Türk-Kürd Barışı: Gerçek mi Efsane mi? (2)
Örnekleri çoğaltabiliriz. Ama tecrübe ve tarihten süzülüp gelen sonuç, Türk egemenlerin sözlerine güvenilmeyeceğidir.
Dursun Ali Küçük
10.03.2013 - 12:34
Türk-Kürd Barışı: Gerçek mi Efsane mi? (2)


Osmanlı İmparatorluğu son dönemi ve Cumhuriyetin kuruluşunda fiilen Türk-Kürt ittifakı vardı. Ama bu ?ittifak? hiç bir anlaşmaya, sözleşmeye ve güvenceye dayanmıyordu.

7. tespit: 1. Dünya savaşı koşullarında Kürtler için ayrılmak ve statü kazanmak fırsatı varken o zamanki Kürt liderleri, hareketleri, beyleri, Şeyleri, Seyitleri böyle bir yolu tercih etmediler. Sadece Türk devletinin sözlerine veya verilen bazı otonomi vb sözlerine kandılar.

Savaş bitti, Cumhuriyet kuruldu, verilen sözler ve gavura karşı Müslüman kardeşliği sona erdi. Bu kez Türkler Kürtlerin iplerini çekmeye başladılar. Kaldıki 1. Dünya savaşı içinde bile Enver Paşa politikası, Türkçülüktü ve Azerbaycan?a , Orta Asya?ya uzanmak için Kürtleri kullanarak ve savaşta kırarak bu yolu - hattı açmak istiyordu. O zamanda sürgünlere ve kırıma başvurdu.

Kardeşlik, Müslümanlık ve gavura karşı ortak cephede savaşmak Egemen Türk politikasını uygulamaya dönüktü. Enver Paşa savaş içinde Sarıkamış hezimetini anlatırken Kürtleri nasıl kırdırdığını başarı olarak lanse ediyordu.

Cumhuriyet için sözle ve bazı açıklamalarla, el-etek öpmeler ile Mustafa Kemal aynı politikaya devam etti. Hala cumhuriyet kurulmadan Koçgiri?de bu politikasını uygulamaya koydu. Kürtlere ihtiyaçları olduğu için Koçgiri?yi hafif geçtiler.

Cumhuriyet kurulduktan sonra Müslüman kardeşliği, etle ile ?tırnak gibiyiz, kardeşiz? hikayelerinin boş olduğu ortaya çıktı. O açıdan bilmem Çanakkale de, nerede beraber savaştık söylemleri aldatmacadan öteye geçmedi. Ortak akıtılan Kürt kanının bir değeri yoktu.

Evet, birlikte savaşıldı, Türkler dönüp Kürtleri hançerlemeye başladılar. Lozan?da İsmet İnönü; bazı Kürtlerin de sözde onayını alarak ?hükümet Türklerin ve Kürtlerin ortak hükümetidir? diyordu. Sonrasında parlamentodaki bazı Kürt mensuplarını idam ve tasfiye ettiler.

8. tespit: Osmanlı döneminde İttihat ve Terakki partisi Ermenilerin soykırımdan geçirilmesi kararını aldı ve uyguladı. Biz Ermenilerden vurduk ve Ermeniler de bizi vurdu hikayesi büyük bir yalandır. Osmanlı baskısı altında Ermeniler en silahsız topluluktu. Ermeni soykırımı ile birlikte bazı yerlerde Ermeni direnişçileri ortaya çıktı, soykırıma karşı kendilerini savunmaya çalıştılar. Gerisi Rus ve Osmanlı imparatorluğunun savaşıdır, bu savaşta karşılıklı öldürülen insanlar Ermeni toplumuna mal edilemez.

9. Tespit: Kürtlerin Cumhuriyetle birlikte durumu Ermeni halkıyla aynıdır. Adalet Bakanı Esat Bozkurt un şu sözü durumu gayet iyi açıklıyor:

?Ço çoları hallettik, sıra lo lolara geldi?.

10. Tespit: O halde fiilen var olan ittifakı, cephede birlikte olmayı bozan Türklerdir. Kürtler sözlerine bağlı kaldılar ama Türkler sözlerine bağlı kalmadılar. Güvenmek ve sözlere bağlı kalmak siyasette geçerli bir kural değildir. Bununla yetinen toplumlar yenilmeye ve ezilmeye mahkûm olur. Tarih Kürdistan açısından durumun aynen böyle olduğunu sayısız kere kanıtlamıştır.

SAVAŞI BAŞLATAN SÜRDÜREN TÜRKLERDİR, ASIL ONLARIN SAVAŞI BİTİRMESİ GEREKİR

11. Tespit: Kürdistan işgal edilmiştir. Kürdistan bu güne kadar hep SAVAŞ HALİ, Umumi Müfettişlik, Sıkıyönetim, Askeri yönetim, Olağanüstü hal vb ile yönetilmiştir. Kürdistan halkı toplu yok etmeler (tedip), ıslah etmek-yola getirmek (techil), sürgün (tehcir)- iskan politikalarının uygulanması ile yüz yüze kalmıştır. Aynı durum günümüze kadar sürmektedir.

Şöyle bir hesaplanırsa yüzyıl boyunca ?olağan? veya normal hal yoktur. En somut olarak son kırk yıldır her düzeyde örgütlendirilmiş kirli savaş yürütülmektedir.

Sözü edilen isyanlar, aslında isyan değildir: İşgale, soykırım politikasına ve Kürtleri her yönüyle Türkleştirme savaşlarına karşılık Kürdistan halkının kendisini doğal savunmasıdır. Buna kısmi bazı örgütlülüklerin eşlik etmesi bu gerçeği değiştirmez.

12. Tespit: Bu Türk sömürgeciliği ve savaş hali sistemine karşı diğer mücadelelerle birlikte GERİLLA mücadelesi kaçınılmaz bir sonuçtu ve gerekliydi. Bu sistemin barışçıl yöntemlerle deşifre edilmesi zordu.

Buradan hareketle şu sonuca rahatlıkla ulaşabiliriz:

13. Tespit: Silahları PKK bıraksın ve silahsızlansın demek, Türk işgaline ve uyguladığı kirli savaşa es geçmek olur.

Her Kürdistanlı doğal olarak Türk sisteminin başlattığı ve uyguladığı kirli savaş halinin sona ermesini ister ve buna karşı asıl mücadeleyi verir.

Bunu görmemezlikten gelerek hiç bir Kürdün, Kürdistanlının PKK silahsızlansın, silahlı mücadeleyi sona erdirsin deme hakkı yoktur. Diyenlerin büyük bir yanlış içinde olduklarını söyleyebiliriz.

Sömürgeci sisteme karşı çıkmanın önemli belirleyici unsuru, sömürge sisteminin Kürdistan?da tasfiye edilmesi için mücadele etmektir. Ara aşamalar politika açısından olabilir. Bu olsa bile sonuç olan gerilla mücadelesini ve bir halkın kurtuluş mücadelesini tartıştırmak ve önce ezilenden adımları beklemek ve hele ezilenler içinde olup ta bunu söylemek veya ?federasyon istiyorum? diyerek, silahsızlan vaazından bulunmak doğru bir yaklaşım değildir.

Savaşlar kaçınılmaz olarak barışla sonuçlanır. Masalar kurulur. Ya yenilirsin barış yaparısın ve bu egemenlerin barışı olur, ya pat halinde kalırsın barış yaparsın, iki tarafın da bütün istemleri gerçekleşmez, orta yerde buluşursun. Yada kazanırsın barış yaparsın, taleplerin önemli ölçüde karşılanır.

Sömürgecilik sona ermeden veya statü kazanılmadan bir ulusun ve halkın direniş hakkı vardır ve uluslararası, BM sözleşmeleri ile bu açıkça dile getirilmiştir.

14. Tespit: Türklerin sözlerine ve samimiyetlerine güvenilmez.

Kürdistan tarihi ve esir düşen Kürt liderlerinin ve idam edilenlerin söyledikleri yığınca söz vardır bu konuda.

Seyit Rıza: ?Ben sizin hile yalanlarınıza kandım, bu bana dert oldu, ben de sizin karşınızda diz çökmedim, bu da size dert olsun?.

Qazî Mihemed, ?Düşmanlarınızın sözlerine ve söylediklerinize inanmayınız, güvenmeyiniz? biçiminde uyarıyordu.

Kürdistanlıların ortak ifade ettikleri: Türklerin en güvenilmeyecek şeyleri sözleridir.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Ama tecrübe ve tarihten süzülüp gelen sonuç, Türk egemenlerin sözlerine güvenilmeyeceğidir.

Hele ilk adımları atın, direnmeyi bırakın, silahsızlanın, sonra biz gereken adımları atarız diyen Türk egemenlerine güvenilmez.

Sözler anlaşmalara, iki tarafın heyetleri ve uluslararası gözlemci bir heyet veya ülkenin önünde somut tartışma, karşılıklı anlaşma ile kağıda dökülenlerle somutluk kazanır. Ve pratik adımlar atılarak adım adım süreç inşa edilir.

Politika ve anlaşmalarda söylenen sözlerin, orta yerde sarf edilen lafların, samimiyet ve güven aramanın hiç bir anlamı yoktur. Kürdistanlılar ve diğer ezilen haklar, inanç toplulukları ve genelde ezilenlerin güven, samimiyet, retoriklere ve uygulanmayan sözlere ihtiyaçları yoktur. Politik ve sosyal olaylarda ve bunların çözümünde hiç kimse güven veya güvensizlik üzerine, söz üzerine politika ve anlaşma inşa edemez.

Bir hareket içinde veya Kürdistanlı hareketler arasında güveniyorum, güvenmiyorum, sözünü tutar mı, tutmaz mı gibisinden yaklaşmak doğru olmaz.

Bunları uzatabiliriz... Bunlar üzerinde bir anlaşma ve birliğe gidilemez. Ortak ve somut olarak neler yapabiliriz, hangi adımları birlikte atarız vb türünde oturup bir sözleşme imzalarlar ve bunu kamuoyuna deklare ederler. Ve bu sözleşme pratik adımlarla birlikte herkesi bağlar.

Aşağıya PKK lideri Öcalan ve başbakan Erdoğan?ın aynı günlük açıklamalarını veriyorum, yorumlamaya da gerek görmüyorum:

Öcalan: ?Benimle görüşen MİT yetkilileri çok samimiydi. Devletin sorunun çözümü için burada samimi ve kararlı olduğuna inanıyorum. Provokasyon olmazsa barışı görürüm. Barışı görmek istiyorum?.

Erdoğan: ?Şu anda hepsi geçerli tabi. Bizim için şu anda birinci derecede Kandil'dekiler, Türkiye'dekiler. Türkiye'deki teröristler sınırdan ikinci bir ülkeye gittiği anda bu süreç fiilen başlamış demektir. Ondan sonra Mahmur Kampı var, bu BM ile görüşülerek halledilmesi gereken bir süreçtir. Çünkü orası adeta kuluçka merkezi gibi, bir diğer tarafta tabi Kandil var. Bunlar da bizim Kuzey Irak yerel yönetimi ile çözmemiz gereken bir konu. Bunların hepsi Türkiye'dekilerin, ülkemizi terk etmesinden sonra atılacak adımlardır. Biz ne diyoruz? 'Geçmişte düşülen yanlışlara tekrar düşülmesin'. Gerekli olan tedbirleri biz alırız?.

Devam edecek?..

Dursun Ali Küçük

-9.3.2013-
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe