UNUTMAK!
Özü sevgi ve özgürlükle doldurulmayan yaşam boştur. Nisan yağmurlarındaki aşka benzer. Çok sevdiğini sanırsın ama bazı dalgalar vurunca çabuk unutursun.
Bu kez çok sevdiğini öldürmek istersin, ya da ona düşman kesilirsin.
Kötülükleri unutmak ve terk edip iyiyi ve güzeli seçmek yaşama anlam katar.
Diktatör ve soykırımcı, Ergenekoncu vb lerinin bir halka ve insanlığa yaptıkları ise unutulmaz.
Zalimi unutmayız, soykırıma ve faili meçhule uğrayanları severiz.
Mazlumdan yana oluruz.
İnsanlık suçu, soykırım, siyasi cinayetler, darbeler, itirafçılar unutulamaz. Ahmet Türk, sırrı Sakık ve Emine ayna hala olmayan barış gündeme geldiğinde “faili meçhul cinayetleri unutabiliriz” dediler.
Ergenekon uda unuttuk. Taraf olmadık. Ama hepte AKP’yi eleştirdik, hedef yaptık.
Anadilimizi istiyoruz ama bir taraftan da istemiyoruz, ikinci dil olsun dedik.
Başka konulara girmiyoruz.
Yaşadığımız coğrafyada anadilimizi ve kaldığımız topraklarda anadilimizi kullanmak ve hem de bunu birinci derecede istemek doğal ve anadan doğma hakkımız değil mi?
Anadilini ikinci dereceye düşürmek unutmak anlamına gelmiyor mu?
Hangi ülkede gördünüz bir halk anadilini yedek derecede istiyor?
Faili devlet olan kimine göre 17.000, kimine göre 20.000, kimine göre daha fazladır. Faili meçhulleri unutan nasıl demokrasi ve özgürlük yanlısı olur.
Barış ve özgürlük, demokrasi faili meçhullerin devlet tarafından kabulü ile olur.
Ergenekon un üzerine gitmek ve ordunun derin devletin darbelerine, Ergenekon, hizbilkontra vb bir dizi çete örgütlerinin dağıtılması ile gerçekleşir.
Biraz balans ayarı yapan ve olduğu gibi kalan devletle demokrasi gelmez.
Samimi barış istemeyen TC, kendi tarihi ve suçları, soykırım, etnik temizlik, darbeleri, Ergenekonları  ve benzer ile yüzleşemedikçe hangi demokrasi ve barışın geleceğini sanıyorsunuz?
 Lafı fazla uzatmadan karşılığı olmayan bir barışa nasıl balıklama atlandığını bir görelim:
Ahmet Türk; “17 bin faili meçhul cinayeti unutmaya hazırız yeter ki barış gelsin.”
Emine Ayna; “Sorunun çözümü için 17 bin insanın hesabını sormayız. Yeter ki, sorun çözülsün. Karşılıklı niyet gereklidir. Mesela operasyonlar durmalıdır. Faili meçhul cinayetlerin aileleri de aynı fikirdedir. Çünkü sorun çözülürse onlarda amcaların, babalarının, kardeşlerinin, ağabeylerinin boşuna ölmediklerini düşünecekler.”
Sırrı Sakık; Ahmet Türk “Başkan, faili meçhulleri, yargısız infazları unutmaya hazırız demekle iyi ettin. Türkiye’nin bütününe barış isteğimizde samimi olduğumuzu göstermeliyiz.”
Faili meçhullerin failleri ne zaman bağımsız mahkemelerin karşısına çıkar ve devlet bizzat çeteler aracılığıyla işlediği suçlarla yüzleşirse bu demokrasi ve barışa kalıcı bir adım atma olur.
Siz unutabilirsiniz, ama ben unutamam.
Suç örgütleri ve generaller, darbeciler, soykırımcılar, kısaca bütün dünyaca kabul edilen ve insanlık suçlarını işleyenler yargılanmadıkça ve Türkiye geçmiş tarihi ve siyasi suç trafiği ile yüzleşmedikçe kalıcı bir barış ve demokrasi gelmez.
Ailenizden olsa unutmazsınız. Nasıl olsa Kürtler ölmüş unutun gitsin.
Dünyanın her yerinde barış ve demokrasinin nasıl geldiğini herkes bilir.
İspanya ve Yunanistan vb ülkelere bakalım. Darbeciler ve demokrasi, insanlık düşmanları yargılanmış, o ülkeler önemli konularda özür dilemişler.
Unutmayız. Varın siz unutun. Sahi bu görüşü kimden aldınız. Yoksa bazılarının faili meçhullerini unutmak karşılığında devletin cinayetlerini unutmak mı istiyorsunuz?
Devlet, faili meçhullerle yüzleşip, özür dileyip, yargılamalar yaparsa faili meçhuller açığa çıkar ve toplumun vicdanı o zaman rahat eder.
Unutmaya çalışmak vicdansızlık değil mi?
********
Geçmiş hafızamız zayıf.
Nedense duygusalız ve çabuk unuturuz.
Tarihimiz ve yaklaşımlarımızı yazmıyorum.
En ulu önderin söylediği tarih oluyor.
Tarihçilerin şöyle veya böyle söyledikleri dikkate alınmıyor.
Bir insanın anadan doğma ve insan olma hakkı olan dilimizi de unutuyoruz.
Anadilimi istiyorum talebi haklı ve yerindedir.
Bazı siyasetçilerimiz ve DTP’li bazılarının açıklamalarında, PKK’nin bazı belgelerinde Kürtçe ikinci dil olsun tanımlama ve açıklamaları var.
Dile bile ağız ucuyla sahip çıkıldı mı, neye sahip çıkacağız.
Coğrafyamızda anadilimizin birinci dil olmasında vazgeçmeyiz.
Kardeşlik üvey kardeşlik olursa ve barış ordunun inisiyatifine bırakılırsa, ikide bir hakkı verilmeden kardeşlik ve barışın içi boşaltılırsa ana dilimizi de unutacağız. Veya bize unutturmaya çalışacaklar.
Kurmanca ya yedeklik muamelesi yapılmasını reva görenler Zazacayı ise zaten unutuyor.
Ama biz unutmayacağız.
Bağımsızlıkta en temel haklardan biri olduğu için ondan vazgeçildi.
Onu da unutun diyorlar.
Hadi diyelim konjonktür uygun değil, eşit ve özgür birliktelik için federasyon, konfederasyon türü şeyler niye olmasın.
Federasyon ve konfederasyon unutturuluyor.
Unutalım. Unutalım, geriye ne kalıyor.
Ergenekon orduydu ve onun örgütlenmiş ve her düzeye yayılmış suç örgütüydü. Darbeci ve insanlık suçları işlemiştir ve ençok Kürtleri vurmuştu.
Onu unutturdular. “Taraf olmayız” dediler.
Oysa Ergenekonu çözmek ve teşhir etmek, yargılanması için sonuna kadar yol açmaya çalışmak, ordu ve derin devleti vurmaktı. Faili meçhulleri açığa çıkarmaktı.
*******
Ergenekon için taraf olunmadı, kamuoyunda mayın yasası olarak bilinen yasaya DTP taraf oldu.
CHP ve MHP ile birlikte Anayasa Mahkemesine götürmek için imza verildi.
Sahi CHP ve MHP yerli patronlara mayınlı alanın temizlemesini verelim derken, oradaki arazinin halka mı verileceğini sanıyoruz.
Mayınlı alanın temizlenmesi ve sınırın açılması önemlidir. Mayın temizlemeyi kime verseler de bunlar oradaki halkın yararlanmasını istemez.
İşin özü sınırın mayından temizlenmesine karşı olmalarıdır.
Kürtler söz konusu olunca CHP ve MHP’nin hayırlı bir iş yaptığını görmedik.
Sahi buna taraf olmak nereden çıktı.
Bari gölge etmeyin sınırı mayından temizlesinler.
Galiba aklını peynirle yemek buna denir.
****
Sayın Hasan Bildirici, “Öcalan ne diyecek” makalesinde kuşkularını haklı olarak dile getiriyor. Ama öte yandan yanlış bir yönlendirmeye sahip.
Bilinen kesimlerin DTP ve KCK’nin anadilin resmi olarak kabul edilmesinden yana olduğunu ve “Özerk Kürdistan” istendiğini, asgari talep olarak bunlardan vazgeçilmeyeceğini belirtiyor veya öyle bekliyor.
Hasan arkadaş bu konuda şüphelerim çok fazladır. Anadilin yedek olmasına yatıldığını yukarda belirttim.
“Özerk Kürdistan” için formüle edilen bir talepler sıralaması bulunmuyor. Yerel yönetim ve İller Yasası değişsin, 1921 Anayasası esas alınsın görüşleri ve politik talepler ağırlığını koruyor.
Özerklikte bile anadil özerk coğrafyada birinci dil olur, Kürdistan meclisi ve idari yapısı vb olur.
Kısaca şimdiye kadar duyduğum ve daha öncede bildiğim şeyler özerklik değil. Başkada ismini  buyurun siz koyun.
Bu arada Öcalan avukatlarını medyanın bilinen isimlerinin yanına gönderip görüş alıyormuş.
Adamlar görüşlerini açıkça yazıyorlar. Bilinmeyen bir durum yok.
Politik bir yoklamanın bu tarzda yapılmasına tanık olmuşuz.
Avukatlar daha önce Doğu Perinçek, Ergenekon’dan yargılanan bazı isimler, Kanada da olan MİT elemanı vb yanına gitmişti. O zamanda barış aranıyordu. İlter Türkmen vb görüşmeler yapın denilmişti.
O barışın tamamen boş ve kandırmaca olduğu ortaya çıktı.
Hasan arkadaş bu turlardan bir şey çıkmayacağını söylüyor ve bu konuda haklı.
Halkın ve çeşitli siyaset çevrelerinin, Kürt çevrelerinin görüşlerini alıp onlara değer vermek daha doğru değil mi?
Son tartışmaları yakından izleyenler Murat Karayılan’ın basında öne çıktığını biliyor. Bura da Öcalan pek gündemleşmedi. Yeni yol haritası sunmanın bir amacı da KCK’lide olsa Öcalan kimseye inisiyatifin geçmesini istemez.
Geçmişte Leyla Zana’ın vb kendisine alternatif çıkarıldığını söylüyordu ve kendisine bağlı olanları uyarıyordu.
Murat Karayılan ve başkaları öne çıksın. Bu daha tercih edilir. Hiç değilse cezaevinde ve açık kontrolde değiller. Gereklerini yapıp yapmamaları kendi sorunudur.
Yol haritası ile İmralı öne oturmak ister.
Şimdiye kadar sıralanan taleplerden farklı talepler çıkacağını sanmıyorum.
Dağdakiler her ne kadar sonuçta Öcalan’a katılmak zorunda kalsa ve huylarını bırakmasalar da, çıkardığım tecrübelerden hareketle bazı konularda belli ölçüde sessizce Öcalan’a katılmadıklarını biliyor ve fark ediyorum.
Unutmaktan söz ederken 1999’dan bu yana söylenenleri unutacak mıyız?
Ben unutmam ama sahipleri unutsa, böyle bir unutmanın faydası olur.
Bazı temel şeyler unutulmaz.
Soykırımları unutmayacağız.
Faili devlet olan cinayetleri unutmayacağız.
İnkar ve imha politikalarını unutmayacağız.
Yerinden yurdundan etmeleri ve etnik temizliği unutmayacağız.
Darbeleri ve suç örgütlerini unutmayacağız.
Teşkilatı Mahsusa dan bu yana ordu ve derin devletin demokrasi ve özgürlük dışı uygulamalarını unutmayacağız.
Tek dil, tek kültür, tek millet uygulamalarını unutmayacağız.
Daha sıralamak mümkün.
Türkiye ne zaman bunlarla yüzleşir ve özür dilerse, demokrasiye geçiş yaparsa ve bunun en önemli adımı olarak 12 Eylül sistemi ve generaller,bunların siyasi uzantıları, Ergenekonlar yargılanır ve mahkum edilirse, özgür ve eşit birlikteliğe adım atarsa o zaman bu söylediklerimiz unutulmadan hesabı verileceği ve sorulacağı için hak yerini bulur.
O zaman barış ve kardeşliliğin ve çok kültürlülüğün, farklılıkların zenginlik olduğunun yolu açılmış olur.
Unuttukça üstümüze daha fazla geleceklerini unutmayalım.
Xo vira meke.
Dursun Ali Küçük,26.6.2009
dr.munzurali@hotmail.com
 

 

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe