FALCI MISIN?
Fala bakmam. Falıma hiç baktırmadım.
Anam, kaynanam vb hep YA XIZIR’ı imdadımıza çağırırlardı. Hala da çağırıyorlar.
Nedense içime fala bakmak doldu. Merakın nereden geldiğini bende tam bilemiyorum.
Bu yıl ve önümüzdeki yılın bizler için hayırlı mı, hayırsız mı geçeceğini düşünüp duruyorum.
Genelde pozitif ve iyi niyetli yaklaşan biriyim.
Her nedense şimdi içimi uğursuzluk kemiriyor.
Genelde fala bakanlara cadı deniyor.
Eski zamanda cadıları kazanda kaynatıyorlardı.
Bazen de cadının kazanı kaynıyordu.
Bakın, içimdeki cadı ne diyor?
Kazanı kaynatıyor, her taraf buhar olmuş, yüzünü tam seçemiyorum.
Sırıtıyor, kahkahalar atıyor ve küçümseyici bakışlarla bakıyor.
Ve konuşuyor:
“Adam, insan her neyse bir şey olmaya kalktınız. Size, sizden adam çıkmaz, bir şey olamazsınız diyenlere karşı büyük bir direnişle çıktınız.
Ama ısrarlı olmadınız. Kurtarıcı putlardan kurtulmak isterken yeni kurtarıcı put yarattınız.
Ona esir düştünüz. O’da sizi ve insanlarınızı adamdan saymadı.
Ama siz esir olmaya devam ettiniz. Başkalarından kurtulayım derken kendi kendinizin kölesi oldunuz.
Tek tanrıdan size kötülük gelmiyordu. Yeryüzünün tanrılarının şefkati ve gazabına, dudağı arasında çıkan iki söze köle oldunuz.
Sizin kötü talihinizin hikayesi buradan başlıyor.
Kurtuldum diyenleriniz var, ama hala kurtulamadınız.
Siz lanetlenmiş bir kuşaksınız.
Birilerinin dudağı arasında çıkacak iki sözle ülkeyi, vatanı, halkı kurtarmaya çalışıyorsunuz.
Tartışıyorsunuz, ama iradelerinize ipotek konulmuştur.
Hapisten çözüm çıkarmak isteyen bir halkın üyelerisiniz.
Tanrınız en yüce ulu önder kurtarıcıya sığındı.
Kendi belanızı kendiniz arayıp buluyorsunuz.
Bir zamanlar sizlere cinlerin torunları denildiğini ne çabuk unuttunuz.
Tanrıyı kandırmaya çalıştığınız için tanrının ebediyen sizi devlet kurmaktan men ettiğini hafızalarınız çabuk unutuyor.
Uğursuz bir halk olduğunuz için uğursuzluk yakanızı bırakmıyor.
Çabuk ağlıyor, çabuk gülüyorsunuz.
Acılar yaşamak kaderiniz olmuş ve acı neredeyse gidip onu buluyorsunuz.
Dağlara çok çıktınız, ama masada genellikle kaybediyorsunuz.
Başınıza talih kuşu diye konanlar sizin dağlara olan sevdanızı kullanıyor, satıldığız anda bile kurtuluyoruz diyorsunuz.
Beşikçi Hoca kafalardaki karakolu yıkalım diyordu. Siz karakol yıkalım derken bir başka karakola koşuyorsunuz.
Sizin bir zamanlar fit olduğunuz çözümü, şimdi gelinen zamanda devlet babanız ve kurtarıcınız size ama sizsiz çözüm diye sunuyor.”
-Dayanamadım, hakaret ediyorsun, ben ve bizler uğursuzluklardan kaçtık. Neler çektiğimizi bilmeden konuşuyorsun demeye başladım.
Köpürmeye başladı.
- Siz, kazanda yakılmayı çoktan hakketmişsiniz, ama kul olarak yaşamaya hakkınız var. Bela nerdeyse gidip buluyorsunuz, kandırılmaya açıksınız, biri bir şey ortaya atımı hemen üstüne atlıyorsunuz ve en kötüsü sizin kurtarıcı tanrınız çoktan sizi kurtaran ulu önderi kandırmaya çalışıyor. Kandırmak isterken de sen ne büyükmüşsün diyor.
Kulluk etmeyi seviyorsunuz. Kulluk ettiğinizin kulluk ettikleri var.
Özgür irade, özgür yaşam, özgür düşünce diyorsunuz ama daha kıyısına yaklaşmadınız. Herkese inat bu direnişiniz ve dayanma sabrınız olmasa çoktan ayaklar altında giderdiniz.
Şimdi niye aptal ve şaşırmış olarak bana bakıyorsun?
Sende bir ara içindeydin. On yıldır söylediklerinizi şimdi devlet yapıyor.
Devleti kandırmaya çalışırken kendinizi kandırdınız ve aptal durumuna düştünüz.
Siyaseten sizi fazla hesaba katan yok.
Devlet tam eski devlet değil, bölgede büyük oynamaya başladı.
Kurtarıcınızın söylediklerini yapacaklar, ister kabul edin, ister etmeyin.
Dibe düşerken kalkmak için yeni şeyler istiyoruz demelerini dikkate almazlar.
Arap siyasetimi yapıyorsunuz? Masada her şey tamam, dostlar, masada kalkınca herkes bildiğini yapacak türden siyaset tarzınız sizi batırdı.
Olmadı, yeniden oynayalım demeye kalkıyorsunuz. Oysa maça borçlu başlıyorsunuz. Böyle maçı galiba yeni görüyorsunuz.
Başkaldıranlar olarak siz sefil yaşamaya devam edeceksiniz.
Kaymağını başkaları yiyecek.
Dağdakiler gelmezse siyasetten kuşatılmaya alınmışlar, sonuçta kuşatmaya alanlar operasyona girişebilirler.
Kurtarıcınız yan çizmeye başlayacak ama para etmez.
Kurtarıcınız dağda indirmeye hazır, kurtarıcıya bir formül şimdilik bulamıyorlar.
Ona diyorlar ki, biraz sabret, senin sorununu sonra çözeriz.
O, ilerde yine çıkıp diyecek, “bana söz verdiler, sözünü tutmadılar.”
Allahtan ne istiyorsunuz, devletiniz değişmiş;
Eskiden sıcak çorbaya, sonra mal bora ve kadına gelin diyordu, şimdi gelirseniz ceza vermeyecek, ilk geldiğinizde sizi biraz pohpohlarlar. Sonra han yanın ve Konyanın ne olduğunu görürsünüz.
Yasal partileriniz iradesiz konuşmaya devam edecektir.
Muhalif olanların Allah belalarını vermiş, 30 yıldır ne yapıyorlarsa onu yapmaya devam edecekler.
Bazı dürüstler ve gönül verenler, devrimciler ve direnişlerin başına ne getirmişlerse; vala sizde daha kötüsünü başlarına getirecekler.
Bunlarda yanar kavrulur dururlar. Kaderini değiştirmeye çalışırlar.
Özgür olan Kürdistanlılar, özgür olmayanlara karşı çıkarılırlar. Onlarda normal, doğal hak olarak gelişenler, size şefkat ve kırıntılar adına verilecek.
Devlet büyük oynayınca size bir parça bir şeyler tanıyacak.
“Son terörist etkisizleştirilinceye kadar operasyonlara devam” diyecekler.
Baştakiler zaten ayrı telden konuşuyor, cellatlarınız demokrat oluyor. Demokrat olanlar sorunu “dağdan inmeye formül ve silahsızlandırmaya” sorunu endekslemişler. Sizi af bile etmek istemiyorlar, dağdan inin cezasız kalın diyorlar.
Gerillaya yazık, gerillayı böyle ucuz kullanan pek çıkmadı. Senin neredeyse 10 yıldır yaşadığın kaderi, dağdaki eski arkadaşların başka biçimde yaşayacaklar. Bu konuda Kurtla kuş, yılan ve kartal, şahin ve güvercin söz birliği etmişler sanki.”
-İsyanları oynuyorum. Yeter diyorum. Bu kadarını duymak istemem. Çok ileri gittin.
Egemenlerime dayanmadım, sana da dayanamıyorum artık.
Bana olabilecek gerçekleri ve risklerimi söylüyorsun, psikolojik savaş mı yürütüyorsun?
-“Dur hele , daha söyleyeceklerim var: Siz gençlik hayallerinize kurşun sıktınız. Kurtarıcı için amaçlarınızı bir tarafa ittiniz.
Kurtarıcınız içeri düştüğünde “yenildiğini”, yenildiğinizi size haber saldı. Siz anlamadınız. Sizin için zafer masaları kurulmuyor. Canınızı bağışlar mıyız, bağışlamaz mıyız? Onu tartışıyorlar.
Hala anlamamışları oynuyorsunuz. Ben iyi yaptım, herkes kötü yaptı diyeniniz, şimdi Mustafa Kemal iyi yaptı, çevresindekiler kötü oynadılar. Soykırımcınızı bile baş tacı etmeye hazırsınız.
Siz nasıl bir halksınız, milletsiniz, kuyruklara takılmış, başa oynamayı bırakmayan türden de yüksek perdelerden konuşuyor, burnunuzdan kıl bile aldırtmıyorsunuz.”
-Yeter dayanamıyorum, uyanmak istiyorum, böyle olsa bile duymaya katlanamıyorum.
-“Ha! Tamam diyerek; siz busunuz işte!
Var olmak isterken hiçlere oynamak hoşunuza gidiyor. Gerçeklerle yüzleşmek istemiyorsunuz.
Kaçıyorsunuz, gerçekler sizi kovalıyor.
Kurtarıcınız daha sonra bırakılacak. Aştığını sandığınız denizlerde boğulmamaya çalışın.
Umut fakirin ekmeğidir.
Umutla yaşadığınızı biliyorum. Dayanıklısınız. Hayal kırıklıkları yaşadığınız halde dayanma gücünüze ve sabrınıza hayranım.
Birlik olmasanız dirlik olamazsınız.
Size yeni aşı lazımdır. Yeni yüzler, yeni insanlar lazım, bunlar çıkacak ve belki sizin kurtuluşunuz yeniden başlayacak. Çağımızın geldiği süreçle sizi bulaştıracaklar.
Dayanmanız, direnişiniz, sabrınızın sonuçlarını görmeseniz de göreceksiniz.
Devlet bir çözüm süreci başlattı, ikinci çözüm sürecini halkınız, insanlarınız başlatır.
Hiç değilse şimdi kavga etmeyin, iç barışınızı sağlayın ve inatla dayanın!
Zafer masasına oturmak sizinde hakkınız. Zafer masasının kurulduğunu görüyorum.”
Zafer masasını ararken uyandım.
Nerede kuruldu, nasıl kuruldu, insanlar her yerden özgürleşen ülkesine nasıl akın etti.
“Biz buradaydık, işte tam olarak yine buradayız.”
Demelerini hayal etmeye başladım.
Hey ÖZGÜRLÜK nelere kadirmişsin sen!
Rüyamda fala baktım. Cadıyla yüzleştim.
Umarım kötü talihimizi ve uğursuzlukları yeneriz.
Dursun Ali Küçük 20.9.2009
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe