Kritik Zamanlar (7.bölüm)
Bu süreç, A. öcalan’ın oldukça hırçınlaştığı bir dönemdir. İtalyan hükümetinin çok büyük bir baskısı vardı. Türkler kıyamet koparıyordu. ABD ve İngiltere, İtalyan hükümetine artık açıktan “A. öcalan’ı ülkenizden çıkarın” diyordu. Ve biz başvurduğumuz hiçbir yerden sonuç alamadık. Ama bunun yanında kitle gösterileri Avrupa’nın her yerinde sürüyordu.
Faysal Dunlayıcı
21.11.2008 - 21:07
Bu arada Güney Afrika elçiliği bizi acil bir görüşmeye çağırdı. Elçinin kendisiyle değil, birinci yardımcısıyla görüştük. çok gizli kalması kaydıyla bize şunları söyledi. “ülkemizden size olumlu yanıt geldi. çok sıcak bakıyorlar.” Bu ülkenin müslüman dışişleri bakanı ile daha önce Sürgünde Kürdistan Parlamentosu’nun ilişkileri olmuştu. Bu bakanın büyük desteğiyle, önerimiz kabul edilmişti. Dışişlerinden bir heyet daha sonra gelerek, bizimle teknik ayrıntılar üzerine, kendi belirledikleri bir yerde görüşecekti. Ben ve Mizgin Şen dışında hiç kimsenin konu hakkında bilgisi olmamasını istediler. Tutumları bizi çok umutlandırmıştı. Bir Pazar günü Brüksel’deki bir otelde bir araya geldik Görüşme esnasında kendileri bir iki defa bazı ayrıntılar konusunda kendi Dışişleri Bakanlarıyla konuştular. Biz de bir iki kez A. öcalan ile görüşmenin gidişatı üzerine konuştuk. Oldukça uzun bir görüşme oldu. Görüşmenin içeriği şuydu: “Biz ilticayı kabul edeceğiz. A. öcalan ülkemize gelebilir. Nelson Mandela ve Dışişleri Bakanımız öcalan’ın ülkemize gelişine sıcak bakıyor. Onu İtalya’dan nasıl çıkaracağımıza siz karışmayın. İtalyan hükümetiyle biz görüşeceğiz ve bir iki yardımcı da doğal olarak beraberinde olabilir. Bu konuda da herhangi bir sorun yok. Biz İtalyan hükümeti ile görüşmeyi Güney Afrika’da bir iki gün içinde halledeceğiz ve gelip pratiğe dökeceğiz.”
 

Fakat o anda çok ilginç bir şey oldu. önce Londra’ya gideceklerini, Londra’dan Güney Afrika’ya geçeceklerini söylediler. Londra’ya gidiş nedeni olarak da Tony Blair’in haftaya Güney Afrika ziyareti olduğunu, orada onun ziyaret planlamasını çıkaracaklarını, oradan Güney Afrika’ya geçeceklerini, bir iki gün gecikmenin ardından A.öcalan’ı İtalya’dan alma hazırlıklarına başlayacaklarını belirttiler.
 

Bu kişiler gittiler ve belirttikleri süre içerisinde dönmediler. Gecikme olduğu için sık sık elçiliğe sormak durumunda kaldık. Sanıyorum üç dört gün sonra elçilik bizi çağırdı. “Maalesef bizi de aşan durumlar var. İlticayı kabul edemeyeceğiz” biçiminde bir açıklama yaptılar. Tabii biz bu değişikliği İngiltere’nin bir müdahalesi olarak yorumladık. Güney Afrika’ya gidiş planı da böylece boşa çıkmış oldu. 
 

Daha sonra Mizgin Şen ve Emin Kaya ile birlikte Almanya’dan görüşme talebinde bulunduk. Düsseldorf yakınlarında bir otelde görüştük. Yanılmıyorsam Alman istihbaratından ve Alman Adalet Bakanlığından da temsilciler vardı. Biz kendilerine şunu önerdik: “A. öcalan hakkında 1990 tarihli tutuklama kararınız var. Kendisi hesap vermeye hazır. ülkenize gelmek istiyor. Zaten kendisini arıyorsunuz. Kendisi de gelip tutuklanmayı göze alıyor. Mahkemede kendisine yönelik suçlamalar konusunda savunmasını yapmak istiyor.”
 

Bu öneriye karşılık olarak Almanlar “bizim ülkemiz kesinlikle böyle bir durumu kaldırmaz. Avrupa’da en fazla Kürt ve Türk nüfusu bizim ülkemizdedir. Bu durum bizim ülkemizi savaş alanına, çatışma alanına dönüştürür. Ayrıca Finlandiya’nın yaptığı öneri de bizi ilgilendirmiyor. Finlandiya bağımsız bir devlettir. Kendi kararını kendisi alır. Biz bu konuda olumlu ya da olumsuz bir görüş belirtmiyoruz. Zaten o tutuklama kararını da kaldıracağız” dediler ve sonradan aldığımız bilgilere göre de o tutuklama kararını kısa sürede kaldırdılar ve bilgisayardan çıkardılar.
 

Bu süreç, A. öcalan’ın oldukça hırçınlaştığı bir dönemdir. İtalyan hükümetinin çok büyük bir baskısı vardı. Türkler kıyamet koparıyordu. ABD ve İngiltere, İtalyan hükümetine artık açıktan “A. öcalan’ı ülkenizden çıkarın” diyordu. Ve biz başvurduğumuz hiçbir yerden sonuç alamadık. Ama bunun yanında kitle gösterileri Avrupa’nın her yerinde sürüyordu. Yani halk desteği oldukça yoğundu. Basının ilgisi sürüyordu. Kürt aydınları, Kürt sanatçıları, vb. heyetler biçiminde A. öcalan’ın yanına gitmeye devam ediyorlardı. Hatta Türkiye’de pek çok yerde gösteriler, çatışmalar sürüyordu. 
 

O dönemde, hatırlıyorum, Adana’dan İstanbul’a, Ankara’ya, Amed’e kadar, Kürdistan’ın ve Türkiye’nin her yerinde olaylar, direnişler, eylemler, cezaevlerinde açlık grevleri, vb. sürüyordu. Yani bu görüşmelerden olumlu sonuç alamıyorduk ama bunun yanında da böyle büyük bir kamuoyu desteği vardı. Fakat öcalan’ın kendisi de oldukça hırçınlaşmıştı ve anladığımız kadarıyla, bizim dışımızda, Mahir Welat ile Rusya alternatifini yavaş yavaş işlemeye başlamıştı. Bunu bizimle fazla paylaşmıyordu.
 

Biz Güney Afrika ve Almanya’da da sonuç alamayınca kendisiyle bir telefon görüşmesi yaptık. Yürütmeyle bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaptık. O zaman yürütmenin görüşü şuydu: “Roma’dan çıkmamalı. Ona yer bulmak mümkün değil.” özellikle de Mizgin Şen oldukça sağ duyulu değerlendirmeler yapıyordu. Biraz da Avrupa diplomasisini bilen bir arkadaştı. Ali Haydar Kaytan’ın görüşü de o yöndeydi. Yürütme toplantısı içinde  öcalan’a telefon açarak sonuç alamadığımızı, her taraftan engellendiğimizi, Roma’nın dışında herhangi bir alternatif kalmadığını ilettim. O zaman şunu söyledi: “Tamam. Son olarak Yunanistan’la görüş. Eğer Yunanistan kabul ederse altı ay hiçbir telefon görüşmesi yapmadan bir köyde de kalabiliriz. Gizli gelebiliriz. Resmi olmasına, iltica prosedürü başlatmaya da gerek yok. Ben herhangi bir telefon görüşmesi yapmam, Medya’nın karşısına da çıkmam. Benim adıma sizler yaparsınız. Fakat çok sıkışık bir durumdayız. Bizi bu durumdan kurtarsınlar. Bu kadar yıllık dostluğumuz var. Yıllardır ilişki içindeyiz. Bu temelde gidin kendileriyle bir görüşme yapın.”
 

Nereden olduğunu hatırlamıyorum ama o zaman Yunanistan Dışişleri Bakanı olan Pangalos’un bizimle görüşebileceğine dair bir işaret de aldık. Bunun üzerine son bir deneme olarak Yunanistan’a gittik. Ve öcalan bize bu görüşmeden de sonuç alamamamız durumunda Ali Haydar Kaytan’la birlikte 6. Kongreye katılmak üzere hazırlanmamızı istedi. Kendisi PKK’den istifa etmiş, kongre aslında onu dinlemiyor, merkez ve dağdakiler hiç umursamıyor, sahip çıkmıyorlar, tam bir ihanet içindeler ve biz onun perspektifleriyle kongreye gideceğiz, kongreyi yöneteceğiz. Bize verdiği mesaj özünde buydu ve biz gidip kendisinin yanına geri döneceğiz.
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe