Ergenekoncular(ulusalcılar) ile egemen küreselcilerin kavgası ciddi ve kaygı verecek düzeyde sürüyor.
Son yılların en ciddi kavgası ve mücadelesi devlet içinde yürütülüyor.
Her yönüyle su yüzeyine vurmuştur. Görmemek mümkün değildir.
Son sokak çatışmaları, Ergenekoncuların ortalığın karışması için gürültü koparmaları, Tokat-Reşadiye askerlere yönelik eylemin 33 asker olayı ile bağlantısı kurularak, açılan hala ciddi bir uygulamasını göremediğimiz açılımın kapatılması için kullanılması, savaş medyasının yeniden devreye girmesi, Anayasa Mahkemesinin DTP’yi kapatarak savaşa devamda karar kılması vb olaylar gösterdi ki, süreci kapatmakla birlikte mevcut hükümette götürülmek isteniyor.
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast ortaya çıkarıldı. Aslında bu olay ve süregelen hükümet ordu çekişmesi yeni bir krizin eşiğine geldi.
Bana göre Öcalan’ın başlattığı ve ortalığın karışmasına hizmet eden yaklaşımı, bazı gençlerin provokatörler tarafından yönlendirilmesi ve onaylanmayan olaylar, Tokat-Reşadiye vb eylemlerin sürmesi durumunda Bülent Arınç vb şahsiyetlere yönelik suikastlar yapılacaktı ve ortalık toz dumana çevrilecekti.
Özal döneminde süreci sabote etmek isteyenler Özal’ı götürdüler. Biraz faklı düşünen komutanları vurdular.
Şimdi durum farklı olsa bile, “Kürt-Türk çatışması” çıkararak, ve duruma müdahale ederek, ordunun durumdan vazife çıkarmasını sağlayarak, AKP, hükümeti ve küreselcileri uğurlamak istiyorlardı.
O açıdan kavga açık, gürültülü, sessiz, şiddet boyutlarıyla her düzeyde devam ediyor.
********
Ulusalcılar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bunun askere dayanan "sivil” siyaset, ordu ve Ergenekon boyutu var.
En genel tanımıyla ulusalcıları oluşturanlar şunlardır:
Ordu en baş yeri tutmaktadır.
Bunu orduya ağırlıklı dayanan Ergenekoncular oluşturmaktadır.
Siyasal partilerden CHP, MHP, DYP ve şimdiki bileşimi ile Cindoruk’un başında bulunduğu demokrat Parti, Perinçek’in İP, bazı sendikalar ve sivil toplum kuruluşu ile ilgisi olmayan bazı kuruluşlar, Kemalist düşünce vb kuruluşlar, AKP’den ayrılan Latif Şener’in partisi, solcular; özellikle kemalizmden kopmayan ve boş anti-emperyalizmle uğraşan kesimler olmak üzere geniş kapsamlıdır.
Her türden darbeciler, özel savaş kurumları, rantçılar, çeteler ve benzer…
Anayasa mahkemesi, Yargıtay, Danıştay vb kurumlar özellikle seçilen kişilerden oluşmuştur.
Bunlarda “ulusalcı” ve Ergenekon tayfasının hukuk ayağıdır.
Dünyada ki, yeni gelişmelere ayak uydurmayanlar da bu “ ulusalcı” tayfasıyla dirsek temasları olmaktadır. Ya da politik duruşları ve duruşsuzlukları ile onlara yakın görünmektedir. Bazıları Ergenekon utangaç eleştirileriyle bunu yapmaktadır.
Bu “ulusalcı” tayfası ulus*devleti olduğu gibi savunmakta, mevcut durumun korunması için direnmekte, statüko bekçiliği yapmakta, savaş ve her  konuda tekçiliği esas olarak savunmaktadır.
 Küreselciler ise:
AKP, hükümet, ordunun çok as bir kısmı, gerçek anlamda sosyal demokrasiyi savunanlar, genel anlamda barıştan yana olanlar, Fettullahçılar, PKK ve Öcalan  ekseninde çıkmasa da DTP ve ona benzer olanların genel çoğunluğu, liberal demokratlar, barış isteyen kesimlerin çoğunluğu, AB’ne katılmaktan yana olanlar, yeşiller ve çevreciler, sendikaların bir bölümü, sivil toplum kuruluşlarının çoğunluğu, genel anlamda TSÜAD vb bu kesimi oluşturmaktadır.
Genel olarak savaşın sona erdirilmesinden yanadırlar. ABD ve AB ekseninde dünyadaki küresel gelişmelere, ilişki ve çelişkilere adapte olmak istiyorlar. Türkiye’nin iç ve dış siyasetini yeniden düzenlemek istiyorlar. Genelde Kürt açılımı ve Alevi vb açılımlardan yanadırlar. Barış vurguları genel eğilimleridir.
Fakat bunlarda kendi aralarında en genel anlamda ikiye ayrılırlar.
AKP ve TSÜAD, Fetullahçılar gibi egemenlik küreselliğini savunanlar, barış vurgusu yapsalar da savaşı sona erdirmeden sadece PKK’nin tasfiyesi üzerine bu vurguyu yapmaktadır. Bu kesim orduya açık tavır alacak düzeyde değildir. Hesaplaşıyorlar, uzlaşma ve tavizler temelinde bunu yapıyorlar.
Bu kesim dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri dikkate alarak hemen her konuda devleti yeniden düzenlemek istemektedirler.
Ulusalcılar 12 Eylüldeki gibi devletin ve cumhuriyetin restorasyonundan yanadırlar.
Egemen küreselciler ise bir çok konuda devleti yeniden düzenlemek istiyor. Bunu üstten yaparak çeşitli ulusal ve toplumsal sorunları “çözüyorum” görünerek, devlete yeniden bağlamanın yöntem ve politikalarını geliştirmektedir.
Savaşı, bölgede ve buraya yakın alanlarda, ekonomik, petrol ve gaz yolları, Irak’ta önemli rol oynamayı üstlenmek ve bir nevi “model ortaklık” denilen şeylerin gereklerini yerine getirmek
İçin tercih etmiyorlar.
Küresel gelişmeleri belli ölçüde okuyan ve demokrasi ve özgürlüklerden ve barıştan yana olan geniş ama örgütsüz bir kesim vardır.gerçek özgürlüklerden yana olan liberal demokratlar, Kemalist sol dışındaki demokratlar, feministler, sivil demokratik kuruluşlar, gerçek anlamda savaşa karşı olan barış yanlıları, özgürlükçü ve  demokrat sosyalistler, Öcalan ve KCK’nin tepe yönetimi dışında Kürdistan’daki ulusal ve demokratik hareketin büyük çoğunluğu istemleri ve tavırları itibarıyla bu kesim içinde yer alırlar. Biraz zorlama olsa da DTP vb bu kesime oturtmak mümkündür. Öcalan ve KCK’yi benimsemeyen Kürt hareketleri zaten bunun içinde yer alıyor.
Egemen kesim kendi içinde belli düzeylerde anlaşıyor ortak hareket ediyor.
Egemenlik ve sömürgecilik gütmeyen, demokrasi ve özgürlüklerin yerleşmesini isteyenler, Kürdistan sorunu, Alevi vb sorunların çözümümü gerçek anlamda veya gerçeğe yakın isteyenler olmasına karşın kendi aralarında birlik halinde değiller. Neden bir araya gelmeleri gerektiğini yeterince açığa çıkarmamışlardır.
Özellikle Öcalan ve KCK tepesi böylesi bir ittifakın oluşumunu engellemektedir.
****************
Öcalan ve KCK’yi nereye koyacağız. Yer bulmakta ve belli kesimlere yakınlık göstermesinde insan zorlanıyor.
Statükocu değiller. PKK ilk çıkışıyla değişim ve özgürlükleri zorlayan cephededir.
Bu günde ayrım yapmadan ve fiili konumu itibarıyla Kürdistan kurtuluş mücadelesi tartışmasız demokrasi ve özgürlükler, farklılıkların kabulü ve her tür kimliğin serbestçe yaşamasının safındadır.
Öcalan, geçmişten bu güne tek belirleyici olduğu için O2nun tutum ve politikaları, ilk dönemlerde gelişmeler cephesinde yer alırken, tutuklanmasından itibaren ise Ergenekonculara yakın durmuştur. Kemalizmi savunmuş, ordu ve derin devlete laf etmemiştir. Hep AKP vb hedef yapmıştır.
Devlet içindeki çekişmeleri dikkate alarak son dönemlerde AKP, başbakan, Bülent Arınç, Fettulahçılar vb yakınlaşan açıklamalarda bulunmuştur. Fakat bu konuda kararsızdır. Devlet içi çekişmeler tam netleşmeden tutumunu belirginleştirmek istemiyor. En son Kürt sorununun çözüm yeri meclistir demiştir.
Öyle görünüyor ki, Öcalan ve KCK tepesi ağırlıklı olarak devlet içi gelişmelere sorunları endekslemek eğilimindedirler. Tabanı onları dinlese bile, ama istek ve gönlünde yatanlar bana göre farklıdır.
Örneğin 2004 yılında KCK’nin savaşı başlatması Öcalan’ın sipariş alarak dayatmalarıyla olmuştur.
Öte yandan liderlik kültü ve “önderlik sistemi” denilen olay ile Öcalan statükocudur.
Genel Kurmay kontrolünden dolayı son on yıl özellikle PKK açısından dalgalı ve tutarsızlıklarla yürümüştür.
*********
Devlet içindeki düzenlemeler, içeriği net olmayan açılımlar eşliğinde sürdürülmektedir.
Ulusalcı ve toplumda daha çok vurucu gücü olarak deşifre olan Ergenekoncuları küçümsemeyelim. Gelişmelerin yönü onlardan yana olmasa da ayak diretmekte ve ne olursa olsun kargaşa ve savaşın sürdürülmesini istemektedir.
Toplumda “bölücülü” yapan, ırkçılığı körükleyen ve “Türk-Kürt çatışması” denilen olayı bana göre bunlar planlamakta ve teşvik etmektedir.
Öcalan ve KCK yöneticilerin, hatta bazı DTP’lilerin “Kürt-Türk Çatışması”nı kullanmaları bir talihsizlik olarak görüyorum.
Bu argüman bana göre savaş yanlıları ve ulusalcıların işine yaramaktadır.
Öcalan daha yakalanmadan ve yakalanınca böyle bir senaryoyu bana göre ordu ve ulusalcılar uygulamaya koymak istediler. Politik etkinlik sağlamak için bunu yaptılar. Nitekim solcu faşist olan Ecevit, milliyetçi faşist MHP, ve ANAP’ı orduya teslim eden Mesut Yılmaz aracılığıyla bunu yapıp iktidara geldiler.
İkinci dalga 2007 ve 2008 de Kürdistanlılara ve azınlıklara karşı linç havası ve dalgaları ile başladı.
Üçüncü dalga yine savaştan yana olanlar tarafından körüklendi.
Bu konuyu ilerde açacağım, savaşın en kızgın olduğu dönemde Türk ve Kürt çatışması yaşanmadı. Özellikle Kürdistan’da Kürtler hiçbir zaman Türklere saldırmadı. Metropolde yaşanan bazı olayları ise Ergenekoncular ve faşistler düzenledi.
Darbelere meraklı olan ve uluslar arası destekten yoksun olan ordu bu işlerin körüklenmesinde baş aktördür.
***********************
Devletin iç kavgası Kürdistan ve Kürtler üzerinden sürdürülmektedir.
Savaş ve “Türk-Kürt çatışması” da aynı şekilde yürütülüyor.
Devlet içindeki iktidar kavgaları, darbeler, planlar, suikastlar vb hemen bütün temel sorunlar Kürdistan ve Kürtler üzerindeki politikalar üzeri yürütülüyor.
Bunun özellikle görülmesinde fayda var.
Bunlar görülmeden Tokat-Reşadiye olayı, son dönemin kargaşa ve kaos yaratan eylemleri ve bunlar baz alınarak sürdürülen politikaları açığa kavuşturamayız.
Ek olarak benzer kavga ve politikaların Aleviler , azınlık denilen halklar, Müslüman olmayan inanışlar üzerinden tezgahlanmaya çalışıldığını vurgulamalıyız.
AKP’nin tutarsız ve açık olmayan politikaları, statükoculara güç veriyor. Mevcut anayasa ve ceza yasaları ayakta kaldıkça, Anayasa Mahkemesi vb yerinde olduğu gibi durdukça kendilerinin sözünü ettikleri ciddi olmayan açılımları bile yapmakta zorlanacaklardır.
Bu tür davranışlar savaştan beslenen ve olduğu gibi kalmak isteyenleri besler.
Ya ileri gideceksin ya da düşeceksin.
Bunun orta yolu yoktur.
Devam edecek
[email protected]
 

D. Ali KÜÇÜK
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe