KÜRT KONSEPTİNİN KİM NERESİNDE YER ALIYOR?
Dursun Ali Küçük- 22.7.2010
ABD, Avrupa ve Türkiye anlaşmalı olarak geliştirilen bir Kürt konsepti ve yaklaşımı bulunmaktadır.
Uluslar arası küresel güçler Türkiye ile bütünüyle anlaşmasa da bir konsept üzerinde genellikle anlaştıkları görülüyor.
Öcalan’ın alınıp Türkiye’ye götürülmesi ile bu konsept yürürlüğe kondu.
Bu konsepte göre Öcalan yaşatılacaktı ve idam edilerek kahraman yapılmayacaktı. Öcalan denetime alınınca Kürdistan Ulusal kurtuluş hareketi adım adım düzen sınırları içine çekilecekti.
Siyasi ve idari reformlar düşünülmüyordu. Kültürel bazı reformlar ve af başta gelen konulardı. Kürdistan’ın bir statüsü olmayacak, ama bunun dışında kültürel veya bireysel haklar genişletilecekti. İdam kaldırılacaktı. Kürtçe resmi anadil olarak değil ama bir biçimde serbest bırakılacaktı vb… genel af çıkarılarak gerilla dağdan indirilecekti. Bu konsept esas olarak Öcalan üzerinden yürütülecekti. Tek belirleyici olduğu için değerlendirilmesi ve kontrol edilme yolları bununla açılmaya çalışıyordu.
Kısaca bazı reformlarla Kürtlerin Türkiye’ye entegrasyonu hedefleniyor ve bu yönlü çalışmalar yapılıyordu.
1999 ile Öcalan İmralı süreci ile PKK üzerinde oynanan kontrol ve amaçlarından vazgeçirilmesi, devrimci iddialarını bırakması, değişim adı altında daha gerilere çekilmesi çalışmaları sürdürüldü.
Bu durum yoğunca değerlendirildi. Öcalan mahkemede PKK ve halkını savunmadı. İfadeleri ve TC’nin bütün iddialarını kabul etmesi üzerine söylenecek söz bulmak zordur.
1999 ordu ve Ergenekoncuların etkin olduğu bir süreçti. Öcalan’ı Kenya’dan alan komutan Ergenekoncu çıktı. Bursa tugay komutanı ve İmralı’dan sorumlu olan komutanlar bu gün Ergenekon davasından yargılanıyor.
Bu dönemde sürdürülen, PKK’ ye kabul ettirilen, ama görüşmeleri yapanların uymadığı konuşmalar bizzat Öcalan tarafından dillendirildi.
Bu konsept boşa çıkarıldı denilse de hala değişik biçimlerde yürürlüktedir.
Bu konsepte göre PKK dalgalanmalar yaşarsa bunun dışına çıkacak grup ve çevreler daha radikal ve tehlikeli olarak görülüyordu.
O zamanın Türkiye gazeteleri PKK’ de ayrışmalar ve ayrılmalar başlayınca bunları yazıyordu.
Küresel güçler ve TC, PKK’yi “terörist” ve bundan hareketle Kuzey mücadelesini kriminal bir olay olarak ele almaya çalışırken, bunun dışına çıkacak kontrolsüz gruplara ise hiçbir zaman müsaade etmeyeceklerdi. Ve etmediler. PKK’ de kendisinden ayrılanları sindirmeye ve cezalandırmaya kalkınca, ayrışmaların bir örgütlenmeye ve muhalefete dönüşmesi, ister anlaşmalar ister anlaşmasız yapılsın aynı amaca yönelik bir çalışma olduğu çok net görülmektedir.
PKK dışında kalan Kürt siyasi hareketleri ise bu plana göre dikkate alınmayacaklardır. Bu güne kadarda dikkate alınmadılar. Ne TC ne de uluslararası küresel güçlerin dikkate alınması yönünde bir çabası olmuştur. Kitle gücü olarak zayıf olmaları işin başka bir boyutunu oluşturuyor.
Bu plan değişik biçimleriyle şimdiye kadar yürürlüktedir.
Buna göre PKK’ ye yer yoktur tasfiye edilmesi veya düzen sınırları içine çekilmesi gerekiyor.
PKK İmralı yoluyla bir ölçüde düzen sınırlarına çekilmeye yatkındır. Türkiye yerine herhangi bir Avrupa ülkesi olsaydı, Öcalan’ın söylediği çözüme can kurban diyecekti. Örneğin İrlandalılar Öcalan gibi çözüm sunsalar İngiltere hemen kayıtsız şartsız masaya oturur ve sorunu kapatmaya çalışır.
Geçmişte en zor koşullarda Barzani bile Irak ile görüşmeler yaparken geniş bir otonomiden, federasyona yakın bir otonomiden aşağıya inmemişti. PKK şimdi sözü edilen istekleri yerine getirmezseniz ne olduğu tam belli olamayan özerklik ilan edeceğiz diyor.
Peki isteklerinizi yerine getirirlerse statüsü olan bir özerklikten vazgeçecek misiniz?
Sorunu direnmekte görmüyorum, Kürdistan halkı şu veya bu şekilde direniyor.
Uluslararası destek almayan ve uluslar arası kamuoyunun desteğini almayan hiçbir hareket başarıya ulaşamaz.
İkincisi kendisini zamanında siyasi ve meşru, sadece Kürtlerin bir bölümü tarafından değil, geneli, çoğunluğu tarafından meşruluk düzeyine çıkarmayan hareketler başarıya gitmede zorlanırlar.
Siyaset alanında yıllardır belli bir düzey ve ilişkinin dışına çıkılmıyor. Kapsayıcı ve uzlaşıcı bir siyaset kendi içlerinde yürütmekten uzak bir yapı hala varlığını koruyor.
Türkiye kamuoyundan yani Türklerden beklenen destek hala yoktur, çok sınırlıdır.
PKK ve PKK dışında kalan siyasi hareketler ve gruplar ve PKK’den ayrılanlar için aşağı yukarı ne düşünüldüğünü yazdım.
PKK ile doğrudan görüşmeleri zaten zor görünüyor. Hiçbir devlet hele bu Türkiye olunca Öcalan’ı açık muhatap alıp görüşemez. Gizli görüşmeler şimdiye kadar yaptıkları gibi yaparlar, bunların bir kıymeti olamaz, muhatap alındığı anlamına gelmez.
Özal dönemi görüşmeleri ve ateşkesi bir yana bırakıyorum, bunun dışında geçenlerde Günay Aslanın sözünü ettiği ve hatta eklenecek başka “görüşmelerin” hiçbir ciddiyeti yoktur. Bunların hepsi genellikle yönlendirmek ve hedef şaşırmak veya zaman kazanmak içim denenmiştir. PKK’den ayrılanlarda tehlikeli görülüyor. Kontrol dışı gelişmeler istenmiyor.
PKK dışındaki hareketleri de açılımla birlikte AKP bile muhatap almadı. Uluslar arası alanda ise durum aşağı yukarı benzerdir.
Halk direnebilir ama Kürdistan siyaseti bir kısır döngü yaşıyor.
Siyasetler birbirlerini eleştirirken eleştiri sınırlarını aşıp düşmanlık derecesine varıyor. Birbirlerinin hiçbir iyi yanlarını görmüyor. PKK kendisinden ayrılanlara karşı desteklesin demiyorum, ama saygılı değildir, kendisinden hangi biçimde olursa olsun ayrılmayı düşmanca görüyor.
 TC yönetimi bu güne kadar Kürdistan siyaseti ve hareketlerinde birikim sahibi olmuş ve tecrübe kazananları sürekli ezmeye ve dışlamaya çalıştı.
Aynı olmasa bile Kürtler kendi içlerinde birbirini harcıyorlar, değerlendirecek bir yan bırakmıyorlar. Suçluyorlar ve kötülüyorlar.
İş böyle olunca güvensizlik ortamı oluşuyor. Söylem ve propaganda tarzları bunu derinleştiriyor.
BDP bütün Kürtleri kapsayıcı bir siyaset izlemiyor. Sorunun adresi başka yerler gösterince ve pratikte içine girdikleri durumla Kürt halkının çözüm üreten ve müzakere geliştirecek siyaset gücü değildir. Siyaseti bu tarazda yapmıyor.
PKK dışındaki siyasi hareketler Açılım sürecinde müzakerede muhatap alınmadılar, sadece bu siyasetler değil çeşitli Kürdistani çevrelerde muhatap alınmadı. Ayrılanlar içinde durum aynıdır.
Bundan dolayı sadece PKK ve BDP vb muhatap alınmadı deyip kimse kendisini kurtarmaya çalışmamalıdır.
Bir söyleme göre “PKK terörist” veya silahlı mücadele yürütüyor, bu uluslar arası alanda ve Türkiye’de kabul görmüyor.
Fakat bunu söyleyenler silahlı mücadele dışında mücadele yürüten Kürt siyasetlerini de dikkate almıyorlar. PKK engellenirken, bunların önlerini açmıyorlar. PKK diğerlerini bizim yerimize koymak istiyorlar diyor, ama bu doğru değildir.
Açılımda bu durumları gördük. Bazılarını çıkarıp konuşsalar bile, bu işi yumuşatmak için yapıldı. Yoksa muhatap almaya yanaşanlar bulunmuyor hala.
PKK dışında kalan çevreler ve hareketler bu durumu değerlendirmek zorundadırlar. Kürtlerle müzakere yapılmadan ve hesaba katılmadan AKP vb çevreleri sadece bazı olumlu adımlar var diye desteklemek yeterli değildir.
Öncellikle Kürdistan sorununun Kürdistanlılarla çözümünü istemeli ve dayatmalıdırlar. Yoksa boş destekler kendileri için olumlu bir siyasete dönüşmez.
Savaş bir biçimde sona erer, şimdiki zaten müzakereler için genellikle sürüyor. Savaşın çift taraflı durdurulması için çalışılırken, Kürdistanlı bütün siyasetlerin birbirlerine ihtiyacı var.
Şunu çok açık belirtebilirim, PKK’nin siyasi ve kitle gücü var. Fakat içinde bulunduğu şartlar, kendi bazı açmazları onları istedikleri çözüme götürmez. Siyasete gelince veya müzakerelere yansıtınca çok geri düzeyde kalırlar. İsteseler istemeseler de bu aşağı yukarı başlarına gelir.
O zaman diğer Kürdistani hareketler, PKK dışında şu veya bu düzeyde çözüm isteyen ama potansiyel olarak var olan Kürtlerinde sürece katılması lazımdır. PKK eliyle bunun gerçekleşmesi kolay değildir.  Bir siyasete dahil olmayan ama çözüm isteyen Kürtler ve başka halklar var azda olsa. Bunlar PKK ve diğer Kürdistani hareketler uzlaşı gösterir yakınlaşırsa ve bunlarda önemli şahsiyetler dahil edilirse, bu durumda bulunan kitleler katılım gösterir.
Ortaya bir sinerji çıkar.
Diğer Kürdistani hareketler, partiler ve çevrelerinde PKK’ ye ihtiyacı vardır. Onlarda olmayan bazı şeyleri O’nun kitle ve siyasi gücü veya başka imkanları giderir. PKK’nin küstürdüğü veya zarar verdiği epeyce insan kitlesi var. Bu kesimlerde bunları kazanabilir. Meşruluk kapılarını açabilirler. Kendilerinin tamamlayıcı  olacağı hususlar vardır.
Bu kesim Öcalan’ın İmralı boyutuna sadece takılıp kalırlarsa yanılırlar. Talabani’nin 1966 sürecini tarihi yakın izleyenler bilir. Talabani sadece o dönemle anılsaydı, hiçbir geleceği olmazdı. Siyasette bazı şeyler değişkendir. Bunları mutlaklaştırdığınız zaman statikleşirsiniz.
Şimdiye kadar yapılan ulusal birlik çağrıları, söylem olarak hoştur, ama içi boştur. Benzer biçimde tekrarlanması insanları kesinlikle etkilemez, ortaklık yapılması gerekenleri ortaklaştırmaz.
Soruna yeni bir zihniyet ve yaklaşım tarzı gerekiyor.
Çok basit denklem kurabilirim. Sorular sormak, eleştiriler yürütmek ve farklı görüşler savunmak bir zafiyet olamaz, tersine güçlendirir. Nasıl bir çözüm olması gerektiğini aydınlığa kavuşturur. Siyaseten atılacak adımları netleştirir.
PKK ve çevresi eğer derlerse; biz kazanalım, diğer Kürtler kaybetsin, zayıflasın, yok olsun, güçlenmesin ve güçlenmesinin önüne geçelim, ayrılanları hedefleyelim demeye devam ederse PKK’ de kaybeder.
Diğer Kürdistani siyasetler, partiler ve PKK’den ayrılanlar derlerse; PKK kaybetsin, yenilsin ve yerini biz dolduralım, bize yol açılır gibisinden düşünür ve politika yaparlarsa , onların hepside kaybeder.
Soruna böyle yaklaşıldığı zaman demokratik ölçüler içinde birlikler ve ortaklık kurulur. Herkes bir diğerinin haklarına ve özgürlüklerine saygılı olur. Demokrasi ölçüleri içinde, düşmanlık yapmadan, pozitif eleştirilerle, farklı siyaset ve görüşlerle birbirlerini güçlendirebilirler.
İlke şu olmalıdır: Ben kazanayım, sende kazan!
BİZ KAZANALIM, SİZDE KAZANIN!
Ben kazanayım, sen kaybet diyen kaybeder. Biz kazanalım, siz kaybedin diyenlerde kaybeder.
Toplumda hiçbir siyasi parti; programı, amaçları, tüzük ve işleyişi gereği toplumun hepsini kazanamaz ve kazanması mümkün değildir. Farklı siyesi partiler ve görüşler kaçınılmazdır.
Bunları ortaklaştıracak KONGRE gerekiyor. Partilerin halk adına kuracağı kongreler sonuçta o partinin damgasını taşır. Herkesin ortak paydada buluşturan kongre işlevini görmez.
Bu güne kadarki siyasetler üstü kongre denemeleri söylediğim neden ve başka nedenlerden dolayı boşa çıktı ve çıkarıldı.
[email protected]
 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe