Mardin Katliamına Yorumlar
Mardin, Mazıdağı Bilge köyünde yaşanan katliamın yankıları sürüyor. Yaşanan kelimenin gerçek anlamıyla katliam ve tam bir vahşettir. Bunu tartışılacak bir yanı bulunmuyor. Ama gelin görün ki, bu katliama yaklaşımlar insanın canını sıkıyor. Vuranlarda vurulanlarda korucu ve korucuların aileleridir. Kan davaları, kız davaları ve aşiret kavgalarında böylesi yoğun vurmalar az görülür, hatta pek görülmez.
Dursun Ali Küçük
11.05.2009 - 20:08
Mardin Katliamına Yorumlar
Mardin, Mazıdağı Bilge köyünde yaşanan katliamın yankıları sürüyor.
Yaşanan kelimenin gerçek anlamıyla katliam ve tam bir vahşettir. Bunu tartışılacak bir yanı bulunmuyor.
Ama gelin görün ki, bu katliama yaklaşımlar insanın canını sıkıyor.
Vuranlarda vurulanlarda korucu ve korucuların aileleridir. Kan davaları, kız davaları ve aşiret kavgalarında böylesi yoğun vurmalar az görülür, hatta pek görülmez.
Burada işin ilginç yanı katliamı devletin verdiği silahlarla yapan korucuların, diğer kesimi büyüğünden küçüğüne kimsenin kurtulamayacağı şekilde yok etmek istemeleridir.
Bazı yörelerde kan davalarından dolayı kadınlar ve çocuklar vurulmaz. Bu aşağı yukarı genel bir durumdur. Çok nadir belki kadın ve çocukların arada vurulması olmuştur.
Töre yasalarından dolayı veya kendisine varmayan bir kızı ya da onu isteyen damadın vurulması olayları vardır.
Düşündüren bir olaydır.
Aynı köyden ve aynı soy isimleri taşıyan korucuların arasındaki husumet gerekçeleri bir değil deniliyor. Sadece kız alma olayına indirgemek basit bir yaklaşım olur.
Bu katliam yaşanırken bakın neler söyleniyor ve ne yorumlar yapılıyor.
Başbakan Erdoğan bu katliamı tanımlayacak kelimeler bulamıyorum diyor. Namaz kılınanlar nasıl vurulur anlamıyorum yorumunda bulunuyor.
İçişleri bakanı olayı katliam olarak değerlendiriyor ve olayın gerçekleşme sebeplerinin tek olmadığını belirtiyor. Olayın içinde olan koruculardır ve bu durumu açıkça tartışalım diyor.
Emniyet bilgilerine göre olayı ve katliamı gerçekleştirenler yakalanmıştır. Kimi habere göre suçlarını itiraf etmişler. Kimi haberlere göre polis ve savcılıkta susma haklarını kullandılar. Yani konuşmadılar.
Partiler, hükümet, basın yayın ve hemen herkes üzüntülerini ilan etti.
TRT olayı vahşet ve “ilkellik” olarak tanımladı.
Haber aktarımların  alışılageldiği deyimle “hain saldırı” vb tabirler kullanılıyor.
Herkes biliyor ki, ölenler Kürt ve vuranlar Kürt.
Bu arada değerlendirme ve yorumlar yapanların  aklına töre yasaları, kan davaları, “geri kalmışlık”, eğitimsizlik, sosyolojik ve psikolojik sorunlar tanımlamalar akılarına gelmeye başladı.
Bunları izlerken herkesin Kürtleri bir kez daha ne kadar küçümsediklerini gördüm.
Bilgisiziz, bilgilendirmeye ihtiyaç duymaya başladılar.
Eğitimsizlikten kaynaklanıyor, daha fazla asimilasyon yapmaları ve bu yönlü teşvikler, akıl vermeler yeniden o sömürgeci küflenmiş kafalarına yağmaya başladı.
Katliamı Kürtlerin geriliğine bağlamaya çalışıyorlar ki, bu tam bir sömürgeci kafadır. Ecevit, Kemalistler Kürdistan sorununu görmüyordu. Sorunu ağalık, aşiret ve cahillik, yani sizi daha fazla Türkleştirememişiz olarak görüyordu.
Çiçeği burnunda kadın ve aile ile sorumlu kadın bakan da hemen bu yönlü demeçler vermeye başladı.
Türkan hanımın Çağdaş Yaşama Derneği’de bizim gençleri cahil bırakmamak, kızlarımızı ve gençlerimizi eğitmek ve Türkleştirip Kemalistleştirmek için yardımımıza koşmuyor mu?
Sağ olsun, namı değer Ergenekoncular hem bizi katledip, on binlerce insanı ortadan kaldırıp, yok edip hem de Kemalizm ve bayrakları yükseltmek, mitingler düzenlemek ve ilticaya karşı olmak adına bizleri sevmiyor mu?
Sevme demeyelim de, moda deyimle öldürüp, katledip, ortadan yok edip bizlere yeri geldiğinde şefkatte gösteriyorlar.
Mardin katliamı ile birlikte geriliğimiz tartışıldığı gibi şefkatli davranmaları da akılarına yeniden geldi.
Ne yapalım?
Devlet, “hem severim hem döverim” diyor.
“eğitirim yok ederim,
Cahil bırakırım, yatırım yapmam geri bıraktırırım,
Katlederim ve aynı zamanda tek millet yapmak için sahip çıkarım,
Korucuların katliamını Kürtleri vurmak için kullanırım” diyor.
Velhasıl ne yapılırsa yapılsın ve kim yaparsa yapsın sonuçta satır aralarında suçlu yine bizleriz.
Hem bizi her şeyiyle yiyorlar hem de timsah gözyaşları döküyorlar.
Nede olsa kardeşiz, aynı milletteniz, aynı bayrak altında yaşıyoruz, kimlik siyaseti yapmıyoruz. Dünyanın ırkçıları olur ama Türkiye’de  ve hele Türkler de ırkçılık olmaz.
Sağ olsunlar şimdiye kadar hep iyiliğimiz için çalışmışlar.
Ve biz cahil olduğumuz için anlamak istemiyoruz.
Onunda yolunu bulmuşlar, asker ve genel Kurmay Başbuğ aracılığıyla zorlan bize öğretmeye devam ediyorlar(!)
Galiba bu ırk cumhuriyetinin ve tek millet politikalarının iyiliklerini öğrenmeyeceğiz.
İyi ki öğrenmemişiz.
İyi ki, iyiliklerini görmüyoruz.
Ne yapalım, celladımızı sevmek içimizden gelmiyor.
O katliamda bir imamda yaşamını yitirdi. Tek Kürt olmayan galiba bu imamdı. İmamın cenazesine Diyanet İşleri Başkanlığı Ali Bardaklı katıldı.
Namazda insanlar vurulduğu için özel açıklamalar yaptılar.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Mehmet Keskin; katliamda ölenleri “hükmü şehit” ilan ederek şöyle dedi:
“Peygamber efendimiz, haksız yere adam öldürmeyi Allaha ortak koşmak kadar büyük bir günah ile bir arada anıyor.”
İyi, güzel, buna bir itirazımız yok.
Aynı Diyanet İşleri Başkanlığı Kürtlerin ve gerillanın öldürülmesi için fetvalar çıkardı. Ordu ve faşist milliyetçilerin yaptığı kötü tanımlara katıldı. Kürtlerin vurulmasını “katli vacip” olarak gördü.
Peki, on binlerce insan JİTEM, Ergenekon, Hizbullah vb devletin kurduğu ve desteklediği çete güçler tarafından katledildi.
Cenazesi ortadan kaldırıldı. Helikopterlerden atıldı. Asit kuyularına atıldı. Kazanlarda eritilerek yok edildi. Sağda solda bilinmeyen yerlerde çukurlara konuldu.
Cenazeleri tahrip edildi. Vücutlarıyla oynandı.
Akla hayale gelmeyecek işkenceler gördüler.
Bunu görenler Kürtlerdi.
Peki, Kürtler Müslüman değil mi?
Diyanet İşleri Başkanlığı ve başka dini tarikatlar ve İslami kurumlar söylüyorum.
Yukarıda ve benzer tarzda öldürülen, katledilen insanların örneği Müslümanlığa sığar mı?
Sığmaz diyorsanız , neden karşı çıkmıyor ve bu insanları şehit ilan etmiyorsunuz?
El insaf Mardin katliamı üzerine yapılan yorumlar kaba ve ince biçimleri ile Kürtlere ve o coğrafyada yaşayan insanlara karşı yapılıyor.
Bir katliam ve vahşete milliyetçi ve Türkçü bakış açısıyla yorumlar getirmeye çalışılınca yukarıda sözünü ettiğimiz ve çoğuna burada değinemediğimiz garip durumlar ortaya çıkıyor.
İnsanlar bu olaya üzülür. Bunun bilinmeyecek bir tarafı yok.
Bu katliamı her insan kınar, buda gayet doğal.
Ama sömürgeci kafa ile yapılan değerlendirmelere hayır diyorum.
Vuranlar ve olayı tezgahlayanlar göründüğü kadarıyla korucudur.
Hedef alınan ve tümden yok edilmek istenen ailelerde korucudur.
Devlet olur olmaz Kürdistan’da Kürtleri Kürtlere karşı silahlandırıyor.
Bu köydekileri silahlandıran devlettir.
Olayda kullanılan silahlar devletin silahlarıdır.
Koruculuğun anlamı Kürdü kürde karşı çıkarmaktır.
Bu sadece korucuları gerillaya karşı kullanmak değildir.
Operasyonlar dışında sivil alanda asıl olarak koruculara büyük rol veriliyor.
Devlet yöneticilerini tabiri ile “cahil” ve “ilkel” insanların eline silah verilir mi?
Veriyorsanız, kendi tanımlamalarınıza göre asıl suçlu sizsiniz. Bu olayın yaratılmasına devlet olanak tanımış ve dinamiti fitilleyecek, ya da bombanın pimini çekmeye zemin sunmuştur.
Hatta bu olayı korucular işlemiş olsa da, olayın korucuları birbirini vurması ve salt husumet olarak görmüyorum.
Bunun altında bir bit yeniği var.
Zanlı denilip yakalananlar ile ilgili suskunluk acaba bundan kaynaklanıyor olmasın.
Komplo teorilerini sevmem. Ama bu katliamı basite almıyorum.
Kan davası ve töre yasalarını aşıyor. Bunların etkisi olsa bile, bu işi körükleyen ve arkadan teşvik eden, organize edenler olabilir.
Bunu da hiç yabana atmayalım. Aklımızda tutalım.
Derin bir izaha ve araştırmaya ihtiyacı olan bir olaydır.
Devletin bir geçmişi ve uygulamaları var.
Olayı yapanlar korucular gözaltına alınmışsa konuşurlar. Yok diyeceklerini sanmıyorum.
Hala bu konuda sessizlik sürüyor.
Bu durumda bir ilklerden sayılabilir.
O kadar yerli yersiz yüksek seslerle üzerine gidilen bir olaya hala açıklama getirilmemesi düşündürücüdür.
Basın eski köy katliamları ve PKK’nin bazı köy baskınlarını gündemleştirdi.
Güncel olan bir olaya ise açıklık getirilmiyor.
Bu işte bir iş var.
TRT’de konuşturulan ve katliam alanından olan bir vatandaş şunu söyledi:
“Bu şiddet tüm Türkiye’nin sorunudur. Bir çözüm bulmak lazım.”
Bu vatandaşın tespiti doğrudur.
Olayı Kürtlere yıkmaya kalkmayın. Ya da olayın failleri olanlar şahsında bizi vurmaya kalkmayın.
Korucuların silahları bir katliamla patlamıştır.
Silahı patlatan gücün arkasında devlet durmaktadır.
Sağa sola çekmeye hiç gerek yok.
Mardin’de gerilla güçleri pek yok.
Ordu bu işe yetmiyor mu, sivil köylüleri kendi suçlarına silahlandırarak ortak ediyor.
İlkin bu zihniyet ve uygulamadan vazgeçilmesi lazımdır.
Bana göre bu katliamı düzenleyenler ister sözü edilen korucular ister yeni korucular eklensin, bu katliam tamamen JİTEM, Ergenekon ve benzerlerinin yöntemleriyle yapılmıştır.
Kan davalarını ve töre yasalarını aşan bir durumla karşı karşıyayız.
Üzerinde iyi düşünmekte büyük yarar var.

  6.5.2009                                               Dursun Ali Küçük    
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe