SAVAŞLA YAŞAYAN ULUSALCILAR(9)
Kendisi devletten af isterken, “değerlerimizle oynayanları af edemeyiz” diyerek, Botan ve PWD’liler şahsında açık olarak, dolayısıyla ayrılanlara karşı öldürme talimatları verdi. Demokrasi isteyen ve özgürlükten yana olan ve dünyada herkesi aşan lidere bakın(!) Evet, yeniden vurma timleri piyasaya sürüldü. Öcalan şimdiye kadar en çok Kürtlerden vurmuştur. İsteyen savaş bançolarını çıkarıp baksın. Binlerce insanı salt kendi içinde uyduruk gerekçelerle vurmuştur. Botan vb onun yerine hazırlanıyorsa onlarda vurulmalıdır, öldürülmelidir.
Dursun Ali Küçük
02.01.2010 - 20:43
SAVAŞLA YAŞAYAN ULUSALCILAR(9)
Yazı dizime “savaş ki yaşayasın” adını esas olarak Ulusalcılar başka bir deyimle Ergenekoncular için koydum.
Savaş olmadan bunlar yaşayamazlar.
Ordunun darbe yapması için mutlaka savaş ve şiddet ortamı isterler.
Çünkü bunların başka türlü mevcut cumhuriyet iktidarını sürdürme imkanı yoktur.
Normal koşullarda halk bunları seçmez ve oy veremez.
Ortalık karışacak ki, ordu “kahraman” edasıyla sağa sola saldıracak iç ve dış güvenliği sağlıyorum adına hep içe saldırsın.
Bu ordu, asıl görevi iktidarı elde tutmak, darbeler yapmak ve ince balans ayarları ile her şeye müdahale ederek ayakta kalıyor.
Bu ordu esas olarak Kürdistan’a ve kendi halkına karşı savaşıyor.
Ülkeyi ve halkı korumaktan çok içteki kirli iktidarı için ülkenin en çok pazarlığa çıkarıldığı dönemler darbe dönemleri olmuştur. Bu dönemler çıplak diktatörlük dönemidir. Diktatörlük muhalifleri ve halkı ezmek temelinde kullanılmıştır.
Başbuğ savaş gemisine çıkarak savaş yürüten bir komutan edasıyla herkese susun diyor.
Şimdiye kadar ki bütün hükümetler orduya uymuştur. Genel Kurmay ve derin devlet hükümetleri yönetmiş ve nasıl hareket edeceklerini belirlemiştir.
Mustafa Kemal ise zaten Başkomutan ve devletin tek lideriydi. Ordu, iktidar ve temel kurumlaşmalarda onun damgası vardı.
Mustafa Kemal istediği gibi orduyu kullanmaktaydı.
İktidarın %90’ı ordu ve onunla paralel çalışan derin devletin elindedir. Hükümetlerin rolü ise %10’dur.
Hükümet farklı bir şey yapmak isterse ordu hemen bir açıklamada bulunur. Kazan kaldırır ve istemeyiz der.
Eski savaş medyası ve bu tarzı meslek haline getirenler ise hemen genel Kurmay ve ordunun açıklamalarını temel gündem yaparlar.
Savaş çığlıkları atar, herkese posta koyarlar.
Savaş yazarları “way ne güzelde konuştu. Hedefi on ikide vurdu” diye nutuk atarlar.
Demirel, Çiller, Ecevit, Mesut Yılmaz, Erbakan vb hükümetler bu tarza alışmışlardı.
Alan memnun, satan memnundu.
 

Tılsımları AKP’nin 2002’de bütün geçmiş kirli savaş ve statükocu partileri geri plana itmesiyle bozuldu.
Ondan sonra ne yaptılar halkın desteğini almadılar. Darbelerle bol bol uğraştılar.
Ordunun tek uğraşı AKP’yi uzaklaştırmak olmuştu.
2003-2004 darbe planları, ulusal egemenlik, bayrak ve Atatürk, sahte laiklik mitingleri, sloganlı ve bol bayraklı gösteriler vatan kurtarmak ve Atatürkü yaşatmak içindi.
Bu vatanı kurtarmak; faşizmdi, ırkçılıktı, boş yabancı düşmanlığıdır, ABD’ye en kötü uşak olup lafta anti emperyalist geçinmekti.
Ulusal egemenlik faşizm, kirli savaş, Kemalizm, şoven milliyetlik, katliam ve soykırımların adı olmuştur.
Şimdi Başbakan yardımcısına STK yani Özel Harp Dairesi suikast yapmaya kalkıyor.
Baykal olayı saptırıyor.
Daha önce aynı STK yani Özel Harp Dairesi Ecevit’e suikast yapmıştı. Sadece bir polisi cezalandırdılar olayın üzerine gidemediler.
Turgut Özal vurularak yaralandı, olayı çözmediler. Özal götürüldü. Daha dün Mahir Kaynak gibi MİT müsveddesi, götürülmesi “döneme uygundu” diyor.
Eşref Bitlis’i ve diğer kirli savaşı bir dönem yürüten generalleri Özel Harp Dairesi götürdü.
Dün genel Kurmaylık açıklama yaparak, Jandarma Kuvvetleri Komutanlığına bağlı ve namı kötü işlerde, cinayetlerle ünlü olan JİTEM “yoktur” diyor.
JİTEM adı ve uygulamaları, yazılı belgeleri, 20 bini aşan faili meçhulleri deşifre edildi.
Bu ordu “JİTEM yoktur” diyorsa Kürtlerin, Kürdistan’ın ordusu zaten değildir.
Bu ordu Türklerin ordusu da değildir.
Türkiye ve Kürdistan’daki bütün cinayet ve katliamların adresi bu ordu ve Genel Kurmaydır.
Bunların mayasında halkın doğal Türk oluşu yoktur.
Bunlar özellikle başka halkların sırtında savaş yürütmüş ve kendi halkına yabancılaşmış ve adeta iktidar hastalığına yakalanmış ayrı cinsten ve elit Türklerdir.
Dikkat edin her 30 Ağustosta terfiler yapıldığında ordudan temizlik yapılır.
Temizlik gerekçeleri “irtica” yani İslam’a yakın olanlar, “Kürtçülük” veya kanı bozuk olanlar, Türk kabul edilmeyenler, bilmem demokrat ve özgürlükten belli düzeyde yana olan subaylardır.
Faşistler bu ordudan kovulmaz. Irkçılar bu orduda yaşar. İnkarcı ve katliamcılar ve bir günde kökünü kazıyalım diyenler bu orduda yükselir.
Seferberlik Tetik Kurulu olarak ABD eliyle komünizme karşı mücadele için kurulan kontr-gerilla veya Gladio Avrupa’da kaldırılırken, Bu kuvvet Özal Harp dairesi olarak Kıbrıs ve sonra Kürdistan’daki kirli savaşta halka karşı kullanılır.
Özel Harp Dairesi genel Kurmayın bir kurumudur. Genel Kurmay ikinci başkanı doğrudan bakar.
Sonra her yerde bu kontr-gerilla tasfiye edilirken, Türkiye’de ise Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak yasallaştırıldı.
Kürdistan’daki savaşı hep bu özel ve “güzel” komutanlar, timler, özel harekat, bilmem ne harekat kuvvetleri yürütmedi mi?
Bunlar daha sonra sağdan, soldan, İslamcısından kürde, laikçisinden kemalistine, faşistinden bilumum milliyetçilere, sahte anti emperyalistlere karşı geniş bir blok ERGENEKON adıyla oluşturmadı mı?
Baykal Ergenekoncuların avukatlığını yaptı. Ordumuz gözden düşürülüyor diyerek Ergenekon davasının boş olduğunu söylemedi mi?
Ordu generallerini kurtarıp Ergenekon davasını bazı kişilerle sınırlı tutmayı ve ordu içinde Ergenekon diye bir örgütlenme yok denmedi mi?
Yakalanan bütün silahlar orduya ait olduğu halde Başbuğ bunlar ordu malı değil demedi mi?
Kürdistan’da yürütülen savaş ordunun ve genel kurmayın iktidarda kalmasını ve bu dönemde yaratılan kurumlar ve suçlar, katliamlar işleyenler ordu tarafından korunmuyor mu?
Kafes Eylem Planında Dursun Çiçek’in imzası olduğu halde tutuklanıp bıraktırıldı.
Başbakan yardımcısı ve tanınan şahsiyetlere suikast planları hazırlayıp uygulayanlar Özel Harp Dairesinde subaylardır. Ve bunlar alınıp bırakılıyor.
Özel Harp dairesinde hükümetin direnişi sonucu bir ilk olarak arama yapıldı.
Basın bu gün Özel Savaş dairesini yazıp çiziyor.
Baykal, Bahçeli ve Ergenekonculuğun medyası olanlar olayların üstünü örtmeye çalışıyor.
İtalyan Gladiosu bazı olaylardan hareketle çözdürüldü ve yargılandılar.
Hükümet yaşamak istiyorsa bu olayın üstüne sonuna kadar gider. Ucuna dokunup yaralarsa kendisi kaybeder.
Özel savaş, düşük yoğunluklu savaş, kontr-gerilla savaşı ve uygulamaları, psikolojik savaş bütün yönleriyle bu orduya aittir.
Sonuna kadar gitmek zorundayız.
Bu ordu asli görevine dönene kadar, sadece güvenlikle ilgili sivil ve demokratik hükümetlerin hizmetine ve halkın hizmetine girene kadar bu ordunun her yönüyle değişmesini, hatta yeni bir ordu oluşturulmasını Türkiyeli insanlar istemelidir.
Bana kalırsa ben orduda istemem. Hele böyle bir orduyu hiç istemem.
Silahlarını sürekli bize doğrultan ve ateşleyen bir ordu bizim ordumuz olamaz.
*******
Tek cümleyle söyleyeyim, ne Türk ordusunun yürüttüğü savaşı ne de gelinen aşama da Öcalan’ın Ergenekon ve Genel Kurmayın siparişi ile başlattığı savaşı destekliyorum.
Savaşın asıl sorumlusu Genel Kurmaylık ve ordudur.
Tokat’taki olayı ve bazı olayları bu gün haddinden fazla büyütüp savaşı köklü biçimde sürdürmek isteyenleri anlıyoruz. Başka türlü ne iktidarda kalabilir, ne de yaşayabilirler.
Tokat-Reşadiye olayı ve gençlerin bence yönlendirmeli bazı eylemlerini bahane edip hala açılmayan ve ciddi bir uygulaması olmayan Kürt açılımı sürecini bitirelim diyenleri iyi tanımalıyız.
Asıl hedef bunlar olmalıdır.
Bunları bırakıp asıl başkaları ile uğraşanların ve onları temel düşman edenlerin söylemleri ve yaptıkları utanç doludur. Çözüm değil, kargaşada yaşamak isterler.
Öcalan “ben tasfiye ediliyorum” diyor.
PKK tasfiyesini anlamıyorum. Ben bundan, PKK’yi Ergenekon ve Genel Kurmay kontrolü ile Öcalan tasfiye etti.
Bu günkü PKK eski PKK kesinlikle değildir. Eskisi bu gün olsun anlamında söylemiyorum. Eski PKK gömüldü ve sadece ismine ve değerlerine sözde sahip çıkılıyor.
Tokat-Reşadiye olayını soruşturuyorsunuz. PKK üstlendi. Zamanla netleşir.
“Kürt-Türk çatışmasın” körükleyen ve adeta abartan ve Türkiye’de Kürtlere karşı ırkçılık yapanlar oldu.
Bunu ordu, Ergenekon, Baykal ve Bahçeli gibileri yapıyor. Uygulaması ise karanlık örgütlenmeler aracılığıyla teşvik ediliyor.
Bu soruları sormalıyız, bu olayların ipleri nereye uzanıyor?
Araştıranlar karşılarında ordu, genel Kurmaylık ve onlara bağlı yasal ve yasal olmayan örgütlenmeleri bulurlar.
Öcalan’da “ölüm çukurundayım”, “ölüyorum”  ve koşullarının düzeltilmesi, “tasfiye ediliyorum” dediği anda dışarıda çirkin olaylara ortam sunan fitili ateşledi.
Bunları söz konusu ettiği dönemde, avukat görüşmelerinin yayınlanan bölümüne kısmen yansıyan ve yansımayan bölümleri ile kendisi dışında kalan Kürtleri ve şahsiyetleri “beni tasfiye edip yerime geçecek” diyordu.
Kendisi devletten af isterken, “değerlerimizle oynayanları af edemeyiz” diyerek, Botan ve PWD’liler şahsında açık olarak, dolayısıyla ayrılanlara karşı öldürme talimatları verdi.
Demokrasi isteyen ve özgürlükten yana olan ve dünyada herkesi aşan lidere bakın(!)
Evet, yeniden vurma timleri piyasaya sürüldü. Öcalan şimdiye kadar en çok Kürtlerden vurmuştur. İsteyen savaş bançolarını çıkarıp baksın. Binlerce insanı salt kendi içinde uyduruk gerekçelerle vurmuştur.
Botan vb onun yerine hazırlanıyorsa onlarda vurulmalıdır, öldürülmelidir.
**********
Kendisine karşı farklı düşüneni istemeyen bir liderin eleştirdiği ve hedef aldığı egemenlik sisteminden ne farkı olabilir?
Bunu varın siz düşünün.
Tek olayları bahane edenlere şunu soruyorum.
Öcalan yakalandı ve canını kurtarmak için vb savaşı durdurmak bir yana son verdi.
Güçlerin hepsini sınırdaşına ve Güneye çekiyordu.
O zaman herkes ateşkes değil, savaşa veda edildiği sonucunu çıkardı.
Savaşın bu tarz sona erdirilmesini PKK’lilerde içlerine sindiremediler.
Şimdi soruyorum?
Öcalan yanına gidip genel Kurmay ve Ergenekon adına konuşan general kimdir?
Öcalan’ın söylediği biçimde “500 kadar gerillayı içerde tutun” diyen bu general Çevik Bir mi?
Veya bir başkası mı?
Türkiye’de gerçekten savaşa karşı çıkıp barışı savunanlar ve eğer savaş istemiyorum diyen hükümet samimiyse bu soruları aydınlatsın?
Savaş çığırtkanlığı yapıp Kürdistan ve Kürtlerin gırtlağına yapışan şarlatanlar, rantçılar, katliamcı ve ırkçılar size soruyum?
Duran ve hatta sona eren bu savaşı neden yeniden başlattınız?
Öcalan AKP’nin başa gelişi ile ilkin PKK’lilere, “hükümete 120 günlük süre tanıyın, bu süre içinde sorunun çözümü için adım atmazsa sorumlusu biz değiliz” diye yazdı.
Bunu 2002 de söyledi.
2002 ve 2003 başlarında “savaşı yeniden tartışabilirsiniz” sonra “tartışın” dedi.
2003 baharında PKK merkezi savaşı tartıştı, iç ve dış koşulları değerlendirdi, savaşın başlatılmasına gerek olmadığı kararına vardı.
Aynı yıl yapılan kongrede kongreye katılanlar savaşı başlatalım diyenlere karşı ezici bir çoğunluk sağlamıştı. Bu kongrede savaş kararı çıkmadı. Bu kongre  aynı zamanda ayrışma ve bazı değişikliklerin ilk defa yapıldığı kongreydi.
Kongra-Gel birinci kongresinin üzerinden çok zaman geçmeden Öcalan içerdeki söylemleri ve ilettikleri ile kongre boşa çıkarıldı.
Hemen aynı yıl sonunda yeni bir kongrenin toplanmasını dayattı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra yeni kongre yapılma hazırlıkları yapıldı.
20004 başlarında başlayıp tamamlanan Kongra-Gel ikinci kongresinde savaş kararı çıkartıldı.
Öcalan daha kongre başlamadan örgütten bile anlamayan avukatlarını örgütsel bütün şeylerden sorumlu kılmıştı.
Özellikle Mahmut Şakar aracılığıyla savaşın başlatılması için özel görevlendirilmişti.
Tek belirleyici ve tapılan olduğu için Öcalan istiyor dendiğinde PKK’lilerin istemese de sesi çıkmaz. Bu kongrede istenmeyen savaş böyle kabul edildi.
Savaşı başlatın talimatını özellikle içerde vermek ve avukatlar aracılığıyla Genel Kurmay ve o zaman İmralı genel ve özelde sorumlu olan ve bu gün Ergenekon sanıkları olanlar denetiminde vermek kolay bir iş değildir.
En demokratik devlet ve hükümet bile kendisinin dinlediği ve kontrolünden olan bir yerden açıkça savaş kararı ve talimatı iletilmesini kabul etmez.
Bunu ciddi bir sorun olarak ele alır.
Dikkat edin 2003 ve 2004 Ergenekon davasında açığa çıktığı gibi hükümete ve gelişmelere, yine Kürdistan’a müdahale etmek için darbelerin tezgahlandığı tarihtir.
Zamanın bu tarzda denk gelmesi bana göre tesadüf değildir.
Kongrede söyleyemedik, ama kendi aramızda bu savaş talimatının ordunun isteği üzerine geldiği değerlendirmesini yaptık.
Savaşa karşı olduğum içinde ayrıldım.
Ordunun siparişi ile gerçekleşen bir savaşın ortağı olmak istemiyordum. Benim gibi düşünen başka insanlarda ayrılmalarında önemli gerekçelerden biri buydu.
Ergenekonun istediği zaman savaşı durdur, Ergenekon ve Genel Kurmay istediği için savaşı başlatmak tam bir cinayettir.
Zaten iki taraf açısından savaş tıkanmıştı. Savaşla kazanılacak bir şey yoktu. İki tarafta savaştıkça batacak noktaya gelmiştir.
Şimdi soruyorum?
Sen veya sizler hele şu Tokat –Reşadiye vb olayları bu kadar büyütmeyin.
Öcalan’a savaşı başlatan Genel Kurmay ve Ergenekoncuları bulun ve tespit edin ve olayın üzerine gidin.
Bence kilit nokta burasıdır.
Ne ikide bir PKK’yi hedef tahtası yapıp gerçekleri çarpıtıyorsunuz?
Bu savaşı 2004’te PKK’lilerin büyük çoğunluğu ve komutanları istemediği halde onlara kim dayattı?
Öcalan’ı ben asıl sorumlu tutmuyorum.
Onun eliyle başlatılmıştır.
Sorumluluğu çoktur.
Genel Kurmay ses çıkarsın?
Niye savaşı başlattın?
Ordunun etkili ve yetkili generalleri konuşsun.
Savaşı niye başlattınız?
Ergenekoncuların üzerine gidilsin.
Bu savaşı neden veya neye göre başlattınız.
Bazı şeyler detaylarda gizli olabilir, ama burada detay yoktur.
Savaşta sorumluluk ve suç bu devletindir.
Suçlu bu ordudur.
Yok değiliz diyorlarsa araştırıp aydınlığa kavuştursunlar.
Ve bunlara sorulsun, gerçekten savaşın bitmesini istiyorlar mı?
Bence CHP, MHP, Ergenekoncular, bilumum Ulusalcılar, ordunun önemli bir kesimi savaşın bitmesini istemiyor.
Savaşı yeniden başlatan bunlardır.
Savaş başlamayıp,”çözüm süreci” başlatılsaydı, AKP bu gün söylediklerini, çok ciddi olmasa da erken söyleseydi, bana göre bu gün konuşulan konular tartışılmayacaktı.
AKP, Erdoğan aklınızı başınıza toplayın, sağduyulu ve adaletli olunuz.
PKK’yi tasfiye edeceğiz derseniz bu büyük bir yanılgıdır. Savaşı bitireyim derken savaştan yana olursunuz. Bu senide götürmek isteyenlerin havuzuna düşersin.
Bir af çıkarın. DTP’nin savundukları KCK ile aynıydı. KCK başka farklı bir şey istemiyor ki….
1000 kişi daha DTP’ye katılırsa Türkiye’de kıyamet kopacağını sanmam.
Öcalan’ı tanımışsınız, bu yazanların çoğu tanımamıştır.
“İsyan” lideri eskiden isyanlar bastırılınca Paşa yapılırdı.
Vala istiyorsanız Paşa yapın, bir yazar bunu belirtmişti.
Önünü açın Paşa olsun sizde kurtulursunuz, bizde kurtuluruz, Kürtlerde kurtulur, rahat ederler.
Bakın: tasfiye değil, oyunda hiç olmadığını anlayınca son dönemde olduğu gibi oyun bozanlık yapar.
Daha önce MİT aracılığıyla size tüyo vermişti.
Sorunun esası o değil, işleri bozan sizin bu anlı-şanlı ordunuzdur.
Başımızda bu ordu oldukça çok sorunlar, katliamlar, cinayetler göreceğiz.
Savaş yeniden tırmandırılırsa “Kürt-Türk çatışması” bunlara bağlı güçler sahneye sürülerek çıkarılacaktır.
Yeni yıla bununla girmek herhalde hiç kimsenin hayrına değildir.
Bir deli kuyuya taş atıyor, 40 akıllı toplanıp çıkaramıyor.
Bazı olaylar buna dönüştürülüyor.
Aslında toplum mühendisleri kuyuya taş atıyor.
Kendini bu toplumun akıllıları sayanlarda kuyunun dibine gidip taşı görmek istiyorlar.
Kuyunun dibinden ise sadece gökyüzünü görüyorlar.
Her şeyi gökyüzünden ibaret sayıp herkese kabul ettirmek istiyorlar.
Umarım yeni yılı böyle geçirmeyiz.
Herkes barış ve özgürlüklerden, demokrasiden yana kendini ortaya koyar.
Benden söylemesi…..
Devam edecek
[email protected]
Not:Halkımızın ve bütün insanlığın yeni yılını kutlar, özgürlük, barış ile haklarına sahip koşullarda yaşamalarını dilerim.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe