TÜRKİYE’NİN TEHLİKELİLERİ
Dursun Ali Küçük-2.5.2010-
Cumhuriyet boyunca hep iç tehlikeler sayılır. Her zaman bazı toplumsal kesimler Türkiye’de güvenlik açısından tehlikeli ilan edilir.
Tehlike belirlenince tehlikeli görülenler devlet sistemi tarafından hedef yapılır.
Bu gün cumhuriyetin tehlikeli gördüğü ve tehlike olarak algıladığı kesimler de neredeyse birbirini tehlike olarak görüyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri tehlikeli görülenler genellikle bir araya gelmediler.
Cumhuriyet tehlike gördüklerini birbirine karşı çıkarmak içinde ellerinden geleni yaptı.
Muhalif görülen toplumsal kesimler ise bunu aşamadılar.
Cumhuriyetin ilk kuruluşuyla üç kesim açık tehlike görülüyordu.
Bunlar, Kürtler, İslamcılar, komünistlerdi. Bu daha sonraları üç K formülü ile ifade edilmişti.
Komünizm, Kürtler, Kızılbaşlık.
Üç K uygulaması yanında devletin resmi dini yoluyla İslam bir bakıma devletten yana gösteriliyordu.
İslam bir süreç yaşadı. Resmi dinin dışında kendini ifade edecek yollar buldu. AKP ile modern ve reformcu bir kimlik kazandı. Kaldı ki, AKP programı ile İslami bir parti olarak algılanamaz, İslami geleneğe bir bakıma dayanıyor.
Dış tehlike bir hikayeden ibarettir genellikle. Dış düşman ve tehlike kullanılarak asıl içerdekiler vuruldu hep.
Reel sosyalizmin çökmesiyle komünizm tehlike olmaktan düştü.
DSP ve CHP hep devlet geleneğini sürdürdüler, kendilerini sosyal demokrat, demokratik sol, sol olarak adlandırsalar da bu devletin icat etiği devletin sağı ve solundan ibarettir.
Bu gün devletin sağı MHP’dir. Devletin “solu” ise CHP'dir. Ergenekon’da ise devletin sağı ve solundan herkesim var.
Ergenekon’da İslam ve PKK’li görünen, hala sosyalizmi savunduğunu iddia eden İşçi Partisi var. Bunların hepsinin üzerinde birleştiği noktalar genellikle şunlardır:
Emperyalizm tekerlemesi ve dış düşman ve her şeyi dışarının planı ve oyunu sunmak bunların ortak marifetidir. Bunları değişik görüşler adı altında yaparlar.
Hepsi AKP’yi hedef yapmaktadır.
Hepsi laiklik elden gidiyor, cumhuriyet laikliği kayboluyor görüşündedir.
Hepsi küresel dünyayı görmeyip sorunlarımızı biz bize içerde çözelim yaygaralarını bırakmaz.
Ergenekon davasını bazıları açık savundular ve avukatlık yaptılar, bazıları ise biz taraf değiliz ve bir şeye karışmayalım dediler.
Anayasa paketinde CHP, MHP, DSP ve sözde üçüncü bir alternatif anayasa yapacağını söyleyen BDP’nin tavrı birbirine benzerdir.
Hepsinin ortak paydası Mustafa Kemal doğru yaptı, sonra gelenler ve şu anda cumhuriyeti değiştirmek isteyenler bu yoldan saptılar görüşündeler.
Kimisi açıkça mevcut cumhuriyet değişmesin derken kimisi pratikte yapılan ve cumhuriyetin taşlarını yerinde oynatan gelişmelere karşı çıkarak ve sözde daha ilerisini yapacağını söyleyerek cumhuriyete dokunulmasını engellemek istiyor.
Gelelim somut tehlike gördüklerine;
Bu gün cumhuriyet için 1997’den beri belirgin iki tehlike vardır:
Birinci tehlike Kürtler ve Kürdistanlılardır.
İkinci tehlike değişen ve gündemleşen ve İslami gelenekten gelip değişik kesimleri toplayan AKP’dir. Bundan önce Erbakan geleneği ve partilerdi.
Bu belirgin iki tehlikeye Alevileri ekleyebiliriz.
Sosyalist sol şimdilik tehlike görülmüyor. Onaylanmıyor ama kitle gücü olmadığı için hesaba fazla katılmıyor. Kaldı ki geçmişte sosyalist sol olanların bir kısmının Ergenekon’a yakın durduğunu ve Ergenekon ve derin devlet tarafından yönlendirildiğini görmek zor değildir.
Türkiye’de değişimi sağlayanlar mevcut konumları itibariyle Kürtler, aleviler, AKP’dir. Değişim ve demokratikleşmede aktör olan güçler bunlardır. İşçi ve emekçiler, sivil toplum örgütleri, Ergenekon’dan uzak duran demokratik ve sosyalist solu, Taraf çevresi gibi siyasal liberalizmi savunanları buna eklemek mümkündür.
Üç aşağı beş yukarı değişim çerçevesi bunlardan oluşuyordu.
PKK ve Öcalan cumhuriyeti dönüştürmekten, değiştirmekten ve içini doldurmaktan söz ediyor.
Öcalan AKP hükümet olduğundan bu güne kadar asıl hedef yaptırdığı AKP ve hükümettir. Geçen haftaki avukat konuşmalarında Erdoğan’ı hepsinden tehlikeli ve demokrasi önündeki en ciddi engel olarak değerlendirmişti.
AKP yeşil faşizmdir. AKP dışında kalan ve demokrasi ve özgürlükler isteyen kesimler AKP gibi düşünmese ve politikalarına katılmasalar bile AKP’nin bir değişim havası yarattığına inanıyor ve kimi adımları destekliyorlar. Dolayısyla Öcalan göre, AKP’yi belli noktalarda destekleyenlerde Yeşil faşimi desteklemiş olur.
AKP, Kürtler ve Alevilerin tehlike görülmelerine rağmen birbirine yaklaşımları hiçte iç açıcı değil. Özellikle tabandan çok siyaset çevreleri denilebilir ki bu konuda üç maymunu oynuyorlar.
Durumun farkında olanlar vardır. AKP, Kürtler ve Aleviler içinde değişim ve demokratikleşme konusunda yakınlaşma, statükocu cepheye karşı ortak bazı adımlar atılması inancı ve davranışı içinde bulunanlar vardır.
Genel politika yürütenler ise birbirlerini tehlike olarak adlandırmaktadır.
Öcalan, KCK ve dolayısıyla legalde politika yürüten DTP ve BDP’nin birinci önceliği AKP’yi hedef yapmaktır. Alevilerle ortak dil bulmakta zaten zorlanıyorlar.
Aleviler bir dönemler AKP İslami gelenekten geliyor diye, eskiden gelen koşullanmayla itici davrandılar. Hatta Alevilerin bir kısmı Ergenekoncu ve darbe yapmak isteyen ordunun oyununa geldi. Burada işlenen motif ise “laiklik elden gidiyor” oldu. Alevilerin bazıları cumhuriyet laikliğinin faydalarını görmedikleri halde bu tuzağa düşüyorlar.
AKP, devlet geleneğinden kurtulmamıştır. Kürt açılımı ve sorunun çözümü derken Kürtleri muhatap almayan, KCK’yi hesaba katmayan bir yol izledi. Mevcut cumhuriyet durumu ve statükocular gerçeğindn hareketle  Kürtleri muhatap alacak bir adımda atacak durumda değildi, istese bile atamazdı. Hala o ortam ve cesaretleri oluşmadı. Buradaki kastım PKK ve Öcalan’dır.
Kısaca cumhuriyetin tehlike gördükleri toplumsal kesimler, siyasi partileri ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla kendi aralarında bir diyalog ortamı oluşturamıyorlar.
Bazı noktalarda sağlansa bile hala pamuk ipliğine bağlıdır.
Anayasa paketinde bu açıkça bir kez daha görüldü.
Devletin sağı ve solu olan MHP ve CHP ciddi hiçbir gerekçeleri olmamakla ve sunmamakla birlikte sadece hala yetersiz olan anayasa paketini engellemekle uğraştılar. DSP bunlara katıldı.
BDP ise alternatif anayasa oluşturacağını söylüyor. Hala bir anayasa metinleri bile yoktur. Sadece anayasada Kürt kimliğinin yer alması, hatta Murat Karayılan’ın söylediği Türkiye vatandaşlığına fit olma durumları bile var.
1921 anayasasına sıkça atıfta bulunmaları ve onun güncelleşmesini istemeleri ise tam bir siyaset dışılıktır.
En önemli noktada Kürtlerin çoğunluğunun desteğine hala sahip değiller. Çoğunluk desteği olsa bile anayasayı Kürtler tek başına yapamazlar.
O zaman Türkiye siyasal partileri içinde demokratik anayasaya en yakın duranları tercih etmek ve onlarla bazı maddeler üzerinde anlaşmak yolunu seçebilirler.
Bana sorarsanız Öcalan’ın sunduğu ve ne olduğu belirsiz üçüncü alternatif anayasa seçeneği sadece AKP’nin gündeme getirdiği anayasa paketine destek vermemek içindir.
Paket ile değiştirilmek istenen konuları Kürtlerde tercih eder.
Hatta bu paket yapılırken ek maddeler ekleme teklifleri götürüp tartışabilirlerdi.
%10 barajının düşürülmesi, son tutuklananların serbest bırakılması, hazine yardımı vb konular anayasa maddesi yapılacak şeyler değildir. Bunları farklı biçide konuşup dayatıcı olabilirler.
DTP ve BDP hep patilerinin kapatıldığından, yasaklandıklarından, faili meçhullerden, katliamlardan, hak ve özgürlüklerin olmayışında söz ederler.
Buyur sizi sürekli kapatan Anayasa Mahkemesinin üzerine gidin.
12 Eylül sistemi en çok Kürtlere, Kürdistan’a zarar verdi ve bu güne kadarda mevcut durum sürmektedir. 12 Eylülcülerin, generallerin, danışma meclisi üyesi olan Kamer Genç gibilerinin yargılanması ve teşhir edilmesinin yollarını aç.
HSYK, 12 Eylül ürünüdür.  Yargıyı orduya ve Ergenekon’a bağlıyor. Buyur bunun karşısında daha fazla dur.
Hep AKP’nin Kürt açılımı yapmadığından yakınıyorsunuz. Diyelim ki AKP, Türkiye vatandaşlığı kimliğini yasalaştırdı. Bu yasa Anayasa mahkemesinden hemen döner.
Kürt kimliği ile ilgili bir madde bu meclisten geçmez. Geçse bile Anayasanın değişmez maddesini ihlal olarak kabul edilir.
O halde bırakın kardeşim bu anayasayı delmekte iyi bir şeydir.
Sizde bu anayasayı delmeye değiştirmeye katılın, daha fazlasını yapmadığı için AKP’yi halka şikayet ediniz.
O zaman tutarlı olursunuz.
Öcalan, İmralı ile birlikte Ergenekoncuların açık denetimine girmişti. Ne kadar bundan uzaklaştığı hala tartışmalıktır.
Hep Mustafa kemal’in iyiliklerini saydığına göre pek umut vereceğe benzemiyor.
Bu derin devlet, ordu, Ergenekoncular bu güne kadar AKP’yi darbe yoluyla veya kapatarak götürmek istiyorlar. Nedenini hiç anlamak istemiyor musunuz?
Siz gerçekten siyasi kör müsünüz?
Cumhuriyeti asıl savunan ve tamamen statükocu davrananları bırakıp, şöyle veya böyle değişim cephesinde olan veya değişime söyle veya böyle hizmet edenleri hedef alanlar acaba ne istiyorlar?
Diyelim ki AKP’yi götürdüler. Ordu, CHP, Ergenekoncular, katliamcılar, soykırımcılar ile baş başa kalırsınız.
Benden söylemesi; Böyle bir durumun oluşacağına fazla ihtimal vermiyorum.
Ama tehlike geçmiş değildir. Kazara durum bunların lehine değişir ve bunlarla baş başa kalırsanız, Öcalan’ın 1999 ve 2000 söylemlerine döneceğini adım gibi biliyorum.
AKP’den istediklerinizi ve oluşan ortamı bunlardan bulamazsınız.
Referanduma gider ve hayır çıkarsa olacak olan budur.
Referandumdan geçerse AKP bir daha seçimleri kazanacak ve birçokları nal toplayacaktır.
Yada kara senaryolara göre CHP'nin başvurusu üzerine AKP kapatılırsa, savcı kapatma davasını gündeme getirir ve bunu yapmaya cesaret ederlerse
Sadece AKP gitmeyecek, sizler daha fazla ayaklar altında ezileceksiniz.
Bağımsız parti olacağız dediniz ama bu gün DTP’yi bile aratır duruma geldiniz.
[email protected].com
 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe