Bütün Kürtler öcalan’a Destek Verdi


Eve yerleştikten sonra öncelikle öcalan hazır bulunan bizlerle kısa bir toplantı yaptı. Sanıyorum o zaman Ayfer Kaya, 91'de Lübnan'daki akademiye gelen Siverekli Hêvî (kan kanseri hastasıydı), İsviçre'den katılan Mehmet adlı bir genç arkadaş, yine aynı yerden gelen ve Mehmet ile birlikte İtalyancayı öğrenmiş olan Berfin, Akif Hasan, Ahmet Yaman, Mizgin Şen hazırdı. Eve yerleşildikten sonra Dilar arkadaş geldi ve bir süre kaldı. Aralıklı olarak Şemse Kılıç (Dilan) gelip ev ortamında kaldı. Almanya'dan geldikten sonra arabasını bize bırakıp giden bir yurtseverin arabasını kullanan Timur evde kaldı. Zaman zaman bazı bayan arkadaşlar gelip kaldılar. Mervan Türk arkadaşın kardeşi Şafak gelip kaldı bir süre. Eve çıktıktan sonra Sebelan adlı bayan arkadaşla birlikte Medya TV'den bir canlı yayın arabası gelip yayın yaptı. Daha sonra biraz da benim ısrarımla, sonradan Avrupa'dan bir barış grubuyla Türkiye'ye giden Haydar Ergül geldi ve telefonlara bakma, not alma vb. çalışmaları yürüttü.

Eve taşındıktan sonra İtalyanlar evin dış kapısına bir araba yerleştirmişlerdi ve bir güvenlik timi sürekli orada bekliyordu. Evin damına da büyük bir cihazla birlikte iki ekip yerleşmişti. O zaman bize verdikleri bilgi şuydu: Bu cihaz güvenlik amacıyla çevredeki hareket ve konuşmaları tesbit ediyordu. İzlemeye sadece karadaki değil, havadaki hareketler de dahildi. Büyük ihtimalle de bu doğruydu. İtalyan hükümeti öcalan'ın güvenliğini en üst düzeyde almıştı. Bizim dışımızdaki giriş ve çıkışlara da, ancak bizimle tartışma ve bizim onayımız sonucu izin veriliyordu.

İlk yaptığımız tartışmada öcalan'ın değerlendirmeleri özet olarak şöyleydi: "Herkes beni yalnız bıraktı. Ben tek başımayım. Dağdaki merkez zaten oralı değil. Kılları kıpırdamıyor. En küçük bir katkıları olmadı. Tamamen kendi çabamla Suriye'den çıktım. Sizlerin de hiç bir katkısı olmadı. Şu andan itibaren Avrupa Koordinesi fiilen benim. İşleri ben ele alıyorum. Artık benim talimatlarıma göre hareket edeceksin." Bunun yanı sıra öcalan tarafından yapılan değerlendirmelerde şunlar vardı: "Kürdistan'a geldik halklaştık, Ortadoğu'ya çıktık ordulaştık, Avrupa'ya çıktık devletleşeceğiz." Biz de görüşlerimizi söyledik. Televizyon ve telefonu çok fazla kullanmamasını önerdik. İtalyan hükümeti gönderdiği bir temsilcisi vasıtasıyla basınla aşırı görüşmeyi kabul edemeyeceğini, biraz sessiz kalmamız gerektiğini, bir iltica sürecinin işlediğini ve çok büyük baskılar altında olduğunu bildirmişti. Zaten haftada bir ya İtalyanlar temsilcilerini gönderiyorlardı, ya da arkadaşlar gidip temsilcileriyle görüşüyorlardı.

Yavaş yavaş Türkiye ile birlikte ABD'nin de baskıları ortaya çıktı. Biz o zaman mümkün olduğu kadar dikkatli ve hassas davranılması gerektiğini, bir iltica sürecinin işlediğini, mahkemede bir mülteci statüsü alındıktan sonra daha fazla hareket imkanı olabileceğini söylemiştik. Ayrıca aydınlar geliyordu, halk orada toplanmıştı, bu nedenle bir ulusal birlik esprisiyle hareket edilmesi gerektiğini bildirmiştik. Bunun sonucu olarak aslında bir hareket tarzı konusunda görüş birliğine varmıştık. Bu konudaki kararlarımız temelde şöyleydi:

1. Türkiyeli örgütlerle bir dayanışma platformu oluşturulabilir. (Ki bunu daha sonra Köln'de yaptığımız bir toplantıyla oluşturduk.)

2. Kürt örgütleriyle çözüme ilişkin -hatırlanacaksa- 6-7 maddelik bir acil eylem planını kamuoyuna duyurduk. Kürt örgüt ve aydınlarıyla ulusal birlik çerçevesinde bir dayanışma geliştirmeye çalıştık.

3. Dayanışma komitelerinin oluşturulması ve Avrupa’daki etkili kişiliklerle ilişkilerin geliştirilmesi, gelen heyetlerle bu temelde görüşülmesi kararını aldık. Avrupa çözüm için küçük bir adım atacaksa silahı bırakmaya hazır olduğumuzun gelen heyetlere bildirilmesini kararlaştırdık.

Bu arada dünyanın her yerinde ve Türkiye'de eylemler, kendini yakmalar vb. devam ediyordu. Hatırlıyorum, o sıralarda öcalan ile bu kendini yakma türünden eylemlere son verilmesi konusunda tartıştım. Daha sonra öcalan adına bu paralelde bir açıklama yaptım. Buna rağmen bir iki yerde, cezaevlerinde aynı eylemler sürünce, kendisine ait kısa bir mesajı ben TV aracılığıyla duyurdum.

O dönemde dünyanın her yerinden heyetler gelmeye başladı. İtalyan basını yoğun ilgi gösterdi. İtalya'nın önemli gazeteleriyle söyleşiler yapıldı. Danielle Mitterand iki kez geldi. Bir defasında Kendal Nezan ile birlikte geldi. Her nedense İtalyan hükümeti Kendal Nezan'ın görüşmesine izin vermedi. Bayan Mitterand'ın söyledikleri şunlardı: "Biz Avrupa'daki bütün etkimizi kullanarak seni sahipleneceğiz. Ben de kişisel olarak bütün gücümü kullanacağım. Fakat sen mümkün olduğu kadar buradan barışçıl mesajlar ver. Savaşa gönderme yapan mesajlar verme. İltica süreci işliyor; İtalya'dan ayrılma; başka bir yer aklından bile geçmesin.”

Bir heyetle Hamburg'dan Prof. Norman Paech gelmişti. Onlar da aynı rolü Almanya'da oynayacaklarını ve bir dayanışma komitesi kuracaklarını söylediler.

Kürt aydınları ve Türk solundan örgüt temsilcileri geldiler. Şıvan Perwer ve ailesi öcalan'ı ziyaret etti. Şıvan o zaman çello Meydanındaki kitleye bir konser verdi ve bu tv'den canlı olarak yayınlandı.

Devam Edecek…
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe