Urfa’ya bağlı şirin bir ilçe olan Ceylanpınar, Türkiye’nin  en büyük, dünyanın ikinci en büyük hayvan üretme çiftliğine sahip. Her türlü modern tarımın yapıldığı, hayvacılığın geliştirildiği, sebze, meyve ve hayvansal ürünlerin üretildiği verimli bir saha. Şehir ortadan geçirilen sınırla ikiye bölünerek bir kısmı Suriye denetimine bırakılmış. Resulayn olarak bilinir. Resulayn’in kuzey kısmı, kürtçe karşılığı Serekani, Türkçede ise Ceylanpınar olarak bilinir.  öncesinde  20-30 hanelik bir köy iken, 1943 yılında devlet üretme çiftliğinin kurulmasıyla beraber, nüfusu hızla büyümüş ve giderek bir kent durumuna gelmiştir. Şehre sonradan yerleşen halkın önemli bir bölümü Urfa, Mardin, Adıyaman ve Antep yöresinden gelen Kürtlerdir. Geri kalan bölümü ise, yerleşik Arap nufusundan  oluşmaktadır. Farklı etnik unsurlar ve nüfusun çoğunluğunun değişik yörelerden gelen kesimlerden oluşması,  aşiretsel ve değişik sosyal çelişkilerin çokça yaşanmasına yol açmıştır.

      Faysal Dunlayıcı (Kani Yılmaz) Ceylanpınar’a, Mardin’in ömeryan ilçesine bağlı Tuqube köyünden gelen son derece yoksul bir ailenin ilk çocuğu olarak 1950 yılında dünyaya gözlerini açtı. İlkokulu Ceylanpınar’da okudu. Ardından sanat okuluna gitti ve marangozluk bölümünü üç yıl okuyarak bitirdi. Ailesi yoksul  olduğundan çocuğunu daha fazla  okutamadı. Bundan dolayı Kani arkadaş ortaokul diplomasını Kızıltepe’de dışardan girdiği sınavlarla alabildi.

      Yaşadığı bütün imkansızlıklar, içindeki okuma ve aydınlanma isteminin önünde engel olamadı. Kani arkadaş her fırsat bulduğunda okuyarak yaşadığı çelişkilere çözüm arayışı içerisinde oldu ve ömrü boyunca da bunu sürdürdü. Dünyada 68 kuşağı olarak bilinen gençlik hareketinden etkilenerek çevresinde bulunan gençleri örgütleme çalışmaları içerisine girdi.  1971-72 yıllarında Ceylanpınar’da  ilk gençlik derneği olan Ceylanpınar Kültür Derneğini kurarak başkanlığı göreveni yürüttü. Yaşam yolu onu bir yıl sonra Ankara’ya götürdü ve kısa bir süreliğine doğduğu topraklardan kopup Anakara’ya yerleşti. TİS (Türkiye işçi sendikaları) sendikasında örgütlenmeden sorumlu olarak görev yaptı. TİS Ceylanpınarlı işçilerin de üye olduğu  bir sendikaydı. Arayışları sürdü ve Ankara’da bulunduğu yıllarda PKK’nin ilk çekirdek kadrosuyla ilişkilendi. Bunlardan etkilenerek kendisini tümden Kürt özgürlük davasına adadı. 

       Takriben bir yıl sonra (1973-74) Ceylanpınar’a dönerek, toprak-su işlerinde şantiye şefi olarak göreve başladı. Yörede “iki cırcıp arası” olarak bilinen 45 köyün arazilerinin sulandırılması projesini geliştirerek, yaşama geçirilmesini sağladı.

      Kendisindeki halkçı karakter, toprak-su işlerindeki görevi nedeni ile halkla hep içiçe olması, yurtseverlik temelinde propaganda ve örgütlenme çalışmalarını başarıyla yürütmesine zemin oldu ve Kürtdistan yurtseverleri adına ilk çekirdek örgütlemesini de 1975’le beraber  yaptı. Bu süreçten sonra bu anlamdaki çalışmalarını kesintisiz sürdürdü. 12 mayıs 1980’de Türk devletinin gerçekleştirdiği bir operasyonla yakalandı ve  9 yıllık bir esaret sürecini yaşadı. 11 şubat 1989 yılında tahliye edildi. Zindan süreci kendisindeki mücadeleci ruhu daha da pekiştirdi ve zindandan çıktıktan sonra evinde ancak üç gün kalabildi. Aktif mücadeleye en etkili bir biçimde katkı sunmak amacıyla dışarıdaki mücadele saflarında yerini aldı.

      1990-92 yılları arasında  başta Lübnan, daha sonra Lübnan-Suriye sahasının PKK temsilciliğini yaptı. Ardından Avrupa temsilciliğine getirildi. Halkçı karakteri, pratik politikacılığı, örgütlenme becerisi, ajitasyon ve propagandadaki üstün nitelikleriyle, uluslar arası anlamda da PKK’nin en fazla tanınan önde gelen kadrolarından biri oldu. Bu uluslar arası tanınma durumu, kitleler nezdindeki popüleritesi, diplomasi faaliyetlerindeki başarısı, kendisini PKK liderliğinin hedefi haline getirdi. Bundan sonraki bütün faaliyetleri PKK liderliğince kuşkuyla izlendi. Bir konferans sebebiyle gittiği İngiltere’de tutuklandı ve 1998 ortalarına kadar tutuklu kaldı. Bir tarafta esaret koşulları, öbür yandan PKK liderliğinin “onu mandela yapmak istiyorlar” biçimindeki paronoyak söylemi karşısında zorlansa da, mücadeleci kişiliğini korudu. PKK liderliğinin bütün kuşkucu yaklaşımlarına rağmen, yukarıda saydığımız pozitif özellikleri nedeniyle, cezaevi çıkışından sonra tekrar Avrupa temsilciliğine getirildi ve bu görevini Abdullah öcalan’ın Avrupa’ya çıkışına kadar sürdürdü.

      PKK’nin 6. kongresine katılmak amacıyla dağa gitti. Bu esnada Abdullah öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi, bu durumun  faturasının kendisine biçilmesine neden oldu. Ve egemen PKK söylemiyle “Başkana yönelik uluslar arası komplonun temel ayaklarındean biri” olarak kabul edildi ve hedef haline getirildi.  Bütün bu iç baskılara karşın mücadeleci kişiliğinden, yurtseverlikten ve değerlere olan bağlılığından taviz vermeyerek mücadelenin en ön saflarında yerini almasını bildi.

      PKK liderliğinin zindandaki tutumunu içten içe benimsemese de, bu durum karşısında çözüm olarak hareketin demokratikleştirilmesini gördü ve PKK’nin demokratikleştirilmesi çalışmalarında kesintisiz olarak yerini aldı. 1998 yılından 2003 yılına kadar dağ zemininde mücadelesini sürdüren Kani arkadaş, 2003’ ten itibaren Irak ve Güney Kürdistan’daki örgütlenme çalışmalarında görev aldı.

      PKK’nin demokratikleştirilmesi çalışmaları sonuç vermeyip tıkanma noktasına geldiğinde, daha önce kamuoyuyla paylaştığı ayrılık gerekçeleri kendisini, yaklaşık 30 yıldır mücadele ettiği örgütten kopardı. Ve 2004 temmuzunda aralarında üst düzey yöneticilerin bulunduğu bir grup arkadaşla PKK’den ayrıldı. Ayrılık süreci kendisi için oldukça zorlu oldu. 30 yıldır mücadele ettiği örgüt saflarından kopmak kolay değildi. Ama kişiliği, yurtseverliği, birikim ve tecrübesi yaşadığı bütün zorlanmalara karşın, kendisini, PKK içerisinde kalarak değerleri korumanın ve mücadeleyi başarıya götürmenin mümkün olmadığı sonucuna götürüyordu. PKK’den ayrılmak, örgüt şablonlarında  söylendiği gibi mücadeleden kopmak değildi. Bundan sonra mücadelesini inandığı doğruları paylaştığı arkadaşlarıyla beraber kurdukları PWD ile yürütecekti.

      Kamuoyunun da yakından bildiği gibi yeni örgütü, PKK’nin yönelimleriyle karşı karşıya kaldı. “Davadan döneni vurun” sloganıyla hareket eden PKK, arkadaşlarını katlettikçe Kani arkadaş mücadeleye daha çok sarıldı ve yeni oluşumda en üst düzeyde görevler alarak mücadelesini sürdürdü. PWD’de koordinasyon kurulu üyeliğinin yanı sıra koordine yardımcılığı görevlerini yürütüyordu. Ta ki otuz yıl omuz omuza mücadele yürüttüğü arkadaşları, karşısında yıllarca savaştığı düşmanın yapamadığını yaparak bedenini  kömürleştirip, beynini düşünemez, kalemini yazamaz hale getirene kadar….

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe