BÖLÜNME SENDROMU VE BİRLİK SORUNU

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli sorunu olan Kürt Sorununu birçok yönüyle tartışıyor. Tartışmaların özüne bakıldığında ne yazık ki Türkiye’de şoven milliyetçi anlayış henüz aşılmış değildir. Öteden beri sorunun çözümünü engellemeye çalışan bu güçler uzun süren savaşında nedenidirler. Kürtlerin silaha sarılıp dağa çıkmasında şoven milliyetçiliğin temel bir rol oynadığını unutmamak gerekir. Bunun zamanla devlet politikası haline gelmesiyle Kürt halkını savaşla yüz yüze getirdi. Kürtler ya inkâr ve imha politikalarına karşı sessiz kalarak süreç içinde bir halk olarak tarihten silmeyi kabulleneceklerdi, ya da silaha sarılıp varlık-yokluk savaşına başvuracaklardı. Uzun bir sessizliğin ardından Kürtlerin dağa çıkmaktan başka çareleri yoktu. Yok, oluş sürecindeki her halk gibi Kürt haklıda sonu çok kestirilmeyen bir savaşa kalkıştı. Bu Kürtlerin son ve kaçınılmaz tarihi sınavıydı.

Çünkü yaşananlara daha fazla dayanmak mümkün değildi. Kürtlerin daha fazla kaybedecekleri bir şey kalmamıştı. Uzun ve çetin bir savaş sonucunda her kes bir yerlere geldi. Her şeyden önce Kürt halkının bölünmeden çok eşit koşullarda onurlu bir yaşam sorunu vardır. Bölücülük şoven milliyetçi güçlerin dayattığı bir olgudur. Tarihten günümüze kadar kendilerini büyük ve üstün görenler 25 milyon Kürdü görmek istemediler. Şimdi de Kürtler vardır ama hakları yoktur. Sadece Türk olma hakları vardır. Bir halkı bu kadar ucubeleştirmek akıl mantık işi değildir. Kürtler normal insanlıktan kaynaklanan hakları söz konusu olduğunda bile suçlandılar. Devlet, millet bölünüyor diye ayağa kalktılar. Yavuz hırsız misali hep bastırıp susturma yoluna gittiler. Kürt halkı hep suçlu ilan edildi. Suçlular topluluğu yaratılmaya çalışıldı. Başkalarını suçlayarak kendini temize çıkarmak tarihte emsali az görülen bir yöntemdir.

Savaş boyunca topluma milliyetçilik aşılandı. Genç beyinlere Kürt düşmanlığı yedirildi. Kürt sahası tam bir siyasi manevra alanı haline getirildi. Kimine kahramanlık madalyaları takıldı. Kimi de Kürtçülükle suçlanarak toprağa gömülerek üstü betonlandı. Her ne hikmet ise Kürtler söz konusu olduğunda şoven milliyetçi güçlerin kırmızıçizgileri belirmekte. Bu çizgiler o kadar çok ki, içinde nefes almak zorlaşmaktadır. Güçleri yetse Kürtleri diri diri gömmekten çekinmezler. Türkiye’deki milliyetçiliğin dünyaya ve çağa bakış açısı budur.

Ama Türk soydaşları için durum farklıdır. Kıbrıs’ta, Kerkük’te, Bulgaristan’da, Kafkasya’da yani dünyanın herhangi bir yerinde birkaç yüz bin Türk için devlet kurmada dâhil her türlü hak talebinde bulunuyorlar. İstedikleri gibi müdahale edebiliyorlar. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki Kürtlerin dışındaki Türklerle mücadelesini bile düşünenler var. Ne yazık ki tüm dünyaya dağılmış Türkleri toplasan Kürtlerin çeyreği bile etmez. Peki, Kürt halkını böyle görenler bölücülük yapmıyor mu? Kürtlerin neden dağa çıkıp savaştığının nedenlerini feodal, aşiret yapısında arayanlar; Devlet yapısına da egemen olan şoven milliyetçi zihniyetin yapısında arasalar daha gerçekçi nedenleri elde ederler. Uzun geçmişi bir tarafa bırakırsak yüz yıllık yada yakın tarih çok şeye tanıktır. İçinde hak, hukuk, adalet yoktur. Eğer Kürt halkı ayrılmak isteseydi, yaşanan olaylar bölünmeye yeter de artar bile. Savaş süreci boyunca her türlü tahrik ve porovakasyonlara rağmen bir Kürt-Türk çatışması yaşanmadı. Bunu sadece Türklerin maharetiyle izah etmek mümkün değildir. Kürt halkı bu tür olaylara karşı mesafeli ve sabırlı davrandı. Diyarbakır’daki Gaffar Okan olayı bazı çevrelerce iyi düzenlenmiş bir çatışmanın başlangıcıydı. Bunun gibi onlarca provokasyon eylemi vardı. 2. Bir Maraş olayını yaratamamışlardır.

Bugün en çok birlikten bahsedenler, birliği kardeşliği en çok bozanlardır. Halklar hiçbir zaman gönüllü birliği reddetmezler. Tüm haklara sahip olan ile hiçbir hakka sahip olmayanlar arasında nasıl bir birlik olur. Kürtlerin kimliği yok. Dili, kültürü yasak. Her şey kırmızıçizgilerle yasaklamacı bir anlayışla ortadan kaldırılmış. Daha düne kadar Kürt yoktur; olmayanın sorunu da olamaz deniliyordu. Sağlam temellere dayalı halklar arasındaki kalıcı bir birlik eşitler arasında olur. Farklılıklar ne kadar net belirlerinse birlik o kadar güçlü ve kalıcı olur. Bunun eşit ve özgür temellerde olması kardeşliğin olmazsa olmaz koşuludur. Salt bir fiziki birlik yeterli değildir. Kalpler ve yürekler derin yaralar aldı. Birliğe giden yolun kalpleri ve gönülleri kazanmaktan geçtiğini unutmamak gerekir.

21 Eylül 2009                                                Halil ATAÇ ( Ebubekir)
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe