Geçmişle Yüzleşmek Şimdiyi Kurmaktır
Türkler, Kürtler, İslam vb tutarlı olmak istiyorsa sorgulamayı ve yüzleşmeyi kişisel dokularımıza kadar uzatmamız büyük önem taşır. Türkiye’de perde yeni açılıyor, önemsiyorum. Başbakan “Dersim katliamı” kavramını kullandı ve Seyit Rıza’nın mezarı bulunsun demiştir ve TC tarihi açısından şimdiye kadar ciddi bir şey yapılmadığı için önemsenmelidir.
Dursun Ali Küçük
04.12.2009 - 22:15

Geçmişle  Yüzleşmek Şimdiyi Kurmaktır

Dersim soykırımı tartışmaları; soykırım, katliamlar ve tarihiyle yüzleşmek ve Kemalizm eleştirilerine kadar uzandı. Yararlı olduğu kanısındayım.
Türkler, Kürtler, İslam vb tutarlı olmak istiyorsa sorgulamayı ve yüzleşmeyi kişisel dokularımıza kadar uzatmamız büyük önem taşır.
Türkiye’de perde yeni açılıyor, önemsiyorum. Başbakan “Dersim katliamı” kavramını kullandı ve Seyit Rıza’nın mezarı bulunsun demiştir ve TC tarihi açısından şimdiye kadar ciddi bir şey yapılmadığı için önemsenmelidir.
Tarihle yüzleşmek insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Hep bir arada barış ve huzur içinde yaşıyoruz, dış mihraklar içimizi bozuyorlar. Türkler hep tarihte başkalarına iyilik yapmış ve şefkat göstermiş, başkaları da hep Türkleri ve Osmanlıları arkadan hançerlemiş, dış güçlerin oyununa gelmişler ve aslında Osmanlı ve TC tarihi temizdir, baskı zulüm, soykırım, katliamların adı bile iyilik yapma ve şefkat gösterme olmuştur.
Osmanlı ve Cumhuriyet tarih tezleri ve derslerde okutulan, hatta evlerde anlatılan her şey devletin aklanması ve yüceliğine yöneliktir. Örneğin Türkiye’de Dersim soykırımı, bütün Kürt soykırımları, Ermeni soykırımında, katliamlarda, faili meçhullerde, darbelerde ordunun sicili bozuk olduğu halde en temiz kurum ordu gösterilir.
Osmanlı ve TC ile devlet öyle yapmış ki neredeyse Türklerin ve egemen İslam’ın genlerine soykırımları, zulmü, baskıyı, katliamları onaylamak işlemiştir.
Bu güne kadar Türkiye insanlarının büyük çoğunluğu ve hatta Kürtlerin önemli bir bölümü, 1. Dünya Savaşında Osmanlı yani İttihat ve Terakkinin gerçekleştirdiği büyük Ermeni soykırımından vicdanen rahatsızlık duyacaklarına Ermenileri hala düşman görmekte ve onları suçlamaktadır.
Böyle bir mantık Türkiye’de Ermenilerle nasıl kardeşçe yaşayabilir? Ermeniler başlarına gelen soykırımı ve adeta kendilerini her şeyiyle yok eden bu büyük soykırımı nasıl unutabilir?
Ermeni soykırımını İttihat ve Terakki Turan ülkesi yaratmak için planlamış ve vahşice uygulamıştır. Ordu bu soykırımda birinci derecede rol oynamıştır. Mustafa kemal’de 1916’da Kürdistan’da görevlidir. Soykırımda yerini almıştır.
Osmanlı politikası ve yönlendirmesi çerçevesinde olsa da Kürt aşiret alayları Ermeni soykırımına katılmıştır. İttihat ve Terakki ile nasıl Türkler bu soykırıma ortak edilmişse, Aşiret alayları aracılığıyla Kürtler ortak edilmiştir. 10 Kasım meclis görüşmelerinde Deniz Baykal; Ermeni soykırımında Türk ve Kürtlerin ismini ortak kullanmıştır. Soykırım olmadığını vurgulamak için.
Aslında Ermeni soykırımına alet olmakla Kürtler aynı süreçte kendileri için gündemleştirilen soykırımı fazlaca göremediler. Teşkilatı Mahsusa açıkça Ermeni soykırımı eşliğinde Kürtlerin, Dersim-Zazaların soykırımını da gündemleştiriyor.
Sarıkamış yenilgisi ve savaşta Osmanlının mağlubiyeti ile birlikte Enver Paşa, Sarıkamış ve Türk- Azerbaycan hattını açmak için Kürtlerin temizlemesi ve savaşa sürdürülerek kırdırılmasını zafer olarak görüyor.
Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt; “ço çoları öldürdük, sıra lo lolara geldi” demiştir. Cumhuriyet boyunca Çevlik*Amed-Xarpet, Dresim, Ağrı-Zilan vb soykırımları yapılmıştır. Daha başta şark Islahat planı ile etnik temizlik, tenkil,tedip ve tehcir bilinçli uygulanmıştır.
Ermeni ve Kürdistan soykırımlarından dolayı Osmanlı ve TC suçludur. Bu tarihlerin yeniden yazılması ve Osmanlı ve TC adına devletin özür dilemesi gerekir.
Bu uygulamalardan dolayı, katıldığı, onayladığı ve savunduğu için Türk halkının da vicdan muhasebesi yapıp özür dilemesi gerekiyor.
Alevi soykırımı ve katliamları Yavuz Sultan Selim, Kuyucu Murat Paşa vb ile birlikte günümüze kadar sürüyor. Devletin bu konuda özür dilemesi gerektiği kadar bunu onaylayan ve fetvalarla katılan Suni İslam’ında ve İslam adına bunu onaylayan kurumların ve hatta günümüze kadar sürdüren halkında özür dilemesi ve tarihiyle yüzleşmesi gerekiyor. Hanefi ve Şafi mezhebi adına bir özeleştiri ve yüzleşme dini inançlar arasında var olan ve tarihi olarak günümüze kadar çeşitli biçimlerde süren düşmanlıkları ortadan kaldırır.
Sunniler egemenliğe dayanmış ve Aleviler hakkında devletin tezlerine önemli oranda destek vermişlerdir. Zihniyet hala Alevi ile barışık değildir.
Aleviler hep dışlanmış, sürülmüş, kırılmış, dini İnançları ve kültürleri yasaklanmış; bundan dolayı devlete güvenmedikleri kadar, Suni İslama’da güvenmemektedir. Şeriat olacağına yaklaşımı ile CHP ve soykırımcısına bile sığınmışlardır.
Bu konuda saplantılı olmamak lazımdır. Jandarma baskısı birazcık azalınca ve sürgün edilen Dersimliler yerlerine döndüklerinde, Dersim’de en çok oyu Demokrat parti almıştır. Bu konudaki bazı tartışmalar bana suni gibi geliyor.
Ezidi soykırımında ise ülkemizde egemenlik kuran bütün devletler birinci derecede sorumlu olduğu kadar Müslümanlıkta bundan sorumludur. Ezidiler şeytan olarak damgalandı. Soykırımı ve yok edilmesi mubah görüldü ve onaylandı. Nasıl daha önceleri 38 Alevi öldüren bir Müslüman cennete gider deniliyorsa, Ezidi öldürmekle cennetin kapısı sonuna kadar açıktır.
Ezidilerin soykırımında Arap devletleri, Fars devleti ve Osmanlı sorumlu olduğu kadar Cumhuriyet Türkiye’si de bundan sorumludur. Daha düne kadar Ezidiler şehirlere inmeye cesaret etmiyordu.
Ezidilerin dışlanması, horlanması, soykırımında Müslümanlık adına Şafi Kürtlerde yer almıştır.
Bu uygulama ve katliamlardan ve yok etmelerden dolayı, Ezidiler kendilerine Kürt demekten önce Ezidi demekteydiler. Çünkü İnançlarına sıkı sarılarak kimliklerini koruya gelmişlerdir.
Bu yaklaşım bir ölçüde Alevilerde vardır. Alevi kimliğini ulusal kimliklerinin önüne çıkarıyorlardı. Böyle davranmaları bir ölçüde doğaldır.
Bırakalım devletleri, yurtsever ve demokratım diyen Kürt hareketleri Ezidi ve Alevilere yapılanlardan dolayı şimdiye kadar özür dilememiştir. Bu olmayınca Kürdistan’daki toplumsal barış zayıf kalır. Bir Ezidinin Müslüman’ı ve bir Alevinin Şafiyi-Hanefi’yi niye sevmediğinin sırrı çözülemez. İşte özgürlüklerden ve inanç serbestliğinden yanayım deyip tarihte yaşanan olayların günümüze kadar süren boyutu tedavi edilemez.
Bence Kürdistan barışı ve daha güvenli bir arada yaşamak, eski düşmanlıkları sona erdirmek için Şafi Kürtlerin Ezidiler ve Aleviler, Ermenilerden özür dilemesini önemli görmekteyim. Tarihimizdeki yanlışlarla, vicdanı sızlatan kara olaylarla yüzleşmeliyiz. İnsanlık onuru, duygusu, insan hakları, özgürlük ve demokrasiden yanayım demek bunu şart kılıyor.
Kürdistan sorunu ve Alevi sorunu vb Türkiye’de neden bu kadar zorluklarla karşılaşıyor? Siyasi sorgulama yanında sosyolojik, psikolojik ve zihniyet sorgulamalarına uzanmak önemlidir.
Bu gün biraz değişse bile,  Sünni Türkler ve Kürtlerin çoğunluğu Aleviliğin yasaklanmasını,  Türklerin çoğunluğu Kürdistan ve Kürtlerin inkarı ve yok edilmesini adeta normal görüyor. Çoğu halk kesimi bölgede eğitim yok, cahil kalmışlar, ekonomik sorunları var, işsizdirler, yoksuldurlar görüşlerini öne çıkarmakta, doğal ulusal hakları ve anadan doğma haklarına saygılı değildir. Devletin bu kadar zorba, ordunun bu kadar darbeci, katliamcı ve hatta darbe planları ile yüzlerce çocuğun öldürülmesini operasyonlarına alan, faili meçhuller ve kazanlarda kaynatmalar, ortaya çıkan kemikler ve tarihi belgelere karşın bu kadar yüzsüz davranması açıklanacak türden değildir.
Yok etmeye karşı Kürtlerin ve Alevilerin vb kendini savunmasını bu günde Türkiye halkının çoğu onaylıyor.
Devlet ve AKP Kürt açılımını gündeme getirmeseydi, bunun dışında kalan normal vatandaş, CHP dışında kendisine sol diyenler soykırımlara hafif yaklaşmakta veya normal görmektedir. Halkın genel eğilimi onaylamış ve olaylar olmuş bitmiş yönündedir.
Sosyalist ve demokrat sol diyenlerin büyük çoğunluğu tarihte yapılmış haksızlık olarak soruna bakmaktadırlar. Haksızlık olmuş ve geçmiştir eğilimi yaygındır. Kabul etmek gereklerini yapmaktan çok genelde vicdan rahatlatmaya dönüktür.
İsviçre referandumla benimde onaylamadığım minareler yapımını durdurdu. Demokratik ve insan haklarına uygun bir karar değildir.
Türkiye’de bütün partiler, yazarlar haklı veya haksız bu kararı demokratik İsviçre’nin ayıbı olarak gördüler.
Ama Türkiye’de karşı çıkanların ezici çoğunluğu demokratik, liberal veya özgürlükçü olduğundan değil, milliyetçiliğinden veya İslam oluşundan dolayı bu karara tavır aldı.
İsviçre cami yapımını durduruyor, ki yanlıştır. Türkiye Cumhuriyeti Aleviliği baştan beri yasaklamıştır. Alevi çocuklarına suni İslam öğretiyorsunuz. Bütün alevi kültürü ve ibadet yerlerini yasakladınız. Devlet dini oluşturdunuz. Hala Alevi çocuklarına zorunlu din dersleri devam ediyor. Maraş ve Sivas katliamları hala hafızalardan silinmedi.
Dönüp içinize baktığınızda içtenlikli olmayan ucuz kahramanlık yapanlar bu yaptıklarından acaba utanç duymuyor mu? Türkiye ‘de bir İnanç ve kültürü tümden yasaklarsan ve yok sayarsan, resmi devlet dini oluşturursan normal, İsviçre’de olunca kötümü oluyor?
Bu olay bana şunu hatırlattı: 12 Eylül faşist darbesi olmuştu.  Sonraları Erzurum askeri cezaevine nakledildim. Televizyonları Türk antropologlar, veya mezar kazıcıları sürekli bir yerler kazıyorlardı. Kemikler çıkarıyorlardı. Onları televizyonlar sergiliyorlardı. Kafatasları ve kemikler güya Ermeniler tarafından katliama uğrayan Türklerin olarak gösteriliyordu.
Ermeni soykırımını ve Ermenileri vatanlarından sürüp oraları Türkleştirmeleri görmüyorlar.
Bolca mezar kazıcılığı yaparak, çıkan kemikleri, kafatasların Türklere ait olduğu ve Ermenilerin Türklere karşı mezalimini sergilemek, tarihin ne kadar çarpıtıldığının ve ters yüz edildiğinin açık bir kanıtı değil mi?
Kısacası bu devlet ne zaman Ermeniler, Kürtler, Kürdistanlılar, Aleviler, Ezidiler, Asuri-Süryaniler özür diler ve haksızlık yaptık, bunu düzeltiyoruz deyip çözümü içinadım atarsa olumlu olumlu yola olur.
Bu gün yaşayanlar olarak, eski zamanlarda veya falan tarihte olmuş, benim suçum nedir deyip geçemeyiz. Soykırım ve katliamlara halk ve çeşitli kesimler alet veya ortak yapılıyor. Sünni İslam kurumlarının ve halkında Alevi ve Ezidilerden, Hıristiyan vb inançtaki insanlardan özür dilemesi, tarihiyle yüzleşmesini toplumsal barışı sağlamak açısından önemli buluyorum.
Almanya’da Hitler faşizmi soykırım ve katliamlar yaparken Alman halkını da buna ortak etti. Alman halkı sadece Hitleri ve faşizmi lanetlemiyor ve ondan dolayı yalnızca özür dilemiyor, kendi vicdanı ve tarihi ilende hesaplaşıyor. İnsanlık duygusu taşımanın ve bir daha fanatik düşmanlıklara yer verilmemesi, yeni soykırımların yaşanmaması içinde bunu yapıyor. Soykırıma uğrayanlara karşı manevi ve maddi yardım görevlerini de yapıyorlar.
Benzer bir yaklaşıma devleti ve yöneticileri mecbur bırakmak ve halkın, insanların zihniyetlerine, sosyolojik ve psikolojik yapılanmalarına, algılarına yerleşen ve her zaman despotik, faşist ve şoven milliyetçilerin kullanmasına zemin sunan bütün yaklaşımları düzeltmek gerekiyor ki, bir daha böylesi acı olaylar yaşanmasın.
Yapanlar ve yaptıran politika ve zihniyetler öncellikle mahkum edilmelidir. Soykırım ve katliamları savunmak suç sayılmalıdır. Faşizm ve şoven,ırkçı milliyetçilik suç sayılmalıdır.
Örneğin Altan Öymen mecliste savundukları ile suç işlemiştir.
12 Eylül anayasasına göre ve Kemalist cumhuriyet zihniyetine göre soykırımlar, etnik ve dini temizlikler suç değildir. Bunları yapmak “hak” tır. Suç işleme hakkı tanımaktadır.
Buna karşı çıkmak, soykırım ve katliamları reddetmek, bu politika ve zihniyeti değiştirmeye çalışmak ise suçtur.
Demek ki, daha çok işimiz var.
Temizlenme ve suçlardan arınmayı yaşamalıyız.
Dursun Ali Küçük- 4.12.2009
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe