Ayrılma Nedeni

Ayrılışımızın ardından, özellikle de örgüt yapısı içinde ayrılış gerekçelerimizi çarpıtan yoğun bir propaganda yapılmaya başlandı. Tek taraflı, toplantılara katılanlara görüş belirtme imkanı tanınmadan bu propaganda yapılıyor.

Faysal Dunlayıcı
18.08.2004 - 02:30

Ayrıca son günlerde yapılan geniş yönetim toplantısında da bize karşı şiddet kullanılması kararlaştırıldı. Her gün tv ve gazeteden "ekolojik demokratik toplum" nakaratını tekrarlayanlar, bunu şiddet uygulayarak gerçekleştireceklerine inanmiş olacaklar ki, ilk uygulamayı da Musul'da gerçekleştirdiler.

Bu durumda yeniden bir değerlendirme yapma ihtiyacı duyuyorum.

Demokratikleşmeden ve demokratik toplum paradigmasından bu kadar söz edenler, kendi söyledikleriyle çelişmemek ve gerçekten varsa düşüncesel olarak kendilerine olan saygılarını yitirmemek için, öncelikle başkalarının kendi özgür iradeleriyle yaptıkları tercihler karşısında uygar ve demokrat olmayı bilmelidirler.

Böyle davranmadan;elinizdeki araçlar sayesinde sizi alkışlayanlar çıksa ve disiplin altında tutulan topluluklar karşısında küfür ve hakaretler yağdırsanız da, buradan bir çözüm ve gelişme çıkaramazsınız. Daha önce ayrılanlara, ayni araçlarla ve ayni topluluklar önünde biz de ağzımıza geleni söylemiştik. Ancak yaşayarak gördük ki, bırakın kopmaları önlemeyi, ayrılmalar katlıyarak sürdü ve bügünkü noktaya gelindi.

Ayrılmaların sebepleri her kişi yada gurup için farklı olsa da, esasen özü aynı ve gerekçeleri daha derindir. Ayrılmaların siyasal, ideolojik ve örgütsel nedenleri vardir.

Bu vesileyle ben kendi adima, ayrılma nedenlerimi kamuoyu ile bir kere daha paylaşmak isterim:

1 - Taktik bir yaklaşımı çoktan aşan ve neredeyse ideolojik çizgi haline getirilen Kemalizm değerlendırmelerini kabul edilemez buluyorum. Türkiye de geçmişin Kemalistleri bile, 21.yy. gerçeği ile Kürtler karşısında özeleştirel bir tutum sergilerken, oynanmaması gereken tarihsel gerçeklerin bu şekilde saptırılmasını kabul etmek benim açımdan mümkün değildir.

2 - Uzun süredir Kürt sorununun çözümü gündemden çıkarılmıştır. Onun yerine soyut, hedefleri muğlak ve planlanması mümkün olmayan bir genel demokratikleşme söylemi konulmuştur. Ancak bu söyleme rağmen, bölgeyi demokratikleştirecek güçlerle değil, statüko ile ilişki tercih edilmiştir. Son yıllarda; yeni çözüm stratejileri oluşturma, ilişki-diyalog mekanizmaları geliştirme yönünde örgüt içinde tek bir ciddi tartışma olmamıştır. Örgüt: Dogmatik sol ve egemen ulusun örgüt içindeki despotizmi eliyle, mücadele için mücadele eden bir araca dönüştürülmüstur.

3 - Sürdürülen yanlış ilişki-ittifak anlayışı yüzünden, demokratik dünyadan uzaklaştırılmıstır. Son yıllarda hiç bir ciddi uluslararası görüşme yapılamamıstır. Sol dogmatik dil, örgütün uluslararası tecrite alınmasına yol açmıştır.

4 - Örgütün demokratikleşmesine gerçekte asla izin verilmemektedir. Bu sureçte kabul edilemez örgüt içi uygulamalar sürmüş ve sadece bu yüzden binlerce iyi niyetli insanın kopmasına yol açmıştır.

5 - Kürtlük ve yurtseverlik, ilkel miliyetçilikle eş değer görülmüş, Güneydeki federasyona ve güneyli güçlere düşmanlık bir politikaya dönüstürülmüş, başta basın ve Tv olmak üzere kurumlar türkçeleştirilerek, yurtseverlik bilinçli ve sistemli olarak dıştalanmıştır.

6 - Devlet, federasyon vb. statülerden vazgeçilip çözüm için kültürel haklar esas alındığı halde ve çok yetersiz de olsa Türkiye'de teşvik edilmesi gereken adımların atıldığı bir dönemde, tırmandırılan şiddet ve savaş politikası neredeyse stratejik bir yaklaşım haline getirilmiştir.

İşte da kısaca özetlediğim ve daha da ayrıntılandırılabilecek bu nedenlerle örgütten ayrıldım.

Ancak halkımın özgürlük mücadelesinden hiç bir şekilde kopmadım ve kopmayı düsünmedim. Eğer uygun bulursam yeni örgütlenecek oluşumda veya cok daha değişik aktivitelerle mücadelemi sürdüreceğim.

Otuz yıllık örgüt yaşamımın gözlem ve deneyiminin beni getirdiği farklı boyutlarda sonuçlar da vardir.

Biliniyor, önemligelişme ler sağlanmış olsa da, çözümü tarihsel anlamda gecikmiş bir ulusal özgürlük sorunu yaşıyoruz.

Sorunun yirminci yüz yilda çözülmesi gerekirdi. Ancak siyasi, coğrafi ve toplumsal nedenlerle çözümün bu kadar gecikmesi, halk olarak toplumsal yaşantımızın ve mücadelemizin ağır ve sancılı geçmesine yol acti. Uluslararası ve bölgesel dengeler ve ittifaklar çağdaş toplumsal özellikler kazanmamızı ve bilim ve teknikle erkenden tanışma olanaklarımızı zayif birakti. Bu yüzden de değerli amaçlarla başlayan özgürlük mücadelemiz hem istikrar kazanmada zorlandı ve hem de yarattığı değerleri hızla dejenere etti. Bu durum kaçınılmaz olarak kişiliklerimize de yansıdı. Otuz yillik örgüt yaşamımızın ardından kişiliklerimizin aldiğı biçim çok çelişkilidir. Feodal ya da salt ideolojik onura bağlanan, ideolojinin kutsal olmadığını göremiyen, canlı yaşamı kavramlarla izaha çalışan ve sevgide zayıf kişilikler haline geldik.

Değişim, demokratikleşme ve hukuk gibi kendimizi ve mücadelemizi temellendirmemiz gereken bir sistem oluşturamadığımız için: Fedakarlık, bağlılık ve sadakat gibi görece yüceltebilen, ama aynı zamanda yerle bir edebilen soyut kavramları somut olan insanın ve onun doğal haklarının üstüne çıkardık. Bu biçimde oluşan ideolojik kişiliklerimizle toplumu da şekillendirdik. Bizler de bu şekillendirmenin kolay efendileri ve kolay kurbanları haline geldik. Kolaylıkla hain oluna-bileceği gibi, kolaylıkla kahraman olunabileceğini de gördük. Bu iki kavramın hızla yer değiş-tirebileceği çizginin, hiç bir yerde bizdeki kadar ince olmadığına sayısız örnekle tanıklık ettik.

Bu kadar siyasal, ideolojik, örgütsel ve ruhsal çelişkinin içinden çikmak gerekliydi. Geçmişinde sayısız olumlu değer bulunan hareketi içerden dönüştürmek ve demokratik bir yapıya kavuşturmak mümkün olsaydi, ayrılmalarımıza gerek kalmaz, diğer Kürt güçleriyle ortak demokratik platformlar oluşturabilir, demokratik dünya ile sağlıklı ilişkiler geliştirebilir ve Türkiye'nin AB sürecini çözüm ve demokratikleşme için değerlendirebilirdik.

Ancak olmadi. Bir taraftan örgütü ele geçiren dogmatik sol, bir taraftan çağdaş yeteneklerden yoksun şiddet rantcıları ve öte yandan yalan bilgi taşıyan avukatlar ve içerden gelen çok çelişkili yönlendirmeler iç dönüsüme izin vermediler.

Kongra-gel'le başlayan süreçte sivil siyasetten gelen bir kesimin şiddet ve savaş yanlılarına soyunmasi da buna eklenince, hızlı bir baş aşağı gidişin önü açılmış oldu. Örgüt bunu görür hızlı ve radikal bir dönüş yapabilir mi? Yönetimi ele geçirenlerin zihniyetine bakinca, bunun artık mümkün olmadığını rahatlıkla görebiliriz.

Zaten bu nedenledir ki, dağda yapılan geniş yönetim toplantısında "şiddetle yönelme" dar gurubun toplantısında da bazılarımıza karşı "suikast" kararı alındı.

Kuşkusuz suikast ve şiddet geliştirme olanakları var. Bu şekilde bazılarımızdan kurtulma imkanı da elde edebilirler. Zaten Musul'daki girişim de bunu kanıtlıyor. Ama Kürt sorununun demokratik çözümünü engelleme gibi tarihsel bir sorumluluktan, Kürt Halkından ve demokratik güçlerin tepkisinden hiç bir şekilde kurtulamazlar.

Sonuç olarak: Kongra-gel'in geldiği bu durum dahi tek başına ayrılma kararımızın ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Bütün demokratik güçlerin ve geçmiş çelişkisi ne olursa olsun bütün Kürt güclerinin tutumu bu noktada önemlidir.

Yukarda da değindiğim gibi, ayrılma gerekçelerime sadık kalarak halkıma, güc ve olanak bulduğum her yerde hizmet etmeye devam edeceğim. Madalyonun öbür yüzü olup küfür ve hakaret dilini kullanmamaya özen göstereceğim. Demokratik mücadele için, kendi kişiliğimi öncelikle demokratik terbiyeye tabi tutmam gerektiğinin de bilincinde olacağım.


Saygılarımla?

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe