Kritik zamanlar (6. bölüm)
Fransızlar, Afrika’daki bir sömürgelerini önermişlerdi. “Afrika’ya gönderelim, bir süre orada kalsın, mesele soğuyup tepkiler azaldıktan sonra tekrar kendi ülkemize alabiliriz” diyorlardı. Elbette bu güvenli değildi ve biz reddettik. Avusturya ve çekoslovakya öcalan’ın gelişini reddetmişlerdi. Bir heyetle birlikte Yaşar Kaya İsveç’e gitmişlerdi. Onların da çok çabası oldu. Basın yayın yoluyla kamuoyu baskısı da yaratmaya çalıştılar.
Faysal Dunlayıcı
01.11.2008 - 20:25

öcalan’a Sığınabileceği Yeni ülkeler Aradık


Aralık ayından başlayarak, ABD İtalya'ya açıkça ültümatom düzeyinde uyarılar vermeye başladı. Türkiye bağlantılarını yeniden oluşturdu ve bizim büyük medya desteğimizi kırdı. Türkiye daha önceki sonuçsuz tepkisel üslubu yerine, ekonomi ve diplomasi gücünü kullandı, gazetelere tam sayfa ilanlar verdi, İtalyan parlamentosu ve senatosu üyeleriyle birebir ilişkiler geliştirdi. Bu durum bizim alternatif yer bulma çabalarımızı hızlandırmamıza yol açtı.


O ara yeniden Roma'ya giderek öcalan ile görüştüm. Kararlaştırmamıza göre, Dilan Fransa'ya gidecekti. Orada şu anda adını hatırlamadığım ama Ali Gazi üzerinden ilişkilendiğimiz, ataları kont olan bir kişi bize bu konuda yardımcı olacak ve hükümet nezdinde girişimlerde bulunacaktı. Dilan Fransızca bildiği için ağırlıklı olarak orayla ilgilenecekti. Yine diğer alternatifler olarak Avusturya, Finlandiya, Yunanistan, Güney Afrika ve Norveç'i gündeme aldık. O dönemde Libya'dan dolaylı bir davet gelmişti; öcalan aslında buna biraz sıcak baktı, ama hepimiz karşı çıktık. Güvenlikli değildi. O toplantıdan sonra ben ve Mizgin Şen, zaman zaman başka arkadaşları da yanımıza alarak bir tur başlattık.

Dilan yanında bir ekiple önce Paris'e ve ardından Viyana'ya gitti. Ben Emin Kaya ve bir arkadaşı daha o zaman çekoslovakya'ya gönderdim. Orada yaşayan bir Kürt müzisyen (sonradan vefat etti) çekoslovakya'nın uygun olabileceği doğrultusunda bazı mesajlar göndermişti. Ayrıca Almanya'yı da tartıştık. Eğer diğer yerlerden sonuç alamazsak, Almanya'nın tutuklama kararını kabul ettiğimizi ve öcalan'ın Almanya'ya geleceğini bu ülkeye bildirecektik.

Biz Yunanistan'a gittik. Orada çok geniş bir dost çevremiz vardı. Gerek muhalefet, gerekse iktidardaki PASOK nezdinde pek çok girişimde bulunduk. Kostas Baduvas, o dönem PASOK'un beyni ve Yunanistan'ın en zeki adamı olarak nitelenen Haralambos ile ilişki kurduk. Kendisi epey çaba sarfetti. Nagzakis ve bilinen eski dostlar bizimle birlikte hareket ediyorlardı. Parlamento Başkanı ile görüştük. Ancak herhangi bir sonuç alamadan geri döndük. Ben ve o zaman Norveç'te ikamet eden Roni Alasor, Norveç'e gittik. Norveç, Filistin-İsrail barış görüşmelerini başlatan ülkeydi. Yıllarca orada İsrail-Filistin barışı için sessiz diplomasi yürütülmüştü. Sanıyorum bütün bu süreci Norveç Barış Enstitüsü yürütmüştü. Ben ve Roni Alasor bu enstitünün başkanıyla görüştük. 

Bizim Norveç'e götürdüğümüz perspektif şuydu. öcalan Norveç'e geldiğinde sessiz kalacak ve mülteci olmanın bütün gereklerine uyum gösterecek. Norveç de Türkiye ile gizli-açık arabuluculuk yapacak. Enstütü başkanı bu perspektifi Norveç hükümetine ileteceğini, çok umutlu olduğunu ve bize mutlaka bir cevap vereceğini söyledi. Bunun üzerine iki gün Oslo'da kaldım. İkinci günün sonunda aldığımız cevap şuydu: "Bu sorun Norveç'i aşıyor. Danışmamız gereken devletler var. Onlar izin vermiyorlar. Eğer ileride durum değişirse sizinle tekrar ilişkiye geçeriz." üçüncü ülke büyük ihtimalle ABD idi.

öte yandan öcalan bizleri sıkıştırmaya devam ediyordu. “Hepiniz pasaport aldınız, bana kimse kimlik vermiyor” diyerek bizi eleştiriyordu. Bütün dünyanın kendisini hedef tahtasına koyduğunu söylüyor, bunu uluslar arası bir komplo olarak değerlendiriyordu. ABD, İsrail, Türkiye ve İngiltere’nin bu komployu gerçekleştirdiklerini söylüyordu. Oysa bizim durumumuz, şansımızın ne kadar olduğu açıktı. Diplomaside pek gelişkin olduğumuz söylenemezdi. öte yandan adı terör listelerine çıkmış bir örgütün yöneticileriydik. Bu durumda başarı sağlamamız çok zordu. Ve biz gerçekten içtenlikli çalışıyorduk. çok az uyuyorduk ve sürekli hareket halindeydik. Bütün imkanlarımızı, gücümüzü seferber ederek bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Ama yazık ki, her gittiğimiz yerden de elimiz boş dönüyorduk. O zaman Fransa’ya giden arkadaşlarımıza Fransızlar, Afrika’daki bir sömürgelerini önermişlerdi. “Afrika’ya gönderelim, bir süre orada kalsın, mesele soğuyup tepkiler azaldıktan sonra tekrar kendi ülkemize alabiliriz” diyorlardı. Elbette bu güvenli değildi ve biz reddettik. Avusturya ve çekoslovakya öcalan’ın gelişini reddetmişlerdi. Bir heyetle birlikte Yaşar Kaya İsveç’e gitmişlerdi. Onların da çok çabası oldu. Basın yayın yoluyla kamuoyu baskısı da yaratmaya çalıştılar. Ancak onlar da sonuç alamadı.

Sonuçta yeniden Brüksel’e döndük ve sonuçları öcalan’a ilettik. Tartışma sonucunda, Güney Afrika ve Finlandiya üzerinde yoğunlaşma kararı aldık. Nelson Mandela, Desmond Tutu ve G. Afrika Dışişleri Bakanı’na bir mektup gönderdik. Ben ve Mizgin, Brüksel’deki G. Afrika elçiliğine giderek mektupları teslim ettik. Telefon numaralarımızı bıraktık. Cevap aldıklarında bizi daha sonra bilgilendireceklerini söylediler. Bu arada Mizgin ile beraber Finlandiya’ya gittik. İskandinavya sorumlumuz Zeynel ile de bu ülkede buluştuk. Finlandiya’da çok sıcak karşılandık. Biz parlamentoda Dışişleri Bakanlığı’nın bir heyetiyle uzun bir görüşme yaptık. Sonuç olarak söyledikleri şuydu: “Biz Kürtlere sempatiyle bakıyoruz ve Abdullah öcalan’ı ülkemize mülteci olarak almak istiyoruz. Türkiye ile yoğun ticari ilişkilerimiz yok. Dolayısıyla tepkilerini göğüsleyebiliriz. Ancak tek sıkıntımız var: Biz Avrupa Birliği’nin küçük bir ülkesiyiz. Fransa ve Almanya’nın rahatsızlık duymayacaklarını bildirmeleri halinde, öcalan’ı hemen ülkemize kabul edebiliriz.”  Bu cevabı aldıktan sonra döndük ve Emin Kaya aracılığıyla Finlerin bu mesajını Almanya’ya ilettik.

devam edecek...
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe