Kritik Zamanlar(3. Bölüm)
         öcalan'ın geleceği kesinleştiğinde ben, Alişer ve çekdar adlı iki genci çağırmıştım. Yine bir ara gazetecilik yapan ve Avrupa pasaportu taşıyan ve biraz da dil bilen Timur'u çağırmıştım. Bu gençleri öcalan'ın dış nöbeti için orada bıraktık. Arabamdan bir teyp ve birkaç kaset çıkararak öcalan'ın yanına bıraktım...
Faysal Dunlayıcı
17.07.2007 - 11:04
Kritik Zamanlar(3. Bölüm)

Yola çıkmadan durum bize de iletilmişti. Havaalanında beklemeye başladık. Ben, Mizgin Şen, Hêvî, Dino Frusilo (yaşamını yitiren İtalyan gazeteci dostumuz). öyle hissediyorduk ki İtalyan istihbaratı ve gizli polisi çevremizdeydi. Uçak rötar yaptı ve ancak gece yarısı saat 12 dolaylarında ulaştı. Yolcular indiler, ama bizimkileri göremedik: hem uçağın rötar yapması bizi gerginleştirmişti, hem de uçak indikten yarım saat sonra da arkadaşlarımızı göremememiz bizi kaygılandırmıştı. Yarım saat sonra Ramon Montovani indi. Onun dediğine göre, öcalan uçaktan iner inmez görevlilere kendini tanıtmış ve PKK Genel Sekreteri sıfatıyla iltica talebinde bulunmuştu. üzerinde bir Türk vatandaşına ait bir pasaport vardı.

Montovani öcalan'ı o gece misafir etmek için kendi evinde hazırlık yapmıştı. Ona göre ertesi gün iltica işlemlerine devam edilecekti. Ancak bir saat kadar bekledik ki, Ahmet Yaman telefonla aradı: "Yanınıza gelmemize izin vermediler. Bizi Emniyet Genel Müdürlüğü'ne götürüyorlar. Şimdi yoldayız."

Biz de artlarından yola düştük. Saat biri geçiyordu. Emniyet Genel Müdürlüğü'ne vardığımızda hiç kimse yoktu ortalıkta. Sorularımıza karşılık kimseden bir cevap alamıyorduk. Montovani öcalan'ın götürülmesi muhtemel olan bir yere daha bakmamızın iyi olabileceğini söyledi. Oraya gittik. Ancak onlar da böyle birinin kendilerine getirilmediğini ve haberlerinin olmadığını söylediler. Yeniden Genel Müdürlük binasına döndük. Ortasında geniş bir avlu olan büyük bir yapıydı, ve yine kapıdaki görevliler dışında ortalıkta kimse görünmüyordu. Nöbetçilerden izin aldıktan sonra içeri girdik ve bölümlere sormaya başladık. Tabi o dönem aklımıza farklı kötü ihtimaller de geliyordu. Biz öyle bölüm bölüm dolaşırken, bizden biri, Dino veya Hêvi olmalı, geride kalmıştı. Bizi çağırdılar ve avluya üç arabanın girdiğini söylediler. Hemen dışarı çıktık ve öcalan'ın kelepçeli olarak, önünde ve arkasında birer eskort araba olan bir arabaya bindirildiğini gördük. Uzaktan selamlaştık, yanına yaklaşmamıza izin vermediler. Arabalar hareket edince, biz de onları takip etmeye başladık. Bir süre bir otobanda seyrettik, ardından ince bir yola girdik. Oldukça hızlı gidiyorlardı. Takriben 40-45 dakika ince asfalt bir yoldan gittikten sonra, küçük bir kasabaya, ardından kasabada ağaçlıklar içinde bir yapıya girdiler. Buranın bir hastane olduğunu ancak vardığımızda anlayabildik. Kelepçeleri çıkarılan öcalan'la burada doğrudan temas edebildik. Orada doktorlar ve hükümet temsilcisi olduğunu düşündüğümüz birkaç kişi bekliyordu. öcalan için hazırlanan tek yataklı küçük bir odada 5-10 dakika oturduk. Gelen görevlilerden biri bize biraz bilgi verdi. öcalan bir hafta kadar hasta statüsüyle burada kalacaktı. Zaten iltica için başvuran herkes 1 hafta süreyle kapalı kalmak zorundaydı. Yanında kimsenin bulunmasını kabul etmiyorlardı, ancak dışarıda bir-iki arkadaşımızın bekleyebileceği söylendi. Günde bir iki kez ihtiyaç duyduğu malzeme, yiyecek vb. getirebilecektik.
 
öcalan'ın geleceği kesinleştiğinde ben, Alişer ve çekdar adlı iki genci çağırmıştım. Yine bir ara gazetecilik yapan ve Avrupa pasaportu taşıyan ve biraz da dil bilen Timur'u çağırmıştım. Bu gençleri öcalan'ın dış nöbeti için orada bıraktık. Arabamdan bir teyp ve birkaç kaset çıkararak öcalan'ın yanına bıraktım. Musadağda Kırk Gün adlı kitabı bıraktım. Bıraktığım kasetlerin içinde öcalan'ın sonradan hikayesini çok yaygınlaştırdığı Derweşê Ewdî parçası vardı. öcalan daha sonra bu kaseti yurtsever dostların bıraktığını söylemişti; ama yanlış hatırlıyordu, bu benim bıraktığım kasetti.

Ortamın bize göre güvenlikli olduğuna hükmettikten sonra sabahleyin oradan ayrıldık. Avrupa’daki bütün eyaletlerin sorumlularıyla konuştuk ve destek için halkı Roma'ya çağırma kararı aldık. çok kısa bir süre içinde, öncelikle İtalya'ya yakın yerlerden, Avusturya, İsviçre ve Fransa'dan, ardından Almanya'dan yurtseverler yola çıkmaya başladı. Roma’ya akış giderek kabarıyordu. Binlerce insan birikti. Mevsim kıştı ve barınacak yer yoktu. İtalyan Komünist Partisi, İnsan Hakları Kurumu ve bazı sendikalarla görüşüldü. KP Gençlik örgütü harekete geçirildi. çadır, battaniye vb. temin edildi. Halk çello meydanına birikti, ki sonradan yerel belediyenin aldığı bir kararla buraya Kürdistan Meydanı yazılı bir tabela çakıldı. İtalya'ya iltica için gelen bazı yurtseverleri de gelenleri yerleştirme işinde görevlendirdik. Sonradan Suriye'nin tutuklayarak Türkiye'ye iade ettiği Selahattin adlı arkadaş o zaman İsviçre sorumlusuydu, pratik işleri organize etmesi için onu çağırdık.

Bu arada avukatlar tuttuk. Bu konuyla Akif Hasan ilgileniyordu. Daha sonra örgütten ayrılan ve yeniden katılan, (kendini örgüte kabul ettirmek için de benim hakkımda da gerçekdışı ithamlarda bulunan) Ahmet Yaman da, dil bildiği için bu konuda Akif ile birlikte çalışıyordu.

İtalyan halkı çok sıcaktı. İtalyan kıyılarına yanaşan ve kaçak mülteci taşıyan gemilerin de yarattığı bir ilgi vardı yabancılara karşı. çünkü kısa süre önce farklı periyotlarda gemilerle İtalya'ya ulaşmaya çalışırken yaşamlarını yitiren mülteciler farklı bir gündem oluşturmuşlardı. Yine öteden beri Kürtlere karşı oluşan bir sempati vardı. Sosyalistlerin iktidarda olmaları başka bir avantajdı. Sendikaların ve diğer sol partilerin, demokratik kitle örgütlerinin de Kürt mücadelesine sempatisi vardı. Böylece Roma'nın o dönemdeki en etkili avukatları tutuldu. Bunlardan biri aynı zamanda senatördü. Bunlar hemen bir dosya hazırlamaya giriştiler. Biz de bu arada bütün belgeleri, yazıları, öcalan'ın değerlendirmelerini, bizim dünya liderlerine yazdığımız mektupları, kısacası arşivimizde öcalan'ı savunmakta yararlı olabilecek ne varsa derlemeye başladık. Yine bu arada ABD'den de iki kişi çağırdık. Gelenlerden birinin adı Rojda'ydı, ABD'de şu anda hatırlamadığım bir kurumda öğretim görevlisi olarak çalışıyordu. Yine Bedirhan ailesinden Seyfi Bedirhan geldi. O zaman ABD'de temsilcimiz olan Kani Xulam birini daha göndermişti. Bunlar hazırlanan dosyayı hızla İngilizce'ye çevirmeye başladılar. Avukatlar iltica mahkemesine başvurdular. Normal prosedür işlemeye başladı.

öcalan'ı kısa süre için de olsa ziyaret edebiliyor, ihtiyaç duyduğu şeyleri karşılayabiliyorduk. Güvenlik konusunda da kendimize göre bazı tedbirler geliştirdik. Bu konuda da İtalyanlar bize herhangi bir engel çıkarmadılar. Yetkililer bir hafta sonra kendi kiralayacağımız bir yere öcalan'ın yerleşebileceğini söylediler. Ev aramaya başladık. Hatta o zaman ben kendim de şehir dışında, öcalan'ın bir grup arkadaşıyla birlikte kalabileceği bir çiftlik evi bulmak için gezdim. öte yandan Kürtler ve Kürt aydınları da Roma'ya akmaya devam ediyordu.

Burada bir parantez açmam lazım: öcalan'ın Roma'ya gelişi Kürtler açısından tarihi bir dönüm noktasıydı. Yepyeni bir süreçti. Eğer çok hassas, iyi değerlendirilebilseydi, bugün Kürt mücadelesi çok iyi bir yerde olabilirdi. Şu nedenlerden dolayı: İtalyan hükümeti, İtalyan halkı destek veriyordu. Ancak bunun yanında çok daha önemli olarak, iki gün içinde 25 bin insan Avrupa'nın her yerinden akarak Roma'ya geldi. Gelenler bir iki gün kaldıktan sonra gidiyor ve yerlerini yenileri dolduruyordu ve sayı hiç bir zaman 25-30 binin altına düşmüyordu. O güne kadar PKK'ye mesafeli durmuş, PKK ile çatışmış, PKK'ye katılmayan pek çok şahsiyet, örgüt ve hareket, özellikle de Kürt aydınlarının hepsi, o dönemde Roma'da bulunan öcalan'ın etrafında kenetlendiler. Anlatılması güç bir ulusal birlik havası doğdu. Geçmiş çelişkiler unutuldu ve herkes öcalan'ı sahiplendi. 

Biliniyor, o dönemde Türkiye'de şoven bir hava oluştu; diplomatik baskılar İtalya üzerinde yoğunlaştırıldı; Türkiye büyükelçisi sürekli olarak İtalyan basınına karşı propaganda içeren demeçler veriyordu. Hareket alanımızı olabildiğince daraltmak için girişimleri vardı. O dönemde benim Roma'da kalmamam için hakkımda kırmızı bülten çıkarıldı. Türkiye İtalyan mallarını boykot etme kararı aldı. Buna rağmen İtalyan hükümeti bu saldırıların hepsini göğüslüyordu. En azından bizlere olumsuz bir yaklaşımları söz konusu değildi. çok özel olarak, Kürtlerin dışa açılımlarında yakalanabilecek en elverişli atmosfer yakalanmıştı.

öcalan hastanede kalıyordu ve biz bütün bu gelişmeleri ona özet olarak aktarıyorduk. Gazete götürüyorduk ve genç Mehmet arkadaş ona bunu tercüme ediyordu. Ama geniş bir tartışma, nasıl hareket edileceğini kararlaştırma, bir hareket stratejisi oluşturma olanağımız olmadı. Hastaneden çıkmadan bir gün önce, Türkiye devletinin saldırılarına karşı ve Avrupa'ya bir destek çağrısı içeren bir basın toplantısı yapma kararı aldık. Bunu yapmamızı öcalan'ın kendisi istemişti. O zaman Senato'da bir salon ayarladık. Ben, Akif Hasan, Rozerin ve Ahmet Yaman toplantıyı düzenledik, toplantıda soruları ben yanıtladım. Ardından benim hakkımdaki kırmızı bülten yayınlandı ve benim Roma'dan çıkarılmam istendi. O arada mahkeme İtalyan mahkemesi ilticayı prensip olarak kabul etti ve iltica sürecini başlattığını duyurdu. Böylece öcalan üzerindeki tutukluluk hali kalkmış oldu.

Biraz da İtalyan dostların tavsiyeleri üzerine öcalan, bir hafta hastanede kaldıktan sonra, Roma'nın 40 km kadar dışında, Roma'nın ikinci büyük havaalanına yakın bir yerde, daha çok bürokrat kesimin ikamet ettiği uydu şehir görünümünde bir alanda, kendi imkanlarımızla kiraladığımız bir villaya yerleşti. Ayın 21 veya 22'si olmalı; sabaha karşı öcalan'ı hastaneden aldık ve yeni kiraladığımız villaya yerleştirdik.

Devam Edecek…

Faysal DUNLAYICI
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe