ÜÇ EYALET KOMUTANI
Dr Baran, Şiyar ve İsa arkadaşların her üçüde Dersim eyalet komutanlığı yapmışlardı. Her üçü de Dersim’de doğmuştu. Ülkenin başka alanlarında da mücadele etmişlerdi. Her üç eyalet komutanı da sömürgeci orduya karşı sonuna kadar mücadele etmişlerdir. Tarih sayfalarına adını olumlu yazdırmışlardı ve her üçü de arkadaşları ve halk tarafından sevilen insanlardı.
Dursun Ali Küçük
08.02.2009 - 21:33
ÜÇ EYALET KOMUTANI

Dr Baran, Şiyar ve İsa arkadaşların her üçüde Dersim eyalet komutanlığı yapmışlardı. Her üçü de Dersim’de doğmuştu. Ülkenin başka alanlarında da mücadele etmişlerdi.

Her üç eyalet komutanı da sömürgeci orduya karşı sonuna kadar mücadele etmişlerdir. Tarih sayfalarına adını olumlu yazdırmışlardı ve her üçü de arkadaşları ve halk tarafından sevilen insanlardı. Her üçü de Dersim’de doğduğu topraklarda şehit düşmüşlerdir.


Dr Baran ile aynı köydeniz ve bir bakıma akraba sayılırız.

Dersim, sömürgeciliğe karşı mücadele ve Dersim soykırımına karşı meşru savunma yürütme de en parlak dönemini Dr Baran döneminde yaşamıştı. Bu dönemin katılımları hem daha fazladır, hem daha fazla eylemliliklerin yaşadığı ve halkın desteğinin de en yoğun olduğu dönemdir.

Dersim Eyalet Komutanı Dr Baran’da en çok bununla yer edinmiş ve tanınmıştır. Şüphesiz Dr Baran başka alanlarda mücadele etmiş ve Libya’da işçi olarak çalışırken mücadeleye katılmıştır. Başka alanlarda gerillacılık yaparken sırtında ilaç torbası taşımaktadır. Uğradığı köy ve yerleşim yerlerinde halka ilaç verdiği için adı doktor olarak anılmış ve Dr Baran olarak tanınmıştır.

Botan-Behdinan alanında mücadele ederken yiyecekleri bitiyor. Çok acıkıyorlar. Bir grup gerillayla bir köye uğrarlar. Köylü en iyi yemeklerinden olan bal getirir. Doyasıya yerler. Aslında doymuşlardır. Dr Baran bir parmak bal alarak gözüne çalar. Midem doymuştur, ama bu gözüm doymuyor diye söylenir. O’nun bu hikâyesini hemen her gerilla bilirdi ve anlatırdı.

1993 yılında Dersim pratiği genel olarak olumluydu. Her konuda bazı eksiklere rağmen iyi durumda sayılırlardı. Bu yıllarda hemen bütün eyaletlerde gelişme vardı. Baş aşağı gidiş 1993 yılından sonra oldu. Baştan sona Dersim eyaleti diğer eyaletlere göre en az kayıpla süreci yaşayan eyalet konumunu korudu.

Dr baran 1993 yılı biter 1994 yılına girerken şahadete ulaştı. Haber gelince bende “Önderlik Sahası”ndaydım.

İlk verilen bilgiler; Dr Baran’ın Dersim şehir merkezinde intihar etti denilen Türk komutanıyla görüştüğü ve daha sonra bilinmeyen bir nedenle kendi yaşamına son verdiği yönündeydi.

Öcalan bunun üzerine hemen derste bir çözümleme yaptı. Çözümlemenin içeriği şöyleydi: Dr Baran Türk subayı ile görüşmüş ve zımni anlaşma yapmıştır. İçine girdiği bu ilişkiler sonucu intihar etmiştir. İntihar eden bir kişide şehit olarak görülemez. Dolayısıyla PKK’nin şehidi değildir.

Yaşamına son vermesi bu kadar basit olamaz, tam bir anlam veremiyorduk, gerekli bilgilerden de yoksunduk.

O zaman Şemdin Sakık'ta ordaydı. Bu değerlendirmeye bir itirazı olmadı. Daha sonra Dersim’e gittiğinde olayı başka komutanların üstüne atıyordu. Çünkü onlardan kurtulmak istiyordu ve onlar Şemdin’in tarzına ve bazı yaklaşımlarına katılmıyorlar. TC’ye teslim edildikten sonra Öcalan’ın Dr Baran’ı tanındığı ve öne çıktığı için ortadan kaldırdığını belirtmektedir.

Halk ve Dersimlilerde haklı olarak Dr Baran olayına bir anlam vermedi. Özellikle şehit kabul edilmemesini hiç benimsemediler.

Durum karışık olduğu için bana Avrupa’da Dersimlilere yönelik bazı toplantılar yapma talimatı verildi.

Bu konuda bazı toplantılar yaptım. İntihar ettiği ve şehit ilan edilmediği türünden parti görüşlerini, yani Öcalan değerlendirmelerini belirtiyordum. Düşmanla işbirliği yaptığı noktasını işlemiyordum. O zaman ben olayı daha tam çözmemiştim, benim kaygılarım ve kuşkularımda vardı.

Talimatla gerçekleştirdiğim bu toplantılar için, başta Dr Baran ve ailesi olmak üzere tüm Dersimlilerden özür diliyorum. Halkın itirazlarını iletmiştik ve bunun üzerine Dr Baran şehit ilan edildi.

Bir kez Dr Baran önemli bir gerilla komutanı ve savaştığı güçlerle de hiçbir ilişkisi olmamıştır. Zımni anlaşma yaptığı değerlendirmesi doğru değildir. Bundan dolayı yaşamına son verdiği de tam bir yalandır. Çünkü Dr baran şehit ilan edilmesine rağmen hakkında yapılan yanlış değerlendirmeler geri alınmadı ve düzeltilmedi.

Dr Baran tanıdığım ve köylüm olduğu için olayın iç yüzünü öğrenmek için merak ediyordum.

Şemdin’in görüşünü belirttim. Onun görüşünü doğrulayan tarzda başka hiç kimseden ona yakın veya benzer değerlendirme yapanı duymadım.

Dr Baran’ın güvenliğinde kalan bir genç, Şemdin’inde güvenliğinde kalmıştı. Onunla da konuşma fırsatı buldum. Şemdin’in suçladığı komutanlarla da konuştum. Güçlerin Güneye çekilmesinde eyalet komutanı İsa arkadaş ve başka Dersimden gelenlerle konuştum.

Hepsinin anlattığında ortaya çıkardığım sonuç yaşamına son verdiği yönündeydi.

Niye yaşamına son verdiği konusunda ise izah edici bilgiler yetersizdi. Neden ve niçin sorusu tam açıklığa kavuşturulmuyordu.

Aysel Doğan’la da bu konuyu konuştum. Aysel, yaşamına son vermeden önce kendilerine her zamankiden daha fazla iyi davrandığını belirtiyordu. Benzer değerlendirmeyi başka arkadaşlar dan da dinledim.

Tam bu sıralarda Öcalan, üç PKK tanımlaması yapıyordu. Bunlardan hakiki PKK kendisi olarak anlatırken, diğer iki PKK’yi orta yol ve kontra parti olarak değerlendiriliyordu. Güneybatı’dan terzi Cemal çekilmiş ve vurulmuştu. Mardin eyalet komutanı kontra partici olarak değerlendirilmişti, kaçmıştı. Şemdin Amed’de çekilmiş ve benzer değerlendirmelerle karşılaşmıştı. 1992’de Botan eyalet komutanı Kör Cemal cezalandırılmıştı. Osman yine benzer eleştiriler altındadır. Öte yandan TC’nin topyekûn saldırılarıyla eyaletlerin eski konumları sarsılmaya başlamıştı.

Hemen bütün eyaletler için benzer veya yaklaşık değerlendirmeler vardı. Sanırım Dersim’de bu sıralarda eyalet konferansına hazırlanıyordu. Oraya yönelik çözümleme ve değerlendirmeler de vardı.

Ayrıca Dr Baran’da diğer alanlarda hedeflenen kişilerle birlikte mücadele yürütmüştür.

Tam aydınlanmasa da benim bütün dinlediklerim ve o zaman yaşananlardan çıkardığım sonuç şudur; ağırlıklı Öcalan’ın bu değerlendirme ve yaklaşımları Dersim eyalet Komutanı Dr Baran’ın yaşamına son vermesine yol açmıştır.

Ayrıca Şemdin’in Dr Baran ile ilgili suçladığı komutanlardan biri şimdi KCK’de komutanlık yapmaktadır, birisi de PKK’den ayrılmıştır. PKK ve gerillaların bu ikisine yönelikte iddiaları olmamış ve soruşturulmamışlardır.

Dr Baran arkadaşlarına hitaben hep “cigara mın” derdi. Cigara Dersim ve Kürdistan olarak yaşayacaktır.

 

Şiyar arkadaş 90–91 de Dersim eyalet komutanlığı yaptı. O çeteciliğe ve iç infazlara karşıydı. 4.Kongrede çeteci yaklaşım ve uygulamalara karşı çıkar, Şener ve sarı Baran’la arkadaşlıkları olur. Kongreden hemen sonra görevlendirilir ve bir grup alarak Dersim’e doğru yola çıkar.

Bu arada Kongrede Öcalan’ında rapor ve mali raporunu sunmasını, stratejik önderliğin merkez komitesinin üstlenmesi ve çeteci uygulamalara, iç infazlara karşı çıkan Şener ve Sarı Baran tutuklanır. Nizamettin Botan özeleştiriye alınır. Öcalan hemen harekete geçmiştir.

Şiyar’ın peşine durdurulması için bir grup takılır ve grup Şiyar’a yetişmez ve durduramaz. Şiyar görevlendirilmiş biçimiyle Dersim’e ulaşır ve eyalet komutanlığı yapar. Komutanlık yaptığı bu süreçte gelişmeler yaşanır. Öcalan konuşmaları ile Şiyar’ın nasıl elden kaçtığı yorumlarında bulunur. Uygun bir yöntemle çağrılması ile uğraşır. Şiyar yola düşmemiş olsaydı, dersim eyalet komutanlığını yapamayacaktı. Başına neler gelir kestirilemezdi. Öcalan bu tarzda Şiyar’ın peşine düşmesine rağmen, Şiyarın amacı ise sömürgeci orduya karşı mücadele etmek olur. Bunu hakkıyla da yapar.  Dersim’e gelişi iki yıl olmuyordu, pratiği de iyidir. Geri çağrılmasının önemli gerekçesi yoktur.

Olsun, 4.Kongre'de olanlardan dolayı Öcalan Şiyar’ı da kafaya takmıştır.  Sonra Dersim’e bir grup gider. Şiyar artık nasıl izah ediliyorsa Öcalan’ın sahasına çağrılır. O yola düşer ve daha ulaşmadan yolda şehit düşer. Sonrası Şiyar arkadaş önemli bir eyalet komutanı olarak anıldı ve sahiplenildi. Gerçektende öyleydi ve bu temelde söylenenlere katılıyorum.

İsa arkadaşta çekirdekten yetişmiş bir gerilladır ve başka alanlarda mücadele ederek Dersim’e gelmiş ve buradaki mücadelesiyle eyalet komutanlığına yükselmiştir. Daha önceleri tanımıyordum. 1999’da Güneye gelmişti. 6. Kongreye bir grup arkadaşıyla gelmişti. Bu kongrede divana seçilmişti.  Burada tanıdım ve bir süre beraber kalma fırsatı bulmuştum. Bir sürede başka yerde aynı odayı paylaşmıştık.

Herkese her şeyini anlatmıyordu. Anlatamazdı. Güneye ve buradaki ilişkilere ısınmadığını vurguluyordu. Onu yadırgamıyorum. Bende her kesle her şeyi paylaşmıyor ve anlatmıyordum. İlk tanışmamızla beraber aradan bir süre geçince samimiyetimiz başladı. Bazı konuları birbirimizle paylaştık.

1997’de bir çatışmada yaralanmıştı. Kendisiyle konuştuğumda geçmiş olsun dememiştim. Sohbetlerimizde bu duruma kırıldığını belirtiyordu, haklıydı. Bu konuda ona hak verdim. Güney bana göre değil, tekrar Dersim’e gitmek istediğini sıkça belirtiyordu. Bu konuda O’nu ikna edemiyordum. Aslında bir bakıma gitmesinden yana değildim, ama çok açıkta karşı çıkmıyordum. Israrla kendisine yardımcı olmamı istiyordu. Hala güçlerin Güneye çekilme kararı yoktu. Savaş sürüyordu, O’da güneyi kısmen daha önce tanıyordu. Ayrıca mevcut örgüt yapılanmasına ve benzer durumlara bakınca burada yapamayacağında ısrarlı oluyordu.

Böyle sohbetler yaptığımız bir süreçte, tam da bu sırada sanırım Öcalan’dan ilk görüşme notu 1999 baharında gelmişti.

Bu görüşme notunda metropol eylemleri ve savaşın sona erdirilmesi isteniyordu. Metropol eylemleri durdurulup savaşın bu tarz durdurulmasına Konsey itiraz etmişti. Peşine Öcalan, işkence görmediğini ve her şeyi kendi şuuruyla ve bilinciyle söylediğini yenilemiş ve savaşı durdurmazsanız “sizi tasfiyeci ve hain ilan ederim” diyerek karşılık vermişti.

İsa ve bende bu görüşme notunu okumuş ve durumu biliyorduk. Artık ben İsa’ın Dersim’e gitmemesi için ikna etmeye çalıyordum.

Savaşın bu tarzda durdurulması ikimizin de hoşuna gitmemişti. Böyle sona erdirilmesinin doğru olmadığını konuşuyorduk. Çünkü Öcalan’ın birden bire bunu söylemesi ve itiraf ifadeleri, 180 derece ters dönüş yapması ve benzer tutumlarını benimsemiyorduk. Adaletli bir barış olmasını Öcalan’dan fazla istiyorduk. Aynı odadaydık. Böyle bir durumda niye gideceksin diye soruyordum. O ısrarla bu alandan adeta kaçmak istiyordu. Ne ettimse ikna edemedim. O kafasına koymuştu ve ne olursa adeta Dersim’de olsun diyordu.

Ben oradan bu şekilde ayrıldım. Başka bir yere gittim.

Kısa bir süre sonra baktım İsa arkadaş bir grupla geldi. Merhabalaştık, o gün misafir olarak kaldılar.

Bir grupla geldiğinde ve bu grupta yer alanların bazıları da daha önce Dersim’de kalan arkadaşlardan olduğundan dolayı anladım ki Dersim’e gidiyorlar. Yine karşılaşır karşılaşmaz nereye diye sordum.

İsa arkadaş sevinçliydi. Dersime gidiyordu. Konseyle konuşmuş ve isteği olmuştu.

İçim gitme diyor, dışım ise İsa’nın kararını bozmak istemiyor.

Oturduk, bir güne yakın kaldılar. Benimde doğduğum ve uzun yıllardır hiç göremediğim yere gidiyorlar. Bazıları bizim köye yakında kalmışlardı. İsa’nın köyleri de uzak olsa da bize fazla uzak sayılmaz. Beraber fotoğraflar çektik.

Ertesi gün öpüştük, vedalaştık ve gittiler!

İsa’nın gidişi o gidişti. Daha yoldayken savaş sona erdirilmiş, güçlerin Güneye çekilmesi kararı alınmıştı. İsa daha gitmeden bunu, söylediğim gibi aşağı yukarı biliyordu. Tanıdığım İsa böyle teslimiyetçi bir yaklaşımı zaten kabul etmezdi ve etmiyor. Barışın dilinde doğal savunma yapanlar daha fazla anlar. İsa’nın bu dile bir itirazı bulunmuyor.

Daha Dersim’e ulaşmadan hakkında söylentiler çıkarıldı. Konsey devreye girdi. O’nun Dersim’e gidip kemal Alpaslan ve benzerleri ile buluşması istenmiyordu. Bu arada bazıları, Amed’den gelenler İsa’nın Öcalan’ın fotoğrafını yırtığı ve benzer şeyler söylediler. Tavır aldığını ve geri dönmek istemediklerini söylediler. Kemal ve Hamili gillerin geri çekilmeyi benimsemedikleri, gelmek istemedikleri eklenerek söylendi.

Bu arada Dersim’li itirafçı her zaman olduğu gibi cihazlarda devreye kondu. Hemen gelin diye. Bu tür yaklaşımlardan ve geri çekilmenin aceleye getirilmesinde 300’den fazla gerilla TC’nin ordu güçlerinin pususuna düşerek şehit oldu.

İsa kararlıydı, Dersim’e gidecekti.  Söylentileri de duymuştu.

Komutanların hiç biri, böylesi bir tarzda savaşı sona erdirmeye kafası yatmamıştı ve bunu kendilerine yediremiyorlardı. Barış, ama onurlu bir barışı istiyorlardı. Bazıları bunu açık dillendirirken, bazıları dolaylı söylüyordu veya sessiz kalıyordu. Tabi bunun faturası ise açık konuşanlara çıkarılıyordu ve onlar hedef yapılıyordu.

Neticede Bingöl'den Dersim’e gitmek isterken İsa ve grubu pusuya düşüyordu ve İsa arkadaş şehit düşüyordu. Bu gruptan çatışmada sağ kurtulup Dersim’e ulaşanlarda yanılmıyorsam hepsi şehit düştüler.

Her üçü de sömürgeci orduya ve devlete karşı mücadele etmiş eyalet komutanları olarak yaşayacaklar!

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe