KARANLIKLAR AYDINLANDIKÇA

DTP eş başkanı Sayın Ahmet Türk; “Ergenekon devletin kendisidir” diyerek hedefi ortasında vurdu. Ergenekon ve JİTEM’in ve bununla birlikte devletin ülkemizde işlediği faili devlet olan cinayetleri ortaya çıkarmak için taraf olmaları yerinde bir davranış oluyor. Kuyulara atılan, şuraya buraya atılan, öldürülüp bir yerlere bırakılan ve mezarları belli olmayan 20.000’i aşkın insana kadar siyasi cinayetler işlendi. Bunları insan olarak unutmak mümkün olmadığı gibi, gizli ama artık ortaya çıkan örümcek ağlarını ve karanlık işleri aydınlığa kavuşturmak hepimizin vicdan borcudur. Bunları ortaya çıkarıp devletin karanlık ve kirli işlerini ortaya dökmek siyasetende gerekli olmaktadır.

Bu devletin çelik çekirdeği vardır ve hala AKP bu çelik çekirdek içinde yer almıyor. Hedefin ortasını derin devletin bu çelik çekirdeği oluşturuyor. Türkiye’de hükümetler hala iktidar olacak ortamı yakalayamadılar. Hükümet oluyorlar, ama iktidar olamıyorlar. Hala bu durum değişmiş değil.

O açıdan hedefe derin devlet ve orduyu koymak en iyi davranış olur ve hükümete karşı tutum bu çerçevede ele alınırsa bir anlam kazanır. Eşeği değil semerini dövmek, siyasetende doğru olmuyor.

Bakın hepsinin etekleri tutuşmuş ve buradan öteye gitmeyin, ordunun ve devletin kirli çamaşırlarını ortaya sermeyin diyorlar. Çünkü Ergenekon eşelendikçe darbeci olan ordunun ve onun kullandığı çete ve cinayet örgütlerinin bütün şifreleri çözülüyor ve vatandaş bilgi sahibi oluyor.

Bakınız komplo teorileri üretmekle meşhur MİT’çi Mahir Kaynak ne diyor: “Küçükler ceza alır, büyükler deşifre olmayabilir.” “Daha fazla yıkım olmadan operasyon durmalıdır.” “Türkiye’nin geçmişinde bir sürü pislik var. Bunları ortaya dökmek iyi değildir. Ergenekon'u mahkûm edeceğim diye Türkiye’yi sabahtan akşama kadar sokaklarından adam öldürülen ülke konumuna getirmekte yanlış olur.”

Ayrıca ordu ve çeşitli çevreler ordunun itibarını ve güvenirliliğini sarsmamak için orduya dokunmayalım laflarını sıralayıp duruyorlar.

Aslında sorunların çözümünü ve açıklığa kovuşturulmasını istiyorsak orduya dokunmak püf noktayı oluşturuyor.

Bir dönem Kürdistan’da Jitem başkanlığı yapmış Abdülkerim Kırca intihar etti denildi ya da vuruldu. Hangi biçimde olursa olsun devletin onu kullandığı ve onunda rolünü gönüllü oynayarak, sivil insanlara yönelik cinayetler işleyerek ve mevcut durumda travmalar geçirerek öldü ve öldürüldüğü kesindir. Cinayetlerin başarısından dolayı Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’den ödülde almıştır.

Onun ölümünden ordu sorumludur. Ordu bu Jilem başkanının cenazesini ordunun şerefine(!) uygun ve timsah gözyaşları içinde kaldırdı. Ve tamda bu sırada ordunun yöntemine uygun olarak, Abdülkerim Kırca hakkında işlediği cinayetlerle ilgili basında yer alan haberleri gerekçe gösterdi ve böyle şeyler yazmayın diye uyarılarda bulundular.

Tipik bir derin devlet ve Ergenekon taktiğidir. Kendi öldürdüklerini başkalarının üstüne atmakta meşhurdurlar. Haklarını yememek lazım.

1990’larda ve sonraları kendi generallerini ve çelişkiye düştükleri özel savaş görevlilerinin bazılarını kendileri temizlediler veya bilgi vererek başkalarına yaptırdılar. Bunların failleri de hala bulunmadı. Bunları vururken adına devlet ve ordu törenleri düzenlediler ve başkalarını ve Kürt mücadelesini suçladılar. Osmanlı padişahları da kardeşlerini öldürürken mezarına gidip gözyaşları döküyormuş.  33 asker olayında bilgi verip askerlerinin ölmesini sağlamadılar mı? Ve bunu ateşkesi bozma gerekçesi yapmadılar mı?

Derin devlet ve ordu için 20.000 insanın faili belli cinayetlere hedef olması ve hukuk dışı uygulamaların gerçekleşmesi hiç önemli değildir. Onlar bu konuda kalpsizdirler. Tıpkı Mitçi Mahir Kaynak’ın yukarıda söyledikleri gibi.

Ortak gerekçeleri ne? Ordumuz ve devletimiz zarar görmesin! İnsanların öldürülmesi için çeteler kurmak ve kirli savaşın bir uygulaması olarak bunları gerçekleştirmek, devletin gizli ve önemli görevlerinden biridir.

Sorunların üstü açılınca ve aydınlanınca küçükler ceza görsün, büyükler yaşasın mantığı hâkim oluyor.

Bundan dolayı da küçükler hep travma geçiriyor. O kadar kirli işler ve cinayetler işleyince kahramandılar ve kimse onlara dokunmuyordu, keyiflerine göre yaşıyorlardı. Aslında bu mahlûkatlar yaşamasını bilmiyorlar. Ergenekon operasyonları ile bazıları tutuklanmaya ve deşifre edilmeye başlayınca hastalanmaya başladılar.

Eskiden hukuk ve insan hakları akıllarına gelmezdi. Bakıyorum şimdi hastalandıkça ve tutuklandıkça hukuk ve insan hakları akıllarına gelmeye başladı. Hukuku ve insan haklarını katledenlerin bunlara sığınması ve bazılarının da bunların avukatlığını yapması ne garip değil mi?

General Levent Ersöz tutuklanınca kalp krizi geçirdi ve kalbi dayanamadı. İnsanlara karşı cinayet örgütleyip uygularken, darbeler, komplolar ve provokasyonlar düzenlerken kalbi hiç ağrımadı ve vicdan azabı çekmedi. Bir başka general içerde ayağı kayıyor ve kafasını duvara çarpıyor, fena halde kötüleşiyor. Ergenekon kasacısı Kuddisi Okur hastaneye geç kaldırıldığı için öldüğü söyleniyor. General Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un sorgulamalar sırasında bayılmalar geçirdiği, kalp ağrıları yaşadıkları söyleniyor. Yine başkalarının sıkça hastalığından söz ediliyor. Buna da Ergenekon travması diyelim.

Tabi kalpleri ve canları bu duruma dayanmaz. Tepedekiler ve ordudakiler sapa sağlam yerlerinde dururken ve üstelik normal bir vatandaş gibi ortalıkta dolaşırken, yakalanalar ihanete uğradık kanısını taşıyorlar.

Baksanız ya; Özel Hareket başkanı İbrahim Şahin şuuru yerinde değil ve bir bakıma deli raporu alarak Cumhurbaşkanı Sezer tarafında affedildi. Deli İbrahim yeniden Ergenekon’da göreve çağrılıyor. Nasıl olsa halka karşı ve Kürtlere yönelik delilik ve canilikler örgütleyip uygulayabilirler.

Ergenekon’da en tepeye, çeşitli milliyetçi siyasal partilere, CHP ve MHP’ye, medyadaki orducu ve Ergenekonculara, yeni ortaya çıkarılan ve genelkurmay başkanlarının da içinde yer aldığı Encümen-i Danış’a ve bizzat ordunun içindekilere uzanmadıkça demokrasinin önü açılamaz. Kürdistan’daki kirli savaşa son verilmedikçe ordunun içinde bunları temizlemekte zor görünüyor. Devletin ve ordunun bekası için onlar direniyor.

Ama demokratik kamuoyu, Kürtler ve demokrasi, insan haklarından yana olan herkes ve vicdan sahibi Müslüman vatandaşlar olaylar aydınlandıkça seyirci kalamazlar.

Ergenekon basit bir olay değil. Sadece devlet içindeki hesaplaşmalar deyip seyirci kalınamaz.

Aslında Ergenekon'un açığa çıkarılması ile önemli bir fırsat yakalanmıştır.

Ergenekon ve orduya, derin devlete karşı taraf olup, olayların sıcak olduğu bu dönemde herkes elinde geldiğince karanlığın diktatörleri ve canilerini açığa çıkarmak için çalışmayı ve mücadele etmeyi görev bilmeliyiz. Bari bu konuda birlik olmaya çalışmalıyız değil, birlik olalım!

Kürtler kirli savaş uygulamalarını, faili belli olan devlet cinayetlerini, Ergenekon ve JİTEM’in provokatif, katliamcı, yok edici ve benzer uygulamaları için taraf olmaya çalışırsa en iyisi olur. Karanlıkları aydınlığa çıkarmak için her birimiz kendi cephemizde mücadele etmeliyiz!

Bu makaleyi dün yazdım, bugün Ergenekon operasyonu ile ilgili 11.dalga başladı. Bu dalganın başlatılması iyiye işarettir. Kimileri artık yeni dalgaların olmayacağını söylüyordu. Umarız peşine yeni dalgalar gelir. Dalgalarda küçükleri ve orta boy veya onun biraz üzerinde yer alanları sadece görmek istemiyoruz. Tepedekileri görmek istiyoruz.

11.dalgada Türk Metal Sendikası başkanı Mustafa Özbek, iki yardımcısı ve iki genel sekreter ve yardımcısı da bulunuyor. Hakkâri’de özel harekât müdürlüğü yapan ve şimdi emniyet müdürlüğü yardımcısı görevini sürdüren zat ve bazı polislerde var.

Ordudan ise bir yüzbaşı ve ondan daha alt rütbeli olan bazı subaylar tutuklandı.

Avrasya televizyonu ART’ da aramalar yapıldı. Böylece Avrasyacıların açık Ergenekon örgütlenmesinde yer aldığı ve bunu örgütlediği teyit edilmiş oluyor. Avrasyacılar 12 Eylül rejiminin ürünüdür. Kızıl Elma ve Ergenekon’a oynuyorlar. Bir nevi Enver Paşa’nın günümüzdeki takipçileri ve darbecilerdir. Ergenekon’un beyin takımı ve medyasını önemli ölçüde bunlarda oluşturuyor. Avrasya televizyonunda arama yapılırken yandaki binada hemen Türk bayrakları ve Atatürk posterleri asılıyor. Atatürk ve laikçilik ve bayrak mitingleri yapanlarda ağırlıklı bunlar değimliydi? Bir bakıma Türkiye’ye doğuda yer arıyorlar. Bu açıdan hem Avrasyacılar hem de Ergenekon ABD ve Avrupa’nın hedefindedir. Rusya’da bunları asıl müttefik olarak görmez, sadece bazı çelişkilerden yararlanıyor.

Encümen-i Danış başkanlığını yapan Necmettin Karaduman; “Ergenekon'u hiç konuşmadık” diyor ve ortaya çıkınca bilgimiz oldu diyor. Bunun tersi doğrudur, sanırım Ergenekon ve darbenin başarısı için çalıştılar, olmadı. Ayrıca derin devletin her zaman var olduğunu ve var olacağını söylüyor. Gizli işlerini ortaya dökmeden açıkça savunuyor.

CHP yine Ergenekon’dan tutuklananların yardımına koştu. DSP ve İşçi Partisi’de yardıma gitmekte gecikmediler. Her üçü de darbeci ve Ergenekoncudur. Dalgaların durması ve bu çetenin ortaya çıkarılmasını engellemeye çalışıyorlar. 2007 ve 2008’deki manzaralarda MHP, DSP, CHP, İP ve benzerlerini açıkça görmedik mi? Bu dalgaların; ırkçı, faşist, milliyetçi ve kirli savaş yanlısı siyasi parti ve çevreleri vurmasını da bekliyoruz. Ordunun altları değil, tepesinden katılanları görmek istiyoruz.

Not: DTP Meclis Üyesi Şamil Altan Ergenekoncu olmasın? Veli Küçük’ün yazılarında bazı subayların yerleştirilmesinden söz ediliyor. Şamil Altan eski bir Sarp Koraycı. Sarp Koray’ın darbeci olduğunu ve orduya yakın durduğunu herkes biliyor. Türkiye’ye dönüş hikâyesi ilginçtir ve ordu, Ergenekon’la ilişkilidir. Kürdistan-aktuel’de Serhat Dalgacı Şamil Altan’ı anlatıyor. Lübnan-Suriye’de yol kesmeler ve toz işleriyle uğraşıyor. Sarp Koray’ın eliyle dönüyor. Birden bire DTP PM üyeliğine yükseliyor. DTP’liler bunu bir araştırsınlar. Kirli işlerden gelenin orda ne işi var?

22 Ocak 2009                                                           Dursun Ali KÜÇÜK
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe