“ORTAK AKIL” ve ÇÖZÜMÜN NERSİNDEYİZ?
Türkiye’de yönetim cephesi “ortak akıl” oluşturmayı savunuyor. Bunu yeterince yapıp yapmadıkları ayrı bir konudur.
Ama devlet bile Kürdistan sorununda ve kendisi adını ne koyarsa koysun, “ortak akıl”a ihtiyaç duyuyor. Devlet adına prosedürü yürüten hükümet, İçişleri bakanı Atalay’ı görevlendirmiştir.
İçişleri bakanı DTP ve bazı partilerle, çeşitli kuruluşlarla ve aydınlarla görüştü. Medyanın desteğini istedi.
Hepimiz biliyoruz ki, “demokratik açılım” veya “Kürt açılımı” vb denilen yaklaşımlar üstten pişirilse ve uluslar arası destek alınsa da kamuoyunu ikna etmeye çalışmaya ve ikna etmeye dönüktür. Ordunun tutumu, MHP ve CHP’nin ret tutumu bunda etkisini açık gösterecektir.
Buna rağmen sorun tartışmaya açıldı ve yapılan çeşitli toplantılar, görüşmeler, çalıştaylar vb ile ortam oluşturulmaya çalışıldı.
İleriye gidilmesin diye de MHP ve CHP açık muhalefet yapıyor. Genel Kurmay Başbuğun açıklamaları ve 30 Ağustos kutlamaları ile sınırlama faaliyetleri ve çizgiler koymak açıkça görüldü.
Atalay çeşitli parti ve kuruluşlarla, sivil toplum örgütleri ve aydınlarla görüştü, bu kesimler genellikle kırmızı çizgilerin aşınmasını,aşılmasını ve asıl olarak anayasanın değiştirilmesine vurgu yaptılar.
Atalay görüşmeleri ne kadar söyledikleri çözüme yansır, bu durum oldukça muğlaktır. Buna karşın Atalay ve AKP “ortak akıl” dan söz ediyor. Demokratik bir yaklaşımla olmasa da görüşmeler ve “müzakereler” yapıyor.
DTP ile görüştüler. Herkesle görüşüyorum yaklaşımı altında bir nevi DTP’yi muhatap alma anlamına gelir. Doğru değerlendirilirse siyaset dilinde adı sanırım buna yakındır.
Atalay’ın son açıklamaları ile hemen anayasa değişikliğine gidemeyecekleri, bazı kültürel adımlar, dağdakileri indirecek bir formül, PKK ve diğer demokratik Kürdistanlı hareketleri tasfiye tanımlaması yer aldı.
MHP ve CHP açık karşıdır. MGK açılım yaklaşımını onayladı. Ama bunlar istese MHP ve CHP’yi biraz frenlerler. Ordunun tutumu bu konuda önem kazanıyor. Geri bir “çözüm paketi” çıkarmak için mi yapıyorlar, yoksa ses çıkarmayıp yükü hükümetin üstüne mi yakıyorlar? Yakın süreçte bunu net anlayacağız.
Kürdistanlıların kafasında ayrı sesler çıkıyor. İlk sitelerde yazmaya başladığımda “orta çözüm” den bahsetmiştim. Bana göre bu günün koşullarında en gerçekçi olacak veya çözüm diline hizmet edecek çözüm bu oluyor. Veya buna yakın çözümler ilk planda hayat bulur ve sonrası için yol açar.
Ne düşündüğümden çok mevcut durumundan hareketle, iç ve dış koşulları, PKK’nin içinde bulunduğu tecrit durumu vb dikkate alarak birazda Kürdistan barışına, demokratikleşmesine ve ortak akıla, ortak tavra hizmet edebilecek bir yaklaşımı kaba hatlarıyla belirteceğim.
Atalay ve hükümet doğru veya yanlış, göstermelik kısaca nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin herkesi katma ve uzlaşma sağlama adına ortaya çıktı. Kendi politikaları doğrultusunda bunu yapmaya çalıştı.
Demokrat ve özgürlükçü demediklerimiz bunu yaparken, demokrasi,özgürlük ve dünyada herkesi aştığını söyleyenler ne yaptı?
Bence bu konuda hükümetten ve AKP’den daha geri bir tavır ve yaklaşım sergilediler.
Öcalan ve KCK daha önce çözüm için bazı formüller önerdi.
DTP, akil adamlar grubu, KCK, Öcalan’ı çözümde muhatap olarak belirtti.
Diyarbakır Barış Mitinginde Ahmet Türk; Atalay'ın konuşmaları vb için “dağ fare doğurdu” dedi.
Ama birde Kürdistan cephesine bakalım. Acaba burada da dağ fare doğurmadı mı?
Öcalan avukat görüşmelerinde; DTP ve hatta KCK beni temsil edemez deyiverdi. Önce söylediği ve kamuoyuna açıkladığı çözüm formüllerini unutarak.
Diyarbakır Barış mitinginde DTP, sorun bizi aşar, Öcalan ile çözün tek mesajını verdi.
Hatip Dicle, daha önceki bazı söylemleri tekrarlayarak, özünde gidin Öcalan ile açık veya gizli görüşün dedi.
********
Burada bir parantez açıyorum. Öcalan’ın tavrı Ağustos ayında birden bire değişti.
Daha önceki yazılarımda gizli görüştüklerini belirtiyordum.
Alınan bilgiye göre bunda haklı çıktım.
İmarlıya düşüşünce Ergenekoncu general ve subaylarla, MİT ile görüştüğü tamamen ortaya çıktı. Görüşme trafiği vardı. Devlet biliyordu. Biz bazı yansımalarla tahmin ediyorduk.
Ama ne konuştuklarını ve tartıştıklarını bilmiyorduk.
Ancak avukat görüşmeleriyle dışarıya iletilen görüşleri değerlendirip bir sonuca varıyorduk
Evet, 5 Ağustos’ta devlet adına giden bir heyet Öcalan’la görüştü.
Devlet adına giden heyet kısaca şunu söyledi: kendinizi dışında tutarak bir çözüm görüşünüzü söyleyin. Biz sivil kurumlarla açık görüşürüz, kontak bu temelde olur. Dağdakiler için bir formül bulacağız ve bazı kültürel adımlar vb atacağız.
Öcalan ise; kendisinin olmadığı bir çözümü kabul etmeyeceğini ve KCK’ninde bunu kabul etmeyeceğini söylüyor.
Görüşme bu temel üzerinde yapılıyor. Başka ne ayrıntılar var zamanla aydınlanır.
 Hatip Dicle’nin “Öcalan ile gizli veya açık görüşün” görüşü DTP, KCK’ninde görüşüdür.
Gizli görüşmeler yapılıyordu. Bu Kürtler ve Kürdistan adına müzakereler yapılıyor anlamına gelmez. Ne amaçlı olduğunu süreci izleyen herkes rahatlıkla değerlendirebilir. Bu konunun tartışmasına girmeyeceğim.
Açık olarak devlet Öcalan’la görüşmez kanısındayım.
HPG’nin konferansı 5 Ağustos sonrasına denk geliyor. Savaş ve barışta tek gerekçe sıralamışlar; oda “Önderliğin özgürlüğüdür”.
DTP ve KCK’nin açıklamaları ve çözüm önerileri tek noktada kilitlendi.
Öne çıkardıkları tek şey “Öcalan’ın özgürlüğüdür”.
Siyaset bilimine göre amaçlar bir yana itilip sadece bunu öne çıkarmak sanırım ilk Kürdistan’da görülen bir vakadır.
Daha önceki yazılarımda Öcalan’ın özgürlüğü ve serbest bırakılmasından yana olduğumu belirttim. Bu da sorunun çözümü için bir adımdır. Ama tek ve belirleyici adım değildir.
Ortak akıl oluşturmak ve çözüm taleplerini formüle etmek ve bu konuda ısrarlı olmak ise sürekli muğlaklaştırılıyor.
*********
AKP ve Atalay kadar ortak akıl oluşturmak konusunda beceriksiz miyiz?
Aklımızı sloganlara mı kilitleyeceğiz. Salt inançla mı hareket edeceğiz?
Ortada ciddi bir siyaset ve çözüm yaklaşımı göremiyorum.
Üzüntü duyuyorum.
Muhalefette ayrı tellerden çalıyor. Muhaliflerde ortak akıl oluşturmaya çalışmak isteyenler oldukça azınlıktadır. Oysa söylemlere göre ortak şeyler bulmak zor değildir.
Bir çoğunu izliyorum. Doğru tespitleri var, Kürdistan’ın taleplerini belli düzeyde formüle ediyorlar.
Ama çoğunluk sadece PKK ve Öcalan eleştirisi ile yetiniyor. Eleştirebilirler, katılırım, katılmam, bu konuda bir itirazım yok.
Acaba salt Öcalan ve PKK eleştirisi ile sınırlı kalan yaklaşımlar Kürdistan çözümüne ne kadar hizmet eder?
Ayrıca ortak bir tavır bile sergileme zahmetinden kaçınma durumu var.
Hele gelişmeler olsun yerini bulsun, biz yine eleştiririz yaklaşımları çok yaygın görülüyor.
Sanırım bu ve benzer yaklaşımlar çözüm diline hizmet etmez.
Eleştirilerimiz olabilir. Ortaklık kurmaya çalışırken de eleştiriler ve aydınlatmalar devam edebilir. Çözüm ve tartışma sürecini devletin insafına bırakmak hepimizi vicdanen rahatsız etmelidir.
**********
“Orta çözüm” diyorum. Bu Kürdistan cephesinde bütün parti, grup, çevre ve kuruluşların, aydın ve şahsiyetlerin Kürdistan sorununda doğrudan taraf olmaları ve sorunun ucuza kapatılmasına yer vermemek için orta bir yerde buluşma olur. Çıtası yüksek olanlar çıtayı biraz düşürürken, çıtası düşük olanlar biraz yükseltebilirler.
Çözüme ilk adım atılırken herkesin beklentilerini tam gerçekleşmesi hemen siyasetten mümkün olmayabilir. Çözüm yaklaşımı kimilerinin beklenti ve ortaya koyduklarını aşabilir.
Çözümün adresi DTP, HAK-PAR, KDP vb partiler, Kürdistani tüm sivil kuruluşlar, aydınlar, sürgünde durumu müsait olan şahsiyetler(örneğin Yaşar Kaya, Dersim Fedarasyonu başkanı Yaşar Kaya, Kemal Burkay, Hüseyin Yıldırım, DEP milletvekilleri, sivil demokratik yasal kuruluş temsilcileri, Alevi kuruluşları vb) sorunun doğrudan muhatabı olan taraflar olmalı ve Kürdistan tarafı adına bunlar konuşmalıdır.
KCK, Öcalan, PSK, PWD diğer Kürdistani parti ve aydınlar, PKK’den ayrılanlar, kısaca “yasal” durumu halihazırda olmayanlar bu yasal platformu ayakta tutmak ve yürümelerini kolaylaştırmak, güçlü kılmak için destek vermelidir. Bu yolla içinde olmalıdırlar.
Kısa bir ortak payda olmalıdır.
-Savaşın karşılıklı sona erdirilmesi, operasyonların durdurulması ve barış ortamının mutlaka sağlanması ve diyalog yollarının açılması,
Silahların susturulmasında asıl belirleyici devlet ve ordunun tavrıdır. Bu muhataplık durumu resmileşir ve müzakereler başlarsa ve bir anlaşma esprisi içinde savaşın sona erdirilmesi kolaydır.
-Kürdistan ve Kürt ulusunun varlığı resmen kabul edilmeli ve anayasal güvenceye bağlanmalıdır.
-Anadilde eğitim Kürdistan’da remi dil  esprisi üzerine yürütülmeli, anadilde eğitim derken Kurmanca,Kırmanki-Zazaca eğitim dili olmalıdır,
-Boşaltılan yerleşim yerleri halkı yerlerine geri dönmeli, uğradıkları mağduriyet durumu göz önüne alınarak tazminat ödenmeli,
-Devlet şimdiye kadarki politika ve uygulamalarından dolayı Kürdistan halkından özür dilemelidir,
-Koşulsuz bir genel af çıkarılmalıdır,
-Demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapılmalıdır,
-Sorunun süreç içinde çözümü için barış ve siyasal örgütsel çalışmaların hiçbir baskıyla karşılaşmayacağı bir ortam ve yasal düzenleme yapılmalıdır,
-Faili meçhuller ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalıdır,
-Kirli savaş ve çeteleşmeye yol açan bütün özel örgütlenmeler dağıtılmalı ve feshedilmelidir (örneğin Ergenekon vb),
- ve benzer.
Bunlar tabiî ki sorunun asıl çözümü olamaz, ama çözüme giden yolu açabilir. Ortam demokratikleşip, normalleştikçe muhataplar karşılıklı ortak dil yakaladıkça daha uygar ve diyalog içinde ve kırıp dökmeden sorunların tüm kaynakları ortadan kaldırılır. Halkın demokratik kararlar süreci gelişir ve geleceğini daha iyi belirler.
Kürdistan tarafının ısrarla bunlardan yola çıkması ve tutarlı davranması bana halihazırda en mantıklısı gibi geliyor.
***********
Bunun için Kürdistan barışının sağlanması önem taşır. Büyük, küçük, parti ve kişi herkesin sürece dahil olmasında büyük yarar var.
KDP ve YNK on yıllarca anlaşmadı, düşmanlık yaptılar ve çoğu kez birbirleriyle açıkça savaştılar. Bunların hiç biri gerekmezdi. Yapılan savaş ve düşmanlıklar  Kürdistan mücadelesine zarar verdi. Bu kadar çatışmadan sonra şimdi anlaşmanın ve beraber yürümenin dilini öğrendiler. Kuzeyde sonuçta bu noktaya gelir. Uzatmak zarardır.
Şimdi kuzeyde değişik biçimde aynı şeyler yaşanıyor. Geçmişin kırgınlıkları değişik biçimde sürdürülüyor.
Önemli olan Kürdistan tarafının her kesiminin kazanmasıdır. Ben kazanayım başkası kaybetsin demek kazanca götürmez. Başkası kaybetsin ki, ben kazanayım yaklaşımı da kazandırmaz.
Toplum çeşitli kesim ve renklerden oluşuyor. Çok az bir kesim dışında toplumun önemli çoğunluğu şu veya bu şekilde sorunun çözümünü istiyor.
PKK siz çözüm olsun demek ne kadar yanlışsa, aynı şekilde sadece PKK’ye dayalı çözümde aynı derece  de yanlıştır. Sadece güç hesabıyla yaklaşmak zarar verici olur.
Etkili etkisiz herkes çözümde yerini bulmalıdır. Doğrusu budur.
Kürdistan tarafında etkili olan kesimler ve aydınlar çözümde doğru yol göstermeyle kendilerini görevli hissetmelidir.
Aleviler bunun içinde kendilerini görmelidir. Demokrasi ölçüleri içinde yerleri teslim edilmelidir.
Kırmançki-Zazalar kendisine üvey evlat muamelesi yapıldığı kanısındadır, bazı adımlar atarak kurtarılmalıdır. Salt kurmanca vb öne çıkarılarak Kımançki-Zazaca konuşanların gönülsüz davranmalarına yol açılmamalıdır.
Türkiye’de bazı kesimlerin yaptığı anketlerde Kürdistanlıların çoğunluğunun çözümden yana olduğu görülüyor.
Yönlendirmeli de olsa son yapılan anketler bize bazı ipuçları veriyor.
Bu anketlere göre:
-Sorunun çözümünde DTP’ye güvenenler %34 gibi bir rakamı oluşturuyor. PKK’ye güvenenler %16, Öcalan’a güvenenler %19oluşturuyor. Kırmançki-Zazaca konuşanlarda Öcalan ve PKK’ye güven verilen rakamların yarısına düşüyor. Yani % 8-9 civarında kalıyor.
-DTP oyları ve bu anketlere yansıyan kadarıyla DTP’ye güvenenlerin yarısı PKK taraftarı ve kitlesi değildir.
-Aynı anketlerde %16’lık bir kesimde bağımsızlık ve federasyon istiyor.
Bir an rakamların yönlendirmeli olduğunu vb kabul etsekte oran yükselse de mevcut birleşim ve yaklaşım, istek çok fazla değişeceği kanısında değilim.
Örneğin Hükümet İçişleri Bakanı aracılığıyla çeşitli kesimlerle görüşürken, DTP; Kürdistan cephesinde böyle bir zahmete girmedi. Muhaliflerden de ön açıcı bir yaklaşım hala görünürde yok.
Kürdistan barışının nasıl sağlanacağı muammaya dönüşüyor.
İlk adımların DTP ve KCK’den gelmesi ortamı yumuşatırdı, bir özeleştiri ile ön açıcı davranabilir, ya da bir yaklaşım sergileyerek bunu gösterebilirlerdi.
Kürdistan’da küsen ve küstürülen ve örgütsüz olduğu için ilgisiz davranan epey kesim var. Kaypayıcı bir yaklaşım, ortak tavır, ortak akıl oluşturarak Kürdistan’da geniş bir taraf oluşturulabilir. AKP’ye bu kadar oy gitmez. Ortak çözüm geliştirilmezse çözümden yana olanların bazıları AKP’nin sunduğu çözümü destekleyebilir.
KCK ve Öcalan mevcut durumda Kürdistanlı halkın çoğunluğunun desteğini almıyor. DTP oylarının yarısı Kimlik ve Kürdistan içindir. Mevcut yaklaşımlar sürerse parçalı duruştan devlet yararlanmaya çalışır. Şimdiden yararlanmaya başladı.
Bana göre bu gün sorunun çözümü için KCK’nin söyledikleri ile DTP’nin söyledikleri birbirine yakındır veya benzerdir. Amaçta bir farklılıkları yok, sadece gördükleri rol, birinin siyasal, birinin askeri alanda kaynaklanan türü farklılıklar vardır. DTP niye temsil etmesin.
Sorunun çözümünü kolaylaştıracak yaklaşımlar gösterilsin, ortam biraz normalleşince isteyen istediği partiyi kursun.
Halihazırda PKK’den beklenen kapsayıcılık, Kürdistan barışı adımları gelemiyorsa muhalefet ve aydınlar bunu sağlamak için ısrarlı davranabilirler.
Söze gelince herkes birlik diyor. Tek parti altında birlikler değil, toplumun birliği isteniyorsa renklerin birliği başarısını göstermek önem taşır. Tek partilerde ve gruplarda herkesin birleşmesini beklemek hayaldir.
Kürdistan coğrafyasında ortak tavır sergilenirken, ortaklık noktalarında beraber olunur. Bununla birlikte herkesin aynı şeyleri benzer tarzda tekrarlaması çözüme hayır getirmez.
Farklı olanların ortaklığı zenginliktir. Tek çizgiler, tek partiler, tek ideolojiler dönemi kapanmıştır.
Süreç hemen bitmeyecek ve tamamlanmayacaktır. Bana göre yeni başlıyor. Bir insan olarak düşüncemi söylüyorum. Kendi çapımda bana ne düşerse onu yapmaya açığım.
Türkiye cephesinde herkes aynı değil tartışıyorlar. Kürdistan cephesinde de insanlar doğal olarak tartışır.
Çözüme katkı sunacak tavırlardan yana olurum.
Çözüm tartışılırken salt pistir deyip cepheden karşıtlık yapmak veya ben bulaşmam demek doğru bir zihniyet olamaz.
Tartışmalarda kullanılan dillerin uygar ve demokratik, sorumluluk duyan bir seviyeye çekilmesinden yanayım.
Hepimizin bu mücadelede emeği oldu. Hepimiz taşın altına elimizi koyalım.
Dünyanın çeşitli yerlerinden sergilenen olumlu pratikler var.
Anlamayan veya zihin özürlü değiliz.
Adeta DNM’ıza yerleşen bazı huylardan vazgeçelim. Hele TC’nin resmi cephesi gibi hiç düşünmeyelim. Ama onlar devlet geleneği ve tecrübeleriyle bir araya getirmeyi şöyle ya da böyle yapıyorlar.
Sahi bizim neyimiz eksik?
Ellerimizi, kollarımızı, düşüncemizi bağlayan nedir?
Benzer şeyler söyleyip farklı yerlere yürümek bir marifet mi veya bize özgü bir meziyet mi?
Bir düşünelim!
Yukarıda sözünü ettiğim veya ona yakın bir çözüm yaklaşımı dünyadan, Avrupa ve demokratik kamuoyundan destek görür. Kürdistan’daki mücadelenin “terör” algısı sona erer.
Yararları ve zararları toplumda kimse tartışmıyor. Neler getirecek neler götürecek siyaset açısından hesaplanmayınca tutarlılık kaybedilir.
İşin bu yanını da düşünelim.
Dursun Ali Küçük -4.9.2009
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe