Sakine, Sen Daha Çok Konuşulacaksın!..
Sakine, Rojbin ve Leyla’nın Paris ortasında katledilmesinin üzerinde bir yıl geçti.
Dursun Ali Küçük
08.01.2014 - 17:29
Sakine, Rojbin ve Leyla’nın Paris ortasında katledilmesinin üzerinde bir yıl geçti.
Evet, bir yıl geçti ama hala bu cinayet yeterince aydınlanmadı.
Roboski’de 34 Kürt köylüsü suçsuz ve günahsız katledildi. Dava askeri savcılığa gönderilmişti. Bu da katliamın askeri savcı tarafından aklanması demekti. Erdoğan, daha önce katliamı savundu, dün askeri savcılık katliamı akladı.
Roboski korucu köyüydü. Güney’e yiyecek-içecek, çeşitli yaşam malzemeleri götürüp getirdikleri biliniyordu. Askeri karakolların bilgisi vardı.
Roboski katliamı bilinçli yapıldı. TSK karar verdi. Genel Kurmay ikinci başkanı karara katıldı. Genelkurmay başkanı kimyasal Necdet Özel’e sundular. Oda kontrol etti, talimat verdi, Erdoğan’ın onayını aldı.
Paris Katliamını Fransa mahkemesi ne kadar aydınlatır bilemiyorum. Katil zanlısı ve piyon Ömer Güney’in tıpkı Ağca gibi davrandığı açık. Sağa sola evirmeyeceğim, bu katliamı “paralel devlet”, eski “gladyo” yapmadı.
Bu Paris cinayetini MİT yaptı. AKP ilk açıklamalarıyla örgüte yıkmaya çalıştı. Sonra baktı ki olmayan “barış” için işine geliyor, seslerini kestiler. O zamanda yazmıştım, Sakineler olmayan bir sahte barışa kurban ediliyor. Şimdi yine “paralel devlet” hikayeleri ile siyasete alet etmek için hiç kimse bu katliamı kullanmasın.
Açık söylüyorum: Paris katliamı, AKP’nin sahte “barışına” ve bu günde iktidar kavgası biçiminde süren Cemaat-AKP kavgasında AKP’ye dolaylı destek sunmaya kurban edilemez.
Delilleriniz varsa ortaya koyunuz. Yoksa kimsenin AKP, derin devlet ve MİT’i aklamaya hakkı yoktur. Roboski katliamının ve bir insanlık suçunun gizlenmesine ve aklanmasına bakarak, vicdani ve akli değerlendirmeler yapınız.
Sorun Kürdistan, Kürtler, Aleviler, Êzidiler ve öteki halklar ve dini gruplar olunca Türkiye’de hukuk hiç yoktur. ‘Türk ‘hukuku’nun görevi, soykırım, katliam ve insanlık suçlarını, bunlara yapılan işgal ve tecavüzü aklamaktır.
****
Sakine ne anlatayım...
Seninle çocukluk ve gençlik hayallerini paylaştık. O hayallerde puştluk yoktu. İhanet yoktu. Arkadaşını karalama ve arkadan vurma yoktu. Adeta birbirlerimiz için vardık.
Serva welate ma, işgal altındaki Kürdistan, bin yıllardır baskı gören halkımız için vardık. Hiç birşey “bağımsız ve özgürlükten daha değerli değildir” diyorduk.
Türk sömürgeciliğine karşıydık. Dersim soykırımını ve atalarımıza, analarımıza yapılanları öğrenmeye başladık.
Hiç birşey yoktu.
İşte ütopyamız budur dedik.
Her taraf sarılıydı. Kürdistan ve halkımız, inancımız adına ortada ciddi birşey yoktu.
Seyit Rıza, Şeyh Said, Şeyh Ubeydullah, Qasimlo, Hallacı Mansur, Munzur Baba, Düzgün baba deyince Türkiye solculuğuna soyunanlar bize “gerici” diyordu.
Unutma, bu günde Bağımsız ve Özgür Kürdistan’ı savunanlar “milliyetçi” oluyorlar ya.. O zamanda bize “milliyetçi” diyenler vardı. Sadece adresler biraz karıştı...
İşte benimde ütopyam olan ve bu gün kısmen gerçekliğe dönüşen bu hayallerini seviyorum.
Hesapsız ve kitapsız katıldığın ve dobra dobra atılgan davrandığın, Diyarbakır zindan direnişi ile vahşete ve sömürgeciliğe başkaldırışını ve haykırışını seviyorum.
Seyit Rıza gibi düşman karşısında diz çökmemeni seviyorum. Suratlarına tokat gibi yapışan direnişine hayran kalıyorum.
****
Sende herşey cıvıl cıvıldı. Aşkları da yaşadın. Hayatın gerçekten bir kavgaydı. Ama ricana sığınarak yazdığın kitaba bir itirazım var. O kitabı %50 belki daha az doğru kabul ederim. Umarım sen de yayınlandıktan sonra içinde böyle düşünmüşsündür.
Duyguların ve düşüncelerin açıktı. Onurunu Diyarbakır Zindanı gibi bir meşakkat ve zulüm mekanında korumuştun. Kim olursa olsun herkese karşı koruyacaktın.
Aşağıya gittikten sonra sustun. Nedenleri vardı. Aslında aşağıya gidince partiyle bir çelişkin yoktu. İlk katılış hayallerini ve zindan direnişi sembolüydün. Orada duygu ve düşüncelerine gem vurmadın.
Belki hatırlarsın: Çanakkale cezaevinde “bu şekilde gidersen zorlanabilirsin” demiştim. Arkadaşımdın ve ikimiz de birbirimize açıktık.
Gerillada karşılaştık, bir ara aynı alanda çalıştık. Bana hitaben “bu Ali arkadaş herşeyi biliyor ama konuşmuyor” dedin. Yanımızda Dersimli bir bayan arkadaş vardı. Senden dolayı değil, ama konuşmadım. Nedenlerim vardı.
Oysa bizler her şeyimizi paylaşırdık. Niye sınırlar koyduk acaba?
Kitabını suskun olduğun dönemde yazdın. Sana bir ölçüde “yaz” denildi. Gerçek duygu ve düşünceni serbestçe yansıttığını sanmıyorum.
Affına sığınarak konuşuyorum ama senin de böyle düşündüğünü biliyorum.
****
Sakine, seninle öğrencilik yıllarında Dersim’de kapı komşuyduk. İlk Kürdistan devrimcileri ile ilişkilerini ben sağladım.
Utangaç biriydim. Annen Almanya ya gitmişti, evinize geldim, konuştum. Hatırlıyorum, genel ilgin vardı. Hiç itiraz etmedin. O günden sonrada aktif çalışmaya başladın.
Biliyor musun, seni iyi anlatamıyorum. Üzgünüm. Çok zorlanıyorum.
İnsana yaşadığında hak edilen paye verilmeyip şehit olduktan sonra veriliyorsa, inan bunu sevmiyorum, kabullenemiyorum.
Biliyorum, sen Kürdistan’ın Rosa Luxsemburg’usun. Halkın gönlünde Diyarbakır zindan direnişi ile taht kurmuştun. Seni yıpratma adına yapılanların hiç birinin değeri olmadığını bu gün herkes itiraf ediyor. Kimisi överek, kimisi seni olduğu gibi anlatarak bunu yapıyor.
Ama bana sorarsan Sakine, sen daha çok konuşulacaksın....
***
Sakine, geçen yıl Dersim’de senin anan ve Mazlum-Delil Doğanların anasının ortak bir fotoğraf karesini görmüştüm. Sen, Mazlum ve Delil Doğanlar dünyada az bulunur insanlarsınız, ama PKK’de de az bulunursunuz.
İnan ki iki anada öyle. Onlarda az bulunan analardan... Ben analarınıza bakınca sizleri görüyorum.
Anneni iyi tanırım, komşuyduk. Mazlum Doğanların evinde de kalmıştım. Anası güzel bir insandı. Hamur yoğurup saç ekmeği yapınca Kurmancça türküler söylerdi. Çeme Murad’eyi o kadar içten söylüyordu ki, oldukça duygulanırdım.
****
Sakine, büyüklerimizin doğru sözleri vardır: iyi, güzel, dürüst ve hakkaniyetli insanlar az yaşar ve az bulunur diye...
Sen ve senin gibi insanlar, sayıları az olanları artırmaya çalıştınız ve daha fazla yaşamaları için mücadele ettiniz.
Sen, Mazlum Doğan, Kemal Pir, Hayri Durmuş, Beritan, Zilanlar ve Hakiler böyle insanlardınız. Herkesin önünü açtınız.
Sizin gibileri hep konuşacağız.
Sakine, seni daha çok konuşacağız.
Toprağın bol, Xızır seninle olsun.
Dursun Ali Küçük
[email protected]
8.1.2014

Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad