Türk-Kürd Barışı. Gerçek mi, Efsane mi? (3)
Barışa ulaşmak, hemen şimdi! Ama nasıl?
Kürtler ne zaman Türk usulü barışı aşarlarsa ve içindeki güvensizlikleri somut barış mücadelesine dönüştürürlerse onurlu barışa sahip olurlar.
Dursun Ali Küçük
14.03.2013 - 13:44
Türk-Kürd Barışı. Gerçek mi, Efsane mi? (3)

Barışa Ulaşmak, Hemen Şimdi

Barış, görüşmeler, müzakereler, diyaloglar, eli tetikten çekmek gibi uygulamalar birbirine karıştırılmış ve arap saçına dönüştürülmüştür. Heyetler, barış masaları, üçüncü gözlemci bir ülke ortalıkta görünmüyor.

Türk medyasından fikir verenler Kürdistan sorunu uluslararasılaşmadan ?barış? yapalım ve Öcalan?ı değerlendirelim diyorlardı. ?Bütün ülkelerde uluslararsı güçler işin içindedir. Gerekiyorsa işler BM ye kadar uzanıyor? gibisinden hükümeti uyarıyorlardı.

Bizde ise tersi gerçekleşiyor, uluslarası güçler TC?nin yanında saf tutuyor sanki. TC?nin İmralı ile kendine has bir yol bulmasını onaylıyor gibidirler. Nasıl olsa Kürdistan tarafından böylesi istemler fazla dillendirilmiyor. Adeta başka güçler ve aktörler karışmasın deniliyor.

TC ise kendine has ve Türk egemenliğine göre bir hat sürdürmek peşinde koşuyor.

Barış iyi ve güzel bir iştir. Ama ?karşılıklı tavizler? prensibine dayanmak, hataları, günümüze kadar işlenen suçları ve gaspedilen hakları görmek, göstermek şartıyla.

TC?nin ?yurtta barış, dünyada barış? sloganının ne anlama geldiğini önceki makalemde yazdım.

ÖNCEKİ ATEŞKESLER BARIŞ MIYDI?

1993 ateşkesi ve Özal ile başlatılan süreç ciddiye alınması gerekiyordu. O zaman PKK ateşkes ilan etti. Özal geniş çaplı düşünüyordu, Fiilen ortada bulunan Güney Kürdistan?a yönelik hesapları vardı. Bir koyup üç alacaktı.

O zaman Özal ?federasyon bile tartışılabilir? demektedir. Herkese genel af ve PKK yöneticilerinin de 3-5 yıl içinde siyasal çalışmalara katılmasını öngörüyordu.

PKK lideri Öcalan dışarıdaydı. Bu süreçte Kürdistani güçler arasında birlik adımları atılıyor ve yakınlaşma vardı. Masada Kemal Burkay, Celal Talabani vb de bulunuyordu. Kürdistan sorununun çözümünde Özal da asgari ile yetinmek istiyordu. Ama her halükarda aradan geçen 20 yıllık zaman ve mekanı da dikkate alırsak Erdoğan?ın sözde çözüm projesinden daha ciddi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sonrası Erbakan, 1987-88 ateşkes arayışları, Ecevit, 1999 vb ise bana göre arayış ve oyalamadan ibaretti. 1999 ve sonrası ateşkes ve barışmaların karşılığı bulunmuyor ve ciddiye alınabilecek yanları bulunmamaktadır.

Oslo müzakereleri denilen olayda ise Kürdistan ile ilgili somut ve net talep bulunmamaktadır. Sızdırılan belgelerde ciddi bir şey yok. Üçüncü ülke denilen de istihbarattan ibaretti sanıyorum.

Ben hiç birinde barışa doğru atılan ciddi bir adım göremiyorum. Kaygan ve her an yol kazaları yaşayabilen girişimlerden öteye geçmedi.

En sonunda Cemil Bayık ?ÖNDERLİĞİMİZİ KANDIRIYPORLAR? dedi. Ya şimdikinde somut olarak ne var, bu gün söylenen yarın inkar edilemez mi? Tanıklar yok. Çünkü görüşen iki kişi birbirini yalancılık veya sözünü tutmamayla suçlayamaz. Çünkü ortada kime inanılacağını söyleyebilen tanıklar bulunmuyor.

Öte yandan bu günkü durumun farkı ne ki, onu anlamak zor oluyor?

ONURLU VE KARŞILIKLI BARIŞ NASIL OLUR? BARIŞ HEMEN ŞİMDİ

Bu konularda yeni kurallara gitmeyeceğiz. Türk tarafına ve AKP?ye bakılırsa Türk tarzı bir ?barış? yürütüyorlar. Kürtlerin bir kesimi doğrudan barış görüşmelerinin yaptığını kabul ediyor, ama ciddi yanılgılara sahipler.

Gerçekten barış yapmak isteyenler ve bu konuda samimi olanlar:

1-Karşılıklı ateşkes ve elleri tetikten çekmeyi sağlarlar.

2- Statüko ve sömürgeci sistemin yarattığı soykırım eşliğindeki barışı, ezilenler ve Kürdistan kurtuluş mücadelesi bozmuştur. Soykırım, işgal ve katliamlar eşliğinde toplumun susturulmasına dayanan sömürgeci barışın yerini yeni bir barış anlaşması almak zorundadır.

3- Adım atması gereken Kürdistan tarafı değildir, atım atması greken devlet ve hükümettir.

Demokratik Türkiye için olsa bile, hükümet ve devlet:

a-Bütün siyasi tutsakları kayıtsız şartsız serbest bırakmalıdır. Erdoğan?ın söylediği gibi savaşa katılan ve asker vuranı bırakmayız laflarıyla bu iş yürümez. Savaşta asker de gerilla da birbirini vurur. O halde kayıtsız ve koşulsuz bir siyasi ?af? gereklidir.

b-Faili devlet olan cinayetlerin aydınlığa kavuşturulması için süreç başlatılır.

c- Siyasi partiler yasası yeniden düzenlenir. Her görüş ve politik projeye sahip olanlara yasal alanda çalışma inkanı sağlanır.

d- Ayrılmayı savunan parti de dahil her tür örgütlenme serbest olur.

e- Her tür düşünce açıklaması serbestleşir.

f-Mustafa Kemal ve Türkleri özel olarak koruyan yasalar kaldırılır.

g- Soykırım ve katliamlar konusunda geçmişle yüzleşme süreci başlatılır.

Bu vb daha da sayılabilecek maddeler devlet ve hükümetin barışı kolaylaştırmak ve her tür şiddetin kaldırılması için gerekli olan yasal düzenlemelerdir.

4- Barış sürecinin sağlamlaştırılması için kimden gelirse gelsin şiddet reddedilir.

5-Taraflar karşılıklı hoşgörü ortamının sağlanması için açık taahhütlerde bulunur.

6-İki taraf ta şiddetle sorunun çözülmeyeceğini beyan eder.

7-Irkçılık, etnik ayrımcılık, şovenizm suçtur ve mahkûm edilir.

8-Karadeniz de BDP?ye karşı ve değişik yerlerde gündeme konulan ?itleri ortaya salma? taktiğinden vazgeçilir.

9-PKK de Kürtler arası veya bireylere yönelik şiddeti mahkûm eder

10- Yerlerinden yurtlarından göçertilen Kürtlerin yerlerine dönmesi sağlanmalıdır.

Maddeler çoğaltılabilir.

Bu tür adımlar öncelikle atılırsa, gerçek bir barış ve barışa uygun taahhütlerle herkesi çağıran bir ortam yaratılır.

İşte buna BARIŞ ORTAMI diyoruz.

Bu temelde başlayan bir süreç barış süreci olur.

Tartışma, karşılıklı saygı, anlama, dıştalamama ve ötekileştirmeme dili tutturulur.

Ortamı yumuşatan demeçler, tartışmalar olur.

Sağlıklı bir diyalog ve tartışma ortamı yaratılır.

Böyle bir ortamda her iki taraftan siyasi heyetlerin olacağı üçüncü bir ülkenin veya heyetin gözlemci ve denetleyici olacağı MÜZAKERE süreci başlatılır.

Benim kanıma göre kolaycı yaklaşımları bir tarafa bırakalım: tarihi anlaşmaların eşiğindeyiz, Oslo sürecinde Öcalan?ın açıkladığı tarihi yüzyıl anlaşması yapıyorum, kısa sürede anlaştım ve bitti ile barış, diyalog, müzakereler süreci olamaz. Erdoğan?ın dediği gibi ?terör belasından kurtulalım sorun çözülür? türlü beyanlar işi yokuşa sürmekten başka bir şey değildir.

Bana göre kuralına uygun bir barış ortamının oluşturulması hayati önemdedir. Hala kimse somut olarak kimseden bir şey istemiyor ve pazarlık yapmıyor. İlkin sağlıklı barış yolu açalım ki, sonrasında sağlıklı düşünelim. Ondan sonrası barışı kalıcılaştırmak için müzakereler olur.

PKK ateşkes ilan etsin, ?sınır ötesine? çekilsin ve silahları bıraksın TC, Erdoğan ve hükümetinin öncelikli temasıdır. Türk hükümeti ve medyası ?barış? ile PKK?nin tasfiyesini ön plana çıkarıyor. Türkiye?de barışın temel koşulu aşağı yukarı böyle yansıtılıyor.

Öcalan?da ise; Türkiye?nin genel demokratikleşmesi, ateşkes ve ?sınır ötesi?ne çekilme öncelik noktalarını oluşturuyor. KCK, Avrupa ve BDP hükümete karşı güvensizler, risklerin olduğunu belirtiyor ama Öcalan?a ?evet? diyeceğiz yaklaşımından kurtulamıyor.

********

Kim ne derse desin böylesi ?barış? yaklaşımları kırılgan olur. Hükümet ve devlet istediği zaman tekneyi devirebilir, hiç bir temel hak kabul edilmeden KCK ve Kürtlerin böyle bir barışı kabullenmesi oldukça zor görünüyor.

Her an yol kazalarına uğramaya açık bir barış girişi söz konusudur.

Türk hükümeti, bir barış projesine sahip değildir. Barış projesine sahip olmayanlar, Kürdistan ve Kürt sorunu ile ilgili tabi ki bir politik projeye sahip olamazlar.

Gerçek bir barış ortamı oluşmadı, tarafların birbirine kazık atması hep gündemde olur. Kürdistan tarafı yapmaz, ama TC den bu koşullarda herşey beklenebilir.

BAZI SOMUT ÖRNEKLER

Güney Afrika da Mandela?nın girişimi ile barış süreci başladı. Sonrasında hükümet af ilan etti, siyasi çalışmaları serbest yaptı ve müzakere süreci baladı, neredeyse 10 yıla yakın sürdü. Müzakereleri Mandela değil, Afrika Ulusal Kongresi yürüttü.

FARG açısından benzer bir süreç işliyor. Barış görüşmeleri başlatanlar ilkin barış için adımlar atmışlardır, sonra gözlemciler huzurunda müzakere yürütmüşlerdir.

TC ise tam tersini dayatıyor. Ne yazık ki, bu tersten giriş kabul görüyor. İşin yanılgı noktası buradadır.

Dün Abdullah Gül, adım atması gereken PKK?dir , onlar adım atsın ki bizde bakalım, diyordu.

Erdoğan, ne zaman sınır dışına çekildiler süreç o zaman başlar, diyor.

Atalay ise, bu süreç bir-iki yılda tamamlanır diyor.

Halk hala barışın yüzünü görmedi ve temel sorunların öyle Erdoğan-MİT-İmralı hattıyla çözüleceğini sanmak tam bir yanılgıdır.

Türk medyasının dili genelde barışa hizmet etmiyor. ?Barış? dedikleri PKK silahı bıraksına gelip takılıyor. Kısa yoldan barışı keşfetmeye ben ancak TÜRK TARZI BARIŞ diyorum.

İnsanlar ve toplumlar haklı olarak barış içinde yaşamak isterler. Bu gayet doğal ve hepimizin tercihidir. Türk tarzı barış söylemleri sürdükçe işler yoluna giremez. Kandırma, allama ve pullamadan, tepeden seyretmeden vazgeçip barış sahasına insinler, hakkaniyeti elden bırakmasınlar. Bu noktaya geldiklerinde, eşit ilişkileri nasıl sağlarız vb konuları tartışmak insani ve somut olur.

Kürtler ne zaman Türk usulü barışı aşarlarsa ve içindeki güvensizlikleri somut barış mücadelesine dönüştürürlerse onurlu barışa sahip olurlar.

Barışa ulaşmak, hemen şimdi! Ama nasıl?

Bir sonraki yazıda ne kazanıyoruz ne kaybediyoruz noktalarını işleyeceğiz.



Dursun Ali Küçük
Barışa Ulaşmak, Hemen Şimdi

Barış, görüşmeler, müzakereler, diyaloglar, eli tetikten çekmek gibi uygulamalar birbirine karıştırılmış ve arap saçına dönüştürülmüştür. Heyetler, barış masaları, üçüncü gözlemci bir ülke ortalıkta görünmüyor.

Türk medyasından fikir verenler Kürdistan sorunu uluslararasılaşmadan ?barış? yapalım ve Öcalan?ı değerlendirelim diyorlardı. ?Bütün ülkelerde uluslararsı güçler işin içindedir. Gerekiyorsa işler BM ye kadar uzanıyor? gibisinden hükümeti uyarıyorlardı.

Bizde ise tersi gerçekleşiyor, uluslarası güçler TC?nin yanında saf tutuyor sanki. TC?nin İmralı ile kendine has bir yol bulmasını onaylıyor gibidirler. Nasıl olsa Kürdistan tarafından böylesi istemler fazla dillendirilmiyor. Adeta başka güçler ve aktörler karışmasın deniliyor.

TC ise kendine has ve Türk egemenliğine göre bir hat sürdürmek peşinde koşuyor.

Barış iyi ve güzel bir iştir. Ama ?karşılıklı tavizler? prensibine dayanmak, hataları, günümüze kadar işlenen suçları ve gaspedilen hakları görmek, göstermek şartıyla.

TC?nin ?yurtta barış, dünyada barış? sloganının ne anlama geldiğini önceki makalemde yazdım.

ÖNCEKİ ATEŞKESLER BARIŞ MIYDI?

1993 ateşkesi ve Özal ile başlatılan süreç ciddiye alınması gerekiyordu. O zaman PKK ateşkes ilan etti. Özal geniş çaplı düşünüyordu, Fiilen ortada bulunan Güney Kürdistan?a yönelik hesapları vardı. Bir koyup üç alacaktı.

O zaman Özal ?federasyon bile tartışılabilir? demektedir. Herkese genel af ve PKK yöneticilerinin de 3-5 yıl içinde siyasal çalışmalara katılmasını öngörüyordu.

PKK lideri Öcalan dışarıdaydı. Bu süreçte Kürdistani güçler arasında birlik adımları atılıyor ve yakınlaşma vardı. Masada Kemal Burkay, Celal Talabani vb de bulunuyordu. Kürdistan sorununun çözümünde Özal da asgari ile yetinmek istiyordu. Ama her halükarda aradan geçen 20 yıllık zaman ve mekanı da dikkate alırsak Erdoğan?ın sözde çözüm projesinden daha ciddi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sonrası Erbakan, 1987-88 ateşkes arayışları, Ecevit, 1999 vb ise bana göre arayış ve oyalamadan ibaretti. 1999 ve sonrası ateşkes ve barışmaların karşılığı bulunmuyor ve ciddiye alınabilecek yanları bulunmamaktadır.

Oslo müzakereleri denilen olayda ise Kürdistan ile ilgili somut ve net talep bulunmamaktadır. Sızdırılan belgelerde ciddi bir şey yok. Üçüncü ülke denilen de istihbarattan ibaretti sanıyorum.

Ben hiç birinde barışa doğru atılan ciddi bir adım göremiyorum. Kaygan ve her an yol kazaları yaşayabilen girişimlerden öteye geçmedi.

En sonunda Cemil Bayık ?ÖNDERLİĞİMİZİ KANDIRIYPORLAR? dedi. Ya şimdikinde somut olarak ne var, bu gün söylenen yarın inkar edilemez mi? Tanıklar yok. Çünkü görüşen iki kişi birbirini yalancılık veya sözünü tutmamayla suçlayamaz. Çünkü ortada kime inanılacağını söyleyebilen tanıklar bulunmuyor.

Öte yandan bu günkü durumun farkı ne ki, onu anlamak zor oluyor?

ONURLU VE KARŞILIKLI BARIŞ NASIL OLUR? BARIŞ HEMEN ŞİMDİ

Bu konularda yeni kurallara gitmeyeceğiz. Türk tarafına ve AKP?ye bakılırsa Türk tarzı bir ?barış? yürütüyorlar. Kürtlerin bir kesimi doğrudan barış görüşmelerinin yaptığını kabul ediyor, ama ciddi yanılgılara sahipler.

Gerçekten barış yapmak isteyenler ve bu konuda samimi olanlar:

1-Karşılıklı ateşkes ve elleri tetikten çekmeyi sağlarlar.

2- Statüko ve sömürgeci sistemin yarattığı soykırım eşliğindeki barışı, ezilenler ve Kürdistan kurtuluş mücadelesi bozmuştur. Soykırım, işgal ve katliamlar eşliğinde toplumun susturulmasına dayanan sömürgeci barışın yerini yeni bir barış anlaşması almak zorundadır.

3- Adım atması gereken Kürdistan tarafı değildir, atım atması greken devlet ve hükümettir.

Demokratik Türkiye için olsa bile, hükümet ve devlet:

a-Bütün siyasi tutsakları kayıtsız şartsız serbest bırakmalıdır. Erdoğan?ın söylediği gibi savaşa katılan ve asker vuranı bırakmayız laflarıyla bu iş yürümez. Savaşta asker de gerilla da birbirini vurur. O halde kayıtsız ve koşulsuz bir siyasi ?af? gereklidir.

b-Faili devlet olan cinayetlerin aydınlığa kavuşturulması için süreç başlatılır.

c- Siyasi partiler yasası yeniden düzenlenir. Her görüş ve politik projeye sahip olanlara yasal alanda çalışma inkanı sağlanır.

d- Ayrılmayı savunan parti de dahil her tür örgütlenme serbest olur.

e- Her tür düşünce açıklaması serbestleşir.

f-Mustafa Kemal ve Türkleri özel olarak koruyan yasalar kaldırılır.

g- Soykırım ve katliamlar konusunda geçmişle yüzleşme süreci başlatılır.

Bu vb daha da sayılabilecek maddeler devlet ve hükümetin barışı kolaylaştırmak ve her tür şiddetin kaldırılması için gerekli olan yasal düzenlemelerdir.

4- Barış sürecinin sağlamlaştırılması için kimden gelirse gelsin şiddet reddedilir.

5-Taraflar karşılıklı hoşgörü ortamının sağlanması için açık taahhütlerde bulunur.

6-İki taraf ta şiddetle sorunun çözülmeyeceğini beyan eder.

7-Irkçılık, etnik ayrımcılık, şovenizm suçtur ve mahkûm edilir.

8-Karadeniz de BDP?ye karşı ve değişik yerlerde gündeme konulan ?itleri ortaya salma? taktiğinden vazgeçilir.

9-PKK de Kürtler arası veya bireylere yönelik şiddeti mahkûm eder

10- Yerlerinden yurtlarından göçertilen Kürtlerin yerlerine dönmesi sağlanmalıdır.

Maddeler çoğaltılabilir.

Bu tür adımlar öncelikle atılırsa, gerçek bir barış ve barışa uygun taahhütlerle herkesi çağıran bir ortam yaratılır.

İşte buna BARIŞ ORTAMI diyoruz.

Bu temelde başlayan bir süreç barış süreci olur.

Tartışma, karşılıklı saygı, anlama, dıştalamama ve ötekileştirmeme dili tutturulur.

Ortamı yumuşatan demeçler, tartışmalar olur.

Sağlıklı bir diyalog ve tartışma ortamı yaratılır.

Böyle bir ortamda her iki taraftan siyasi heyetlerin olacağı üçüncü bir ülkenin veya heyetin gözlemci ve denetleyici olacağı MÜZAKERE süreci başlatılır.

Benim kanıma göre kolaycı yaklaşımları bir tarafa bırakalım: tarihi anlaşmaların eşiğindeyiz, Oslo sürecinde Öcalan?ın açıkladığı tarihi yüzyıl anlaşması yapıyorum, kısa sürede anlaştım ve bitti ile barış, diyalog, müzakereler süreci olamaz. Erdoğan?ın dediği gibi ?terör belasından kurtulalım sorun çözülür? türlü beyanlar işi yokuşa sürmekten başka bir şey değildir.

Bana göre kuralına uygun bir barış ortamının oluşturulması hayati önemdedir. Hala kimse somut olarak kimseden bir şey istemiyor ve pazarlık yapmıyor. İlkin sağlıklı barış yolu açalım ki, sonrasında sağlıklı düşünelim. Ondan sonrası barışı kalıcılaştırmak için müzakereler olur.

PKK ateşkes ilan etsin, ?sınır ötesine? çekilsin ve silahları bıraksın TC, Erdoğan ve hükümetinin öncelikli temasıdır. Türk hükümeti ve medyası ?barış? ile PKK?nin tasfiyesini ön plana çıkarıyor. Türkiye?de barışın temel koşulu aşağı yukarı böyle yansıtılıyor.

Öcalan?da ise; Türkiye?nin genel demokratikleşmesi, ateşkes ve ?sınır ötesi?ne çekilme öncelik noktalarını oluşturuyor. KCK, Avrupa ve BDP hükümete karşı güvensizler, risklerin olduğunu belirtiyor ama Öcalan?a ?evet? diyeceğiz yaklaşımından kurtulamıyor.

********

Kim ne derse desin böylesi ?barış? yaklaşımları kırılgan olur. Hükümet ve devlet istediği zaman tekneyi devirebilir, hiç bir temel hak kabul edilmeden KCK ve Kürtlerin böyle bir barışı kabullenmesi oldukça zor görünüyor.

Her an yol kazalarına uğramaya açık bir barış girişi söz konusudur.

Türk hükümeti, bir barış projesine sahip değildir. Barış projesine sahip olmayanlar, Kürdistan ve Kürt sorunu ile ilgili tabi ki bir politik projeye sahip olamazlar.

Gerçek bir barış ortamı oluşmadı, tarafların birbirine kazık atması hep gündemde olur. Kürdistan tarafı yapmaz, ama TC den bu koşullarda herşey beklenebilir.

BAZI SOMUT ÖRNEKLER

Güney Afrika da Mandela?nın girişimi ile barış süreci başladı. Sonrasında hükümet af ilan etti, siyasi çalışmaları serbest yaptı ve müzakere süreci baladı, neredeyse 10 yıla yakın sürdü. Müzakereleri Mandela değil, Afrika Ulusal Kongresi yürüttü.

FARG açısından benzer bir süreç işliyor. Barış görüşmeleri başlatanlar ilkin barış için adımlar atmışlardır, sonra gözlemciler huzurunda müzakere yürütmüşlerdir.

TC ise tam tersini dayatıyor. Ne yazık ki, bu tersten giriş kabul görüyor. İşin yanılgı noktası buradadır.

Dün Abdullah Gül, adım atması gereken PKK?dir , onlar adım atsın ki bizde bakalım, diyordu.

Erdoğan, ne zaman sınır dışına çekildiler süreç o zaman başlar, diyor.

Atalay ise, bu süreç bir-iki yılda tamamlanır diyor.

Halk hala barışın yüzünü görmedi ve temel sorunların öyle Erdoğan-MİT-İmralı hattıyla çözüleceğini sanmak tam bir yanılgıdır.

Türk medyasının dili genelde barışa hizmet etmiyor. ?Barış? dedikleri PKK silahı bıraksına gelip takılıyor. Kısa yoldan barışı keşfetmeye ben ancak TÜRK TARZI BARIŞ diyorum.

İnsanlar ve toplumlar haklı olarak barış içinde yaşamak isterler. Bu gayet doğal ve hepimizin tercihidir. Türk tarzı barış söylemleri sürdükçe işler yoluna giremez. Kandırma, allama ve pullamadan, tepeden seyretmeden vazgeçip barış sahasına insinler, hakkaniyeti elden bırakmasınlar. Bu noktaya geldiklerinde, eşit ilişkileri nasıl sağlarız vb konuları tartışmak insani ve somut olur.

Kürtler ne zaman Türk usulü barışı aşarlarsa ve içindeki güvensizlikleri somut barış mücadelesine dönüştürürlerse onurlu barışa sahip olurlar.

Barışa ulaşmak, hemen şimdi! Ama nasıl?

Bir sonraki yazıda ne kazanıyoruz ne kaybediyoruz noktalarını işleyeceğiz.



Dursun Ali Küçük
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe