SİYASETİN DİLİ KÖTÜ OLUNCA NE OLUR DERSİNİZ?
Dursun Ali Küçük-6.7.2010- (1)
Kürdistan’dan haini bol bir ülke olarak söz edilir. Galiba buda Kürdistanlılar kendi içlerinde ihanete uğramalarından dolayıdır. Yada birbirlerini vurmalarından…
Epey mücadele verildi. Belli bir düzey kazanıldı. Ayrışmalar ve netleşmeler oldu. Halkımız sessizliğini bozdu ve korkularını yendi.
Ama bu kez gerçek hainler yanında birde Kürdistani siyasetlerin oluşturduğu “ihanetçi”, “hain”, “ajan”, devletlerin işbirlikçileri, şuna ve buna çalışanlar, objektif ve sübjektif düşman, objektif ve sübjektif ajan, düşman gözüyle bakılan tasfiyecilik vb kavramlar sıkça kullanıldı.
Kimi örgütler bunu içlerine ve kendisinden ayrılanlara karşıda kullanıyor. Bunu en çok PKK yapıyor.
Neredeyse Kürdistani siyasi örgüt ve partilere göre birbirlerini tanımlama bu kavramlardan aşağı düşmüyor. Kimi bunlara yakın bir dil kullanıyor, kimi bu kavramları olur olmaz tarzda doğrudan kullanıyor.
Sorunu bunlara göre ve kullanılan kötü siyasi dile göre değerlendirdiğimde, Kürdistan’da bu kavramlarla tanımlanmayan parti ve örgüt neredeyse yoktur.
Bundan dolayı hainleri, devletin kurduğu parti, ihanetçi, onun bunun işbirlikçisi ve adamları, ihanetçiler bu gün daha çoğalmış görünüyor.
Bana sorarsanız Kürdistan’da hainler mücadelelerin ilk çıkışına göre azalmıştır. Kürdistani siyasetlerin kullandığı dile göre ise suni bir şekilde epeyce artmıştır.
Siyasetin dili kötü olunca “hainler” ve “ ihanetçiler” haddinden fazla ortalıkta dolaşıyor.
Allah aşkına Ey Kürdistanlılar, Kürtler bundan rahatsızlık duymuyor musunuz?
Birleşmemenin temelinde bu kötü siyaset dili önemli ölçüde yatıyor.
Kürdistani siyasetler fazladan hain ve ihanetçi ve bolca işbirlikçi yaratıyor.
***********
Kanayan bir yara devam ediyor.
Kanadıkça kanıyor. Söze geldiğinde aydınlar ve siyasetlerin hepsi ulusal birlikten söz ediyor. Kimisi ulusal birlik deyince kendi tekeli altında toplanmayı dayatıyor.
Ama bana sorarsanız bu kafa ve zihniyetler, siyasetin bu kötü dili sürdükçe ulusal birlik ve demokrasi içinde bir arada farklı görüşlerle ortak noktalarda buluşmak zor görünüyor.
Bu zihniyet ve siyaset tarzı, siyaset dili ve üslubu terk edildikçe demokratik ilişkiler içinde ulusal birliğin yolu açılır. Ucuz söylemler ise şimdiye kadar olduğu gibi havanda su dövmekten öteye gidemez.
Bazı aydınlar hariç çoğu aydınlar bu konularda tutarsızdır. Doğru söz söylemez, konuşmaz ve analiz yapmazlar. Siyasetlerin birbirini harcaması ve insanları harcamaları çoğunun fazla umurunda değildir.
Çoğu bu konularda yazıp çizmezler, yazarlarsa da genellikle siyasetlerin diline veya bir siyasete yakın konuşurlar.
Kendi insanlarının ölmelerine, harcanmasına, Ortadoğu’da insanların ölmesine nasıl sadece istatiki bilgi olarak yaklaşılıyorsa öyle yaklaşırlar.
***********
PKK programını ve görüşlerini değiştirdi. Neredeyse bir statü istenmeyecek noktalara geldi. Kürdistan ve kendi içinde siyasetin dilini değiştirmedi.
Eskiden bağımsızlık ve temel amaçlar doğrultusunda diğer siyasetleri işbirlikçi, Reel sosyalizm ve Ortadoğu geleneğinin birleşmesi ile hain ve ihanetçi değerlendiriyordu. Kendi içinde ise Öcalan hariç bütün PKK’liler objektif ajan ve düşman kategorisine giriyordu. Kısaca bu görüşe göre düşman herkesi bu hale getirmişti. Bir adım ileri atar çizgi dışına çıkar veya yaptıklarından dolayı ciddi özeleştiri vermeyenler veya biraz farklı düşünenler ise hemen bu potansiyel ajan ve düşman yaklaşımına göre sübjektif ajan ve düşman oluyor. PKK’den çeşitli gerekçelerlerle veya görüş farklılığından dolayı ayrılırsa hain ve ihanetçi olur. Düşmanın safına geçmese bile tanımlama bu çerçevededir.
Hala diğer siyasi çevrelere karşı PKK’nin kullandığı bu kötü siyaset dili terk edilmemiştir. Kendi içini demokratikleştirip suni ajan ve düşman tanımlamalarından vazgeçmemiştir.
Bana sorarsanız bu yaklaşım sürdükçe en çok PKK’yi içten zayıflatır ve kan kayıplarının devam etmesine yol açar.
PKK bunları gözden geçirirse  ve vazgeçerse daha güç kazanır.
Süreçler değişti hala kendisi dışındaki siyasetlere veya çevrelere karşı kullandığı kavram ve dili gözden geçirmeye ihtiyacı var.
Geçmişte yaşanan iç çatışmalarda PKK’nin epey payı var. Bunları yeniden ele alıp değişen süreçlere göre tanımlamalara ve doğru bir dil kullanmaya gitmesi genel bir beklentidir.
*******
PKK dışında kalan siyasetlere ve gruplara bir göz atalım. Bu siyasetler PKK’nin kullandığı dili eleştirirler. Buna bir itirazım bulunmuyor.
Ama tersten aynı dili kullanmaktan geri durmuyorlar.
Bu siyasetlerin önemli bir kısmı baştan beri PKK’nin Ergenekon ve devlet tarafından kurulduğunu, bu teoriye göre bir devlet örgütlenmesi olarak değerlendiriyorlar.
PKK’nin yanlış uygulamalarını eleştirmek ayrıdır. Ama PKK’yi devlet ve Ergenekon örgütlenmesi olarak değerlendirmek çok farklıdır.
Düşmanın örgütlediği bir siyasi partiye karşı kullanılan siyasi dil PKK’ye ait her şeyi olumsuzlamaya götürür.
1999 Öcalan’ın tutuklanması, amaçlardan vazgeçmesi, o zaman söyledikleri ve yaptıklarını bende onaylamıyorum. PKK’nin geçmişten bu yana yaptığı yanlış uygulamaları -içine ve dışına karşı- bende onaylamıyorum.
Bunlardan hareketle PKK’yi düşman göremem. PKK’yi sadece yanlış uygulamalarla anmak, sadece işin bir yanını tutup başka önemli etkenleri görmemezlikten gelmek, veya madalyonun bir yüzünü görüp diğer yüzlerini görmemek siyaset tarzı değildir.
PKK’yi olumlu ve olumsuz yanları ile ele almak en doğrusudur.
PKK’nin zindan direnişi, dağ direnişi, ve ona taraftar olup Serhıldanları geliştirenleri, siyasal kitlesel mücadeleyi hiç kimse devlete yamayarak açıklayamaz.
Bazı yanlışları ve yetersizlikleri o dönemlerde olsa bile Kürdistan’ın ve Kürtlerin ayağa kaldırılmasında önemli ve belirleyici rol oynamıştır.
Devlete çalışan bir siyasi parti sömürgeciliğe karşı gerilla mücadelesi ve direnişleri örgütleyip geliştiremez.
12 Eylül gelmiş bütün halkı ve siyasetleri sindirmişti, hakimiyet kurmuştu. Bu hakimiyetin kırılması için hem de Kürtlerin eliyle niye direnişi yeniden başlatsın?
Eğer Kürdistan’da başka savaşan ve ciddi mücadele eden bir parti ve hareket olsaydı, kimileri diyebilirdi PKK bunu bozmak için ortaya çıktı. Böyle bir durumda yoktu.
Hizbi kontra İslami Kürdistan’ı savunuyordu. Devlet denetimine aldı, cinayetlerde kullandı. 1999’dan sonra PKK silahlı mücadeleyi durdurunca tasfiye ettiler. Ama Hizbullahın silahlı bir güç olması ve UNİTA gibi kullanılmasına devlet razı bile olmadı, yapmadı.
Mesela bazıları Duran Kalkan’ın helikopterle alınıp İmralıya götürüldüğünü yazdılar. Bu kesinlikle doğru değildir. Sözü edilen tarihte ben Duran Kalkan’a yakın yerdeydim. Doğrudan olayın tanığıyım. Kimileri “biz gördük” demeleride doğru değildir. Sabri Ok cezaevindeydi, O İmralıya götürülmüştü. Öcalan, bir açıklamasında benimle görüşenler Sabri ile görüştüler diyordu. Ayrıca bu konuda bilgide vardı.
Bizler, -bazıları hariç- PKK’nin değişim geçirmesi, iç şiddetin, cezalandırmaların bitmesi, artık savaşın rolünü oynadığı siyaset ve direnişle devreye girilmesi, geçmiş yanlışlardan vazgeçilmesi, parti içi demokrasinin gerçekleşmesi vb şeylerden dolayı ayrıldık. Mevcut Konsey muhalif olanların tasfiyesi için çalıştı. Ayrılanların bir kısmının hala can güvenliği yoktur.
Ama ben mevcut Konseyi devletin ve Ergenekonun adamları, kişileri olarak görmüyorum.
Yaklaşımları ve siyaset tarzlarını eleştiriyorum. Ciddi hatalarda yapıyorlar. Bir partinin içeriden yönetilmesine göz yumuyorlar. Karşı çıkmıyorlar ama Öcalan’ın her dediğini yaptıklarına inanmıyorum.
Kaldığım süreçte de Öcalan’ın söyledikleri bazı şeyler vardı ki yapmamız mümkün değildi. O zamanki yönetimde sessizce bunları gündeme koymuyordu. Gönlünde federasyondan aşağısını büyük çoğunluk düşünmüyordu.
Ama kırlmalarda yaşanıyordu. Yapılan program ve politika değişiklerinden sonra.
Öcalan en bariz 1999’da yakalanınca içine girdiği ilişkiler ve söyledikleri ve yapmaya çalıştıkları ile eleştirilebilir.
Biz içindeyken bir ara bunun zaman kazanmak için taktik olduğunu düşünüyorduk. Sonra baktık taktiğe benzemiyor.
Bu gün Öcalan’a bağlı olanların hemen çoğunluğu Öcalan’ın taktik yaptığına inanıyor. Olanları geri adımlar, zaman kazanma vb türünden değerlendiriyorlar.
Kürt siyasi hareketlerinden bazılarının PKK’yi Ergenekon örgütü, devletin örgütlediği hareket olarak görmesi, düşman görmesi tutarlı değildir.
Programı, politikası hatta şiddet yöntemleri eleştirilebilir, eleştiren doğru veya yanlışta eleştirebilir. Devletin bazı yönlendirmeleri olabilir, ki vardır.
Bunlar bazen yazılıp çiziliyor. 2002 den bu yana AKP’yi tek hedef yapmaları ciddi bir siyasal hatadır.
Bu konular vb konularda daha önce yazdım, tekrarlamak istemiyorum.
PKK, Ergenekon’dur, Ergenekon un taşeronudur, PKK devlet eliyle geliştirildi, Öcalan baştan bu güne devletin adamıdır, ordu ve PKK aynıdır türünden görüşler inandırıcı değildir ve bilimsel olmaktan uzaktır. PKK’nin bazı ilişkileri ve Öcalan’ın 1999 sonrası tutumu özellikle eleştirilebilir, bu konuda analizler yapılabilir. Bu yapılsa bile PKK ve mücadelesinin bütününü buna göre değerlendirmek yanıltıcı olur.
O zaman şu soru sorulabilir: PKK’yi destekleyen kitle veya siyasal alan demokratik anayasa, Kürt kimliğinin tanınması, operasyonların sona ermesi PKKninde şiddeti sona erdirmesi, anadilde eğitim, siyasal çalışma ortamının sağlanması vb türündeki görüşleri yetersiz görülebilir, bunlardan hiç mi desteklenecek bir yan yoktur.
Kimileri AKP’yi kayıtsız koşulsuz destekliyor. AKP sömürgecilikten mi vazgeçmiştir, ordu ve milliyetçilikten mi vazgeçti, özerk Kürdistan mı istiyor, Avrupa türü özerkliğimi savunuyor? Bunların hiçbirini daha dile getirmedi. Cesaretli adımlarda atmadı. Kısmi bazı adımlarını taktik olarak bende destekliyorum. Statükocu cumhuriyetin taşlarının yerinden oynamasından yanayım.
Bazı şeylerin daha adını ağzına almayan AKP’de cevher bulanlar, Kürdistanlıların mücadelesinde neredeyse fazla bir şey bulamıyor. Böyle yapanlar Kürdistan halkının sempatisini kazanamaz.
Psikolojik, sosyolojik, süreç içinde mücadele ile yaratılan kazanımları ve bunları hala sürdürmek isteyen halkı görmemezlikten gelenler fena halde yanılır.
**************
PKK’ ye üzerinde durmaya çalıştığım konularda daha fazla iş düşmektedir. Bunları değerlendirir mi değerlendirmez mi kendi sorunudur. Diğer siyasal hareketlere de iş düşmektedir. Her şeyi PKK’ ye yıkıp tümüyle kendini temiz göstermek yaklaşımını da sanırım hiç kimse doğru karşılayamaz.
Bir bakıma aklıma Güney Kürdistan geldi. Federasyon kurulmadan  önceki yakın on yıllarda KDP, YNK vb hareketlerin yaşadığı ve birbirine karşı kullandığı olumsuz siyasi dili ve kavramları onlar birbirlerine kullanıyorlardı.
1960’larada KDP merkez komitesinin çoğunluğu farklı düşünüyorlar diye kampları basıldı KDP tarafından. Onlara yaşam hakkı tanınmadı. Talabani’de hedefti ve içindeydi. Bunların bir kısmı İran’a sığındılar. Sonra KDP ile konuşmalarla Talabani vb döndüler. Göz hapsinde tutuldular. Talabani bir gün göz hapsinden veya tutukluyken kaçar ve Saddam rejimine sığınır. Bir ara silahlı güç oluştururlar. KDP’ ye karşı çalışır ve çatışırlar. KDP’liler YNK’lilere 66 çaşları derken, YNK’liler KDP’ye 96 çaşları diyordu. YNK kurulunca KDP YNK lilere silahlı olarak yöneldi. Daha sonra çeşitli kereler savaştılar. En son ABD’liler devreye girdi, çatışırsanız desteklemeyiz ve yardımları keseriz dediler. Buna uydular.
Sonrası ABD Irak müdahalesi ile Federal Kürdistan oluşturuldu. İmkanlara kavuştular, birlikte çalışmayı, bir arada yaşamayı ve ittifaklar yapmayı öğrendiler.
PKK’yi eleştirenler haklı olarak federal Kürdistan’a daha çok sahip çıkmaya çalışıyor.
Siyasette sürekli düşmanlıklar hiç olamaz. Bazı dönemlerde kısmi ve haklı olmayan bazı gerekçelerden savaşılmış ve kötü dil kullanılmışsa bundan Kürdistan mücadelesi zarar görmüştür. Bu kötü siyaset dillerinin, çatışmaların ve savaşların Kürtlere kazandırdığı hiçbir şey yoktur.
Geçmişte Güney Kürdistan’da yaşananların bir benzerini biraz farklı biçimiyle Kuzey Kürdistan yaşıyor. Geçmişten bu güne farklı tonlarda yaşamaya devam ediyor.
Siyasetler birbirleriyle ortaklık kurmuyor ve bir arada nasıl yaşanacağını yollarını bulacaklarına bir birleriyle uğraşıyorlar. Düşman kavramları ile birbirlerini eleştiriyorlar. Sorun eleştiri ve analiz yapmaktan çıkmıştır.
Gözler köreliyor. İnsanları kurdukları bazı yanlış teori ve kavramlara feda ediyorlar. İlkeler öleceğine insanlık ölsün diyorlar.
******
Örneğin bazı siyasi çevreler sivil direnişe katılmamaları ve sivil direnişi örgütlememelerini PKK’nin kendilerine fırsat vermemesi veya PKK yanlışlarıyla açıklayamazlar.
Gerilla mücadelesi belli bir rol oynadı. Siyasi ortam yarattı. Halk devreye girdi. Yasal çalışma imkanları belli düzeyde yakalandı.
Sivil direnişin herkesim tarafından onaylanması en doğrusudur.
Bazıları silahlı mücadeleye karşı olabilir. Bu anlaşılır, mücadele yöntemi farklıdır denilebilir.
Herkes Gandi’ye hak verir. Gandi İngiliz sömürgeciliğine karşı sivil direniş örgütledi ve bunda sonuna kadar tutarlı davrandı.
PKK tekel anlayışından vazgeçmemiştir. Yasal partileri herkes kurabilir, sivil toplum örgütleri oluşmasına fırsat sunabilir. Bütün bunlarla birlikte demokratik ve direnişçi siyasal mücadele yolunu seçebilir.
Bana  kimse1990lar veya 2000’lerden sonra PKK siyasi ve sivil direniş geliştirme mücadelesini engelledi diyemez. Yanlış bazı yaklaşımları olabilir. Ama sivil direniş bile örgütlenemiyorsa gerilla mücadelesini eleştirmenin ne anlamı vardır.?
Doğu Avrupa, Güney Afrika vb yerlerde siyasal kitle direnişleri ile sonuçlara gidildi.
Silahlı mücadeleye eskiden beri karşı olanlar sivil halk direnişi örgütleyemiyorsa neyle kurtulacaklarını halka izah edemezler. Sadece parti kurup seçimlere katılmak, veya bazı derneksel ve kurumsal çalışmalar yapmak kurtarmaz.
PKK şiddetini eleştirenler bana göre Gandi gibi tutumlara sahip olmalıdır.
Kimliğini ve haklarını, özgürlükleri kazanmak için siyasal kitlesel direnişleri demokratik tarzda geliştirebilirler. Şiddete başvurmayan ama tutarlı sivil halk direnişleri.
 Farz edelim ki PKK silahları bıraktı geldi, diyalog ortamı oldu, barış gelişti ve savaş sona erdi.
Şu anda üzerinde durulan isteklerle Kürdistan ve halk bir statü kazanmayacaktır. Peki barış sağlanınca devletin her şeyi sivil direniş ve kitlesel demokratik hareketler olmadan vereceğini mi sanıyorsunuz?
Böyle düşünenler yanılır.
Devam edecek..
[email protected]
 

 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe