KONFERANSA DOĞRU
Geniş katılımlı bir konferans olacağa benziyor. Şimdiye kadar düzenlenen bütün Kürt konferanslarından daha ileri ve daha önemli sorunları ele alır. PKK eskiden çeşitli ulusal konferanslar düzenledi, kendisinin yaptığı konferanstı. Kuzeyde bile diğer Kürt çevreleriyle birlik kurmuyor, kaldı ki bu konuda bütün avantajlar kendisinin elinde olduğu halde bundan kaçıyor. Katılım nasıl olacak? Tam netleşmese de herkese açık görünüyor. Önemli bir kesimi veya hemen hepsini kapsayabilir.
Dursun Ali Küçük
27.03.2009 - 06:32
KONFERANSA DOĞRU
Kürt ulusal Konferansı yeni gelişmelere işaret ediyor. Konferans sadece Kürtler ve Kürtler arası sorunlar ile ilgili değildir. Bölge politikası yeni biçimler alıyor, bunun bir ifadesi ve sonucu olacak görünüyor.
Geniş katılımlı bir konferans olacağa benziyor. Şimdiye kadar düzenlenen bütün Kürt konferanslarından daha ileri ve daha önemli sorunları ele alır. PKK eskiden çeşitli ulusal konferanslar düzenledi, kendisinin yaptığı konferanstı. Kuzeyde bile diğer Kürt çevreleriyle birlik kurmuyor, kaldı ki bu konuda bütün avantajlar kendisinin elinde olduğu halde bundan kaçıyor.
Katılım nasıl olacak? Tam netleşmese de herkese açık görünüyor. Önemli bir kesimi veya hemen hepsini kapsayabilir.
Kürdistan federasyonu, kurulduğundan bu yana hep TC’nin tehdidi altındaydı. Ordu doğrudan müdahalenin koşullarını oluşturmak istiyordu. Güneyin işgali ile bazı denemeler yapıldı. Uluslar arası güçler ve Kürtlerin engeliyle karşılaştı.
Öcalan’da, orada “özerk hükümet kurun” diyerek, PKK ile Kürt federasyonu güçlerini çatıştırmak ve savaştırmak istiyordu. Şimdiye kadar Kürdistan federasyonu ile ilgili hayırlı ve olumlu sözler ağzından çıkmadı.
Geldiğimiz noktada Türkiye, Kürdistan federasyonunu tanıyacak noktaya geldi. Türkiye-Irak ve dolayısıyla Kürdistan federasyonu ilişkileri yeni bir düzey kazandı. Birbirlerini karşılıklı tanıyacak ve ilişkilenecek noktaya geldiler. Bu temelde görüşmeler sürüyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Irak ziyareti, Kürdistan bölge yönetimi kavramını kullanması ve muhtemelen onlarla görüşmesi ilişkilerin soğuk döneminin bittiğine işaret ediyor. İlişkiler sıcaklaşıyor.
Türkiye en önemli bölge gücüdür. Eskiden bundan uzak kaçıyordu. Şimdi ABD ve Büyük Ortadoğu Projesi ile bir sorununun olmadığını belirtiyorlar. Türkiye sadece Kürdistan federasyonuna açılmıyor, bölgeye yönelik yeni roller üstlenmeye hazırlanıyor.
ABD, Türkiye, Irak ve Kürdistan federasyonu bazı konularda anlaşmış görünüyor ve temelde yakınlaşıyorlar. Irak petrolü ve özellikle gaz ihtiyacının önemli bir bölümünü Irak’tan karşılamayı hedefliyor.
Kürt ulusal Konferansı böylesi bir sürece denk geliyor.
Baştan şunu belirtelim; bu konferans ve yeni ilişkiler Kürdistan federasyonunun yararına olur. ABD güçleri çekilecek ve dolayısıyla Kürdistan federasyonu siyaseten bunun sonuçlarını hesaplıyor. Bazı tedbirlerini şimdiden almaya çalışıyorlar. Bunda yadırganacak bir durum yoktur.
Yakın dönemde bu konferansın PKK’nin silahsızlanması, Türkiye’nin yasal bazı adımlar atması, af çıkarması vb konular konuşuluyor. Nisan’da konferansın gerçekleşeceği vurgulanıyor.
Umudumuz Kürtler arası ilişkiler ve Kürtlerin neler yapacağı konularında ortak görüş ve projelerin oluşturulmasıdır. Kürdistan federasyonu bu konferansı gerçekleştireceğine göre insiyatifi eline alıyor ve dolayısıyla uluslar arası alanda bu konferans meşru kabul görür.
Bir halk kendisini savunmak için direnir. Savaşa başvurabilir. Ama sonuçta siyasallaşma ve barış ile sonuçlanır. Çeşitli yazılarımda PKK’nin siyasallaşma ve uluslararası meşruluk kazanmayı kaçırdığını ve harcadığını belirtiyorum. Denilebilir ki, şimdi ektiklerini biçiyor. Sorunun bir boyutu bu!
Öte yandan Kürdistan Federasyonuna ait topraklarda, onları oraya sokmadan kalması geçici bir durumdur. PKK bu duruma kalıcı olarak bakıyorsa yanılıyor.
Irak ve Kürdistan federasyonu, uluslar arası hukuk ve kendi hükümet alanlarında ayrı bir gücün kalmasını resmen savunamazlar.
Örneğin bir dönemde PKK’nin Lübnan, Suriye ve İran’da kampları vardı. Siyasal durumlar değişti ve PKK’ye çıkın dediklerinde çıkmak zorunda kaldı.
Şimdi bir bakıma, hem kendisinin hükümet olması hem Türkiye ile ilişkiler ve bölgesel ilişkilerden dolayı Irak ve Kürdistan federasyonu eskiden beri PKK’nin sınır boyunca varlığını kabul etmiyor.
“Medya Savunma Alanı” denilen yere KCK güçleri peşmerge güçlerin veya silahlı birinin girmesine hiçbir zaman izin vermedi. Gerçekten PKK’nin egemen olduğu alanlar olsaydı, diğer Kürt güçlerinin buralarda kalmasına acaba izin verirler miydi?
Vereceklerini hiç sanmıyorum.
Yapılması gereken neydi?
KCK daha önceden buraların geçici olacağını düşünerek hem Kürdistan federasyonu, hem de uluslararası alanda ön zemin hazırlaması gerekiyordu. Siyasallaşma ve barış açısında Kürdistan federasyonundan yararlanabilir. Veya güçlerini böylesi ilişkiler çerçevesinde Kürdistan federasyonu vb yerlerde uygun tarzda kalmalarını sağlayabilir.
1999’da af karşılığında Öcalan, silahsızlanmayı gündemleştirmişti. Hala bu tür eğilimlerden vazgeçtiğini sanmıyorum. Geçenlerde yeni bir anayasa yapılması ve hakikatleri araştırma komisyonu olması temelinde savaşın durdurulacağından söz ediyor.
Son görüşme notunda, sanki Kürtlere yapılan her şeyi ABD, İngiltere, Almanya vb yapmıştır vurgularını yaparak, Türkiye ile tek başına sorunu çözelim görüşünü dillendiriyor. Devlet ve orduya bir sözü yok. O zaman bu savaş ne için sürüyor? Amacı ne?
Savaş insanı yakar. Amaçsız ve hedeflediği belli olmadığı zaman sorunu çözmez, ağırlaştırır.
Göründüğü kadarıyla ABD, Türkiye, Irak anlaşmıştır. Sadece gerillanın güneyden çıkarılması için değil, siyasi, ekonomik, bölgesel vb boyutları var. AKP hükümeti bu konuda bir sorunun olmadığını söylüyor.
Sorunların ve çelişkilerin tümden kalkması mümkün değil. Buna karşın yakınlaşma var. Sanırım ordu ve derin devlet genelde bu eğilimdedir. Ordu ve AKP uzlaştı, uluslar arası güçlerin tepkilerini dikkate aldı. Eğer ordu ve derin devlet bu konuda ikna olmuşsa bu savaşı bitirirler. Muhtemelen yerel seçimlerden sonra Öcalan’ın tutumu değişebilir veya değiştirebilirler. Kesin olmasa bile, muhtemel ağırlığın bu yönde olabileceğini sanıyorum.
Darbe yapmak ve demokratikleşmeyi engellemek, Kürt federasyonuna müdahale etmek, Kürt sorunun çözmemek vb için geçen yıllarda pek etkili olmayan bir “savaşa” ordu razıydı ve istemişti. Darbe boşa çıktı, Kürdistan federasyonuna müdahale ve işgal tutmadı, “Ulasalcılar” olarak bilinenler geri tepti. AKP ordu ile uzlaştı, teslim oldu.
Mevcut bölge adımları ve Kürdistan federasyonu ile ilişkilerin ordu ve derin devlete rağmen yapıldığını sanmıyorum.
Bu gün DTP’nin istedikleri ve kullandıkları sloganlarla KCK’nin kullandıkları hemen aynıdır. Dolayısıyla uygun bir çözümle yasal alanın siyasallaşması ve Türkiye tarafından her yönüyle tanınması istenebilir. Terörist damgasını kaldırmak vb bütün konularda yeni siyasal açılımlara yönelebilir. Bu gün savaşın sağladığı bir avantaj bulunmuyor. Güçleri ezdirmenin bir yararı Kürtlere dokunmaz.
Bu gün basında tartışılanlar, ABD, Talabani ve Kürdistan federasyonunun söyledikleri, Öcalan'ın 1999 ve 2000’lerde bizden istedikleriyle aynıdır. Sadece Öcalan’ı muhatap almadan yapmak istiyorlar. Yasal alanla anlaşmaya yanaşabilirler, buda devredeki bir olasılık. Af olursa gelenler siyasal çalışmaya katılabilmeli, bunun garantilerini sağlamak önemlidir.
Ayrıca siyasallaşma temelinde Kuzeyde federasyona gitmek için çalışmalardan vazgeçilmeyerek, orta veya yakın zamanda gerçekleştirilecek amaçlar üzerinde çalışılır.
Umarım, konferans bütün parçalar için uygun bir dengelemeyi bulur. Yeni bir savaşa değil, barışa olan yolu açar
 

 

23 Mart 2009                                                                          D. Ali KÜÇÜK
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe