Erdoğanın açıklamaları ve yapmamız gerekenler
         Türkiye başbakanı Erdoğan'ın önce bir gurup aydınla görüşmesinde, ardından Amed'de yaptığı açıklamalar yankı uyandırdı. özellikle başbakanın Kürt sorununu adını koyarak tanımlaması ve devletin hem yalnışları ve hem de sorunlarıyla yüzleşmesi gerektiğini söylemesi etkili oldu; ve olumlu-olumsuz, ama ciddiye alınması gereken tepkilere yol açtı.
Faysal Dunlayıcı
16.08.2005 - 11:27
Türkiye başbakanı Erdoğan'ın önce bir gurup aydınla görüşmesinde, ardından Amed'de yaptığı açıklamalar yankı uyandırdı. özellikle başbakanın Kürt sorununu adını koyarak tanımlaması ve devletin hem yalnışları ve hem de sorunlarıyla yüzleşmesi gerektiğini söylemesi etkili oldu; ve olumlu-olumsuz, ama ciddiye alınması gereken tepkilere yol açtı. Başbakan beyaz bir sayfa açmaktan söz etti. Aydınlar ve Kürt cephesi silahların susturulması gerektiğini, PKK ve Kongra Gel ise, söylenenlerin yaşama geçirilmesi gerektiğini açıkladılar.

Başbakanın söyledikleri sıradan ve geçiştirilecek şeyler değildi. Ondandır ki tepkiler beklenenden de fazla oldu.
öncelikle olumsuz tepki verenlere bakalım: Ordunun bir kesimi, emekli savaş generalleri, Doğu Perinçek ve tüm kemalist koro, CHP ve ANAP'ın başındakiler, Asam ve Türkiye'de çatışmalardan rant bekleyen ve çatışma ortamında milliyetçi duyguları harekete geçirip AB sürecini sekteye uğratabileceklerini hesaplayanlar.
Açıklamaları olumlu karşılayanlar ise şunlar: Türk ve Kürt aydınları, savaş ve kanın durdurularak demokratik çözümün önünün açılmasını isteyen en geniş halk kesimleri, özet olarak demokrasi, çözüm ve gelişme isteyenler.

Tepkilerin adresi bize tutum açısından bir ipucu verebilir. Kürtler bu noktaya nasıl gelindiğini herkesten iyi bilirler. ABD'nin bölgeye yaptığı müdahalenin Güney Kürdistan'da yarattığı gelişmeler, İran'ı aşmak için yapılan hazırlıklar ve AK Partin'in iç statükoyu aşabilmek için ve kendi geleceği açısından AB ve demokratikleşmenin öneminin bilincinde olması.
Eğer gelişmelere dar, Türkiye iç dengelerini hesaplamadan, AK Partinin kendi başına yapabilecekleri ile Kürtlerin yapması gerekenleri yerli yerine oturtamazsak ve belki de dünyada bankası olan tek ordu olan Türk ordusunun yaklaşımlarının arkasını görmeden bakarsak, bana göre hata yaparız.

Yani bence, geçmişte çokça söylediğimiz, "bunlar iyi sözler, ama içi doldurulsun" yaklaşımını sürdürmeye devam edersek, bu ciddi bir stratejik hata olur ve hatta bir anlamda özgürlük dilenmek olur.

çünkü söz söylenmiştir. Bundan geri dönülemez. Gereği yapılmazsa bile geri dönülemez. Zaten başbakanın söylediklerinin önemini de burada aramak lazım.

O halde yapılması gereken, içinin doldurulması noktasında hem zemini hazırlamak bakımından ve hem de kendi görevlerimiz bakımından hükümetten çok kendimizi sorumlu görmektir. Türkiye iç dengeleri bakımından, hükümet tek başına o kadar güçlü değildir. Ve tek başına verdiği sözlerin gereğini bence yerine getiremez. Hatta bazı açılardan Kürtler daha da avantajlıdırlar. Ve aynı ölçüde de sorumludurlar.

O halde şu tespiti yapalım: Erdoğan, kemalist aristokrasinin çocuğu değil. Tabandan geliyor. Avantaj ve dezavantajları var. Mevcut yapısı ile statükoyu aşmada rol oynar. Ancak 82 yıllık tarih rantını yiyenlerin ve kendilerini mutlak sahip görenlerin engellemeleri onun nefesini de kesebilir.

İşte bu açık durum, bana göre Kürt yaklaşımının da anahtarını veriyor.

Birincisi: Savaş ve silaha kesin olarak son vermektir. çünkü 2 Ağustos 1999 da, artık silahla sonuç alınamayacağı kararı verildi. O zamandan bu güne demokratik siyaset yapmak açısından, olumlu gelişmeler yaşandı. Siyaset yapma imkanı ve zemini güçlendi. Peki o zaman ne oldu da yeniden savaşa karar verildi? Bunu sorgulamak gerekir. Güneydeki gelişmeler bile tek başına Kürtlerin daha avantajlı konuma geldiklerini gösteriyor. Kuzeyde silah ve şiddet bitirilmelidir.

İkincisi: Yapılan açıklamalar ABD'de son yapılan toplantıdan ve AB sürecinde yaşanan sıkıntılardan bağımsız değildir. Bu süreçler Kürtler açısından kimin ya da nasıl bir Kürt bileşiminin-demokratik hareketinin muhatap alınacağını netçe ortaya koymaktadır. Biz Kürtler, kısır "tartışmaya devam" mı, yoksa "muhatabı yaratmak için harakete geçme zamanıdır" mı diyeceğiz?

üçüncüsü: "Legal zeminde, bloke edilen ve pek çok nedenden dolayı diğer adreslere gitmeyen kitlesel güç nasıl toparlanabilir", sorusuna cevap bulabilmek ve onun gereği neyse yapabilmektir.

Dördüncüsü: Demokratik Kürt muhalefetine, bir televizyon kurumu başta olmak üzere, basın olanakları yaratabilmek için harakete geçmek, imkanları birleştirmek ve imkanı olan Kürt çevrelerinin desteğini alabilmek.

Beşincisi: Bloke edilen halk gücünü ikna edebilmek için, aynı gelenekten gelenlerin, gerçek ve suni ayrılıkları bir yana bırakarak sorumluluk duygusu ile birleşebilmeleri ve ulusal birlik espirisinde ısrarlı ve tutarlı olmaları.

Altıncısı: Sorumlu Türk aydınlarının ve bazı yazarların, Türkiyen'in geleceği açısından duydukları kaygıları anlayıp paylaşabilmek ve demokratik Kürt muhalefeti ile bu duyarlı ama aynı zamanda etkili kesim arasında sağlıklı bir diyalog sağlanabilmesi.

Kuşkusuz aynı doğru mantığın diğer yüzüne de bakmak gerekir. Eğer hükümet verdiği sözlerin altını doldurmaz, demokratik Kürt muhalefetinin önünü açmak için diyalog dahil gerekli yasal düzenlemeleri yapmaz, bu konuda ısrarlı ve tutarlı olmazsa, bu süreç de boşa çıkarılabilir. Kürtler kadar bu sözleri veren hükümet de zarar görür ve Türkiye Kürt sorununu çözemeden bir kere daha geriye gidebilir. özellikle bu noktada geçmiş hükümetlerin başına gelenler bilinmektedir.Türkiyede çok doğru ve çok zorunlu tutum adı altında hükümetin hata yapmasını sağlayabilecek, bunu en çok da güvenlik ve üniter devlet hassasiyetleri ile işleyecek, derin çevrelerin deneyimini unutmamak ve tuzağa düşmemek gerekir. Yani AK parti, kendisine dönük riskleri, risk alarak aşmayı başarabilmelidir.

Bu sürecin başlatılmasında önemli bir rol oynayan, takdir gören ve destek alan aydınlar da işin peşini bırakmamalıdırlar. Bir kere girişimleri başlı başına bundan sonrası için de kendilerine bir sorumluluk yüklemiştir. Bundan sonra da ve özellikle Kürtlerden yoğun destek alacaklarını söylemek yalnış olmaz. Aydınların pek çok çevreden baskı altına alınmaya çalışacakları kesindir. Ama zaten onlar hem bu çevreleri iyi tanımaktadırlar ve hemde bu işe soyunurken bunların saldırılarını hesaplamışlardır.
Süreci gerçekten başarıya götürebilmek, savaş rantçılığını bitirmek ve sağlıklı bir mücadele ortamını yaratmak için, silahlar koşulsuz susmalıdır. Ne ordu, ne de Kongra Gel, bunu kendi isteğiyle yapmaz; çünkü onlar için sorunun çözümü değil, operasyon ihaleleri ve kan ticaretinden sağlanan maddi ve politik gelirler herşeyden daha önemlidir. Oysa sorunun çözümü, silahların susmasını gerektirmektedir. Bunu sağlayacak olan temel güç, herşeyden once Kürtlerdir. Gerçekten en azından iradelerinde özgür ve bağımsız olmak istiyorlarsa Kürtler, kitleler halinde silahları susturmak için harekete geçmelidirler.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe