Dikkat çekici olan bir diğer nokta; PSK bir heyet gönderdi ve Kemal Burkay'ın bir mesajını getirdi. Bu mesajın içeriğini şöyle hatırlıyorum: "Geçmişteki herşeyi bir tarafa bırakalım. Roma'ya çıktın, seni yalnız bırakmayacağız. Burada mahkemeye çıkarsalar ve bu bir tutuklamaya yol açsa bile, biz o mahkemeyi Dimitrov mahkemesine çevirmeye hazırız. Sürekli seninle dayanışma içinde olacağız.

" öte yandan Güneyli, Doğulu, Güneybatılı bildiğimiz ne kadar aydın Kürt kişiliği varsa hepsi gruplarla ziyarete geldiler ve gerçekten görülmemiş bir dayanışma oldu. Halk çello meydanındaki eylemlerini sürdürüyordu. Açlık grevlerine gidenler vardı. Meydan sürekli etkinliklere sahne oluyordu. Yine biz parlamento ve devletin diğer sorumlularıyla yoğun bir ilişki trafiği başlattık. Türkiye ve onun baskısıyla ABD'nin rahatsızlık belirtmelerine karşın Roma'da böyle olumlu bir hava vardı.

Bizim bütün telkinlerimize rağmen öcalan sık periyotlarla televizyon programlarına katıldı, dünyanın çeşitli yerlerindeki örgütleriyle her gün telefon görüşmeleri yapma alışkanlığını bırakmadı. Tv'den tehditler ve ağır eleştirileri devam etti. Eski uslubunu terk etmedi. Hatırlanacaktır; o dönemde PKK'den istifa ettiğini de açıkladı. "Artık PKK Genel Başkanı değilim" dedi. "Bu PKK'yi reddediyorum. Bu benim kurduğum PKK değil. 6. Kongrede yeni bir parti oluşturacağım" diyordu. O yılın Kasım ayı böylece geçti.

Giderek Türkiye ve ABD'nin baskıları yoğunlaşınca, öcalan'ın Roma'dan çıkması yeniden gündeme geldi. İsviçre ve İngiltere hükümetleri o zaman kendiliklerinden öcalan'ın avukatlarına mesajlar göndererek, "müvekkiliniz öcalan ülkemize gelmeye yeltenmesin, kendisini kabul etmeyeceğiz" dediler. öcalan'ın o zamanki psikolojisi garipti. Avrupa'ya çıkmış, Kürt halkı etrafında kenetlenmiş ve herkes de bu çıkışla birlikte yeni bir ulusal birlik ruhunun gelişeceğine, Kürt sorununun daha etkili bir tarzda gündeme ve çözüm sürecine gireceğine inanıyordu. Kendisi de o zaman 7 maddelik bir deklerasyon yayınlamıştı. Makul bir deklerasyondu. Ama öte yandan tv konuşmaları ve yaptığı bazı açıklamalar da bununla çelişiyordu. Zaman zaman konuşmaları Türkiye'ye tehditler ve savaşın daha fazla tırmandırılacağı söylemini içeriyordu. Bunlar sıkıntı yaratıyordu. Buna karşın İtalya'daki durumumuzda bir zorlanma yoktu. örneğin İnal Batu'nun o zaman girişimleri vardı. Ama ciddi bir sonuç alamıyordu. Sadece hükümet değil, demokratik kuruluşların pek çoğu ve sendikalar sürekli bizimle dayanışma içindeydi.

Ancak öcalan'ın ilişki ve açıklamaları üzerinden sonuçta hükümet zorlanmaya başladı. Türkiye'nin diplomatik baskıları, ekonomik boykot girişimi, Berlusconi'nin gazetelerine verdiği ilanlar, ABD ve İngiltere nezdindeki girişimleri, İtalya hükümetini köşeye sıkıştırmaya başladı. Yine benim tutuklanmam için Türkiye, İtalya hükümeti nezdinde girişimde bulundu. Bunun üzerine biz öcalan ile birlikte bir değerlendirme toplantısı daha yaptık. O zaman bana şunu söyledi: "Senin tutuklanmanı istiyorlar. Hükümet bu konuda zorlanıyor. İtalya ikimizi birden kaldıramaz. Sen İtalya'dan çık, arada bir gelir gidersin. Ama bu çıkışın aynı zamanda alternatif bir yer arama amaçlı olsun. Mizgin Şen ile birlikte bir ekip oluşturun. Uygun göreceğiniz bütün ülkelere başvurun.

" Böylece İtalya'dan ayrıldım. Ama günlük olarak da ilişki içindeydim. Ben ayrıldıktan iki üç gün sonra, öcalan Moskova'dan Mahir Welat'ı yanına çağırdı. öteden beri Mahir ile sürekli bir diyalog vardı. öcalan'ın merak ettikleri şunlardı: Moskova'daki iltica süreci hala yürüyor muydu? Bir kez daha oraya dönme olanağı var mıydı? O zaman ilginç bir şey de oldu. Mahir Welat'ı zan altında bırakmak istemiyorum. Kendisi de bu konuya daha fazla açıklık getirebilir. O zaman Rusya temsilcimiz olan Mahir Welat Ermenistan'da Alman istihbaratından bir-iki kişiyle görüşmelerde bulunmuştu. Nasıl, hangi vasıtalarla ilişki kurduklarını bilmiyorum. Ama neden başka bir yerde değil de Ermenistan'da görüştüklerini de bilemiyorum. Mahir sanıyorum bu durumu şöyle izah ediyordu: 1986-87 yıllarında Ali Haydar Kaytan ve Duran Kalkan Almanya'da yakalandıkları zaman, Mahir Welat da oradaydı ve onun hakkında da bir tutuklama kararı vardı. Ermenistan bu nedenle seçilmişti.

Mahir İtalya'da kısa bir süre kaldı. Ben genel olarak televizyonda (Brüksel'de) kalıyordum. Genel işleri fazla yürütmüyordum. örgüt faaliyetini tamamen bırakmış ve devretmiştim. Genel pratik faaliyetleri daha çok Şahin yürütüyor, ben daha fazla öcalan'ın durumuyla ilgileniyordum. Yakın olarak tartıştığım insan daha çok Ali Haydar Kaytan'dı. öcalan o zaman Kaytan'ı görevsizlendirmişti. Bu benim cezaevinden çıkışımdan önceye dayanıyordu. Sanırım görevsizleştirme biraz da Şahin'in verdiği bilgilere ve öcalan'ın öteden beri Kaytan'a duyduğu tepkiye dayanıyordu. Ona rağmen ben Ali Haydar'ın tv'deki tartışmalara katılmasının önünü açtım. öte yandan sevdiğim tecrübeli bir arkadaştı ve sürekli olarak kendisiyle tartışıyordum. En yakın tartışma arkadaşım Kaytan idi. Ve bir de tabii yakın çalışma arkadaşım, daha sonra kendisi de örgütten ayrılan Mizgin Şen. Yine Roma'daki Mahir ve Akif Hasan ile de günde birkaç kez telefonla görüşüyor ve tartışıyordum.
Faysal DUNLAYACI (Kani YILMAZ)
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe