DTP bombası
Dursun Ali Küçük/
Bir bomba da Anayasa Mahkemesi patlattı.
DTP ile birlikte dördüncü Kürt partisi kapatıldı.
Açılım denilen sürece bir darbeyi Anayasa Mahkemesi yaptı.
Zaten Türkiye’de yüksek gösterilen yargı kurumları; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, baş savcılar vb genelde darbecidir. 12 Eylül askeri darbesinin ürünü oldukları gibi, sonuçları itibarıyla bu gün statükoyu savunuyorlar.
Anayasanın değişmez iki maddesinden biri “bölünmez birlik” olurken diğeri laiklikle dini inançlara karşı derin devletin savunuculuğudur.
Bu anayasa var oldukça Kürdistan’a bir hak tanınması mümkün olamaz. Meclis Kürtlerle ilgili ciddi bir karar alamıyor. Aldığını varsayalım, CHP ve MHP hemen Anayasa Mahkemesine gider ve karar iptal olunur.
Anayasa değişmedikçe pati kapatmalar devam eder.
Ama Türkiye’deki siyasi atmosfer, medya vb bunu tercih etmezse, Anayasa maddelerine rağmen parti kapatılamaz.
Açılım süreci DTP ve yasal Kürt partileri, aydınları, sivil toplum kuruluşları üzerinden yürüyebilirdi. Böyle bir siyaset izlenseydi, DTP kapatılmakla yüz yüze gelmezdi.
Öcalan ve KCK’de adeta DTP’yi izledikleri siyaset ve içine koydukları durumla kapatmaya önemli gerekçeler sundular.
Son olayları herkes izledi.
Kontrolsüz eylemler, Öcalan’ın kendisini bütün sorunların merkezine oturtması ve son Reşadiye-Tokat eylemi ortamı bulandırmak ve barış için atılan olumlu adımlara önemli darbeler vurdu.
Öcalan, siyasi anlamda değil, koşullarının düzeltilmesi ve kendisine fırsat sunulması temelinde beni dikkate alın dedi.
Daha önce yakalandığında PKK’yi geriye götürmek için attığı ciddi adımlarda Ergenekoncularla böylesi pazarlıklar yapmadı.
Devlet ve hükümet gizli dikkate almaktan yanaydı, ama açık olarak bunu yapmadı. Oysa yapsalardı, Öcalan’ın istediği fazla bir şey yoktu.
Ben süreci ballayacak tavırlara girmezdim, barış için atılacak adımlardan yana olurdum. Bu tarzda yapılanın da bir ciddi çözüm olmadığını her fırsatta belirtebilirdim.
Devlet bunu yapacak konumda değildir. Hükümet bu adımı atacak cesareti gösteremez. Ciddi engellerle karşılaşırdı.
Ortada bir çözüm siyaseti ve bunun adım adım geliştirilmesi olmayınca, insanlar ve DTP İmralıya bağlanarak siyaseten etkisiz duruma getirildiler.
Nitekim Tokat-Reşadiye eylemini üstlenirken bakın HPG ne diyor; “Eylemsizlik süreci boyunca TC sistemi tarafından gerçekleştirilen her türlü saldırıya karşı güçlerimiz büyük bir sağduyu ve duyarlılıkla yaklaşmıştır. Ancak şu iyi bilinmelidir ki Kürt halkının meşru savunma gücü HPG gerillaları Önderliğimiz ve şahadetler konusunda çok hassastır. Söz konusu olan şahadetler ve Önderimizse her birimimiz kendi inisiyatifini kullanma hakkına sahiptir.”
Her bireyleri ve gerilla Öcalan söz konusu olunca inisiyatifiyle eylem yapabilir demektir. Bir taraftan “eylemsizlik süreci” var deniyor, öte taraftan bu tür açıklamalarıyla eylemsizlik sürecini fiilen sona erdiriyorlar.
Eylemsizlik süreci bitirilmek isteniyorsa siyasal açıdan bunu değerlendirebilirler.
DTP ve son duygusal eylemlere yansıyan mantık budur.
Bir-iki gün önce Roj TV’ye Ahmet Türk bir demeç vererek herkesi sağduyulu ve sabırlı davranmaya  çağırıyordu.
Bunun hemen peşine Roj TV’ye telefonla bağlanan KCK yürütmesinde yer alan Bozan Tekin ise Ahmet Türk’e hemen cevap yetiştirdi;
“Kimsenin Kürtleri sağduyuya çağırmaya hakkı yok. Kimse bu hakkı kendinde bulmamalı, Kürtler tepkilerini ortaya koymalıdır.”
Ahmet Türk başta olmak üzere birçok DTP’linin arada sıkışıp kaldığı bir gerçektir. Anayasa Mahkemesinin Ahmet Türk’ü özellikle milletvekillikten düşürmesi ve yasaklamalar koyması oldukça art niyetli bir karardır.
Öcalan, daha önceki avukatlara konuşmasında “Ahmet Türk kim ki beni temsil etsin” demiştir. Bu bütün DTP’lilere yönelik bir hakaretti. KCK’yi bile temsilcisi olarak görmüyordu.
DTP’nin kapatılmasını siyasi propaganda açısından karşı çıkacaklardır. Yeni partiyle yola devam edeceklerdir. DTP’nin iradesine ipotek konulmuştu. Dolayısıyla Emine Ayna gibi partiyi zora sokan ve ne söylediğini bilmeyenler öne çıkıyordu.
Ayna, kahkaha atarak gazetecilere süreç bitti dediğine göre DTP’nin kapatılmasına da içtenlikle karşı çıkacağını sanmıyorum. Şimdi sözünü tutup dağa çıkabilir.
Ama olan DTP’ye ve ona oy veren insanlara oluyor.
Bir noktanın altını çizerek özellikle belirtmek istiyorum:
1993 ateşkesi ve MGK’nin Özal’ın çıkışını destekleyen ve yöneticileri dışlamayan afa dönük kararı vardı ve bu bakanlar kuruluna gönderiliyordu.
33 asker olayı bahane edilerek kirli savaşı sürdürmek isteyenler savaşa devam ettiler.
Oysa sorulması gereken soru şudur, süreci sabote etmek isteyen ve savaştan beslenenler vardır. Bunlar kirli savaş ve kan dökmeyi seviyor ve istiyor. Onlar için rant kapısıdır bu.
Bu gün aynı şekilde son bazı kontrolsüz eylemleri ve Tokat-Reşadiye olayını bahane ederek açılımı sonlandırmak isteyenler bol keseden ortaya çıktı.
Ve aynı kesimler DTP’nin kapatılması için siyasi ortam yaratmaya çalıştılar.
Eğer gerçekten barış ve çözümden yanaysanız, bir süreç başlatılırken engelleyenleri de çıkar.
Doğru olan süreci sabote eden yaklaşımlara karşı doğru ve demokrat tutum takınmaktır.
DTP’nin kapatılmasına karşı durmaktır.
DTP’nin hataları ne olursa olsun bu kapatılmasına gerekçe olamaz.
33 asker olayı ile son olayları özdeşleştirip, Kürtlere haklarının verilmesine ve barışa veda etmek tam bir aymazlıktır.
Açılımdan yanayım diyen bir kesiminde tutarsızlığını ortaya koyuyor.
Reşadiye olayı bilgi sızdırılarak mı oldu, yoksa söyledikleri gibi salt kendileri mi yaptı? Bu çok önemli değildir.
Bu ve benzer olayları bahane ederek faturanın Kürtlere kesilmesine karşıyım.
Demokrat olan bazı yazarlar ve kesimler geçmişte yazdıklarıyla DTP’yi desteklediler. Muhatap alınmasını istediler. Ama son günlerde haklı olarak Öcalan ve bazı DTP’lilerin siyaseten yanlış tutumlarını eleştiriyorlar.
Sağduyulu ve tutarlı davranırlarsa onaylamadıkları bazı politika ve eylemler olsa bile, CHP ve MHP, Ergenekon ve orduya “işte bunlar barış istemiyor” ne yapılırsa yapılsın biçimde kapıları açmakta barış çağrılarınıza ve yazdıklarınıza uymuyor.
Nitekim MHP ve Bahçeli; DTP kapatılmıştır, karar saygı duymak lazım ve yapılacak bir şey yoktur.
CHP, alkışlayarak Anayasa Mahkemesi doğru karar vermiştir, 12 Eylül anayasasına uygundur biçiminde açıklamalarda bulunmuşlardır.
Bu iki parti ve Ergenekoncular ortalığı karıştırmak için her şeyi yapıyor, bombalar patlatıyor. Öcalan ve KCK’nin onların eline verdiği kozları savaş kışkırtıcılığı için kullanıyorlar.
AKP temkinli yaklaşıyor ve açıklamaları ile parti kapatmaları onaylamıyoruz diyorlar. İçlerinde Cemil Çiçek gibileri ise kapatılmaya onay veriyor.
Anayasa Mahkemesinin kararı ne barışa ne de birliğe hizmet eder.
Ortamı daha bulanık hale getirir ve kaosu artırır.
Anayasa Mahkemesi siyasi bir bomba patlatmıştır. Reşadiye’deki, eylemle kıyaslanmayacak kadar ağırdır. Savaşa devam darbesidir.
Demokrasi ve barışa karşı bir siyasi darbedir.
İşin özünde ırkçı siyaseti devam ettirme bulunmaktadır.
Bu ırkçılığın bir kez daha meşrulaştırılmasıdır.
Kimileri de kapatılmaya karşı görüş belirterek, kapatma gerekçesinin anayasaya uygun olduğu görüşlerini savunmaktadır.
İşte gerekli olan; siyasi darbelere, askeri darbelere onay veren 12 Eylül Anayasasının değişmesi ve yeni bir demokratik anayasanın yapılmasıdır.
Bu anayasa özgürlükler ve demokrasi önünde ciddi ve temel bir engeldir.
Bu anayasa korundukça Kürdistan ve diğer hakların ulusal ve demokratik taleplerine kavuşması mümkün değildir.
DTP’nin kapatılması; demokrasi, barış ve özgürlüklere karşı bir karardır. DTP’nin amaçlarını benimseyelim veya benimsemeyelim, buna karşı çıkmak demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olan herkesin görevidir.
Bu konuda şiddete varmayan demokratik ve sivil tepkilerin gösterilmesi yerinde ve doğrudur.
Sürecin sabote edilmesi ve barışın engellenmesini yalnızca Öcalan Ve KCK’nin yanlışları ile izah etmek bir yanlışa yönelmek olarak görülür.
Burada asıl barışı ve Kürdistan’ın doğal haklarına saldıran, kirli savaşı yürütmek için her türlü oyuna başvuran sadece ve sadece savaştan, yasaktan, katliamlardan beslenenleri görmek gerekir.
Böyleleri zaten son gelişmelerin faturasını Kürtlere çıkardılar.  Kürdistan cephesinde yanlış yapanları eleştirmeliyiz. Ama faturanın bir kez daha Kürdistan’a, Kürtlere ve diğer halkalara çıkarılmasını hiçbir zaman kabul etmemeliyiz.
Dursun Ali Küçük- 12.12.2009
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe