TÜRKİYE BÖLGENİN MODEL VEYA TÜCCAR ÜLKESİ Mİ?
 

Dursun Ali Küçük-12.04.2011-
 

Türkiye’nin bölgenin model ülkesi olduğundan sıkça söz edilir. Kimileri hala gerçekleşmeyen demokrasi, özgürlükler ve insan hakları açısından bunu örnek gösteriyor. Kimileri İslam’la cumhuriyeti birleştirdiği ve bölgenin otarşik*dini, otokratik ve krallıklarına yumuşak İslam adına model gösteriyor.
 

Bu tür iddialara katılmak mümkün değildir. Türkiye bölgede en çok gelişen ve sözü edilen konularda bölgeye hiç uğramayan demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler konusunda sadece bölge devletlerinden “ileri” olduğu için model gösteriliyor. Ama Türkiye kendi içinde ciddi olarak çözemediği bu sorunları bölgeye zaten taşıyamaz ve taşımamaktadır.
 

Türkiye bazı argümanları kullanarak bölgenin tüccar devleti veya gelişen ekonomisine PAZAR aramak için temel uğraşlarını sürdürüyor.
 

İsrail kartını eskiden çok kullanıyorlardı. Ama Türkiye ekonomisinin krizli olsa da büyüdüğünü kabul etmek gerekiyor. Büyüyen bir ekonomiye PAZAR öncellikle gerekiyor. Buna göre siyaseti ayarlamak istiyorlar. Türkiye’nin bölge devletlerinden ilerde olmasını doğal olarak çok partili derin devlet rejimi olduğu için kullanacaklardır. Çok partiler var, bazı hak ve özgürlükler var. Demokrasi ve özgürlükler için oluşan bir ortam ve hava var.
 

AKP hükümeti sadece dış politika ve ekonomi konusunda küreselleşmeye harfiyen uyuyor. Kendi sistemini yeni dünya düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesine göre ayarlamak istiyor. Aslında büyük Ortadoğu Projesi denilen olay son devrimlerle birlikte geliştirilmek isteniyor. Türkiye Büyük Ortadoğu Projesine hayır demese bile geçmişte ürkekti ve hala bu ürkekliği devam ediyor. Ancak gelişmelere göre kendisini ayarlıyor.
 

Bu açıdan İsrail kartını kullanamaz. İslamı ve bölge devletlerine ekonomik olarak açılmak için İsrail’i karşısına aldı. Kendi ekonomik ve tüccar çıkarları için bunu yapıyor.
 

Sorun insan hakları, temel hak ve özgürlükler ve demokrasi olsaydı, İsrail kendi içinde Türkiye’den çok daha ilerdedir. Sadece Filistinlilere ve Araplara karşı zulümkardır. Demek ki, mesele demokrasi, insan hakları ve temel hak ve özgürlükler değildir. Belli düzeyde bunlar İsrail’in kendi içinde var. Ama İsrail dışa geldi mi bunlara hayır diyor.
 

Türkiye ise iç sorunlarını çözmeden bölgeye yayılmak istiyor. Kürt açılımı çakılıp kaldı. En sonunda Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi olarak uyguluyoruz ve uyguladık diyorlar. Gerisi boş yani. Saddam Diktatörlüğü ve bu günkü İran Molla rejiminde Kürtçe konuşuluyor. Radyo ve TV var. Kürtçe üniversitelerde bölümler vardı ve var. Türkiye sadece bu kadarını veya biraz ilerisini yapmak istiyor. Bu da sorunu çözmek değildir. Alevi açılımı, geçmişten inkardan sadece “varsınıza” dönüştü. Bu kez Aleviler Sünni İslam’a başka biçimde sadece asimile edilmek isteniyor. Ekonomi ilerlemesine rağmen gelir dağılımı uçurumu artıyor. Kürdistan geçmişe göre çok gerilerde kaldı. Türkiye emekçileri açısından da sorun böyledir.
 

AKP ve TC sitemi sadece var olan sorunları kabul ediyor, sorunun sadece adını koyuyor, ama sorunları hangi yolla çözeceğine, hak ve taleplerini, özgürlüklerini güvenceye almaya geldi mi yan çiziyor. Geçmişte her şey inkar edilirdi. Bu gün ise sorunlara “sadece varsınız” deniyor. Gerisi kardeşiz, eski birlik ve beraberlik nutuklarını geçmiyor. Daha uzatmak mümkündür. Çok girmeyeceğim.
 

Ama Türkiye iç sorunlarını çözmeden model olmak istiyor veya bölgeye kendisini böyle yutturmak istiyor.
 

Peki insana demezler mi? Yutmazlar!
 

Mısır ve Mübarek’in gidişini Erdoğan hemen radikal tavırla istedi. Zaten hazırlamışlardı ve halkta hazırdı. Ama Libya ve Kaddafi için Türkiye ve AKP aynısını yapmadı. Suriye rejimi Mübarek rejimi ve Mısır’dan daha berbattır. Mübareke rest çekenler acaba Kaddafi’ye neden çekemiyorlar? Beşar Esad kardeşine neden rest çekemiyor Erdoğan? Hemen bölge devrimleri ve değişimler yaşanırken Cumhurbaşkanı Gül İran’a gitti. Kardeşlik ve İslamlıktan dem vuruldu. Acaba idamları ve vahşetiyle meşhur İran rejimi Mısır Mübarek rejiminden daha mı iyidir?
 

Bölge sorunlarını ve yaklaşımlarını izleyenler çok rahatlıkla Türkiye sistemi ve hükümetin iyi tüccarlığa oynadığını görürler.
 

Mısır rejiminin neden gitmesini istediklerine gelince ağırlıklı İsrail politikalarından dolayıdır. Birde Araplar içinde Mısır önemli bir rol oynuyor. Türkiye rejimi daha çok bunlar için Mısırlı Mübarek’e hemen git dediler.
 

Kaddafiye gelince çifte standart uyguladılar. Aslında Türkiye Kaddafi rejiminden yanadır. Fakat ne var ki zor duruma düştü. Buna göre kendilerini ayarlamaya çalışıyorlar. Çünkü muhalefet Libya’da Türkiye ve AKP'nin tavrını gördü. Bazı yürüyüşlerde Türkiye’ye karşı yaptılar, çifte standarda dikkat çektiler. Çünkü muhalefet iktidarı tam alırsa Türkiye’nin Libya’daki ekonomik pozisyonu değişir. Başka aktörler çok daha fazla devreye gireceklerdir. Fransa ile yaratılan sorunun temelinde ekonomik çıkar yatıyor. Çünkü Fransa’da oraya girmek istiyor ve muhalefeti aktif destekleyenlerdendir.
 

Beşar Esad’a gelince Türkiye bu sistemin yıkılmasını istemiyor. Zaten babasından sonra Kaddafi gibi hatta ondan daha kötü tarzda kapılarını Türkiye ekonomisine açtı. İran ha keza Türkiye için önemli bir pazardır.
 

*********
Türkiye AKP hükümeti ile bölgede model olmaya çalışırken ilişkileri en çok kimlerle başlattı? Devrilen ve hala iktidarları sallantıda olan demokrasi ve insan hakları, özgürlüklerle hiçbir alakası olmayan krallıklar, otokrat cumhuriyetçiler, otarşik-şeriat yönetimleri ile dostluk ilişkileri ve bölge politikasını ayarlamaya çalışıyordu.
 

Sıfır çözüm neydi?
Temel sorunları çözmek değil, onları olduğu gibi kabul edip, hatta bazılarını –Suriye ve İran gibi- Batıya karşı koruyup sadece İsrail’e tavır alma noktaları üzerine ağırlıklı oturmuştu. Vizeler demokrasi ve özgürlükler için değil, ekonomik dolaşım kolaylığı için kaldırıldı.
 

Güvenlik  ve benzer konularda ise ortaklık yapıyorlardı.
 

Kısacası bölgeye karşı Türkiye’nin estirdiği rüzgar Filistin kartını kullanmaktır. İslami kartı kullanmaktır. Filistin kartının kullanılması yeni değildir. Hafız Esat, Saddam ve Kaddafi bu kartı çok önceleri iyi kullandılar. Farklı noktalara kaydılar, Türkiye İsrail’e karşı olan kartın para edeceğini bildiği için bu röle soyundu. Çünkü, ekonomik ve ticaret yollarını açıyordu.
 

Erdoğan Esad'la kardeştir. Kaddafiden ödül almıştı. Gül, Ahmedi Nejat’ı bağrına basıyor. Çünkü Suriye ve İran Türkiye ile sınırdırlar. Buralara demokrasi ve özgürlükler gelirse ve buralarda Kürt sorunu çözülürse; Türkiye sistemi çok zor durumda kalacağını gayet iyi görüyor.
 

Bunun için Beşar Esad’a uyduruk reformlarla ayakta kalmasını sağlamaya çalışıyorlar. Suriye sistemi reform ve yenilenme yapacak bir sistem değildir. Tıpkı Türkiye’nin CHP gibi. Cumhuriyetin ve derin devletin kırmızı çizgilerinden vazgeçmesi nasıl ciddi bir sorunsa, Suriye’nin de çok daha katı kırmızı çizgileri vardır. İran rejimi yine çok katıdır. Reformlar yapmaya kalksalar dağılacağını ve yıkılacaklarını biliyorlar. Yapmasalar gidicidirler. Sıranın kendilerine gelmesini bekleyeceklerdir.
 

Şunu özellikle vurguluyorum: Türkiye; Suriye ve İran rejiminin bekçisi durumuna gelmiştir. Bunlar değişirse, sıra “model” olan Türkiye’ye geliyor.
 

***************
 

Türkiye’nin ekonomik gücü artınca ve bölgeye yerleşmek isteyince ilk akılarına gelen eski Osmanlının işgal ettiği topraklardır. Sanki buralara zülüm sadece emperyalizmle gelmiş gibi genellikle yazıp çiziyorlar. AKP Osmanlıcılığı kabul etmese de buna göre davranıyor. O zaman sömürgecilik İslam ideolojisi adı altında yürüyordu. Bu günkü yayılmacılık içinde bu gerekiyor. Emperyal ve hegemonyacı düşünceler, argümanlar bolca piyasaya sürülüyor. Batı sömürgeciliği lanetlenirken, Osmanlı sömürgeciliği onaylanıyor. Bu günde yapıldığı gibi Türk devletleri ve dolayısıyla Osmanlı ne yapmışsa hep haklı ve doğru yapmıştır mantığı egemendir. Erdoğan gittiği yerlerde işgal zamanı ordularını anıyor. Şehitlere sahip çıkma adına bunu yapıyor.
 

“Sıfır çözüm” aslında yayılma politikasıdır. Sıfır çözüm isteyen ilkin içerde sıfır çözüm yaratır. Bunu yapmayan dışarıda hiç sıfır çözüm yaratamaz. Geriye bölgede sadece ekonomik, ticari ve siyasi çıkarları ayarlamak kalıyor.
 

AKP, TC sitemini  işin gereğini yapıyor. Yayılmak isteyen doğal olarak Osmanlı ve çok eleştirdikleri emperyalizm ve büyük güçlerden öğreneceklerdir ve öğrenmişler. Başkanlık sistemini daha çok bunun için istiyorlar.
 

Osmanlı bükemediği eli öpüyordu. Bükeceği ele ise aman vermiyordu. Siyasal İslam geleneğinden gelenlerde aslında Osmanlı ve cumhuriyetin bu temel zorba ilkesini uyguluyor. AKP zor durumdayken ve darbe ile yüz yüze iken demokrasi, AB, insan hakları vb argümanları daha çok kendisi için istedi. Ordu ile anlaştı. Cumhuriyeti küresel egemenliğe uyarlamaya çalışıyorlar, ama bunu çok kötü bir biçimde yapıyorlar.
 

Tıpkı doğuda ekonomik gelişme yapan, ama demokrasi ve özgürlüklere yan çizen ülkelere benziyorlar. Ne de olsa doğu despotizmi devlet geleneklerinde var.
 

Bundan dolayı bölgedeki despotizme tavır alamıyorlar. Bölge despotizmiyle kardeşlik ve uyum içinde olmaya çalışırlar. Ekonomik ve tüccar çıkarlara göre arada sırada bazılarını hedef yapabilirler. Veya Libya’da olduğu gibi değişime mecburen katılmak ve dışında kalmak istemezler.
 

Türkiye küresel ekonomi ve tüccarlıkta bölgede “model”dir. Başkada model olacak hali yoktur ve yapamazda.
 

[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe