SOSYALİZM ve 1MAYIS
Nihayet fazla olay çıkmadan 1 Mayıs Türkiye’de kutlandı. Kıyamet kopmadı. Herkes açıkça gördü ki, 1Mayıs’ı çatışmalı ve kavgalı duruma koyan devletin kendisidir. Eskiden olayların sorumluları, 1 Mayısı kutlamak isteyenler olarak görülüyordu. Devletin 1 Mayısı kabul etmesi ve bayram ilan etmesi, yıllardır sürdürülen mücadelenin bir kazanımıdır. Her şeye rağmen böyle bir adım atmaları olumludur.
Dursun Ali Küçük
04.05.2009 - 08:24
SOSYALİZM ve 1MAYIS
Nihayet fazla olay çıkmadan 1 Mayıs Türkiye’de kutlandı.
Kıyamet kopmadı. Herkes açıkça gördü ki, 1Mayıs’ı çatışmalı ve kavgalı duruma koyan devletin kendisidir.
Eskiden olayların sorumluları, 1 Mayısı kutlamak isteyenler olarak görülüyordu. Devletin 1 Mayısı kabul etmesi ve bayram ilan etmesi, yıllardır sürdürülen mücadelenin bir kazanımıdır. Her şeye rağmen böyle bir adım atmaları olumludur.
Dünyamızın yeni ulaştığı geçerli değerlerle birleşmesi temelinde ezilenlerin, emekçilerin ve geniş bir emekçi kesimi oluşturan halkın 1 Mayısını kutluyorum.
1 Mayısın tarihsel sürecini aşağı yukarı herkes anlatıyor.
Sosyalizmin ve sosyalist hareketlerin 1 Mayısı emekçi ve işçilerin dayanışma günü olarak tarihe geçirdiklerini hiç kimse inkar edemez.
Türkiye’de 1 Mayısta en çok sendikalar ön plana çıktı.
Bu sendika ve sendika bürokrasisinin çoğunluğu gerçek özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermekten uzaktır.
Büyük sendikalar, KESK’ saymasak diğerleri darbelerle uzlaşacak veya onaylayacak duruma geldiler.
Çoğunluğu devlet mülkiyetinin savunuculuğunu yaptı. İşçilerin, emekçilerin hak ve özgürlüklerini ön plana çıkaracaklarına ve gerçek bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi yükselteceklerine yanlış gündemlere takıldılar.
1 Mayısı kutlamak iyidir. Kim kutlarsa kutlasın, buna bir sözüm yok.
Ama özgürlükler, demokrasi ve eşitlik mücadelesi dışında iş ve aş mücadelesine ve ücret artışı gibi taleplerle sınırlayan yaklaşımlar 1 Mayısları yeni bir düzeye çıkaramaz.
1 Mayıs tutarlı bir demokrasi, temel eşitsizliklerin giderilmesi, özgürlüklerin tam oturması temelinde gerçekleşirse emekçileri, halkı, geniş ve büyük çoğunluğu oluşturan insanlığın sorunlarına hizmet eder.
Eski 1 Mayıslar gitti. Bir bakıma aşıldı.
Reel sosyalizm ve otoriter, bütünlükçü ve totaliter sosyalizm ilk kazanımları yanında 1 Mayıslara da büyük zararlar vermiştir.
Emekçilerin, işçilerin ve halkın mücadelesini hançerlemiştir.
Reel sosyalizm ve gerçekleşen diğer otoriter, bütünlükçü ve devletçi sosyalist hareketler ne gerçek anlamda demokrasi ne de gerçek anlamda özgürlükleri getirdiler.
Sosyalizm, merkezi planlanma, bütünleştirme, dolayısıyla zorlan eritme, devletçi uygulamalar ve katı merkeziyetçilik derekesine indirgendi.
Reel sosyalist ülkelerde 1 Mayıslar Orduların, tankların ve füzelerin ve devletin gösterisine dönüşüyordu.
Teoride çizilen ütopyalar devlete feda edildi.
Sovyetler yıkılana kadar işçi ücretleri batıdaki işçi ücretlerini geçmedi.
Batıdaki sosyalist hareketler daha kalıcı, insani ve demokratik gelişmelere imza attılar.
Reel sosyalizm çökünce dünya çapında sosyalizm ve sol boşluğa düştü.
Bu boşluk ve bunalım bu gün Türkiye’de daha açık yaşanıyor.
Örneğin sözünü ettiğim sosyalizm türünü izleyen DİSK boşluğa düştü. Devlet asıl olarak sorunları kilitlerken, bunlarda çözümsüz oldukları için geri davranarak kilitliyor.
Batıdaki sosyalist ve işçi partileri genellikle sosyal reformist liberal politikalara kaydılar.
Genel sosyalizmin bunalımından bunlar fazla etkilenmedi. Çünkü eskiden beri reel sosyalizmi kabul etmiyorlardı. Tutarlı sosyalist ve özgürlükçü çevrelerde totaliter, bütünlükçü ve devletçi sosyalizmi benimsemiyordu ve varlıklarını sürdürdüler.
Sadece reel sosyalizm ve otoriter sosyalizmle paralel yürüyen partiler buralarda çöktü.
Reel ve otoriter sosyalizmin çöküşü reel sosyalist ülkeleri ve bununla birlikte gelişmekte olan ve az gelişen çevre ülkeleri daha fazla vurdu. Çünkü buralar veya buradaki hareketlerin çoğu batı demokrasisinden oldukça geride seyrediyorlardı.
Buradaki hareketler etkisizleştiler, reel sosyalimi izleyenler çöktüler.
Şüphesiz sözünü ettiğimiz sosyalizm türünü Türkiye’de taklit dedenler ve aynı zihniyette olanlar çöktü.
Bunlardan doğru dersler çıkarılmadan sosyalizm ve 1 Mayıslar boşlukta kalmaya devam eder.
Halkın, insanlığın ve emekçilerin rahatsızlıkları sürer. Mücadeleler, sosyal patlamalar kaçınılmaz olarak olur.
Özgürlük ve eşitlik mücadeleleri doğru veya yanlış devam eder.
Her şeyi proletarya adına proleterleştirmek yanlıştı.
Devlete ve lidere tapan sosyalist hareketler sonuç olarak kapitalizmden ileriye gidemezler.
Küba ABD’ye karşı direndi. Fidel Castro tıpkı Ecevit gibi hastalanıp işleri yürütmeyecek duruma geldiğinde görevini kardeşine devretti.
Kim İl Sung ölünce görevi oğluna verildi. Şimdi Kuzey Kore’nin Güney Kore’den neyi ileridir?
Vietnam ABD’ye karşı büyük bir ulusal kurtuluş mücadelesi verdi. Kendilerini sosyalist olarak tanımlıyorlardı, ama kurdukları sistem ABD’nin bağımlısı olan bir ülkeden daha ileri değildir.
Demokrasisiz sosyalizm, sosyalizm olamazdı.
Devlet mülkiyeti, herkesin malı olamazdı. En geri biçimde ücretli olmak sürecekti.
Totaliter, tek çizgi, tek ideoloji, tek partili, tek liderli veya liderlik kültlerine dayalı sosyalizm, sosyalizm olamazdı. Kapitalizmden daha geri uygulamalara ve kapitalist uygulamaları devlet eliyle sürdürmeye yol açar ve açmıştır.
Yanılmaz, eleştirilmez ve dünyada herkesi aşan, ama yeni bir şey ortaya koymayan, narsizm düzeyinde kendisine yaklaşan, halkın ve emekçilerin sosyal ve ekonomik vb örgütlemelerine bile yer vermeyen veya oluşturmayan bir Öcalan ve PKK sosyalist olamaz. Devletçi ve otoriter sosyalizmi savunmaktan, daha doğrusu uygulamaktan öteye gitmez.
Türkiye’de taklit ve sözünü ettiğimiz sosyalizmi izleyenler kendileri ile gerçek anlamda yüzleşmedikleri için bir türlü halk, insanlık ve emekçilerle bütünleşmiyor.
DİSK, 28 Şubat darbesine onay vermiş veya o eğilime girmişti. Dolayısıyla Ergenekonculuğa ve 1977 1Mayıs katliamlarının izini gerçek anlamda süremez.
Solcular bir ara devlet mülkiyetinin devredilmesine karşı çıkıyorlardı.
Reel sosyalist ülkelerde patron devletti, değişen neydi?
Bugün, neo-liberal politikaları yürütenler, serbest piyasa her şeyi düzenler diyenler, küresel ekonomik krizle birlikte batan şirketleri devletleştiriyor veya devlet eliyle kurtarmaya çalışıyor.
Kemalizm, aslında reel sosyalizmin devletçi uygulamalarına, koorparatist sisteme, tek çizgi, tek parti, tek ideoloji ve herkesi Türk milleti yapmak temelinde bütünlükçü sosyalizme önemli oranda benziyor.
Bazılarının yıllar sonra Kemalizmi güncelleştirmesi ve solun Kemalizm’den önemli ölçüde kurtulmamasının bunda büyük payı vardır.
Yani otoriter sosyalizm adına, hem “demokratik sosyalist” hem de Kemalist olabilirsin. Çelişkili görünebilir, ama zihniyet aynıdır. Biri kapitalizm adına, biri otoriter sosyalizm adına yapmıştı. Dolayısıyla hem ikisinden görünebilirsin, hem birini tercih edebilirsin. Esad ve Saddam vb ikisinden de görünüyordu. Sovyetlere bağlı Irak ve Suriye komünist partileri demokrasi konusunda Saddam ve Esad’dan farklı değildir.
Türk-İş darbelerle dirsek temasına giren ve darbeleri yöneticilerin onayladığı bir bürokratik yönetime sahiptir.
Taban ve kitle içinde farklı eğilimler ve yaklaşımlar olabilir. Ama özü itibariyle bürokratik yönetimler ve işleyen çark değişmedikçe emekçiler hayal kırıklıkları yaşamaktan kurtulamazlar.
Örneğin çoğu solcular HAK-İŞ’i DİSK’ten daha geri görebilirler. Bana göre demokrasi ve özgürlüklere yaklaşım konusunda HAK-İŞ DİSK’ten geri değildir. Bazı noktalarda ileri bile sayılabilir.
Bugün eşitsizlikler azalmamıştır. Daha da artmıştır. Küreselleşme gelişiyor. Ama merkez kapitalist ülkelerle gelişmekte ve az gelişmekte olan çevre ülkeler arasındaki uçurum azalmıyor, artıyor. Emekçilerin ve halkın sömürülmesi azalmıyor, son ekonomik krizle daha da artıyor.
Mevcut dünyamızda açlıktan ölen ve açlık sırının altında yaşayan epeyce insan var.
1Mayıs işçi ve emekçilerle sınırlandırılmaz. İşçi kavramı günümüze gelinceye kadar değişmiştir. En iyi sosyalist işçiler olur görüşü tek başına yanlıştır. İnsanların büyük çoğunluğunu bu insanlık veya çokluk kavramı içinde değerlendirirsek ve  “küresel düşün, yerel eylem yap” tanımlamasına uygun hareket edersek, “başka bir dünya mümkündür” diyebiliriz.
Her şeyden önce tutarlı bir demokrasi ve özgürlükler geliştirme temelinde eşitsizlikleri gidermeye yollar açılmış olur.
Kendine özgürlük, kendine demokrasi zihniyetini aşarak, herkese özgürlük, herkese demokrasi geliştiği ölçüde buna paralel eşitsizlikleri ve sömürüyü azaltmanın ve giderek kaldırmanın zemini hazırlanır.
Eskiden liberaller en çok özgürlüğe, sosyalistler en çok eşitliğe vurgu yapıyordu. Tek başına özgürlük yetersiz kaldığı gibi, tek başına eşitlikte yetersizdir. En doğrusu ikisinin ortak sentezine gitmektir.  2.5.2009                                                                            Dursun Ali Küçük
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe