GEMİYİ TERKEDEN KAPTAN(2)
Müzakereler biçimi ve tarafların karşılıklı masaya oturması önemli bir konudur. Barış ve çözüm konuları tartışılırken bu hep gözden kaçırılıyor.
Nasıl taraf olunur ve müzakereler yapılır bir ona bakalım:
Dünyanın birçok yerinde görüşmeler ve anlaşmalar yapıldı.
Bir ülkenin ve halkın mücadelesi uluslararasılaşır. Mücadele ettiği ülkede her şeyden önce meşru olarak kendisini kabul ettirir.
Egemenler ve ezenler cephesinde çatlaklar olur. Egemen ulusun halkı ezen ulusun mücadelesine sıcak bakmaya başlar.
Ülkedeki ve egemen ulustaki gelişmelere, uluslar arası kamuoyunun desteği eklenince sonuçta müzakereler gündemleşir ve barış masasına oturulur.
En belirgin biçimiyle iki tür müzakere biçimi günümüze kadar ağırlıklı gelişmiştir;
Birincisi uluslar arası kamuoyu ve hükümetlerin devreye girmesiyle iki taraf açık görüşmelere başlar. İki taraf görüşürken üçüncü taraf gözlemci olarak yer alır. Bazı ülkelerin durumunda sorun Birleşmiş Milletlere kadar gider.
İkincisi, çok sancılı durumlar varsa iki tarafın katıldığı ve üçüncü tarafın gözlemci olduğu gizli görüşmeler yapılır. Bu görüşmelerde mesafe alınınca sorun kamuoyunda tartışmaya açılır.
TC’de sorunu müzakere etme ve Kürdistan halkını bir taraf olarak görme yoktur. Müzakeresiz devlet politikası biçiminde,  eskiden beri “bir sorun olursa devlet çözer” veya dünya demokratik kamuoyunu katmadan “Türkiye modeli” biçiminde çözmek istiyorlar ve bu yönlü kamuoyu oluşturmaya, Kürdistanlıları da ikna etmeye çalışıyorlar.
TC müzakere yapma ve taraf olanlarla diyalog içinde bir barışa ve çözüme gitmek istemiyor.
Buna karşın atacağı adımlar devleti ve ortamı ister istemez objektif olarak ve izlenen politikadan ayrı yumuşatabilir. Tabi sonrasında bu yumuşatma, uluslar arası güçlerin, Irak ve hatta Güneyin desteğini alarak, sağlanan siyasi ve moral üstünlükle gerilla güçleri üzerine gitmeye de yol açabilir. Böyle bir tehlikeyi şahsen görüyorum.
Kürdistan’da halkın çoğunluğu adil bir çözümden yanadır. Savaşın karşılıklı bitirilmesini canı gönülden istiyor.
Halkın bir kısmı, çoğunluğu değil PKK’yi destekliyor. Kürdistan sorunu PKK yoluyla uluslar arası gündeme girmiştir. Demokratik kamuoyu PKK ve Öcalan’a karşı ilgisizdir. Devletler, hükümetlerin hemen hepsi PKK ve Öcalan’ı “terörist” olarak görüyor.
Dolayısıyla sorun Kürdistan sorunu olarak algılanmaktan çok “terör sorunu” olarak algılanıyor. Bundan dolayı Öcalan ve PKK’ye sıcak bakmıyorlar. Kimi şeyler dışında Kürdistan sorunu için PKK ve Öcalan bazında uluslar arası destek bulunmuyor.
Bundan dolayı TC’nin müzakeresiz ve tarafsız sorunu kendi bildiği tarzda “çözme”sine pek ses çıkaran yok, hatta destek var.
PKK dışında kalan halkın çoğunluğu çözümden yana, ama örgütsüzdür. PKK dışındaki muhalefette sorunun çözümüne adeta dahil olmak istemiyor. Bazı doğru şeyler söylüyorlar. Ama taraf olmak ve ciddiye alınmak için somut adım atamıyor.
Örgütlü olan halk kısmı PKK ve Öcalan’ı destekliyor. KCK ve DTP aracılığıyla. KCK ve DTP sorunun çözümü ve taraf olarak adresi Öcalan olarak gösteriyor.
Bu tavır aslında Kürdistan halkının taraf olmasını baştan beri engellemek anlamına geliyor.
Parti ve halk liderlerinin özgürlüğünü isteyebilir. Ama Kürdistan sorunu ve muhataplık konusunu Öcalan’a bağlaması yanlıştır. Ve dünyada örneği görülmeyen bir durumdur.
Mandela sıkça örnek veriliyor. Mandela içerden örgüt yönetmeye kalkmıyordu. Güney Afrika ırkçı rejimine karşı mücadeleyi, halkın yönetilmesini vb ANC(Afrika Ulusal Kongresi) yapıyordu. Irkçı rejimle müzakereleri ANC yürüttü. Benzer örnekler çoktur.
Tek muhatap olarak Öcalan’ın gösterilmesi bir ülkenin ve halkın mücadelesi açısından zarar vericidir.
Üstelik Öcalan tutsaktır. Hiçbir devlet cezaevinde olan bir insanla müzakere kolay kolay yürütemez. Sorun TC olunca durum daha anlaşılırdır.
ANC gibi partiler ve taraf olanlar sorunun çözümünde asıl müzakere gücüdür. Bana göre DTP, muhalefetten de bazı partileri, grupları, aydınları, sürgünde olup katılmaya durumu müsait olanları yanına alarak ve yasal konumunu da kullanarak bir taraf durumuna gelebilirdi. Kürdistanlılar arasında bir orta çözüm ve Kürdistan barışını sağlayarak, küskünlüklere son vererek taraf olabilirdi. İlahide tarafım demeye gerek yok.
Ama DTP ve dışındaki Kürdistani muhaliflerin katılımı ile çözümde taraf olmayı kabul ettirirlerdi.
Böyle bir durumda Avrupa vb güçlerden, demokratik kamuoyundan destek alırlardı.
Öcalan’ın özgürlüğü böyle daha kolay çözülürdü.
Soruna dahil olunca ve çözüm için yol açılınca zindandaki herkesi kapsayan bir genel afında yolu açılmış olurdu.
Muhatap Öcalan’dır ve Öcalan’da içerdedir. Gizli görüşmeler yapabilir, daha önce yaptığına benzer. Ama bundan muhataplık çıkmaz.
Diyelim ki, Öcalan’ı muhatap aldılar. Çaktırmadan veya ima ederek gidip görüştüler. Öcalan tektir. Karşısında devlet adına oturanlar var. Gözlemcisi ve üçüncü tarafı olmayan müzakere olmayacak görüşmeler türüdür.
Sonuçta Öcalan, “bir general söz vermişti, sözünü tutmadı” yeniden diyebilir.
Nasıl ki, devlet yönetimi “Türkiye modeli” diyor, KCK ve DTP müzakerede kendini münhasır “Kürt modeli müzakere” diyor aslında.
Bu modeller tersten birbirine yakındır veya benzerdir.
Öcalan içerdedir. İçeriyi müzakereci olarak göstermek ve hatta örgüt yönetiminde fiili olarak rol sahibi göstermek, sadece DTP ve KCK açısından yanlış değil, başka ülkelerde kim bunu yapsa da yanlıştır.
Mandela olayında dünya Mandela’ya sahip çıktığı ve özgürlüğünü istediği, meşru olarak tanıdığı halde müzakereleri ANC yürütmüştür. Çözüm sağlanınca Mandela içinde çözüm getirilmiştir.
O zaman içerde olan Öcalan’ın niye böyle ağır yükün altına konulduğunu anlamak zordur.
Bunu yapmakla müzakere yapılmadan -veya bir anlık yapıldığını varsayalım- devleti müzakerede daha avantajlı duruma getirmek olmuyor mu?
Öcalan’ın baştan beri bu yükü üstüne alması ve sorunu kendine kilitlemesi ve içerde yaşadıkları, söyledikleri göz önüne alınırsa Kürdistan sorununun ucuza kapatılmasına yol açmaz mı?
Kısaca Öcalan benimseyelim benimsemeyelim, her koşulda müzakerecinin tek kişiye indirilmesi ve destekleyenlerinde sadece buna kilitlenmesi politika ve çözüm açısından doğru bir tavır değildir.
Öcalan dışarıdayken de görüşmeleri tek yapardı. Kimsenin haberi olmazdı.
Demokratik olmayan bu tutum zindanda da sürdürülüyor.
Hiçbir ülke ve halk çözümünü hapishane kapılarına bağlayamaz.
Yanlıştır, günahtır. Yapmayın efendiler.
Öcalan’a özgürlük isteyebilirler. Buna bir itirazım yok.
Böyle yapılmakla aslında Öcalan’a özgürlük konusunda çok samimi davrandığını söyleyenler onun durumunu zorlaştırıyor.
Ayrıca Kürdistan sorununda birçok şeyi feda edip sadece Öcalan’ın özgürlüğünü öne çıkarmak fevkalade yanlıştır.
Bende Öcalan’ın özgürlüğünü ve serbest kalmasını istiyorum. TC de suç işleyen ve katliam yapanlar, darbeciler, faşistler başköşeyi tutarken, üstelik geçmişiyle hesaplaşma içine girmezken tek suçlu olarak Öcalan’ın gösterilmesi büyük bir adaletsizliktir.
Türkiye geçmiş suçlarıyla, faili meçhulleri, katliamları, ırkçı milliyetçiliği, faşizmiyle, kirli savaşı ile hesaplaşsın, yüzleşsin, Öcalan bu konuda suçları varsa oda hesabını versin. Uyduruk hesaplaşmaları veya suçları kullanılan bazı çetelerin üstüne atmakla yüzleşme olmaz.
Bundan müzakere çıkmaz. Sağlıklı bir barış gelmez.
Egemenlerin ve sömürgecilerin “barışı” tutarsız olur, içinde yeni sorunlar ve başka çatışmaları barındırır.
Aslında Kürdistanlılar bir taraftır. Kürdistanlıları tarafsızlaştıran ve taraf olma gücünü kıran veya taraf olmada çatlaklar yaratan politika ve yöntemler kazandırıcı olamıyor.
Kafa karışıklıkları yanında müzakere yöntemleri ve muhatap olma tutarsızlığını yaşıyoruz.
Çözüm yollarını tıkayan yöntem ve yaklaşımlardan vazgeçmek en hayırlısıdır.
Öcalan’ın son açıklamaları ile “DTP beni temsil edemez” ve Ahmet Türk hakkında söyledikleri ile DTP liler ağzıyla kuş tutsalar da artık çözüm adresleri değildir. KCK hakkında da benzer yaklaşım gösterildiğine göre Kürdistan cephesinde taraflar iyice muğlaklaştırıldı. Türk medyası bu durumu iyi kullandı.
Bir şey yapmayacaksak, gece gündüz artık Öcalan’ın bizler için ne söyleyeceği ve ne çözüm üreteceği veya uygulayacağı konusunda dua edelim!
Müzakere tarzımız Allaha kalmıştır.
Gerisini varın siz düşünün!
Dünya barış günü geliyor. Dünyanın ülkemiz ve coğrafyamız için adil bir barıştan yana olmasını, kirli savaşın son bulmasını ve ülkemizde, Türkiye’de silahların susmasını, adil bir barışın sağlanmasını diliyorum.
Dursun Ali Küçük, 30.8.2009
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe