Kürdistan "çöp sepeti" midir? Ve Bildirici’ye tehdit!
Kürdistan çöp sepeti değildir.
Dursun Ali Küçük
03.02.2014 - 19:16
Kürdistan çöp sepeti değildir. Kürdistan devlet olmasın ve kaderini özgür tayin etmesin diye insanları baskı altında tutmaya gerek bulunmuyor. Hasan Bildirici’yi neden tehdit ediyorsunuz?
Yurtseverseniz ve demokratsanız TC’nin bazı görevlerini üstlenmeyiniz. Bu Kürdistanlıyım diyen hiç bir kesime yakışmaz ve yakıştırmıyorum.

Günümüzde bireylerin bağımsızlığı ve özgürlüğünden söz edilir. Vilayetler bile bağımsız olabilir. Amerikanın her eyaleti ortak yasaları olsada bir konuda diğer eyaletlerin hepsiyle ayrı düşünebilir.

Bırakalım ülke ve ulusların, eyalet ve vilayetlerin bile bağımsız yaşama hakkı vardır. İspanya’da Katalanya, İngiltere ve İskoçya birliğinde(ki bunların statüleri de var)referanduma gitmek istiyorlar. Kaldı ki, İskoçya ve Katalanya nın statüsü, meclisleri, bayrakları, parlamentoları, bakanları, başbakanları vb var.

Bakınız TC, Kıbrısta iki toplumlu federasyon kabul edildiği halde bunu benimsemiyor. İki toplumlu devlet olsun, oda işgal ederek bunu yaptığını hepimiz biliyoruz.
Kıbrıslı Türkler için istenen hakları Türk solcuları, sosyalistleri,liberalleri, muhafazakarları, islamcıları vb vb Kürdistan ve Kürtler için istemiyor. Şimdi bazı Kürtlerde aynı hakları Kürtler için istemiyor. Ne garip değil mi?

*Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğünü çöp sepetine atmayı kimseye başaramaz.

Başa mı dönüyoruz?
İlk mücadeleye gözlerimizi açtığımda bağımsızlık, kurtuluş ve özgürlük dedik ve “birlik ayrılmaktan geçer”. “Gönüllü olur” dedik.
"Etle tırnak gibiyiz", "can çiğeriz", "içe içe geçmişiz", "kürtlerin epey bir kısmı metrepoldedir, karışmışız", "aynı cephelerde savaşmışız", "kız alıp vermişiz", "din kardeşiyiz", "TC ırkçı değil, önemli olan insanlıktır, kimlik önemli değildir", "Türkiye yi yabancılar bölmek istiyor" vb vb çoğaltabilirim.

Azdık ama bunların hepsinin bizi kandırma olduğunu söylüyor ve karşı çıkıyorduk. “Kaderimizi kendimiz tayin edeceğiz” diyorduk.

Ama şimdi başa döndük, aynı nakaratların Kürtler içinde hemde kendine siyyasiyim diyenlerde çoğaldığını görüyoruz.
Ne acı değil mi?


"● Öcalan ve Kürtlerin Türkiye'nin birliğini bütünlüğünü zorlayacak talepleri yok. Bağımsız devlet fikrini çoktan çöp sepetine attık çünkü 2.5 milyon Kürt İstanbul'da. Demokratik özerkliği de sadece kendimiz için değil, İstanbul'daki Kürt, Malatya'daki Türk için istiyoruz."
Bunu Cumhuriyet gazetesi muhabiri ile yaptığı röportajda Hatip Dicle söylüyor. Bu aynı zamanda sağa sola sorunu saptıranların sağlıklı düşünmesi açısından doğru söylenen, itiraf edilen bir sözdür. Evet gidiş aynen entegrasyona doğrudur. Sürece yayılmış biçimde Kürtlerin yava yavaş ruhu ve düşüncesinin içi boşatılacak.

Evet, kimliği ve ülkenizi atın bir köşeye, demokrasi ve özgürlüklerle herşey halolur. Baştada bize söylenen buydu ama biz kabul etmiyorduk....

Şimdi "biz bize bunu söylüyoruz".
Eskiden sadece Türkler bize bunu söylüyordu.

*İzlenecek yöntem:

Bu kadar geriye düşmüş düşünceler savunulmasına karşın başka düşüncede olan yazarlara karşı tehditler savuruluyor. Tecrit ediliyor. Hristiyanlık dönemindeki gibi afarozlar uygulanıyor. Ayrıcı bu tehdit Bildirici ile sınırlı değil, işlerine gelmeyen ve hoşlarına gitmeyen herkes için bu tehditler geçerlidir.
Hasan Bildirici “yazarını tehdit eden toplum” makalesinde bunu dile getiriyor.

Devlet ve bağımsızlık istemiyebilirler. Başka statüler ve statüsüzlükler savunan örgüt ve gruplarda bulunmaktadır. Statü ve statüsüzlük konusunda herkes görüşlerini söyleyebilir.

Ama Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı ve ayrılma ve bağımsız devlet kurma, özgür yaşama hakkı her ulusun hakkıdır. Bu imkan binde bir olsa bile bunu savunmayan ezen ulus devrimcileri ve sosyalistleri, demokratları şartlatan olarak değerlendiriliyor.

Sümürge Kürdistan’da ezilen ulus bireyleri ezen ulusun sosyal-şövenleri ve şövenleri ile aynı kefeye düşemez.Onları Kürdistan’da farklı biçimde savunduğu zaman varın gerisini siz düşününüz. Bunun adı açıkça heryere kadar varır.

Kürdistan devleti çöp sepetine atılırken TC’yi “çatı devlet” olarak kabul etmek hiç bir Kürdistanlıya yakıştığını sanmıyorum.

Uzun lafın kısası Kürdistan’da bütün özgür halklar, ülkeler ve uluslar gibi tarihteki yerini alacaktır. Almaya başlamıştır bile.
***
Bir yazarı tehdit etmek:

Hasan Bildirici düşünce mücadelesi veren bir insandır. Herkes gibi oda düşüncesini savunur. “Yazrını tehdit eden toplum” makalsinde Bildirici çeşitli örnekler veriyor.
Bu makalesini altında yapılan yorumlarda “Önderlik ve özgürlük hareketine saldırıyorsun” gibisinden cümleler yar alıyor.
Bildirici’yi takip ediyorum. Görüşlerine katılıyorum veya katılmam. Ama bir yazar olarak seviyeli yazıyor. “Saldırıyorsun” denilen şeyler eleştirilerdir.
Kürdistanı çöp sepetine atmak gibi kendi insanlarınızı da çöp sepetine mi atıyorsunuz?

Tehditleri kınıyorum.


Bildirici’nin makalesini dayanışma amaçlı aşağıya alıyorum:

Yazarını tehdit eden toplum-Hasan Bildirici
"Tehdit ve baskı dilinin olduğu yerde vicdanıyla ve kafasıyla özgür insanlar değil, daha çok Ömer Güney olmaya aday kişilikler etkinlik sağlar."

Bir arkadaş tanıyorum, yılda bir karşılaşırız. Hüzünlü, mutsuz ve gergindir. PKK taraftarıdır. Bana şöyle der:

"Aslında içimden geçenleri yazıyorsun, soramadığım soruları soruyorsun, bu yanıyla takdir ediyorum, ama yazıların huzurumu bozuyor, içimden seni boğmak geçiyor."

Bu söz ortalama Kürt insanının psikolojisini anlatmaya yetiyor. Karşılaştığımda, yalnız kalmamaya dikkat ettiğim bu arkadaşa olası bir cinayet fırsatı vermemek için aynı evde kalmam.

Bu sıralar yazdığım ve paylaştığım yazılar karşılığında, kendisine PKK taraftarı veya çalışanı sıfatını uygun gören insanlardan bolca hakaret görüyor ve tehdit alıyorum.

Alışılmış tehdit biçimleri:

"Bu ne ayak! Eceline mi susadın oğlum!"

"Yanına geleyim mi? Adresini biliyorum ha!"

"Böyle yazıyorsun, ama bu hareketin içinde bir sürü şehidi olan var. Caddede kafana bir taş geçirilse..."

"Hassasiyetlerimizle oynuyorsun. İçimizden biri kafana sıksa elimizden bir şey gelmez."

"Bizim çevrede güvenliğini sağlayamayız artık!"


Tehdit eden bu şahıslar yanlış yapıyorlar. Tehditler bilgisayarımda. Tehditlerin geldiği bilgisayar adresini çıkarmak çok basit. Bir gün bir saldırıya maruz kaldığımda, cinayet zanlısı olarak polisin kapılarını çalacağını her halde bilmiyorlar. Cinayet işlemek istiyorlarsa, buyrsunlar, çaktırmadan yapsınlar işlerini...

İşin bu kısmı çok önemli değil. Ben yeterince ölüm sınavı vermiş biriyim. Yaşadığın sürece yaşıyorsun, öldüğünde ölümünden haberin olmuyor zaten.

Bu tehditleri okuduğumda Paris Derneğinde alternatif yönetim çıkaracak kadar güç toplamış olan Ömer Güney ve cinayetleri aklıma geliyor. Ne yapayım ki, tehdit ve hakaret edenleri birer Ömer Güney olarak görmekten kendimi alamıyorum.

Bir toplum yazarlarını tehdit eder mi? Ne yazık ki, Kürt ve Türk toplumu böyle. Bana gelen tehditlerin onda biriyle BDP yöneticileri devletten güvenliklerinin sıkı alınmasını talep ediyorlar. Hatırlıyorsunuz herhalde, sosyal medyada bir grup ırkçı BDP binasına doğru yürüyüşe geçeceğini söyleyince, BDP basın toplantısı yaptı ve güvenlik önlemlerinin artırılmasını istedi. İçişleri bakanı gerekli önemlerin alındığını açıkladı. Türkiye'de herhangi bir düşünür ve yazar bir tehdit e-maili aldığında basın açıklaması yapıyor ve devlet ona koruma veriyor.

Ama bizler hep tehdit ediliyoruz, hem Türk cinayet şebekeleri tarafından hem de kendine Kürt yurtseveri diyenler tarafından.

Sosyal medya biliyorsunuz kontrolsüz bir alan. Bir yazı paylaştığınızda yazının altına düşülen yorumları engelleyemiyorsunuz. Ancak çok sonraları farkketiğinizde kaldırıyorsunuz, ama okuyan okumuş oluyor. Ben yorumlardan çok korkmuyorum. Rojevakurdistan'ın yorumlarını yayınlayan arkadaşa, benimle ilgili her türlü yorumu, için de küfür de olsa serbest bırakmasını söylemişim. Bazen facebookta yazılarımın altına PKK ve Öcalan'a eleştiriyi aşan hakeret notları düşülüyor, farkettiğimde onları kaldırıyorum. PKK taraftarlarının da hakeret yorumlarını siliyorum.

Hakaret, zayıf insanların işidir. Bir fikri, bir insanı, bir durumu eleştirmek için hakarete lüzum yoktur. Eleştirmek için yeterince kelime ve cümle var. Kelimelere, düşüncelere ve eleştirilere güç yetiremeyenler için en kolay yoldur tehdit ve hakaret:

"Sen ajansın galiba! Ya da PKK düşmanısın."

BDP ve PKK yöneticilerinin, kendi elleriyle yarattıkları tahammülsüz bu kitle içinde gelecekte can güvenliklerinin olacağını sanmıyorum. Türkler 90 yıl boyunca yarattıkları, "herkes bizim düşmanımız" nesillerinden yakalarını kurtaramıyor. Cinayetleri engelleyemiyorlar. Ermeni Hrant Dink cinayeti böyle gerçekleşmişti. Sakine Cansız'lar cinayeti de böyledir. Bir gün olur ya, PKK yöneticileri, yarattıkları bu topluma normal vatandaş olarak dönerlerse çok acı çekeceklerdir. Düne kadar kitaplarımı okuyan ve ismimi saygıyla anan biri bir gecede bana " kafana sıkabilirim" diyorsa, ortada çok biçimsiz ve tatsız bir durum vardır.

Hayatımın gizli kapaklı bir yanı yok. Özel yaşamımı yazacak kadar kendime güveniyorum. 20 yaşında girdiğim hapishaneden 32 yaşında saçlarım ağarmış olarak, direnen PKK koğuşundan tahliye oldum. Tahliye olduğum koğuştaki PKK sorumlusu Mustafa Karasu idi. Tahliye olduktan sonra Melsa Yayınevi ve Özgür Gündem'in kuruluşunda yer aldım. 25 yazar, muhabir ve çalışanı öldürülen Özgür Gündem'in ilk yayın sorumlularından biriyim. 1993 yılında, cinayet şebekelerinin takibi altında yaşamanın zorluğundan ve aldığım cezalardan dolayı Avrupa'ya kendi imkanlarımla çıktım. O gün bugündür yazar dururum. Binlerce Kürt ailesinin evinde de kitaplarım var. Hayat hikayem bundan ibarettir. Bu satırları yazarken dahi, memleketim olan Bitlis, Ahlat ve diğer ilçelerde BDP'nin seçimleri kazanması için uğraşıyorum. İlk kez böyle bir istek geldi ve bu doğrultuda elimden geleni yapıyorum. Bitlis ve çevresinde BDP'nin başarılı bir sonuç alacağına inanıyorum.

Bunu, KCK ve BDP poltikalarını çok benimsediğim için değil; siyasal partilerin geçici, birleşik ulus değerlerinin kalıcı olduğuna inandığım için yapıyorum.

25 yıldır yazı yazıyorum, PKK de dahil, dost bildiğim çevrelere yönelik hakaret içerikli bir yazım varsa, gösterilsin, özür dilemeye hazırım.

Elinde silah bulunduran bir örgüte sırt dayayarak veya onun değerlerini ve üslubunu kullanarak sivil insanları ve yazarları tehdit etmenin, PKK'ye prestij kaybettirmekten başka bir getirisi olmaz.

Bugün PKK ve taraftarlarının kullandığı üslup ve tehdit dili; Tanrılarda dahi yok. Dinler bile bir sürü farklı görüş ve mezhebe sahiptir.

Ben küçük iken annesizlikten dolayı ailemin yetimiydim, yetim evlat olmayı 13 yaşında reddettim. Türkiye cumhuriyeti devletinin yetim vatandaş kimliğini reddetmeye başladığımda 15 yaşında idim. Şimdi de tehdit altında bir PKK yetimi olmayı reddediyorum.

Eğer PKK'ni özgür ve bağımsız bir Kürdistan kurma fikri ve eylemi olsaydı, bu tehditlerin çoğunu içime atar, susar, PKK otoritesine zarar gelmesin diye, acımı köşe bucak ağlayarak geçiştirirdim.

PKK'nin şimdi Türk devleti ile birlikte kurmak istediği sistemin adı, birlikte yaşam, demokratik ulus ve demokratik cumhuriyettir... Bütün yurttaşların hayatını çok yakından ilgilendiren bir proje bu. İnsanlar Kemalist diktatörlüğün 90 yıllık baskı, inkar ve tekleştirici poltikasına karşı ölümüne bir direniş gösterdi. Kemalist diktatörlüğün kalın ve kanlı duvarlarını yıkmak için yıllarca canhıraş bir şekilde mücadele edenlerin bu kez başka bir tekleştirici ve tehdit edici sistemi kabul etmeleri mümkün değildir. O ndenle bir çok yazımda dile getirdim. PKK, talepleriyle demokratik, ancak üslup ve örgütlenmesiyle demokrasinin çok uzağında bir harekettir dedim. Bunun kanıtlarından biri, tekleştirici üslubuyla yarattığı yukarıdaki tehdit dilidir.

Tehdit ve baskı dilinin olduğu yerde vicdanıyla ve kafasıyla özgür insanlar değil, daha çok Ömer Güney olmaya aday kişilikler etkinlik sağlar.

Yazarlar bir toplumun dilidir, vicdanıdır, kafasından geçirip de söyleyemediğini söyleyen ve ışıksız kaldığında gidip satırlarına sığındığı kişilerdir. Dünyanın en berbat işi, kaleminden başka elinde tutunacak bir şeyi olmayan muhalif yazarı tehdit etmektir. Onu tehdit etmek kendini, ulusunu ve çocuklarının geleceğini tehdit etmekle eş anlamlıdır.

Tehdit ederek benden demokrasi bekleyen şahıslara diyeceğim şey şudur. Bizim sayfalarımızda istediğiniz tehditi ve hakareti yapabiliyorsunuz. Ama değerlerine bağlı olduğunuz yapıların gazetelerinde ve basın organlarında biz yokuz. Demokrasiyi biraz da onlardan bekleseniz ve görüşlerinizin onlar tarafından yayınlanmasını isteseniz nasıl olur acaba?

Her biri birere koruma ordusuyla gezen KCK yöneticilerine tehdit altında olan bir yazar olarak seslenmek istiyorum. Sert üsluplarınız ve tahammülsüzlüklerinizle oluşumuna katkıda bulunduğunuz toplumsal yapının elemanları gecemizi, gündüzümüzü, sokaktaki yaşamımızı tehdit ediyor. Bir gün sıradan birer vatandaş olarak topluma karıştığınızda, her hayal kırıklığında sizlerinde tehdit altında bir yaşam sürdürmek zorunda kalacağınızı bildirmek istiyor, sağı solu tehdit eden unsurlarla hiç bir bağınızın olmayacağını, hatta tespit edilenlerin yurtsever çevreden uzaklaştırılacağını açıklamanızı bekliyorum.

Eğer bunları yapmazsanız, bizler hepimiz, sizler de dahil, aktif taraftar görünümlü birer Ömer Güney'li cinayetin kurbanı olabiliriz

Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad