Misyon

Kişi sorunları kendinde ve karşıtında fazla kişiselleştirmeden ele aldığında gördük ki daha objektif sonuçlara ulaşabiliyor. Genelde yürütülen Kürtler arası tartışmalar daha gerçekçi bir zemine oturabiliyor ve gerçekte kimin ne söylediği, ne yapmak istediği daha net görülüp anlaşılabiliyor. Düşünsel çaresizlikten kaynaklanan küfür, tehdit ve hakaretler sürdürülse bile, bunlar Kürtlerin gündeminin dışına çıkarılabiliyor. Şimdi el birliği ile Kürtler arası tartışmalara bu doğrultuyu verebilirsek Kürtlerin ve Kürt özgürlük mücadelesinin kazançlı çıkacağı kesindir.

Faysal Dunlayıcı
19.09.2004 - 02:33

İdeolojik, siyasal ve örgütsel nedenlerle Kongra-Gel'den ayrılışımızın ardından sürdürülen tartışmalarda, yöneltilen eleştiri ve sorularda, ayrılma gerekçelerinin daha doyurucu konulması çok sık belirtildi. İlk açıklamaların yapıldığı ruhsal atmosferin buna tam olarak yanıt vermediği anlaşılıyor. Yine bu ayrılanlar ile birlikte olma veya dayanışma göstermek isteyenlerinde, hala bu beklenti içinde oldukları haklı olarak görülüyor. Bir kere daha bu hususu ele almaya çalışacağız.Ama ondan da önce, yurtseverlerden yoğun olarak gelen "neden bölündünüz, neden örgüt içinde mücadeleyi sürdürmediniz", çağrı ve eleştirisini cevaplamak gerekiyor. Kuşkusuz ayrılıp bölünmek tercih ve tasvip edilecek bir yol değildir. Bizde ayrılmamak için elimizden geleni yaptık. Yapacak bir şey kalmadığı için ayrıldık. İmralı notlarının yönetimdeki ilkel sola ve onların görüşlerine yakın durmasıyla da koptuk. Sorun avukatların bir bölümünün tehlikeli ilişkiler içinde olması ve bilgilendirmeleriyle izah edilecek türden de değildir. Mücadelenin Kürtlükten, Kürt çözümünde kesin olarak uzaklaşması söz konusudur. Hedef ve eleştirilerden TC devleti, onun ordusu, 80 yıllık Kemalist uygulamalar ve statüko çıkarılmış, onun yerine Kürtler konulmuştur.

Demokratik Cumhuriyet, ekolojik toplum ve benzeri çağdaş ifadeler kendi başlarına bir Kürt özgürlük hareketinin çözüm hedefleri olamaz. Bunlar hukuk ve birey haklarıyla tamamlanması gereken çağdaş normlardır ve hedeflenen çözümün siyasal statüsüne yedirilerek toplumun ve oluşan ya da oluşturulması hedeflenen sistemin, özgür ve demokratik karakter kazanmasını sağlarlar. Ancak altı yıldır bunlar ötesi olmayan hedefler olarak, önümüze konuldu.Ayrıca son aylar yoğun bir hakaret süreci olmaya başladı. Ne ajanlığımız ne de alçaklığımız kaldı. 30 yıl emekten sonra samimiyet ve dürüstlük testlerine tabi tutulmaya başlandık.Ve daha bir sürü şey....

Eminim ayrılmasaydık, yarın "madem tüm bunlar vardı neden ayrılıp bizi uyarmadınız" denilecekti. İşte bizde sevabımızla ve günahlarımızla bunu yapmaya çalıştık. Bu bir siyasal tercihtir ve saygı gösterilmelidir. Bireylerin özgürce siyasal tercih yapmaları onların haklarıdır. Bu hak kullanıldı diye düşmanca yaklaşılmamalı, küfür ve hakaret dili kullanılmamalıdır. Asıl saygısızlık, inanarak katıldığın bir harekette inancın bittiği halde kalmaktır.

Konuya dönersek: Taleplerin görece daha net olduğu bir dönemde savaşın durdurulması, taleplerin tamamen muğlak hale geldiği ve siyasal mücadele imkanlarının arttığı bir süreçte savaş kararı alınması bile, eğer duygusal nedenler bir tarafa bırakılırsa yeterli ayrılma nedenidir.Ama bundan da önemlisi yaşanan ideolojik ve siyasal karmaşadır. Bu karmaşa PKK mücadelesinden Kürdü çıkarmıştır. Kürdün tarihsel ulusal hakları, olabilecek en alt sınıra çekilirken, siyasal mücadelenin hedefine de Kürtler konulmuştur. Güney Kürdistan'a ve elde edilen statüye yönelik eleştiri ve kampanya bu konuda çok çarpıcıdır.

Güney Kürdistan eleştirilerinin güneyli örgütler üzerinden yapılması kimseyi yanıltmamalıdır. Küçük İsrail çarpıtması ve böyle bir devlete izin verilmeyeceğinin adeta ilkesel bir tutum düzeyine çıkarılması, esasen bizi düşündürmelidir.Olsa ne olur. Aslında buna verilecek cevap yoktur. Kuzeyi çözme yerine, enerjinin ters tarafa akıtılması, örgüte egemen olan ilkel sol mantığın sonuçlarıdır. Bu mantık basını da bu şekilde kullanmakta, büyük kazanımları sinsice tüketmekte ve her gün Kürtler arası çelişkileri derinleştirerek, dünyada ve bölgede düşman üretmektedir.

Ayrılmadan önce yakın arkadaşlarla şunu tartışmıştık;Tüm örgüte ve özelde HPG'ye yedirilen bu yoğun propagandanın acaba daha farklı amaçlarımı var? Örneğin Türk ordusu ABD müdahalesinin ardından artık Güney Kürdistan'a giremiyor. HPG ve güney güçleri arasında yaşanacak bir çatışmayla ABD yönetimi de teşvik edilerek HPG' nin bitirilmesi ve eli güçlenen statüko güçlerince AKP ve AB sürecinin sabote edilmesi gibi, bir taşla bir kaç kuşun vurulması mı amaçlanıyor?Bu gün görüyorum ki o zaman tartıştığımız bu husus, bu gün kaygı verici bir düzey kazandı.

Örgütsel yapılanma, haklar ve uygulamalar, örgütü çağın ve çözümün dışına çıkarmıştır. İnsana yaklaşım, görevlendirmeler, verilen eğitim dili ve içeriği, aşırı merkezi hiyerarşi, örgüte gelen en nitelikli insanı dahi kısa sürede sıradanlaştırmaktadır. Kongra-Gel'le bu durum aşılmaya çalışıldı. İyi kararlar alındı. Ancak uygulanmasına hiç bir şekilde izin verilmedi. Farklılıklara hep kuşkuyla bakıldı ve düşmanca yaklaşıldı. En iyi niyetli değişim önerileri, örgütü dağıtma olarak değerlendirildi. Eğitimlerde bireyin şekillenmesinde, ulusal duygu ve düşünceler sistemli olarak zayıflatıldı. Bunun sonucu olarak ve daha bizler bir gurup haline gelmemişken, binlerce inanmış insan örgütü bırakıp gitti. Gurur, ailelerin durumu ve ne yapacağını bilememe olmasa şu anda da yüzlercesi kopmaya hazır beklemektedir. Örgütü kurucu olma kompleksiyle bireysel mülkü olarak gören ve şimdide tepede oturan yönetim, her türlü değişimi redederek bir iç çürümeye ve moral çöküntüsüne yol açtı. İmralı da bu kurucu komplekse destek vererek tamamlayıcı oldu.

Özgürlük ve çözüm beklenti ve umudu ile destek veren milyonlarca Kürdistanlı, siyaset tarzının çok bilinçli ideolojik dogmalarla çözümü engellediğini maalesef tam olarak bilmiyor. Sadece sayın Cemil Bayık'ın son TV değerlendirmeleri bu vahameti göstermesi bakımından aslında yeterlidir. Ona göre bütün dünya alem bize komplo kurmakla meşgul. ABD, İngiltere, Almanya ve Yunanistan düşman, KDP, YNK ve tüm kuzeyli örgütler komplocu ve düşman, TC, Suriye ve İran zaten düşman, son ayrılan bizler hain ve işbirlikçi, İran KDP'si ilkel milliyetçi, bu listeyi uzatmak mümkün. İşte uluslararası ilişkiler ve ittifak anlayışı budur.

1993 Nisan Merkez toplantısında ABD müdahalesi ve ittifak anlayışı üzerine sert tartışmalar yaşadık. Bazılarına kalsa, Irak'taki çağdışı direnişi desteklemek gerekecekti. ABD'nin bölgeye müdahalesini objektif olarak olumlu bulmak bir anda örgüt içinde "Amerikancılar ve devrimciler" propagandasının yapılmasına yol açtı. İlkel sol örgüt içinde bunu yoğun olarak işledi. "ABD'den bir çuval para aldılar" , "Zaxo'da Jitemle görüştüler" diyecek kadar düşen çizginin, nasıl bir sol- sosyalist ahlaka sahip olduğunu sanırım herkes şaşkınlıkla izliyor. Birde bu anlayışın halkımızın kaderi üzerinde etkili bir haraketin yönetiminde olduğunu düşünün.

Örgüt uzun süredir diplomasi de durmuştur. Ne halk diplomasisi, ne kurumlar diplomasisi ve ne de Medya diplomasisi yapılamamaktadır. Bu çizgi terör listelerinin sorumlusudur. Bu çizgi yüzünden KNK'nin içi hem nitelik, hem de nicelik olarak boşaltılmıştır ve örgüt dünyadan tecrit edilmiştir.Bu siyaset tarzının tarihsel, bölgesel ve ulusal izahı yapılmamıştır. Bu gün saldırılan güçlere yazdığımız mektuplar, görüntü kasetleri arşivde ve muhataplarımızın elindedir. Bu mesajların tümüde Sovyetlerin dağılmasından sonra verilmiştir. Şimdi elde kala kala, statükocu bölge güçleriyle çok sınırlı ve rengi belli olmayan kırıntı düzeyinde ilişkiler ve halkımızın olanaklarına üşüşen, bize de saldırıp ekmek kapısını pekiştiren marjinaller kalmıştır.

Örgüt içinden ayrılan gurubun kopuşunu pekiştiren ve aramızda en fazla tartıştığımız hususların başında Kemalizm değerlendirmeleri ve yurtseverlik gelmiştir. Esasen PKK mücadelesinin başlangıcında Kemalizm eleştirisi ve tarihsel olarak Kürtler ve Kürt isyanları üzerindeki yıkıcı etkisi motor rolü oynamıştır.Bize de soruşturmada soru olarak soruldu. 'Katılıyorum', dersen önderlik karşıtı; 'katılmıyorum', dersen kendi karşıtın oluyorsun. Tarihe mal olmuş bir dönemi, onun somut olgu ve olaylarını yok saymak gibi bir durumla karşı karşıya kaldık.

Yurtseverlik ve ulusal özellikler göstermek ilkel milliyetçilikle eş değer görüldü. Küçümsendi. Dışlandı. Örneğin Avrupa da örgütün çevresinde Kürt aydını kalmadı. Kurumlardan yurtseverler kovuldu. TV, Avrupa ve Türkiye'deki gazeteler asimile edilmiş kişiliklerin eline verildi. Bu kurumlarda kendimizi ifade edemeyecek duruma düştüğümüzü söylersek herhalde kimse inanmayacaktır. Ama bu alanların tümü bize de kapatıldı ve aşmaya gücümüz yetmedi. Dışarıdan aşmak bize daha doğru geldi ve ayrıldık. Kuşkusuz bu kadar riski, haklı-haksız eleştiriyi ve "hain" ilan edilmeyi hiç yaşamadan ve örgüt içinde kalarak, üstelik yetkili konumda görev yaparak sessiz bir yaşam sürdürebilirdik. Bunu da tartıştık ve tercih etmedik.

Hatta daha önce kopanların etkisiz kalışını, Kongra-Gel dışındaki yapılanmaların siyasette güç olamamalarını, kopuşun bazı savrulmalara yol açabileceğini de tartıştık. Sonuçta bu gurup şahsında, Kuzey Kürdistan'daki tıkanmanın önünün açılabileceğine, Kürtler arası birliğin sağlanabileceğine inandık ve ayrıldık.

Ben bu günde bu düşüncemi koruyorum. Kopan gurubunda ötesinde, üstlenilen misyonun ve zamanlamanın çok önemli olduğunu ve stratejik bir rol oynayabileceğini düşünüyorum. Adeta misyonu kendisinden önemli bu adım atılmıştır. Önemlidir. Doğru ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.Bizlerinde zamana ihtiyacımız var. Ayrılış nedenlerimizi daha doyurucu bir ideolojik ve siyasal ifadeye kavuşturmamız için karmaşanın aşılması, sağduyunun ortama egemen olması ve psikolojik olarak toparlanmamıza ihtiyaç var. Şu anda doğru yaptığımıza inanıyorum. Kendimiz için değil Kürtler için bu adımı attığımıza inanıyorum. Ne abartılması ne de bu nazik dönemde küçümsenmesi gereken bir adımdır.

Şimdi PWD kuruluşunu tamamlamaya çalışıyor. Kürtlerden ve uluslararası çevrelerden bir ilgi gelişeceği, bu ilginin Kuzey Kürdistan'da halk, Kürt Aydın ve siyasetçilerini etkileyeceği, DEHAP'ı da aşarak çözümün siyasal iradesini ortaya çıkaracağı görülüyor.

Aynı etki Avrupa'da da ortaya çıkacaktır. Her biri ayrı yerlerde dursa da, deneyim kazanmış siyasetçiler ve Kürt Aydınları yeni bir hareketlenme içine girebilecek, halkımız daha fazla sorgulayacak ve bu çıkış ivme kazanarak esas doğrultusunu bulacaktır.

Bu doğrultu bana göre Kürt yurtseverliği, demokrasi, Kürt birliği ve çözümün iradesini ortaya çıkarma olacaktır.

Şuna ihtiyacımız olduğuna inanıyorum;Salt eleştiricilikten kurtularak, Kürt Özgürlük Mücadelesinde ısrarlı olmak, tolerans ve siyasette seviye...

Son olarak bir cümle ile bağlamak istiyorum. Haksız eleştiri kadar, kendi adıma belirtiyorum, aşırı beklentiye de gerek yoktur. Ben düzeyimizin siyasetle uğraşan çok kişiden daha ileri olduğuna inanmıyorum, bireyden beklenti yerine, yetenek ve deneyimlerimizi en mütevazı biçimde bir araya getirmek bizi halkımızın özgürlük mücadelesinde başarılı kılacaktır.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe