Yol nereye gidiyor?
“ Yol haritası”, “demokratik açılım”, “Kürt açılımı” , barış, affetmek, dağdan indirmek ve bazı kırmızı cizgilerden taviz vermemek vb tartışılıyor.
İlgili ve ilgisiz her çevre bu sorunu tartışıyor.
On yıl önce ve on yıl sonra değişen ne?
On yıl önce A. Öcalan kendi eliyle ve içine girdiği teslimiyet ve sıfırdan başlattığı mücadeleyi neredeyse sıfırlayarak TC’ye inisiyatifi verdi.
Bana göre o günden bu güne kadar sorunun çözümü veya çözümsüzlüğünde inisiyatif TC’nin elindedir.
Bu güne ulaşıldığında yine inisiyatifi daha çok eline almıştır.
Ergenekon’la dirsek teması içinde veya onların onayıyla hükümeti düşürmek ve mevcut iktidarın ayakta kalması için başlatılan savaş temelde bir şeyi değiştirmedi.
Savaş olmayan bu savaştan en çok TC’nin yararlandığı kanısındayım.
Bir hatırlayalım:
Öcalan Türkiye’ye verildiğinde aşağı yukarı üç şart üzerine anlaşmışlardı;
1-Öcalan’ın idam edilmemesi,
2-Bazı kültürel adımlar,
3-gerillanın dağdan indirilmesi için af çıkarılması
Öcalan, çok korkmasına rağmen idam edilmeyecekti. Onu kahraman yapacaklarına teslim almayı tercih ettiler. Daha uçakta iken Öcalan bu yola fazlasıyla yatmıştı. Onların beklediğinden daha fazlasına soyundu ve yaptı.
Kısmi dil serbestliği ile ilgili yasa 2002 de çıktı ve uygulamaya konulmadı. Genel af veya yöneticileri kapsayan bir pişmanlık yasası çıkarılmadı.
Öcalan, o zaman bize gönderdiği notta, “pişmanlık yasasından yararlanabileceğini” yazıyordu. Bunun hemen peşine Osman Öcalan bu durumun kabullenebileceğini ima eden bir açıklama yaptı.
O zamanlar Öcalan’a göz hapsi veya cezasını oldukça düşürselerdi, dağdan inmeye hemen hazırdı.
İki “barış grubu” Türkiye’ye gönderildi. Bunlar cezalandırılmasaydı, geri kalanının dağdan inmesi sağlanacaktı. Bu yönlü mesajlar veriliyordu.
TC, idamın kaldırılması ve kültürel kırıntılar için adım attı, ama dağdan indirmek için her hangi bir formüle yanaşmadı.
Öcalan böylesi koşullarda bütün güçlerin Güneye çekilmesini PKK’ ye kabul ettirdi. Ergenekonculardan birinin 500 kişi bırakın demesine uyarak çok az güç içerde kaldı.
Ergenekoncular döneminde durum daha kötüydü. Savaş tercih edilmiyordu.
Her nedense AKP hükümet olunca dayatmayla savaş başlatıldı.
Bu ordu ve Ergenekoncuların isteğiydi.
O günden bu güne Ordu ve Ergenekoncular istediği darbeyi yapamadılar. Ergenekon davası ve sorgulamaları ile birlikte ordu içindeki darbecilerin gücü kırıldı, ya da orduya darbe yapamazsınız denildi. ABD ve Avrupa’nın onayını alamadılar.
Bilinen çerçevede Ergenekoncuların üzerine gidildiği için ve gelinen noktada ordu ve hükümet uzlaştı. ABD ve Avrupa bunu istedi. Ergenekoncular geriledi.
AKP ve ordu sözü edilen “demokratik açılım” veya “Kürt açılımı” konusunda anlaşmış görünüyorlar. CHP bazı itirazlara rağmen sessizdir. MHP tabanını korumak için çıkışlar yapıyor.
Şimdi devlet İçişleri Bakanlığına görev vermiş ve bir taslak hazırlayacaktır. Muhtemelen taslağın önemli bir maddesi de dağdan indirmeye bir formül bulmak, yöneticiler dışında diğerlerinin Türkiye’ye gelmesini sağlamaktır. İlk adım olarak Mahmurun boşaltılması gündemleştiriliyor.
Kısaca TC, 1999’da atmadığı adımı bu gün atıyor ve başka kültürel hakların devreye konulmasından söz ediyor.
Basında tartışılan ve konuşulan şeyleri herkes aşağı yukarı izliyor. Bunlara değinmeyeceğim.
Bir açıdan cesaretsiz davranarak veya erken görerek 1999 ve 2000’de yapamadığını şimdi yapmaya çalışıyor.
O zaman TC ve derin devlet savaştan kurtulmak istemiyordu.
AKP’nin gelişi ile hükümeti yıkmak, AB’ye girişi sabote etmek, Özgür Kürdistan federasyonunu yıkmak ve bazı reformların uygulamaya konulmasını engellemek için Ordu Ergenekon eliyle epey direnç gösterdi. Ordunun istedikleri olmadı. Bilinen iç ve dış siyasi gelişmelerle bu güne gelindi.
“Tarihi fırsatı kaçırmayalım” denildi. Bana göre yerinde bir tespittir. Öcalan bu tarihi fırsatı devlete çok önceleri sunmuştu. Ama devlet bunu yapmaya hazır değildi.
Öyle görünüyor ki, derin devlet veya devlet, ordu ve hükümet bunu yapmaya eğilimli görünüyor.
Kendi inisiyatifleri ile “demokratik açılım” yapıyorlar. Bu devlet eskidende bir sorun varsa biz yaparız diyordu. Bu gün Kürdistan sorununu, onlara göre “Kürt sorununu” kendileri çözmek istiyorlar.
Devlet kimseyi muhatap almadan bu işi yapsın diyenler aşağı yukarı genel bir çoğunluğu oluşturuyor.
“Kürt Sayıştayı” hükümetin işini kolaylaştırmak ve “çözüm” için uyum sağlamak amacıyla ağırlıklı gerçekleşiyor.
Bu arada TC’nin üç kırmızı çizgisi netleşti;
1- Anayasal özerklik olmayacak, üniter devlet yapısı bozulmayacak,
2-Öcalan, KCK ve DTP muhatap alınmayacak,
3-Öcalan bırakılmayacak vb
Bazı kültürel adımlar daha atılacak, gerilla dağdan indirilecek, eski yer isimleri geri verilecek ve benzer ve benzer….
Bu arada işler pişirilip önümüze getiriliyor.
Bana göre değişen bir şey yok. Tartışılan şeylerin yeni olmadığını görüyorum.
15 Ağustos’a Öcalan’ın “yol haritası” sunmasında kimse yeni bir şey beklemiyor. 1999’dan beri söylediklerini değişik adlandırarak piyasaya sunma gündemleşir.
Devlet, 1999’da nasıl Öcalan’la resmi olmayan görüşmeler yaptıysa bu günde aynı görüşmelerin yapıldığı kanısındayım.
O zaman Genel kurmay ve Ergenekoncular Öcalan’ı yönlendiriyorlardı. MİT başkanı ve yardımcısı kendisiyle görüşmüştü. Ergenekoncu general ve subaylar görüştü.
Şimdi de Cumhurbaşkanı’ndan kendisine mesaj gittiği söyleniyor. Ben bu tür iddiaları yabana atmıyorum.
Seçimlerden bu yana AKP ile ilgili Öcalan son avukat notlarında görüş değiştirdi. Çünkü Ergenekon davasını bir bakıma kapattılar, orduya darbe yapmasına müsaade edilmedi. Veya ordu darbe yapacak imkanları yakalayamadı.
ABD ve Avrupa Türkiye’ye bölgede yeni rol biçtiler. Türkiye yönetimi bu rolü genellikle kabul etti. Ordu ve derin devlet artık savaşın sürdürülmesinden yarar görmeyecek noktaya geldi.
Ordu ve hükümet uyumu bundan vb nedenlerden kaynaklanıyor.
Öcalan ve KCK tarihi fırsatı kendi elleriyle sundular. Bu gün ne derlerse desinler inisiyatifi TC’ye kaptırmışlardır.
Çözüm tartışmaları yapılırken bunun görülmesi gerektiği kanısındayım.
Büyük ihtimalle 15 Ağustos’ta Öcalan “silahlara veda” mesajları verecektir. Geçen avukat notunda koşullarım düzeltilmezse ben fazla bir şey yapamam derken, göz hapsi ve ev hapsi vb formüllere yatkındır. 1999 ‘da canını kurtarmak için pişmanlık gösterdi.
Bu gün canını farklı bir yere atmak temelinde her şeye hazırdır.
“Öcalan’a Özgürlük” sağlandı mı, Kürdistan özgür oluyor, dolayısıyla sorun önemli ölçüde çözülüyor.
Öcalan, AKP, DTP,KCK vb kendilerini anlamıyor tezini yine vurguladı. Bir profesör gidip Öcalan’la görüşsün, veya Mehmet Ali Brand ve Ertuğrul Özkök gitsin konuşsun veya buna uygun bir formül bulunsun, Öcalan dünden her şeye hazırdır.
Nitekim aynı avukat notunda ABD ve Avrupa çözümlerine bel bağlamayın, onlarda bir şey yok.
O halde bel bağlanılacak çözüm, dünyada eşi bulunmayan ve kendi tabirleriyle Türkiye’ye özgü, şahsınamunasir bir çözüm olacak.
Öcalan’ın Cumhurbaşkanı ve AKP ile ilgili son görüşmelerinde söyledikleri, devletten aldığı mesajın adı oluyor.
Kendisinin bu sonuca kendi iradesiyle vardığını sanmıyorum.
Haber gitti ve yeni bir düdük çalındı.
DTP, daha açıklanmayan, sesli çalınmayan bu düdüğe hemen evet dedi.
Hakkını yememek lazım, çok ciddi bir siyasi irade ortaya koyuyorlar(!) Ciddiye alınmamak için adeta ne gerekiyorsa onu yapıyorlar.
Tamda “yol haritası” yoldayken Kemalizm’in ne kadar demokrat olduğunu Öcalan’dan öğrendik.
AKP’nin “demokratik açılım” demesine alınmamak gerekiyor.
**********
Ha bu arada durum bu şekilde sürüp çürüyeceğine ve oyalanacağına, en geri adımların atılmasının yeni gelişmelere yol açacağını düşünüyorum.
Savaşın sona erdirilmesi iyi olur. TC’de bu ara kayıtsız şartsız operasyonlarına son vermelidir.
Devlet teşvik etmese ve ordu tercih etmezse provokasyonlar olmaz. Yapmak isteyenler olursa başarısız olur.
Öcalan, “koşullarımı düzeltin” diyor. Hayır, ben Öcalan’ın bırakılmasından yanayım. Savaşın galipleri görünenler ve iktidarı sürdürenler, kirli savaşı ve faili meçhulleri yapanlar geçiştirilecek ve buna karşı pişmanlık gösteren Öcalan içerde tutulacak. Bu çifte standart ve haksızlıktır. Öcalan’a özgürlüğü verilsin. Onu kayıtsız şartsız onaylayan DTP’nin başına geçip siyaset yapsın.
Eski arkadaşlarını çoğunu harcadı ve onlardan kurtuldu.
Geriye kalanlara sürgün istiyor Öcalan. Bunu açıkça yazıyordu. Dağdan indirme formülünde yöneticilere sürgün düşüyor.
Yeni yıl değerlendirmesinde yazmıştım. Böylece Öcalan eskilerin hepsinden kurtulacaktır. Bu sadece devletin değil, Öcalan’ında tercihidir.
İşler yokuşa sürülecekse, Öcalan’la ilgili hiçbir şey yapılmadığı gerekçesi kullanılacaktır.
KCK, Öcalan içerden çıkarsa Kürdistan’ın kurtulacağını sanıyor veya öyle bir ima veriyor.
Devlete önerim; Öcalan’ın bırakılmasıdır.
Bu koşulda herkes dağdan indirilecek, yöneticiler sürgüne gidecek, Apo’da DTP’nin başına geçip siyaset yapsın.Üniter ve demokratik Kemalizm ölçüleri içinde..
Devletin bu kadar korkusunu hala anlamıyorum.
Onlar için böylesi daha hayırlı olur.
Kürdistan içinde hayırlı ve yeni gelişmeler olur.
Her şeye karşı atılan bu tür adımlar hem devleti ve hem de Öcalan’ı aşacaktır. Ben daha çok işin bu yanını önemsiyorum.
Yeni bir çözümsüzlüğü bize çözüm diye dayatanların gerçeğini herkes daha iyi anlar ve görür.
Sözü edilen “Türkiye tarzı çözüm”den kurtulmuş oluruz.
Federal demokratik ve evrensel değerleri içinde taşıyan bir çözüme yol alırız.
Şimdilik alternatif seçenekler zayıftır.
Bunu yaşayacağız veya bize yaşatacaklar gibime geliyor.
Dursun Ali Küçük, 5.8.2009
dr.munzurali@hotmail.com
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe