GEMİYİ TERKEDEN KAPTAN
İlginç ve karmaşık bir dönemden geçiyoruz.
Bana göre “demokratik açılım”, “Kürt açılım”, yol haritaları bu karışıklığı yaratan temel etkenlerdir.
Sadece beni muhatap alın ve ikide bir durumum ne olur diyen ve Kürdistan sorunu değil, sorunu apo sorununa kilitlemek isteyen Öcalan’ın kendisidir. Ama ne istedikleri konusunda şaşkındır.
Halk şaşkındır. Kürtler gerçekten ne istediklerini tam formüle edemiyorlar. Öcalan ve PKK’yi izleyenler dışındakiler daha fazladır ve bunlar sorunun çözümünü istiyor. Ama ne istediklerini formüle edemiyor. Öcalan ve PKK’yi beğenmiyor. Aslında çözüm isteyen Kürdistanlıların çoğunluğunu bunlar oluşturuyor.
Her şeyden önce gemimizin kaptanı bizi çoktan terk etti. Tartışmalı olsa da, Öcalan Türkiye’ye verilince bizlere ve mücadelemize açıkça sırt çevirdi.
Asıl karmaşayı da ondan bugüne yaşıyoruz.
Öcalan’ın tutumunu ve açıklamalarını başta kabul etmemiştik ve Öcalan’ın bunları özgür iradesiyle söylemediğini PKK olarak açıklamıştık. Sonra bu tavrımızı istemeyerekte olsa geri aldık ve bir ölçüde Öcalan’ın itirafçı durumunu örtmeye yardımcı olduk veya suç ortaklığı yaptık. Bu konuda her birimizin duyguları ve düşünceleri farklıydı. Ama pratiğe dökmedikten sonra siyasetten bir anlam ifade etmez. Ve bizi haklı çıkaramaz.
“Çözüm İmralıdadır” dedik.
Bu en büyük gaf ve hataydı.
Kısacası Öcalan’ın biz kurtardık.
Ergenekon ve orduda PKK’yi düşünsel ve ruhsal açıdan boşaltması, belirsiz ve muğlak hale getirmesi için çalıştı.
Bazılarımız istemese de bunu üzüntü ve içine kapanmışlıkla kabul etti göründü.
Aslında önemli bir kesim boşluğa düşmüştü ve arayış içindeydi.
Halkada Öcalan’ı benimsettik.
Direniyor olarak gösterdik.
Bu konular da hatalarımız büyük.
Şahsen bunun acısını çekiyorum. Özeleştiri verirsem ne kadar yerini bulur diye düşünüyorum.
İnsanın her tür fedakarlık yaparak yarattığı ve benimsettiği “önderliği” onları terk ediyor.
Onlar ise bu terk etmeyi içine sindirerek O’nu yeniden herkesin önüne muhatap olarak sunuyor.
Üstelik kendimiz bu durumları azda olsa eleştirmeye başladığımızda halk ve kadroların bir kesimi bizim yaratığımız ve aslında kendimizi teslim ettiğimiz Öcalan’ı bize karşı çıkarıyor.
Duygular farklı ve karmaşıktır.
Kimimiz örgüt olalım diyorduk.
Kemalist çizgiye çekilmeyi sindiremiyorduk. Ergenekon ve ordunun Öcalan eliyle bize dayattığı savaşı benimsemiyorduk.
1999’da canını kurtarmak için savaşa son verildi, güçler dengesiz geri çekildiği için yüzlerce kayıp ve kurban verildi.
PKK merkezi ve komutanların çoğu yeni bir savaş istemiyordu.
Bir hiç uğruna ve sadece apoyu kurtarmak için savaş bitirilmişti. Bunun bir onuru ve gururu yoktu. Savaşın bitmesini istiyorduk.
Samimiydik bu konuda. İki tarafın savaşı tıkanma noktasına gelmişti. Sorunu çözmede bir etken değildi asıl olarak.
Kötü tarzda bitirildi. Kimliksiz hale getirildik. Kendimizi çıplak hissediyorduk.
Ama bazılarımız ne olursa olsun ruhlarımızı teslim etmek istemiyorduk.
Çözüm arayışı içindeydik.
Temel hatamız tekrar Öcalan’ı tek belirleyici durumuna getirmekti.
Aslında bununla hem Kürdistan sorununu hem de kendimizi hapse koymuştuk.
Bundan kurtulmak için bazılarımız çaba harcadı.
Ismarlama savaş dayatılınca bizlere de açık yönelimler başladı. Bizler için çekilmekten başka yol kalmamıştı.
O zamanlar Türk basını en makul kişi olarak Öcalan’ı öne çıkardı. Ayrılanların daha tehlikeli olacağını ve radikal davranacaklarını söylüyorlardı.
Kısaca Kürdistan sorununun Öcalan’ın dışına taşmasını istemiyorlardı.
Bundan Öcalan’ı muhatap aldıkları sonucu çıkmaz.
Öcalan, mevcut durumuyla kullanılıyordu.
Siyaset açısından en diplere vurmuştu.
Son görüşme notlarında sıkça kendi durumunun ne olacağının altını çiziyordu.
Eskiden general yani Ergenekoncular ve MİT kendisiyle konuştuğunda cezanı indiririz veya ilerde çıkarsın mesajları vermişlerdi.
Tabi bu görüşmeler gizli yapılmıştı. Sabri Ok dışında diğer PKK’lilerin pek haberi yoktu. Halkta bilmiyordu.
Bu süreçte Öcalan, devlete, orduya, Ergenekon’a laf söylemiyordu. AKP ile oluşan olumlu bazı havayı dağıtmak ve AKP dışına taşan demokratik havayı geriletmek için çalıştı.
Asıl AKP’yi hedef yaptı.
MHP, CHP geride kaldılar.
O zamanlar neler söylendi ve yapıldı tekrar etmek istemiyorum.
Tek kelimeyle yaratılan kafa karışıklığı ve Kürdistanlıların ruhlarıyla oynamaktı.
İnsan bir savaşta yenilebir. O halk yeniden yaralarını sarar ve soluklanarak tekrar mücadele sahnesine çıkar.
Ruhen öldürmek bana göre en tehlikelisidir.
PKK savaşa yeniden başladı. Bu savaş bir şey kazandırmadı. Ordu bu savaştan yaralanmak istedi, oda istediklerini denedi ama tam başaramadı.
Dünya konjonktürü buna elvermedi.
AKP bana göre biraz direndi.
Ergenekon ve ordunun planları deşifre edildi.
**********
Kaptan gemiyi terk etti.
Biz buna inanmak istemedik. Tekrar gemiyi terk eden kapatana sen kaptansın dedik.
Bunu yapmakla kendi sonumuzu da hazırladık.
Bu kaptan, TC’den çok bizi vurmaya başladı. Kürdistan halkını ehlileştirmeye çalıştı.
İdrisi Bitlisi türü devletle anlaşmayı gündemleştirerek, başta Alevileri dışladı. Kırmançki konuşan Alevilerin böyle bir siyaset tarzıyla dışta kalacakları çok açıktır.
Özgür Kürdistan federasyonu çözümünü hep küçümsedi ve hedef yaptı.
Şimdi devlet olacak ama demokratik Kürt ulusu da olacak deniyor.
Anadilde eğitim bile pek önemsenmiyor.
Alt ve üst kimlik, özgür yurttaşlık nasıl belirsizce, bana göre “demokratik Kürt ulusu” da belirsizdir.
Son dönemde Genel Kurmay Öcalan’ın avukatlarla konuşmalarında verilmeyenleri açıkladı.
Bu konuda iki şey söyleyebilirim:
Öcalan’ın avukatlar aracılığıyla ilettiği görüşler başta biraz sansürleniyordu. Yani halkın ve kadroların uygun bulamayacağı kaba şeyler çıkarılıyordu.
Sonra bazılarımız tartıştık; genelkurmayın bildiği şeyleri kadro ve halktan gizlemek doğru değildir görüşünü savunduk. Bu görüş kabul gördü. Öcalan’ın söyledikleri olduğu gibi verildi. Avrupa buna uymadı. Halk bazı şeyleri bilmesin veya tepki duymasın kanısıyla yapmadı.
Savaş yeniden başlatılınca, PKK görüşme notlarına, yeniden uygun görülmeyen şeylerin konulmaması kararını aldı.
Bu açıdan Öcalan’ın son söylediklerini DTP ve halk bilmesin diye KCK çıkarmıştır. Ahmet Türk gibilerinde haberi olmasın.
DTP ve Ahmet Türk gibiler sorunun çözümünde aktör değil, Öcalan’ın deyişiyle Öcalan’ı temsil edemezler. Sadece DTP değil aslında KCK’de Öcalan’ı temsil edemez.  Sadece söylediklerine uymakla yükümlüdür.
Demokrasinin nasıl işlediğini, devletsiz özgürlüğün nasıl geliştirildiğini görüyorsunuz.
Bu görüşler bana yabancı değil. Yeni söylenen şeylerde değil.
Daha önce PKK, sadece Öcalan ve şehitlerden oluşuyordu. Başka hepimiz orta yolcu veya kontra partisinden sayılıyordu.
O zamanlarda Ahmet Türk ve benzerlerinin öne çıkması istenmezdi. Küçümseyici ve ağır kişiliğe yönelik değerlendirmeler o zamanda vardı.
Bu bir ruh halidir.
Teorileştirilen ve İmralı'da iyice pekiştirilen Öcalan’a çözümdür.
Nitekim DTP ve KCK daha Öcalan’ın görüşleri, “yol haritası” kendisine ulaşmadan Öcalan’ın muhatap alınması ve onun söylediklerinin belirleyici olacağını açıkladılar.
Öcalan, Kürdistan sorunu gibi bir sorunun çözümünde görüşleri KCK veya ona uyacağını söyleyen DTP’ ye iletme ve tartışmaya açma gereğini bile duymuyor. Sadece İmralı'da değil, eskiden de Öcalan hep bunu yapardı.
Neresi demokrasi ve katılımcı toplum, özgürlüktür varın siz değerlendirin!
Eşine dünyada az rastlanır, kelaynak türü bir yaklaşımdır.
Öcalan neye karşıdır anlamış değilim. Çıkardığım en önemli sorun halk ve gerilla, sürgündekiler, faili meçhuller, yerinden yurdundan edilenler ve benzer ne olursa olsun, başta gerekli olan O’nun pozisyonunun düzeltilmesidir.
Ben daha öncede yazdım. Öcalan’ının bırakılmasını canı gönülden istiyorum. Düşüncelerine katıldığım için değil.
DTP, bunu açıkça söyleyebilir. İmralıdan başka yere gitmeyi Öcalan istemiyor. Muhebet ve ağır ceza alan PKK’lilerin hücre tipi yerlerde yaşadığını herkes biliyor.
Avukatlar, Türkiye’de bazı basın çevreleriyle görüştüğünde öncellikli şart olarak Öcalan’ın durumunun düzeltilmesini istiyor.
Kürdistan ve Kürt sorununun çözümü bundan sonra geliyor.
PKK’den ayrılmadan ara bir çözüm önce gereklidir kanısındaydık. Leyla Zana ve benzer şahsiyetler, DTP gibi partiler bu rolü oynayabilir diyorduk. En son Hasan Atmaca ile birlikte Murat Karayılan’a bu görüşü söyledik. O zaman oda katılıyordu.
Öcalan ve PKK siyasetten biraz anlıyorlarsa yapılması gereken kendileri açısından şu olabilir:
DTP meclistedir. Dolayısıyla parti olarak bir taraftır. Buna Kemal Burkay, Yaşar Kaya veya ismini sayamayacağım birçok şahsiyet ve aydınlar katılabilirdi. Siyaset ve yasal düzeyde bu Kürdistan tarafı olurdu. Bunlar sadece Öcalan’a değil, genel bir af herkes için isteyebilirdi. İki tarafında savaşın sona erdirilmesi, Kürdistan ve Kürt ulusunun varlığının ve farklı kimliklerin kabul edilmesi, anadilde eğitim, anayasal güvence, AB’ye katılım, demokratikleşme ve özgürlükler üzerinde durabilirdi.
Mir Dengi Fırat bir şey söyledi. Çözüm için olumlu hava yaratılırsa ikinci veya üçüncü aşamada Öcalan’ın durumu gündeme gelir diyordu.
Önemli olan çözüme yol açmaktır. Bunu uygun bir anahtarla yapmak çok önemlidir.
Öcalan, “DTP beni temsil edemez” ve Ahmet Türk’ü küçümseyen yaklaşımlar sergiledi.
Yani DTP Kürt tarafı değil, ancak Öcalan’a çalışabilir.
PKK ve Öcalan’ı kimse muhatap alamaz. Ancak DTP üzeri olabilir, buna da Öcalan ve PKK kapalıdır.
Bu durumda DTP sadece kullanılıyor. KCK’de bana göre kullanılıyor.
Katkı sunacak yaklaşımlar sergilenmiyor.
Oysa sıralanan talepler neydi; üniter yapıyla bir sorunumuz yok, af çıkarılsın, savaş sona erdirilsin, belediyeler ve iller yasası çıkarılsın, Öcalan’ın cezaevi koşulları düzeltilsin, Kürtçe birinci dil olarak değil ek olarak Kürtçe eğitim verilsin vb deniyordu. Anayasada Türk ve Kürt yazmaya da gerek yok deniliyor.
Bana göre Kürt Açılımı denilen çözümde bunlar şu veya bu düzeyde var. DTP yetersiz görüyorsa bunun üzerinde kendi açılarında durabilir.
Yeniden sadece Öcalan’a kilitlenen ne bir Kürt sorunu çözülür, ne de Kürdistan sorunu çözülür.
Halkı ve gerillayı harcamak ve kullanmak ne ahlaki ne de doğrudur.
Devam edecek
Dursun Ali Küçük, 27.8.2009
dr.munzurali@hotmail.com
 

 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe