DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL

            Türkiye, tarihinin en köklü, karmaşık, zor ve bir o kadar da olmazsa olmaz olan Kürt Sorununu Demokratik Açılım adı altında gündemine aldı. Sorun hem derin hem de çok kapsamlı olma özelliğinden kaynaklanan çok yönlü tartışmalar sürdürülmektedir. Tartışmaların düzeyi ne olursa olsun sürecin başlatılması önemli ve anlamlıdır. Tarihi bir dönem başlamıştır. 

         Henüz sürecin başlangıç aşamasında bulunuyoruz. Atılacak olan bu görkemli adımlar Kürt Halkı açısından olduğu kadar Türk Devleti açısından da yeni bir sayfanın açılması demektir.

            Her şeyden önce Kürt Sorununu Devlet yetkililerden toplumun tüm kesimlerine kadar tartışılıp değerlendirilmesi yetersiz de olsa bazı önerilerin sunulması olumlu ve halklar için büyük bir kazanımdır. Bölgedeki gelişmelere bakıldığında Çözüm geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Süreç kendi macerasında ilerlemeye devam edecektir. Şimdi önemli olan sürece neyin sığdırılacağıdır. Çok boyutlu bir sorunun köklü çözüm gerektirdiği çok açıktır. Çok dar, yüzeysel yaklaşımların sorunu gündemden çıkarmayacağı gibi yeni sorunları beraberinde doğuracağı muhtemeldir.  Şu da bir gerçektir ki çok gecikmiş olan bu sorunun önü açıldı mı karakteri gereği aşamalı olarak sonuca gitmesi kaçınılmazdır. Dünyanın en son ve en ağırlaşmış olan bu düğümü Devlet çözmediği taktirde çözülme ile karşı karşıya kalacağı kesindir. Hiçbir şeyin eskisi gibi yürümeyeceği net bir biçimde açığa çıkmıştır.

          Otuz yıllık mücadele süreci iki hususu net bir biçimde ortaya çıkardı. 

           Devlet inkâr, imha ve baskıyla sonuç alamayacağını geç de olsa anlamış görünüyor. Şiddetin günümüz koşullarında sorunu çözen değil daha da derinleştiren olduğu anlaşılmıştır.  

          Diğer bir hususta PKK cephesinde de gelinen noktada bunun böyle sürüp gitmeyeceğini anlamış olsa gerek.
           
            Bir sefer şiddet ortamının son bulması, günümüz koşullarında şiddetle ısrarın faydadan çok zarar verdiğini anlamak sorunun çözümü için olumlu bir başlangıçtır. Bazı çevreler bunu istemeseler bile çürümüş şiddet sisteminin yıkıntıları altında kalmaktan kurtulamazlar. Şiddet ortamının rantçıları o kadar çoğaldı ki bu ortamdan kolay kolay vazgeçme niyetinde değiller.

            Çözüm sürecinin olumlu gelişmesine rağmen korku ile büyümüş devletin korkuları ortadan kalkmış değildir. Çözüm sürecine hala hakim olan Türk Devletinin korkularıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar bölünme, parçalanma korkusuyla yaşayan bu devlet başta Kürtler olmak üzere tüm topluma baskı ve şiddet uygulayarak ayakta kalmaya çalıştı. Kendi içinde ve dışında hasımlar yarattı. İç yada dış tehlike var diyerek baskı yönetimini hep esas aldı. Kürt Halkını hep bir hasım gibi gördü ve en yakın hizmet karına bile kuşkuyla yaklaştı. Halka baskı uygulayarak bağlanma esas alındı. Bu da toplumda ciddi bir kuşku ve güvensizliğe neden oldu. Bunlara en iyi örnek, 12. Eylül darbesinin Kürt Halkının benliğinde ve yüreğinde açtığı yaralardır. Bunları silmek kolay olmayacaktır.

            Ne zaman ki Kürt sorunu gündeme gelip tartışılınca bölündük, bölünüyoruz sesleri yükseliyor. Eğer bir halkın halk olma özelliğinden kaynaklanan hakları hiçbir kaygıya kapılmadan teslim edilirse, bölünecek bir şey yoktur. Kimse Türk Milletini bölmüyor, Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırları içinde Kürt-Türk ve diğer azınlık halklar yaşıyor. Sorunun çözümü şu; Türk ve Kürt halkının eşit, özgür gönüllü birliğini ortak çatı altında nasıl sağlayabiliriz. Bir Halkın varlığı inkar edilerek dili, kültürü yasaklanarak Kardeşlik, Birlik-Beraberlik olmayacağını yakın tarihi süreç bize kanıtladı. 

         Kürtler tarihin hiçbir döneminde bölücülük yapmadılar. En zor günlerde Türk Halkının yanında saf aldılar. Bir halkın en doğal hakkı olan diline, kültürüne, tarihine sahiplenmesi geleceğini belirlemesi bölücülük değildir. Türkler Kurtuluş Savaşını verirken kahramanlık oluyor da Kürtlerin insan olmaktan kaynaklanan hakları için mücadelesi neden bölünme, ayrılık olsun. 

    Türk Devleti bir asırdır Kürtleri ya düşmanlaştırdı yada kendisine benzeştirme politikasını yürüttü. Ya benim gibi (Türk) olacaksın, ya da olmayacaksın. Bu sürecin en iyi ve güzel tarafı bu zihniyetin yıkılmasıdır. Kürt Halkı dün olduğu gibi bu günde Türk Halkıyla gönüllü bir birliğe, eşitçe ve kardeşçe birlikte yaşamaya vardır. Yeter ki Adalet, Demokrasi ve Özgürlükler eşitçe paylaşılsın herkes için Varolsun. Kürt Halkının Dil ve Kültür farklılığı Türkiye’nin zenginliği ve renkliliğidir. 

            Kürt halk özverili bir direnişin sahibidir. Uzun soluklu mücadelede hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadan yürümesini bildi. Kürt Sorununun bu aşamaya gelmesinde belirleyici bir role ve emeğe sahip oldu. Onun kararlı, onurlu duruşu bu günleri yarattı. Çözüm gücüde halkımız tarafından yaratılacağına dair hiçbir şüphem yoktur.
                                                                                                                     

4-9-2009                                                                                    HALİL ATAÇ
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe