NEREYE GİDİYORUZ?
Kürtler ise Kürt soykırımını gündemleştirmede tam beceriksizliği oynuyorlar. DTP bir ulusun yok edilişini bir yana bırakıyor, bir kişinin özgürlüğü ile uğraşıyor. Kazan faciaları, asit kuyuları felaketlerine, on binlerce insanın hukuk dışı ve insan haklarına karşı, tanımlayacak faşizan uygulamalarla yok edilmesine teğet geçiliyor.
Dursun Ali Küçük
27.04.2009 - 21:36
NEREYE GİDİYORUZ?
Yakında  “Cumhuriyet Mitingleri”nin yeniden başlatılacağı vurgulanıyor.
Dünya tarihine bakın. Yüz yıl içinde değişmeyen cumhuriyet kalmadı. Bazı ülkelerde birkaç cumhuriyet veya rejim değişikliği oldu.
Herhalde değişmeyen tek cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir.
2003 ve 20042te darbe yapmak istedikleri zamanda bu Cumhuriyet Mitinglerine tanık olduk.
Son seçimler ve demokrasi ile alakası olmayan genelkurmay başkanı Başbuğ’un son dersleri ile Ergenekon ve JİTEM davalarını yeniden tersine çevirmeye çalışıyorlar.
2004’te ise savaş olmayan bir savaş başlatılmıştı. Ismarlamaydı.
Ordu ve derin devlet tekelini her konuda korumak istiyor.
Baykal vb Kemalistler Ergenekon un savunuculuğunu yapmaya devam ediyor.
Başbuğ’un açıklamasında yeni bir şey yoktu. Demagojik laflarla ordunun iktidarını herkese göstermeye çalıştı.
Asit kuyularından, kazanda Kürtlerin yakılmasından ve sağda solda yargılamadan öldürülen on binlerce insandan söz edemezdi.
Kazanlarda suçsuz insanları eritip kaybeden askerlerdir.
Jİtem uygulamalarıyla asit kuyularında insanlarımızı eriten komutanlar ve askerlerdi.
Kirli savaşın en iyi uygulayıcıları, şimdi herkesin çok açık gördüğü gibi şerefli Türk subaylarıdır.
Darbeleri planlayan, gladio, özel harp dairesi, özel kuvvetler komutanlığı, Susurluk ve en geniş çaplı olan Ergenekon'u kuran ve bazı sivil ve siyasileri buna dahil eden ordunun bizzat kendisidir.
Faşistleri, Kemalistleri, ırkçı milliyetçileri, bazı İslamcıları ve Kürtleri, bazı sendika, dernek, profesör,rektör ve medyayı, yargının üst kurumlarını bu iş için kullanan yine ordunun kendisidir.
Başbuğ ordunun ve şerefli subayların yıpratılmasına karşıymış(!)
Dünyamızda ve bugün asit kuyularına insan atmak, kazanlarda insan yakmak, helikopterden insanları aşağı atmak, başlarını kesmek, yaşamını yitiren gerilla cenazelerine hakaret yapan Başbuğ’un askerleridir.
İşkenceler yapanda Başbuğun askerleri ve polisleridir.
Başbuğ’un konuşmasında ortaya çıkan tablo Türkiye’nin iyi bir yöne gitmediğidir.
Ermeni soykırımı tanınmasın diye Türkiye sürekli ABD’ye taviz veriyor. Yeni görevler üstleniyor.
Oysa ABD’ye verdiği taviz ve üstlendiği kötü işleri yapmayıp Ermeni soykırımını tanısa ve kendi tarihiyle yüzleşse daha yerinde adımlar atar.
Kürtler ise Kürt soykırımını gündemleştirmede tam beceriksizliği oynuyorlar.
DTP bir ulusun yok edilişini bir yana bırakıyor, bir kişinin özgürlüğü ile uğraşıyor.
Kazan faciaları, asit kuyuları felaketlerine, on binlerce insanın hukuk dışı ve insan haklarına karşı, tanımlayacak faşizan uygulamalarla yok edilmesine teğet geçiliyor.
Ergenekon davası ve JİTEM uygulamaları gündeme geldi. Bunlar iyi değerlendirilip hukuk ve insan hakları mücadelesi iyi verilebilirdi. Hangi günü bekliyoruz.
Başbuğun konuşması üzerine Öcalan hemen yorup yaptı; “benim söylediklerimi söylüyor”
Peşine Türk kavramına açıklık getirmeye çalışıyor.
“Türkiye halkına Türk milleti denir”. Ne muazzam bir açılış, yenilik ve Öcalan’ın söylediklerini tekrarlama değil mi?
Kürtler grup ve sosyal hakları kullanamaz, birey düzeyinde alt kimliklerini yaşayacaklarmış(!)
Her konuşmasında Öcalan, İngiltere ve İngiliz politikalarını eleştirirken, Türkiye’nin bölgenin İngiltere’si olmasını istiyor.
      ************
Türkiye’yi kriz şimdi iyi vurmaya başladı. Görüldüğü kadarıyla krizin faturası ağır olacak.
İşsizlik ve sosyal patlamalar gündemleşebilir. Ekonomi inişe geçmeye başladı.
Türkiye Büyük Ortadoğu Projesinde yer almaya başladı.
Afganistan, Somali, Irak vb kritik yerlerde yeni roller üstlenmeye başlayacağı görülüyor.
Kürdistan federasyonunu bir nevi tanıyarak ve ilişkiler geliştirerek bunu yapmaya çalışıyor.
Bölgesel güç olma yolunda adımlar atmaya başlıyor.
Bunu tam ekonomik kriz derinleşir ve AKP’nin sözünü ettiği reformlar ve AB katılımı güme gitmeye başladığı zaman yapıyor.
AB üyesi olmak işi giderek yavaşlamaya ve gerilere itiliyor. Söylemlere rağmen gidişat bu yöndedir.
Görünürde sağlandığı söylenen siyasi istikrar bozulacağa ve kötüleşeceğe benziyor.
Başbuğ’un söylediklerinden çıkan askerin iktidarını pekiştirmek için dünyaya uyarlama girişimleridir. Bu tür uyarlamalarda TC eskiden beri yaptığını yeni dönemde tekrarlayarak ve yeni yaptığını göstererek uygulamaya çalışıyor.
Başbuğ Ergenekon’a hiç değinmedi. Yeni dalgalar sürse de davayı yatıştırarak ve içini boşaltarak sürdürecekler.
Ergenekon ve JİTEM’in halka, sivillere ve Kürtlere karşı uyguladığı, kendi hukukunu bile aşan uygulamaları ve kirli işlerin üstü örtülmeye çalışıyor.
Ergenekon davası hükümete karşı darbe yapanların durdurulması derekesine indirilmeye çalışılıyor.
Kürdistan’da sınırlı yapılan kazılarda kemikler çıkmaya devam ediyor. Asit kuyuları ve kazanlara atmalar ordunun marifeti olduğu açığa çıkmıştır. 20 bin insanın sadece bu yöntemlerle katledilmesi küçümsenecek bir olay değildir. Bir soykırımda budur.
Çünkü bu olaylar planlanarak yapılmıştır. Bilinçli kirli bir politikanın uygulamalarıdır.
Soykırımın ispatlanması için halkımızın tümden yok edilecek noktaya mı gelmesi gerekiyor?
Ne güne duruluyor?
Veya ne bekleniyor?
Başbuğ ve hükümetin yaklaşımına bakılırsa söylenen bazı şeylerin sözde kalacağı çok açıktır.
Türkiye’de ordu ulus-devlete vurguyu sürdürdüğüne göre, bu kriz ortamında gelişecek olan ağırlıklı Türk milliyetçiliği olur.
CHP ve MHP hemen her konuda milliyetçilik ve faşizme sığınmaktan başka bir şey gündemleştirmiyorlar.
Oyalamalar ve demagojiler sürmeye devam eder.
Cumhuriyetin temel nitelikleri korunarak nasıl bir yeni anayasa yapılacağı meçhuldür. Erdoğan cumhuriyetin temel niteliklerine vurgu yapıyor.
Sadece şiddete bulaşan partiler kapatılır gündeme getirilirse, bu yalnızca Kürt partilerinin başına patlar.
Eve dönüş ve afa bile TC yaklaşmıyor. Af olursa sorun çözülecek mi? Eve dönüş denilen ve yöneticilerin sürgün edildiği, ayrıca Öcalan’a ev hapsi denilen olay gerçekleşse bile sorunu çözmeye yetmeyeceği ve çözmeyeceği çok açıktır.
Çözüm için atılacak adımlarla af gündemleşirse bir anlamı olur.
Bunlara gitmek için karşılıklı silahların susturulması ve savaşın sona erdirilmesi uygun bir ortamın yaratılmasına hizmet eder.
       *********
Öcalan, Başbuğ söyledikleri tekrarlıyor derken Encümeni Danış üyesi ve derin devletçi olan İlter Türkmen’i yine referans gösteriyor. İlter Türkmen, Kürdistan’da savaş yürüten bazı generallerle birlikte önerdiği çözümde üniter devletin korunması, ulus-devletin sürdürülmesi temelinde kültürel haklardan söz ediyor. İçinde eve dönüşü gündemleştiren çağrışımlar var.
Bu yaklaşımlar bana çok yeni gelmiyor.
99 yılından sonra Öcalan’ın gündemleştirdiği konulardır. Şimdi devlet ve hükümet bunları adım adım uygulamaya çalışıyor.
Ama Öcalan ve KCK’yi dışlayarak bunu yapmaya çalışıyorlar.
Son DTP saldırıları çözüme hizmet etmiyor. Türkiye’de faşizm, ırkçılık, Ergenekonculuk, Jitemcilik, kontracılık, soykırım, on binlerce faili devlet olan cinayet ve benzer serbesttir.
Devletin dini cemaatleri, tarikatları serbesttir.
Neredeyse yasak olan sadece Kürt parti, örgütlenmeleri ve PKK’dir.
Neymiş? Tutuklananların PKK ile ilişkileri varmış. Beğenilsin, beğenilmesin PKK’de bir realitedir. Onunla ilişkileri olan olur.
Çeteci, soykırımcı, ırkçı, darbeci profesörler, rektörler, büyük yargıçlar, savcılar ve Dalan üniversitesi ve onun mütevelli heyetinde yer alan medya patronu Aydın Doğan, medya kalemşorları her tür suçu örgütleyen, demokrasi ve özgürlüklerin düşmanı olanlar ve Türkiye’de Türk'ten başka kimseyi tanımayanlar suçlu görülmüyor.
Son tutuklamalarla verilen mesaj, Türkiye ortamı her daraldığında ve krizler su yüzeyine vurduğunda açık hedef yapılan birileri seçilir.
         ******
Gidişat olumlu görülmüyor.
Hakkari’de polis bir çocuğu açık darbelerle komaya koyuyor.
Ortaya çıktığı ve görüldüğü için polis açığa alınıyor.
Be kardeşim, bir çocuğu komaya koyan hemen tutuklanır.
Polis tutuklanmaz, ama taş atan çocuklar tutuklanıp örgütten cezaya çarptırılıyor.
Başbuğ demokrasisinde ancak bu kadar olur.
Kazanlarda eritmeler, asit kuyularında yok etmeler, bir kefen bile layık görülmeyen on binlerce insanımızın katliamı, insan soykırımına ne diyeceğiz?
Hemen şimdi yakalarına yapışmayacak mıyız?
Sonuna kadar haklı olan konuları Türkiye ve dünya kamuoyunun gündemine koymayacak mıyız?
DTP’ ye soruyorum, Öcalan’a gösterilen duyarlılıktan daha fazla duyarlılık bu konularda neden göstermiyorsunuz?
DTP ile birlikte bütün Kürt parti ve çevrelerine sesleniyorum!
Bu olaylarla ilgili hukuk ve insan hakları mücadelesi, yürüyüş ve mitingler vb yapmak gerekmiyor mu?
Dini inancı bütün olanlara sesleniyorum!
On binlerce insan için bir tabut, bir kefen ve bir duaya bile rıza göstermeyen bu kirli savaşçı ve çetecilere karşı çıkmayacak mısınız?
Irkçı, faşist, Kemalist, Ergenekoncu olanlara bir sözüm yok. Bunlar Türk milliyetçisidir. Bunlara göre Kürtlerin kanı kırmızı değildir.
Hala akıtmaya devam edelim diyorlar.
 

26.4.2009                                                                Dursun Ali Küçük
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe