelişmesidir. Bu demokrasi de Avrupa’da olduğu gibi üst toplum demokrasisi değildir. Önemli kararların üstten aldığı ve bu temelde toplumu çalıştırdığı demokrasi değildir. Bugün Avrupa’da güç olan hala egemenlerdir. Dolayısıyla demokratik bir uluslaşma gerçeği yoktur.”(3)
Öcalan, ”demokratik ulus” için ABD, İngiltere vb örnek vermektedir.
Oysa buralarda devlet var. ABD çok kültürlü olmasına rağmen tek ulustur. İrlanda, Galler, İskoçya ise ortak yanlar ile birlikte bir nevi devlettirler.
Karasu, devleti kaldırarak demokratik ulusu kuruveriyor. Bir kez KCK’nin Kürtler ile ilgili talepleri TC’yi özünde değiştirecek yapıya sahip değildir.
Kürtlerde kendini kandırma alışkanlığı geçmişte beri var. Teori ile kendilerini aldatan ve bir sürü laftan sonra dikkate değer bir şey söylemeyenlere şaşmak lazım.
Karasu’nun bu makalesini herkes okusun. Ne kadar gelişme gösterildiğinin bir göstergesidir.
Lafı sağa sola çevirmye gerek yoktur. Üniterlik, cumhuriyetin temel niteliklerini övmek, Mustafa Kemal’i doğru yaptığı konusunda onaylamak, 1924 anayasına sığınmak, Mervani, İdrisi Bitlisileri örnek vermek ve bununla Kürtleri tanıyın, biz yeni koşullarda aynı rolleri oynarız demek, sömürgeciliğin yumuşatılması, reformdan geçirilmesidir.
Konfedaralizmve komünal toplumculuk, devletsizlik, iktidarsızlık vb kavramlara sığınmak, siyasette Kürdistana birşey kazandırmaz. Ruhları boşaltır. Donanımsız kılar.
Kongrede tartışılyordu. Kooperatif yani Sovyetlerde yer aldığı biçimiyle kolhozculuğu bazıları kaldıralım diyordu. Kaldıralım diyenler 30 yıldır tek bir kooperatif kumamışız, hayata geçmiyor diyorlardı. Buna karşın kooperatif yine programda kaldı. Şimdiye kadar bir kooperatif kurulduğunu sanmıyorum.
PKK yerine KCK kuruldu. İşleyiş ve yönetim tarzında değişiklik özü itibariyle bulunmuyor. PKK’nin eski örgütlemelerini KCK adı altında komünal, konfederal örgütlemeler vb olarak adlandırmak fazla birşey kazandırmaz.
Kağıt üzerinde var, hala bir yer ve ilde kömünal ve konfederal örgütlenme görmedim. Tıpkı kooperatiflerin kurulmaması gibi.
Karasu’nun yazısı bunlar ve demokrasi işlemeleri çervesinde demokratik özerkliğe demokratik ulus deyiveriyor.
Çok lafa gerek yok. Kürtler baştan beri söylediğimiz gibi bir ulustur. Ulus olmaktan doğan hakları var.
Buna ne ekleyebiliriz, biz gerçekten demokrasi ve özgürlükleri geliştirelim.
”Demokratik ulus”a teori bulmaya çalıştığı için Kürdistan ve Kürt ulusuna vurgulamalar bile yapmıyor. Özerk Kürdistan’ı bile açıkça söylemiyor.
Kardeşim söyle, Özerk Kürdistan demokratik olsun. Bu kadar teoriye ne gerek var. Kaldıki, daha öncede yazdım, üniterlik oldukça özerklik olmaz.
Kendi düşünce ve siyasetinizde tutarlı davranacaksanız, herşeye demokrasi kılıfı geçirilerek kimse demokratik olmuyor. Demokrasi kılıfı ile evrensel olan bazı kavramların içini boşaltmak doğru olmaz.
Demokratik federal bir Türkiye ve federal  demokratik Kürdistan istiyorum. Türkiye çok uluslu demokratik bir sistem olmalıdır.

Türkiye, çok kültürlülüğü benimseyen ve uygulayan bir anlayışta olmalıdır.
Bizde ulus olmaktan kaynaklanan tüm haklara sahip olmalıyız.
Bunlarla beraber özgürlüklerin bol olduğu bir sistem istiyorm.

Uzun lafın kısası.

Hepsi bu!

Dursun Ali Küçük 14.10.2009





 

 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe