Denetimden Çıkmak, Olumsuz Sonuçları Aşmak?

Kürtler, kendi aralarında uzlaşmaz gibi görünen çelişkilere düştüklerinde, buna hangi güçlerin yol açtığını ve nasıl kontrol ettiğini çözümlemelidir.

Faysal Dunlayıcı
03.01.2005 - 16:29

Bir: Bütün savaşların bir iç savaş olduğu yeni yüzyılın dünyasında, bu savaşlardan kazanan yalnızca dünya imparatorlarıdır. Üstelik bu, birikim sağlayan bir kazanç değil. Maddi varlıkların ve manevi kişiliklerin sürekli yıkım ve tüketimi zemininde gerçekleşen savaşlar, sermaye olgusunun gerçek yüzünü açık edercesine, meşru olmayan dev bir pazar hareketine hizmet ediyor.

İki: Gerçek yapıları ve faaliyet tarzları toplumdan gizlenen ve bir meşruiyetleri olmayan istihbarat örgütlerinin, toplumlarda politikadan en uzak veya uzak gibi görünen sosyal kurumlarına varıncaya kadar, neredeyse bütün detaylarda yönlendirme-yönetme işini üstlendiği günümüz dünyası, bu nedenle büyük bir değersizleşme süreci yaşıyor. Sivil kurum veya kişiliklerini istihbarat örgütleriyle yönlendirme yaklaşımı, bu yaklaşım sahiplerinin meşru olmadığını ele veriyor. Siyasetten başlayarak sanata kadar bütün üstyapı kurumlarında yaşanan büyük değersizleşme sonuç olarak buraya dayanıyor.

Gerek, örneğin, Irak?ta herhangi iyi bir gözlemcinin sıradan bir çözümlemesinin vereceği sonuçlar, gerekse herhangi bir toplumsal kurumun faaliyetlerinin yukarıda değindiğim bağlamlarda iyi bir analizinin vereceği sonuçlar, meşruiyet açısından dehşet vericidir. İşkence, sivillere saldırılar, sözde bağımsızlık amacında olan örgütlerce çocukların ve kadınların rehin alınması ve öldürülmesi, savaş kurallarının yalnızca kağıt üstünde kalması, siyasal üslupların ilk bakışta anlatılanın çoğunlukla aksine gerçekler içermesi ve özel ?okuma? biçimleri gerektirmesi; bütün bunlar yaşanan küresel değersizleşmenin dehşet verici görünümleridir. Bu değersizleşme eğilimi, temelde insanın mülkiyet eğilimi karşısında değersizleşmesidir; görünüm biçimi ne olursa olsun, ister siyasal çıkarlar uğruna insanı hiçe saysın, ister bunu ideolojik amaçlar için yapıyor görünsün; sonuçta eğilim küreseldir ve insanın kendi suni, güncel gerçeği karşısındaki yenilgisidir. Bu değersizleşme eğiliminin sonuçları, sadece insan hayatını değil, giderek yeryüzündeki hayatı tehdit edecek kadar dehşet vericidir.

Genel küresel gelişmeleri etkileyen bu özellikler, dünya siyaset haritasında jeostratejik bir alanda bulunan Kürt ulusunu doğrudan etkiliyor. Güneyde ve Kuzeyde, Kürtlerin özgürlük için savaşa kalkışmaları hemen ardından iç savaşa dönüştü. Özellikle Kuzeydeki savaşta, başlangıçtan beri belirleyici olan özellik, Kürtlerin Kürtlere karşı savaşıydı. Bu büyük ölçüde bilimsel tutuma sahip olduğunu iddia edenler tarafından sanki kaçınılmaz bir olguymuş gibi algılandı. Yaşananın bir tragedya olduğu doğruydu, ama bu bir İlahi Tragedya değildi. Bugün de, Kürtler arasında fiziki olarak öldürücü silahlarla gerçekleştirilen bir savaş yoksa da, siyasal arenada yaşanan iç uzlaşmazlıkların siyasal arenadaki etkileri felç edicidir. Özellikle Kuzey?de, Kürtlerin kendi içlerinde birbirlerini ihanetle suçlayacak dereceye varan uzlaşmaz tutumlarından dolayı ortaya çıkan netsizlikten kazançlı çıkan tek merkez, Kürtlerin kadim efendisi olmakla övünen Türkiye Cumhuriyeti devletidir. O, bu kazancını temelde iki yolla sağlıyor: Öncelikle Kürtleri uzlaşmaz çelişkilerin uçlarına sürüyor ve ikincisi gizli ve meşruiyeti olmayan istihbarat örgütleriyle bu yapay uzlaşmazlığı besliyor ve sürekli kontrol ediyor. Bir dönem Kürt tarihinde görülen en geniş faaliyet ve etki alanına sahip bir hareketin bugün kendi içerdiğinin neredeyse birkaç katı ?hain? üretmesini Kürtlerin ulusal kişilik özelliklerine bağlama yaklaşımı sadece gülünçtür. Farklı düşüncelere ve yapıcı eleştirilere duyulan radikal düşmanlığın temelinde, Kürtleri parçalama ve ulusal bir davranış bütünlüğüne ulaşmalarını engelleme amacı yatmaktadır.

Bugün biz Kürtlerde en azından kendi ulusal gururumuzu korumak anlamında doğru bir tutumun genelleşmesi her zamankinden daha fazla yaşamsal bir gerekliliktir:

-Kürtler, kendi aralarında uzlaşmaz gibi görünen çelişkilere düştüklerinde, buna hangi güçlerin yol açtığını ve nasıl kontrol ettiğini çözümlemelidir. Kime, neye hizmet ettiğini bilmek bireysel veya kurumsal kişiliklerin en doğal hakları olduğu kadar, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. Bunun için tek tek bireylerden başlayarak kurumlara ve daha geniş örgütlere kadar, mümkün olan en geniş düzeyde denetim dışına çıkılmalıdır.

-Bireyler, kurumlar ve örgütler, eğer ulusal bir meşruiyet çerçevesinde hareket ettiklerini iddia ediyorlarsa, sadece büyük güçlerin negatif denetimi dışına çıkmayı değil, ama aynı zamanda mümkün olan en geniş düzeyde, en azından kendi eylem alanları çerçevesinde, güçlü bir denetim ve öz denetim geliştirmekle sorumludur. (Burada kasıt ideolojik bir yaklaşımın gerekliliği değil, ama tersine, bedeli ne olursa olsun, ?doğru? bir yaklaşımın gerekliliğidir. Kölece değil özgürce olan, yalan değil sahi olan, ikiyüzlü değil tutarlı olan, her yolu-yöntemi mübah gören değil meşru olan, insanı değersizleştiren değil ona her türlü değerin üstünde yaklaşan, sonuçta Kürt halkına kaybettiren değil kazandıran, doğrudur.)

-Dışımızda olan, ama harekatları bizi doğrudan etkileyen güçler karşısında kişilikli bir tutumun Kürtler açısından stratejik önemi var. Örnek olsun; güncel siyaset alanında, bilgi ve güç yoksunu sahte solculuğun Amerikan düşmanlığı ne kadar anlamsızsa, işi sloganlaştırmaya kadar vardıran bir Amerikan taraftarlığı da o kadar anlamsızdır. Perinçek?in bilinen gülünçlük derecesinde keskin Amerikan aleyhtarlığı nasıl ki sonuçta ?emperyalist? amaçlara hizmet ediyorsa, bunun diğer ucu olan keskin ABD yandaşlığı da en az o derecede traji-komiktir. Güncel olarak Kürtlerin ulusal anlamda güçlenmeleri ABD?nin küresel çıkarlarına denk gelebilir ve bunun bir fırsat olarak değerlendirilmesi doğru ve doğaldır; ama ABD çıkarlarına hizmet temelinde yola çıkan bir yaklaşımın, küresel arenada daha çok genç bir güç olan Kürtlerin ulusal çıkarlarına sonuçlar doğuracağı doğru değil. Benzer biçimde, uzlaşmaz biçimde radikal bir Türk karşıtlığı ne kadar anlamsızsa, Kürt ulusu adına Türkiye Cumhuriyeti?ne veya onun daha ?demokratik? bir biçimine hizmet temelinde stratejik bir yaklaşıma sahip olduğunu ileri sürmek, trajik değilse bile, en azından komik bir tutumdur.

Bu noktada geçen günlerde pwdnerin editörünün kaleminden yayınlanan ?Mahatma Gandhi ve Sivil İtaatsizlik? başlıklı değerlendirmeye dikkat çekmek istiyorum. Karşıt güçlerin bildik denetiminden çıkmak için bu yazıda önerilen yol, gerçekten de üzerinde tartışılmaya değerdi. Bu tartışmayı ileriye bırakarak, aynı değerlendirmenin son birkaç cümlesiyle noktalıyorum:
?Düşmanınızla aynı silahları kullanırsanız, o evinizi yaktı diye, gidip onun evini yakarsanız biçimsel olarak ondan hiçbir farkınız kalmaz. Onun silahlarını kullanması için onu kışkırtıp sonuçlarını teşhir ederseniz, düşmana vurulacak en etkili darbeye sahip olmuşsunuz demektir. İşte Mahatma Gandhi Hint halkına bunu öğretmiştir??

Olumsuz sonuçları aşmak?

Kuşkusuz denetimde durmanın birde içselleşmesi var. Mahatma Gandhi?nin Hint halkına öğrettiklerinden yola çıksak ve biz de ortaya çıkan sonuçlarla bile bir değerlendirmeye girsek, zıddına dönüşmenin, giderek yabancılaşmanın ve giderek sertleşen karşıtlığın sonuçları da trajiktir. Bu trajedi, bir tiyatro salonunda gösterilse ders verici olurdu, ancak bir halkın özgürlük mücadelesine dayatılıyorsa, önümüzde bulduğumuz fatura çok ağır olabiliyor. Kuzeyde bu gün bunu yaşıyoruz. Eğer eleştirerek sistem haline gelen yabancılaşmayı red edenleri hainlikle suçlarsanız, kemalizmin Türk ulusçuluğu olduğuna inanarak mücadeleye girenlere Kemalizm?i aklama görevi, Lozan?ı aşarak bir Kürt statüsü elde edilebileceğine inananlara Lozan?a yakın durma sorumluluğu yüklemeye kalkışırsanız, kazanılanları bitirme işine girdiğiniz sonucu çıkar ve trajediyi ağırlaştırırsınız.

Kötüsü, birazda pratiğimizin mirası olan, ertesi gün hiç düşünüp tartışma ihtiyacı duymadan kalemine sarılıp ?bijî? korosu oluşturanların, trajediyi yaşaması için adeta toplumu provoke etmesidir. Yani trajediyi ağırlaştırmasıdır.

Bir de tespiti kolay, görüntüsü dahi korkunç başka bir sonuç var.

Denetim ve yabancılaşma ile oluşan dogmalardan sistem, o sistemden sonuç ve gelişme bekleyen yukarıdan aşağıya mantığın, savurduğu insanlar?

Bu insanlarımızın sayısı binlerledir. Güney Kürdistan?da, Kuzey?de ve Avrupa?da binlerce iyi insan. Ve bunlara her gün yenileri ekleniyor.Yetenekleri irade demagojisi ile yapılan eğitimde köreltilmiş, hayallerini tüketmiş, siyasete ilgisizleşmiş ve iddia edildiği gibi bir bireysel yaşam da oluşturamamış insanlar?

Ne oldu da bu kadar inanç kolaylıkla kırılabildi, ne oldu da bu kadar yetenek ve birikim kısa sürede körelebildi ve bu kadar insan sadece davasına değil kendine güvensiz hale gelebildi?

Yanlışın nerede olduğunu aramak gerekli, kapsamlı ve bilimsel bir sorgulamaya tabii ki ihtiyaç var. Ancak, eğer trajedi öğretiyorsa, bu savrulan birikimle yeniden tartışıp buluşmak, hayallerini canlandırmak ve özgür iradeleriyle bir inanç yenilenmesi yaşamaları için en azından ortam hazırlamak gerekiyor.

Yukarıda sözü edilen ulusal gurur, suni çelişkileri aşarak bu noktada harekete geçirilmelidir.

Eğer bunu yapamazsak, herhalde bizler de kendimizi savrulmanın bilincine varmış, ama savrulmanın bir şekilde eşiğinde duranlar olarak isimlendirmek durumunda kalacağız.

Yani dışımızdaki negatif denetimin dışına çıkmak kadar, kendi öz denetimimiz sandığımız şeyin ondan da daha fazla yarattığı tahribatın ideolojik?politik sonuçlarının da dışına çıkmak, değersizleştirmeyi durdurmak ve olumsuz etkilerini gidermenin sorumluluğunu da üstlenmek gerekiyor. Çünkü sadece ve sürekli ?bijî? ile sürekli ve sadece yaşasın eleştiri diyenlerin iç ve dış denetim merkezlerinin işlerini kolaylaştıran tutumu, bir ulusal felaket olarak tepemizde asılı duruyor. Tepemizde durdukça da ne bir ulusal doğru gelişebiliyor, ne de ortaya çıkan olumsuz sonuçları giderebilmek mümkün oluyor.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe