Vurun Leyla'ya ve PKK'nin silahsızlandırılması halleri...
Çok iyi hatırlıyorum. Bizler çocukken ve daha PKK’de yokken ordu ve jandarma köylerimize bölgemize geldiğinde gidip saklanıyorduk. Jandarma ve ordu bize göre korkuydu, bize ve atalarımıza zülüm yapandı. Bu korku doğal olarak sonra ordu ve polise tepkiye dönüştü.
İşte Tayip bey en basitinden bu durumu ortadan kaldırmadan barış gelmez
Dursun Ali Küçük
25.06.2012 - 15:15
VURUN LEYLA?YA......
Leyla Zana?ın röportajı gündeme oturdu. Hemde cuk diye oturdu. Çünkü Leyla Zana protokol maddelerini ve nelerin istendiğini biliyor. O zaman ?madem bunları istiyorsunuz, başka ne istiyorsunuz? diye soruyor.
Siyaset?te birilerine ?inamak? yerine oturan bir kavram değildir. Bu açıdan birilerine güvenmek gerekmiyor. Ama belli koşullar oluşur düşman olanlar bile görüşür. Zaten görüşenler asıl olarak birbirleriyle savaşanlardır. Yeterki, siyasi müzakereler olsun, kim olursa ve görüşme ve müzakereye açıksa görüşülür. Bütün savaşların sonu masada sonuçlanmıştır ağırlıkla. Ya galip ya mağlup ya da mat durumunda oturursun masaya. Bunun başka yoluda hala bulunmuş değildir.

Bunu belirtikten sonra Leyla Zana?nın güvenme ve inanma sözlerini bir tarafa bırakırsak gerisi tartışmaya değerdir. Tartışılabilir hususlardır. Dünya değişti, bölge değişti, eski mücadele yöntemleri ile işi götürmek zorlaştı. Kürtler, hele küresel dünya gerçeği ve anlık ulaşma ve bilgilenme eklenirse direnişçidir. Sorun asıl olarak siyasetin başarıyla rolünü oynamamasından kaynaklanıyor.

Kürdistani cephede farklılıklar gayet doğaldır. Tek şart var birbirine karşı düşmanlığa vardırılmayacaktır. Leyla Zana görüş açıkladı, kimseye düşmanlık yapacağını sanmıyorum. Benimsenir veya benimsenmez ama ciddiye alınır.

Vurun leyla?ya diyen mantıkları ve bu tür çaba içinde olanları asla onaylamıyorum. Tu kaka etmek ve hele linçe varacak davranışlarda bulunmak ?demokratik? siyasetle hiç alakası yoktur.

Çok açmıyacağım. Leyla Zana?nın açtığı barış ve değişim formulü Kürdistan?idir. Kürdistan?da bir kesimin görüşlerine yakındır. Barzaniler ve Kürdistan federasyonu olarak anlayabiliriz de.

Kimsenin başka komplolar aramasının hiç bir gereği yok. Şüphesiz Kürdistan federasyonu ve PKK?nin politikaları bazı noktalarda çakışmıyor.

Demirtaş ve bazı kesimler KDP, YNK ve Kürdistan federasyonunun Kuzey Kürdistan?da bir karşılığı yoktur açıklamalarında bulundu. Oysa Kandil denen alan Kürdistan federasyonunun ?kendi? toprakları olarak kabul ediliyor ve güneye dahildir. Aynı koşulları PKK kuzeyde yaşasaydı, hiçte olumlu yaklaşacağını sanmıyorum. İran KDP?si bile KCK?nin kaldığı Kandil alanlarına giremiyor. Şüphesiz bu tür yaklaşımlar yanlıştır. Ama hala Kürdistani ortak bir yaklaşım olmadığı için çözüm bulunmuş değildir.

İşin gerçeğine bakarsanız hiç bir devlet kendi sınırları içinde kendi başına farklı bir silahlı güç kabul etmez. Kürdistan federasyonu idare ediyor ama bu sorunu ve çelişkiyi yaşıyor. Silahlı güçler değişik formüllerle bulunabilir. Yönetimler ve devletler bunların varlığını uluslararası hukuka göre kabul etmiyor.

Leyla Zana?ya daha farklı yaklaşılması ve olgun davranılmasından yanayım. Vurun Leyla?ya olmaz.
Kaldı ki Erdoğan?a yönelik söylemde Leyla Zana ile Murat Karayılan?ın Avni Özgürel?e söylediği birbirine yakındır. Karayılanda; ?herşey Erdoğaan?ın elinde , çözüm ona bağlı? demişti. BDP Hakari milletvekili Kurt birkaç gün önce isterse ?Erdoğan çözer? demişti. Başka benzer söylemleri sıkça duyuyorduk.

ASIL AMAÇ PKK?Yİ SİLAHSIZLANDIRMAKTIR

AKP, hükümet, ordu, derin devlet hepsi hatta Türk medyası asıl olarak PKK?nin silahsızlandırılmasını tartışıyor. Politika ve söylemlerin hepsi hemen bu yönlüdür. Bir iki cılız ses ise sorun sadece silahsızlanma değildir, Türklerin ne hakları varsa Kürtlerin olsun veya dil vb haklarıda tartışalım diyorlar.

Bu insanlar niye dağa çıktı? ?Biz çıktık, siyasi, kültürel vb Kürdistan?ın ve Kürtlerin gerçek talepleri karşılanmadan canımız sıkıldı bu kez iniyoruz? diyemezler. O insanları cumhuriyetin kuruluşundan beri derin devlet ve ordunun yürütüğü harekatlar, operasyonlar, Kürdün hiç bir şeyini tanımama ve insan yerine koymama oralara kadar götürmüştür.

Erdoğan diyor ki; ?silahları bıraksınlar operasyonlar biter?, evet PKK?ye karşı operasyonlar biter. Ama bu ordu ve devlet Kürtler silaha sarılıp dağa çıkmadan da operasyonlar ve soykırımlar, katliamlar ve aşağılamalar yaptılar. Bunların biteceğinin garantisini kimse veremez.

Üstelik Ortadoğu ve Yakındoğu?da bütün devletler -Türkiye dahil- silahla direnişleri bastırmak istiyorlar. Devletin ve ordunun kendisi ?vatandaşım? dediklerine karşı şiddet kullanmaktan vazgeçmedikçe Kürtlerin savunma güçleri olacaktır. Kürdistan halkı bir biçimde ve çeşitli mücadele biçimleriyle kendilerini savunacaktır. Irak, Suriye, İran ve Türkiye?de barışçı mücadele yöntemlerine ve şiddet dışı sivil ve demokratik mücadele yöntemlerine hala fırsat verilmemektir.

Savaşa karşıyım. Barışçı yollarlan sorunların halledilmesinden yanayım. Yalnız Türkiye rejimi ve ordunun ?iç tehlike? yi başa alan milli güvenlik konsepti sona ermedikçe (ki Türkiye?de iç tehlike bölücülük kavramıyla kürtlerdir)Türkiye rejimi barışa şans tanıyamaz.

PKK ve İmralı içine girdikleri bazı politik yöntemlerle şuna açık kapı bıraktılar; bundan dolayı Türkiye?de birçok kesimin ?barış? derken sadece PKK?nin silahsızlandırmasını ön koşul olarak öne sürdüklerini unutmamak lazım.

Demirtaş daha birkaç gün önce PKK silahlı mücadeleyi bıraksın türünden laflar ediyordu.

Murat Karayılan Avni Özgürel ile yaptığı röportajda barış şartlarını ve müzakere gidecek koşulları açıkca dile getiremiyor. Devlet bazı söylemlerden ve hatta sözü edilen protokollerden hareketle silahsızlandırmayı asıl amaç olarak görüyor. Öcalan?a ev hapsi verilsin. Demirtaş?ta Öcalan?ın örgütle bağlarını kurun bu sorun çözülür demeye getiriyordu.

Avni Özgürel; ev hapsi, KCK yöneticilerinin sürgünde kalması, devletinde ateşkese uyması, KCK tutuklularının bırakılması vb koşullarla silahların bırakılacağını ilan ediyordu.

Hemen hemen bu dönemde Türkiye?de ağzını açan herkes PKK silah bıraksın ?barış gelir? tekerlemelerini tekrarlıyor.

Kandil ?önderliğimize uyarız? dediği halde karşı çıkmasalarda beğenmedikleri şeyler var. Ama farklı çıkış yapamadıkları için sonuçta gidip oraya takılacaklardır. Yansıdığı kadarıyla protokollerde ve Öcalan?ın KCK konseyine gönderdiği mektupta silahsızlanma ve barış konusunda temel ve vazgeçilmez Kürt haklar yoktu.

Bana göre MİT ile yapılan görüşmelerin siyasi bir bağlayıcılığı yoktu ve asıl amaç silahsızlandırmaktı. İstihbaratlar bazı ön hazırlıkları yapabilir ama siyasi müzakereleri istihbaratlar yürütemez. Ayrıca ihtibaratlar her yerde şeytanla bile görüşebilir. Anlıyorum ki, şimdi yeni yeni bazı sesler çıkıyor ve ?kandırıldık? diyorlar.

Bana göre PKK ateşkes ve diyalog geliştirme konusunda samimidir. Kürdistani bütün kesimleri dahil etmedikleri için PKK ile yapılan asıl silahsızlandırma içeriklidir. AKP, ordu ve devlet en geri düzeyde olan bir anlaşmaya bile yanaşmadılar. Açık ki, onlar PKK?nin tasfiyesi temelinde aslında tüm Kürdistani kesimleri tasfiye temelinde bazı kırıntılar ve anayasada yapılacak ve vatandaşların hepsine tanınacak bireysel ögürlüklerle sorunu kotarmak istiyor.

AYIP ve GÜNAHTIR
Sadece PKK?nin silahsızlandırılmasını ağırlıklı tartışmak ve buna göre ordu silah bırakmadıkça operasyonları sürdürür, KCK adı altındaki siyasi tutuklamalar devam eder demek askeri çözümde ısrar etmektir.

PKK?nin bu tarzda silah bırakmasının barışla bir alakası yoktur. Ortada ciddi siyasal, kültürel, ekonomik ve anadan doğma temel haklar bulunmaktadır. Silasızlanma bunlarla birlikte ele alınmadı ?barış? gelmez.
Kürtlerin siyasi, kültürel, dil vb temel haklarını tartışmadan ve bu konularda Türkiye toplumu aydınlanmadan sorunu sadece PKK şiddeti ve silah bırakması eksenine kilitlemek devlete yakışıyor ama liberal ve özgürlükçü geçinen yazarlara ve aydınlara yakışmıyor.
Bu konuda PKK?de taleplerini açık ve net ortaya koymalıdır. Ben şahsen operasyonların durdurulması konusunda devlet güvence verirse PKK buna uyar diye düşünüyorum. Savaşı durdurur. Bu konuda top devletttedir. Devlet zimni veya belli yollarla bunu sağlayabilir. Eğer isterse eller tetikten çekilir.

Sorun samiyet veya ahlak meselesi değildir.PKK ?ben ateşkese hazırım? diyor. Silah kullanmayacağım. Ama kaçtane eteşkes ilan edildi. Ordu operasyonlarına devam etti. Ondan dolayı Erdoğan, ?silah bırakırlarsa operasyonlar durur? demesi ciddi bir siyasi maharet hiç değildir. Bir halkı ve haklarını ciddiye almadınmı bu tür konuşmalar milliyetçi ve şöven çevreler tarafından normal karşılanır.
Ayıp ve günah olması şundandır: PKK?ye diyorlarki; ?donlarını indir gel bir halka tecavüz etmeye devam edeceğiz?, ?silah bırakılmadan sorunu konuşmayacağız?, ?ev hapsi ve af silah bırakıldıktan sonra düşünülür? vb diyorlar. Peki bir halkın ve Kürdistan?ın temel hakları, anadan doğma haklarımız, islami deyimle yaradanın bize verdiği haklarımızı niye tartışmıyor ve es geçiyorsunuz?

Eller tetikten çekilsin, karşılıklı olarak. Yeni anayasa yapılıyor. Bu anasaya ırkçılık ve milliyetçilikten arındırılsın, Kürdistan ve Kürtlerin, Alevilerin, farklı halkların, dini inançların haklarını savunmak ve bunları yerleştirmek suç olmaktan çıkarılsın, demokratik anayasalarda olduğu gibi faşizm ve ırkçılık suç sayılsın, soykırımlar ve katliamlar insanlık suçu kabul edilsin. Siyaset, örgütlenme, demokrasi alanında herkesin yararlanacağı ve bir arada yaşayacağı ölçüler getirilsin. Devlet, MGK?nin yaptığı ve Milli Güvelik Kurulunda bazı yılarca tekrarlanan ?iç tehlike ve iç düşman? konsepti ortadan kaldırılsın. Barışçı çalışmaların ve şiddeti içermeyen ve kendisini her düzeyde ifade edecek yollar açılsın.
Böyle bir durumda kayıtsız ve koşulsuz olarak kim şiddete başvurursa veya şiddete dayalı haklar elde etme stratejisi izlerse hepsi; Türkü, Kürdü, lazı, Alevisi, Çerkesi,İşçisi ve vatandaş olarak hepimiz karşısında duralım.

Savaşsız ve anaların ağlamadığı, demokratik ve farklılıkların kendini ifade ettiği, kimlik, inanç ve emek haklarına kavuştuğu bir Türkiye ve Kürdistan federasyonu istiyorsanız buyurun bunları yapalım. Böyle bir ülke ve çoğrafyada PKK vebenzeri şiddette olmayacaktır.

Sorun PKK?nin silah bırakıp bırakmaması değilidir. PKK?nin silahları susturduğunu kabul edelim. Ama bu durumda bile devletten kaynaklı iç şiddet sona eremeyeceği için devlete karşı şiddetle tepkilerini dile getirenler çıkar.

Çok iyi hatırlıyorum. Bizler çocukken ve daha PKK?de yokken ordu ve jandarma köylerimize bölgemize geldiğinde gidip saklanıyorduk. Jandarma ve ordu bize göre korkuydu, bize ve atalarımıza zülüm yapandı. Bu korku doğal olarak sonra ordu ve polise tepkiye dönüştü.
İşte Tayip bey en basitinden bu durumu ortadan kaldırmadan barış gelmez. Diyelim ki, PKK silah bıraktı, sen ordunun ve jandarmanın, özel ve ?güzel? örgütlemelerin bu konumunu ve algılanma biçimini tümden değiştirebilecek misin?
Uludere katliamı bu zihniyet ve politikanın ürünüdür. KCK adı altında tuttuklananların ezici çoğunluğu şiddete bulaşmamıştır. Şehir şiddet eylemlerinde yer almış olanlar 10.binlere gelip dayanan tutuklamaların yanında devede kulak kalır.
Kürtlerin siyasi, dil, kültürel, idari temel taleplerinin tartışılmadığı ve hatta bu temelde yapılan bir barış, ?barış? olamaz. Kalıcı bir barışı getiremez. Türklerin ne hakları varsa aynı haklar Kürtlere de olsun. Böylesi bir barış kalıcı olur. Birlikte yaşama gönüllü yaşamaya dönüşür.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe