Türk-Kürd Barışı. Gerçek mi, Efsane mi?
Birinci tespit: KÜRTLER BARIŞTAN YANADIR, TÜRKLER BARIŞTAN YANA DEĞİLDİR

Genel tablo budur. Kürtler ve Kürdistan halkı herşeyi yasak edildiğinde kurtuluş mücadelesine başladı. Bu da her ulusun ve halkın hakkı gibi doğru ve yerinde bir direniştir. Şimdi gelinen noktada KCK ve Kürdistan halkının, diğer halkların, ezilen inanç toplulukların barışta samimi olduklarını düşünüyorum.
Dursun Ali Küçük
07.03.2013 - 10:05
Türk-Kürd Barışı. Gerçek mi, Efsane mi?
Türk egemen sistemi, devleti, medyası ve umumi Türklerde barışı aradım, bulamadım. Ezici çoğunluk KCK?nin silahsızlandırılmasına ?barış? diyor. Türk milliyetçileri ve ırkçıları bir yana, liberal ve sosyalistlerin çoğunluğu da bazı karşı çıkışlara rağmen, genellikle böylesi bir ?barış? istiyor.

Üstelik hileli ?barış?. Silahların konuşmadığı dönemler barış mı oluyordu? Bunlara sormak lazım: PKK silahlı mücadeleye başlamadan önce barış var mıydı?

Birinci tespit: KÜRTLER BARIŞTAN YANADIR, TÜRKLER BARIŞTAN YANA DEĞİLDİR

Genel tablo budur. Kürtler ve Kürdistan halkı herşeyi yasak edildiğinde kurtuluş mücadelesine başladı. Bu da her ulusun ve halkın hakkı gibi doğru ve yerinde bir direniştir. Şimdi gelinen noktada KCK ve Kürdistan halkının, diğer halkların, ezilen inanç toplulukların barışta samimi olduklarını düşünüyorum.

Karşılıklı biçimde silahların susturulması, ateşkes yapılması, barış ve diyalog ortamı yaratılması konusunda Kürdistan tarafının samimi davrandığına inanıyorum. Silahların susması ile siyaset yasaklamaları ve düşünce, örgütleme yasaklamalarının kaldırılması gerekiyor ki, çözüm ve talepleri herkes rahatlıkla tartışabilsin.

Peki neden Türkler Barıştan yana değildir?

İkinci tespit: Türkler düşünce, zihniyet, talan ve gaspçı nitelikleri, başkalarının topraklarını alarak ?vatan? dedikleri için BARIŞTAN HALA YANA DEĞİLDİR.

Bunun sosyolojik, psikolojik ve Türk ulusçuluğunun başka halkların ve ulusların aleyhine kurulmasında vb olgularda arayabiliriz.

Türklerde millet-devlet algısı iç içedir. Devlet başkalarını da devşirerek ulus yarattı. Ki bu uluslaşma baştan beri milliyetçi ve ırkçıydı, imparatorluk kalıntıları üzerinde yükselmişti.

Üçüncü tespit: Osmanlı tebaası ile gerek Türk gerek diğer halklar olsun, hak talepleri anlamında hiç bir zaman ANLAŞMAMIŞTIR.

Bütün hak taleplerini ve bunu içeren başkaldırıları zorla ve katliamla bastırmıştır.

İsyan liderlerini ya asmıştır, ya da kendine bağlıyarak ve kullanarak affetmiştir. Burada hak verme değil, MERHAMET geçerlidir.

Osmanlı, devşirme usulü ile ailelerinden zorla çocuklarını alarak devşirme orduları kurmuş, devşirmeleri anaları, babaları ve kültürlerine karşı savaştırmıştır, onların topraklarını elde tutmanın önemli bir ayağı olarak sapı kendinden olan baltaları kullanmıştır.

Osmanlı?da kullanılan merhamet ve şefkat; toprakların işgali, fethedilmesi ve zorla sürdürülen saltanatın yan gölgesi olarak ?iyilik? gibi sunulmuştur. Ezen aynı zamanda sözde bağışlayandır.

Dördüncü tespit: Türk tarihi okunduğunda veya bu güne kadarki Türk siyasal partilerine baktığımızda (AKP, CHP ,MHP vb) şu işlenmektedir: Türkler hep başkalarına iyilik etmiştir, işgal ettiği ve zorlan asimile ettiklerine ADALET götürmüştür. Cumhuriyet döneminde ise MEDENİYET götürdük, ÇAĞDAŞLAŞTIRDIK demektedirler.

Kısaca Türkler, herkese iyilik yapmış ve adaletli davranmış, Türkler dışında kalanlar ise hep arkadan vurmaya çalışmıştır. Normal Türk algısı bu gün ağırlıkla hala böyle işlemektedir. Osmanlı aydınlarına bakınız ağırlıklı sömürgeci ve imparatorluk adına mücadele yürütenlerdir. Halka ve sömürgelere yapılan uygulamaları görmezler.

Cumhuriyet aydınlarına bakarsak, ezici çoğunluğu devlet aydınlarıdır. Sömürgecidir.

Osmanlı ve cumhuriyet aydınlarına göre toprakları işgal edilen ve Türk egemen sistemin baskı altında tuttuğu halklar yoktur. Bundan dolayıdır ki Türkiye solcularının ezici çoğunluğu Türkiye?nin Kürdistan gibi bir sömürgesi olmaz diyorlardı.

?YURTTA SULH CİHANDA SULH? NASIL İŞLEDİ

Bu sloganı okullarda ve politikada her zaman tekrar ederler. Cumhuriyet ve Osmanlıya göre ancak bileğini bükemediğinle anlaşma vardır. Ezebildiğini ise ezme ve yok etme esastır.

Türkiye adı tarihsel ve geçmiş yüz yıllara veya bin yıllara dayanan bir ad değildir. Yüzyıllık bir geçmişi ancak var. Türkler eskiden Türkiye diye bir ülke bilmiyorlardı.

Cihanda sulh, emperyalist paylaşım savaşına katılıp kaybeden Osmanlının çöküşü ile cumhuriyetle birlikte cihan ile savaşmamayı adlandırıyor. Yurtta sulh ise Anadolu ve Mezopotamya?nın kadim haklarını, Lazistan?ı zorla istila etmenin, hücrelerine kadar işgal etmenin, asimilasyonun, devşirerek Türkleştirmenin, soykırımların ve katliamların adıdır.

Türkler için barış bu demektir. Cumhuriyet döneminde kendiliğinden başlatılan isyan pek yok, Türklerin ordularıyla Kürdistan?a girmeleri ve soykırımdan geçirerek yola getirme vardır. Cumhuriyetten hemen önce Ermeni soykırımı uygulandı. Rumlar Ege ve Marmara?nın önemli yerlerinde hala çoğunluktu, bunlar yok edildi veya sürüldü. Diğer halklar aynı şekilde hizaya getirildi.

Hala Türk egemenliği ve devleti ile bütünleşmiş MİLLET olgusunda bu algı yatmaktadır. Egemen partilerin; algıları, kırmızı çizgileri, tekleri tartışmayız demeleri bu sömürgeci politika ve zihniyete dayanıyor.

Türk halkı ve solcularının çoğunluğunda bu algı mevcuttur. Gasp etmişiz ve kimselere verilecek bir toprak ve haklar yoktur demektedirler.

Liberaller ve solcuların ezici çoğunluğu bu barış ve kurulmuş egemen statüye dokunmuyor. Milliyetçileri ise ?çakıl taşı bile vermeyiz? diyorlar.

Sömürgeci ve gaspçı ?barış? böyle kuruldu. Ondan sonra kim baş kıldırdıysa huzuru ve güvenliği bozuyorlar, barışı değil savaşı dayatıyorlar, ?terör estiriyorlar?, şunun bunun aleti, uşağı olarak damgalandı.

Türk milliyetçiliği İmparatorluk kültürü, Tc olarak devlet-millet temelindeki ırkçılık ve şovenizm olarak gelişti. Burjuva devrimi denilen olay Yakındoğu?nun imhası ve Türkleştirilmesi üzerine gerçekleşti.

Türk (Türkmen) halkı ağırlıklı İç Anadolu ve Marmara ve Ege?nin bir kısmında vardı. MİLLLET devlet denilen olgu böylesi ötekilerin yok edilmesine dayanıyor. Devşirilen ve Türk edilen ?eşittir?, Türk gibi yaşarsan ?eşit? vatandaşsın denildi.

Beşinci tespit: Türk halkı veya Türklerin ezici çoğunluğu devlet gibi düşünür. Devlet-millet kutsallığı buradan gücünü alıyor. Sıradan Türk vatandaşları devleti gibi düşünürse ve siyasal partileri aynı düşünce ve politikaların temsilcisi iken gerçek ve hakkaniyetli bir barış nasıl olur?

Altıncı tespit: Hiç bir yerde halk kendiliğinden savaş çıkarmayacağı gibi kendiliğinden barıştan yana olamaz. Hele Türkler hiç olamaz.

Ancak devlet-ordu, siyasal partiler gerçekten barış ve geçmiş soykırım ve gaspçı tarihiyle yüzleşirse halk bunlara yok diyemez. Bunu yapması gereken sosyal, sol, eşitlikçi vb partiler ise Türkiye?de etkisizdir. Kaldı ki bunların ezici çoğunluğu ve Türk aydınlarının ezici çoğunluğu Kürdistan?da yürütülen kirli savaşa karşı Türk halkını bilinçlendirmedi, bu temelde gösteri ve yürüyüşler yapmadı. Ancak çok azı oda Kürtlerin gösterilerine katılarak bunu yaptı.

Bunu yapması gereken aydın ve solcuların çoğunluğu ise savaşı bitirin, yüz yıldır sürdürülen kirli savaş ve sessizlik döneminde a sahte barış adı verilen ?yurtta sulh?un maskesini düşürmedi. Bunların çoğunluğu devlete ve sömürgecilere karşı yapamadığını yüzsüz bir şekilde tek yanlı olarak PKK?den ve Kürdistan tarafından istemektedir.

Barışın temelleri Türklerde ne kadar var ve yok, bu durum kafaları oldukça kurcalamalıdır. Bunları iyi tanıdıkça barış adımları sağlam atılabilir.

Devam edecek..



Dursun Ali Küçük
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe