YENİLGİNİN ZAFERİ

Başlık ilginç gelebilir.
 Ama üzerinde biraz düşünün, sanırım gerçeği yakalamak zor olmaz.
Kimileri “teslim oldular”, kimileri “teslim almaya geldiler”, kimileri “eve dönüş” veya “yuvaya dönüş” diyor.
Öcalan ve PKK’ de “demokratik çözüm grupları” ve “barış elçileri” diyor.
Zafer kazanan bir edayla ovaya, şehre indiler.
Davul zurnalarla karşılandılar.
DTP ve çevresi büyük bir mutluluk içinde mitingler düzenliyor, karşılamalar yapıyor, barış sağlandığı imajını veriyor.
Bana sorarsanız davul zurna çalması gereken devlettir.
Teslim olmayı gazetelerin çoğu onaylıyor, MGK sessiz, hükümet teşvik ediyor.
Acaba neyi kutluyoruz?
Devletin egemen barışını, muhatapsız ve gizli kapılar ardında Öcalan’la yaptığı ve kimsenin haberinin olmadığı anlaşmayı veya dayatılan devlet konseptinin onayını mı kutlayacağız?
Davul ve zurnalar düğünlerde çalınır, bayramlarda aynı rolü oynar.
Acaba devlet ile evliliği veya zora dayalı evliliğin yeni biçimini mi kutluyoruz?
Hangi anlaşma ve hakları aldık?
Bu barış elçilerini savunan ve koruyan dünya kamuoyu ve üçüncü taraflar ve gözlemciler var mıdır?
Yoksa uluslar arası destekten yoksun ve yalnızlığı devlete açılmayla mı gidermeye çalışıyoruz?
Devlet kendi çözümünü uygulamaya çalışıyor. Çözümün ağırlık noktası da gerillayı silahsızlandırmak oluşturuyor.
Anayasal güvenceler, kolektif haklar ve Kürtlerin resmi tanınması hala gündemde bulunmuyor.
Mahmur ve Kandil’den gruplar ailelerine veya yerlerine döndüler.
Hazırladıkları metinde “demokratik ulus içinde Kürt hakları” var.
Bu mektupta dile gelen ve geçen yazımda eleştirdiğim “demokratik ulus” yani tek ulusun yeni biçimini izah etmiştim.
Öcalan’ın istediği ABD türü bir çözümdür.
Zaten Tayyip Erdoğan  ve benzerleri Türkiye vatandaşlığından söz ediyorlar. Üç aşağı beş yukarı aynı şeylerdir.
Yani ilerde anayasa değiştirmek isteseler Türkiye Cumhuriyeti veya Türk ulusu üst kimlik olarak görülecek, diğerleri alt kimlik olarak varlığını sürdürsünler diyecekler.
Başka ülkelerde mücadele eden güçler anlaşarak şehirlere inerler.
Bazıları ciddi hatalar yapınca yenilebilirler. Güçleri dağılabilir. Geri çekilebilirler.
Bir ulusun davasını ve özgürlük mücadelesini uluslar arası kamuoyu ve güçler destekler.
Anlaşma masasına oturunca görüşmelerde gözlemciler ve üçüncü taraflar olur.
Oysa Türkiye’deki tabloya bakılınca adeta tek taraf vardır.
İnisiyatif eskiden beri söylediğim gibi devletin eline geçmiştir.
Görünüşte Kürdistanlılar ve KCK-DTP taraftır.
Aslında taraf olan devlettir.
Milli Birlik Projesi devletin projesidir.
Öcalan bu projenin bir parçasıdır.
Dolayısıyla KCK ve DTP Öcalan’ı adres gösterdiği için Öcalan’da bunu istediği gibi kullanmaktadır.
Grupların dağdan ve Avrupa’dan gelmesi “demokratik siyasetin önünü açacak” denmesine rağmen, devletin çözüm sürecine katkı sunmaktan öteye geçmeyecektir.
Genel bütün yorumlar, grupların inişini dağdan indirmenin veya inmenin ön zemini olarak gördüler ve doğru söylemektedirler.
Evet, dağdan inerlerse “barış ve huzur” gelecektir.
Ama hangi barış?
Devlet egemenlikli ve sömürgeciliği değişik kılıflar altında sürdüren bir barış olur.
Neden yenilginin zaferi?
Bana göre Öcalan yakalandığında ve Sabri Ok’u bizzat yanına götürerek “yenildik” dediğinde yenilgi alınmıştı.
PKK yenilmedi.
Halkta yenilmedi.
Savaş tıkanmıştı, iki tarafta sonuç alamıyordu.
1993’ten sonra Öcalan gerekli siyasal dönüşümleri yapmayarak, mücadelede inişe geçmenin startını vermişti.
Her şeyi kendisine bağladığı için, 1999’da yakalanınca  mücadelenin kendisiyle yenilgiye uğradığı sonucuna vardı ve buna göre davrandı.
Dolayısıyla Öcalan, “direndim” demesine karşın, direnmediğini hepimiz biliyorduk.
Hizmete hazırım deyip itiraflara başlayınca ve  o zaman “itiraf yasasından yararlanabilirim” demesi bunun açık göstergesidir.
Bu yıllarda etkin olan ordu ve dolayısıyla Ergenekon’du.
Ergenekoncular ve MİT Öcalan’la görüşüyordu.
Gerilla güçleri Güneye çekildi.
Öcalan, bir yetkilinin “500 kadar gücü içerde tutun” demesi çerçevesinde buna yakın güç içerde kaldı.
O koşullarda ve hem de ağır dayatmalar altında, ordu ve Ergenekoncular her şeye hakim oldukları zaman, Öcalan savaşı başlatın demedi.
Ne zamanki AKP seçimleri kazandı, işte tamda bu zamandan sonra savaşı tartışabilirsiniz mesajını verdi.
PKK tartıştı ve savaşı başlatmanın doğru olmadığı sonucuna vardı. Bir yıl Öcalan’ın söylediğini uygulamadı.
Sonra özel dayatma ve PKK’ de bazı kesimlerin tasfiye edilmesi ile savaş başlatıldı.
Ismarlama bir savaştı.
Yürütülen bu savaş savaşa benzemiyordu. Beş yıl sonra ne kitlede bir artış oldu, nede siyaseten PKK iç ve dış alanda kendi önünü açabildi.
Tersine PKK üzerinde kurulan tecrit daha derinleşti.
TC, bu süreçte uluslar arası desteğini güçlendirdi, siyasal olarak PKK’yi yalnızlaştırdı.
Eskiden Avrupa vb yerler DTP öncesi siyasi oluşumlara sıcak bakıyorlardı, oda kaybedildi.
Güneye operasyon için tezkere çıkardılar.
Dağdan inmezlerse üzerlerine gideceklerdi.
KCK, buna karşı kendini savunmak için savaşa hazırlanıyordu.
Öcalan, daha önceki avukat görüşmelerin açık muhatap alınması için “keskin” bazı mesajlar verdi.
Daha sonra ise bunları yumuşattı ve vazgeçti.
Hemen bu arada Öcalan’ın dosyasını Ergenekon davasına bakan mahkeme istedi. Genel Kurmay ve MİT’e Öcalan’ın Ergenekon üyesi olup olmadığını sormaya başladılar.
Bu bir uyarıydı.
Eski tutumundan vazgeçemezsin. Baştan beri Ergenekon ile nasıl işbirliği yaptıysan, bu kez bizimle yapmaya devam edeceksin dediler.
Hatırlanacağı üzere, AKP hükümet olunca ordu ve Ergenekon eski devlet konseptinin devam etmesi için ve Özgür Kürdistan’a müdahale etmek vb için AKP’ye darbe yapmak istedi.
AKP biraz direndi ve dışarıdan destek alınmadığı için darbe yapılamadı.
Bu süreçte Öcalan’ın sadece AKP’yi hedef yapması dikkatten kaçmayan bir husustur.
Siyaset bilimciler bunun farkındadır.
Az çok mürekkep yalayan herkes bunu anlamıştır.
Sonrası darbe boşa çıktı, Ergenekon bir biçimiyle hedef yapıldı.
Devlet içi çekişmelerden sonra, yeni devlet konsepti oluşmaya başladı.
Ergenekon ve ordunun eski devlet konsepti hala tümden kaldırılmamışsa da ağır darbeler yemiştir.
Devletin ve hükümetin içerde ve dışarıda açılım dediği şeyler bu konseptle gündeme gelmiştir.
Bana göre Öcalan’a dediler, eski konsept ve Ergenekon, CHP ve MHP’nin konsepti olmaz. “Yeni” oluşturulan ve geliştirilen devlet konseptine uyacaksın.
Kürt açılımından “demokratik açılım” ve sonra “Milli Birlik Projesine” dönüşen devletin Kürt çözümü bu konseptin bir parçasıdır.
Taraf Gazetesi yazarı Yasemin Çongar; bir yetkilinin Eylül ayında kendisine Ekim ayında dağdan grupların geleceğini söylediğini belirtmektedir.
Daha gruplar gelmeden İçişleri bakanı Atalay’da bunu ima etmiştir.
KCK yakın zaman dışında haber ulaştırılıp ulaştırılmadığını bilmiyorum.
Çok önemlide değil.
KCK ve DTP siyaset yapan kesimler olarak grupların döneceğini ve ineceğini bilmiyor. Sadece devlet ve Öcalan biliyor.
Demek ki, Öcalan “yeni” konsepte uyuyor ve onlar MİT vb aracılığıyla gizli görüşüyorlar.
İşte davullu zurnalı karşılamanın hikayesi buradan başlıyor.
Daha önce, 1999’da gönderilen iki barış grubunun hikayesi Ergenekon’la görüşmelerden başlıyordu.
Öcalan, onlara tavır koymayı ve inisiyatifi içeri düştükten sonra yitirmiştir. Ellerinde her şeyi var ve istedikleri zaman kendisine karşı kullanabilirler.
Öcalan, dışarıyı onlarında yardımıyla kendisine bağladı.
Halk ve gerilla ne kadar direnirse dirensin, gönlünde yatan ne olursa olsun, sonuçta siyasetten mücadelesine denk düşen karşılığı bulmamakta ve almamaktadır.
Mevcut içeriye bağlanmış siyaset sürdükçe daha çok ağlayacağız.
Gerilla ve kadrolar bugün zafer kazanarak veya anlaşma yaparak şehre inmiyor veya eve dönmüyorlar.
Bu şekliyle devlet gelenleri bıraktı. Diğerlerinin indirilmesi için mesaj olduğu biliniyor.
Anayasa şimdiki pozisyonda değiştirilemez. Hala gündemde olan bir konu değildir.
Ceza yasaları olduğu gibi durmaktadır.
Hükümet hala sürecin birinci perdesini açmadı,ilk paketi açıklamadı.
Açıklasa da Kürt kimliği, anadilde eğitim ve kimliğin anayasal güvencesi olmayacağı kesindir. Gelenlere ceza vermeyeceğiz ve bazı kültürel haklarla işi sınırlı tutacaktır. Kolektif haklar olmayacaktır.
O zaman barış grupları devletin başlatacağı süreci kolaylaştırabilir.
Dağdan inmek istiyorlarsa bir itirazım  yoktur.
HPK son konferansında savaşın tek gerekçesini “Öcalan Özgürlük” noktasına indirmişti. Beş yıl ne için savaşıldı, bunu hala anlamış değilim. Gerilla dağda kalma amaçlarını yitirdi. Bu konuda koskoca bir muğlaklık vardır.
Yılları bu şekilde heba etmeden dağdan inmenin onurlu bir barış yolunu bulabilirlerdi. Bunu yapamadılar. Üzerlerindeki tecridi kaldıramadılar ve daha derinleşmesi için onlarda kendi cephesinde gerekeni yaptılar.
Her şey varacağı yere varır.
Gelen grupları karşılayabilirler. Ama sanki zafer kazanmış havası vermeleri ve kendi kendilerini kandıracak davranışlar içine girmelerine bir anlam veremiyorum.
Dağa gidenler ve mücadele edenler bir gün böyle bir tablo ile karşılaşacaklarını akıllarına bile getirmemişlerdir.
Acı gelebilir. Ama sanırım kutlanan yenilgidir.
Bu kelimeyi ne kimse duymak ne de kullanmak ister.
Ortada bir zafer masası yok.
Kitlenin bazı mücadelelerine karşın, gelenlerin ve geleceklerin sonu devletin insafına kalmıştır.
Gerilla ve halk bu yenilgiyi hak etmemişti.
Kurtarıcı dışarıda olduğu zaman durum biraz kurtarılıyordu. İçeri düştükten sonra herkese yenilginin yolunu açtı.
Ortada bir paradoks var. Anlaşılması zaman alır.
İnsanların gönlünde yatan ve uğruna mücadele ettikleri ile sonradan istekleri dışında karşılaştıkları farklı olunca herkesin içinden bir şeyler kırılır.
Acı duyulur. Davul zurna şenliği yerini soğuk duşlara bırakır.
Şimdiki yenilgiler eski isyan yenilgilerine benzemez. Uzun kesintiler olamaz.
Günümüz dünyasında halk ve ulus yaralarını çabuk sarabilir.
Yenilginin zaferi diyorum, ama insanların onurlu barış umutlarına, istemlerine, kimliklerine ne ve özgürlüğüne ne olursa olsun bağlı olmalarına da hayranlık duyuyorum.
Yaşayıp göreceğiz.
İnsanlar kendilerine yeni kapılar açma gücünü gösterir.
Yenilginin zaferi devletin zaferi de olmayacaktır.
Dursun Ali Küçük-22.10.2009
[email protected]
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe