Her şeyden önce sorunun esas nedeni ve muhatabı olan Türk devleti, tarihten günümüze kadar inkar, asimilasyon ve baskı unsuru olmuştur. Zaman zaman imha yöntemlerine başvurduysa da başarılı olamamistır.

              Devrimci mücadelenin geliştiği koşullarda ise, mücadeleyi bastırmak için denemediği yol, yöntem kalmadı.Yasal ve yasal olmayan her türlü şiddet uygulandı. Hatta süreç içerisinde yasadışı bir devlete dönüştü. Kürtler karşısında kendisini devlet yapan kanunları çiğneyen,şiddette sınır tanımayan Türk devletinden Kürt sorununun çözümünü beklemek doğru olmadığı gibi gerçekçi de değildir.

              Son dönemde devletin icazeti ile Kürt sorunu gündeme taşırılarak tartışıldı.Tartışma ve soruna yaklaşımların sonucunda devletin bir Kürt konsept’i olduğu anlaşılıyor. Eskiden de devletin Kürt konseptti vardı. Ama bu yeni konsept doğrudan açık bir inkarı içermiyor. Biraz eskinin inceltilmiş ve örtülü biçimi olduğu söylenebilir.çünkü günümüz koşullarında inkar ve imha mümkün olmadığı gibi, dünya da anlamsız görüyor.Birde Kürt halkı yürüttüğü mücadele ile inkar ve imha koşullarını ortadan kaldırdı. Ordu eksenli olan bu yeni konsept , sorunu özünden boşaltarak belirsizleştirmeye,yozlaştırmaya çalışıyor. Bu tamamen bir çarpıtma konsept’idir.Alt kimlik , üst kimlik tartışmaları, Kürt vardır, Türkiye cumhuriyeti vatandaşıdır vb. temeli olmayan anlamsız belirlemeler, tartışmaların esasını oluşturuyor.Konsept özü itibariyle, Kürtleri halk ve ulus gerçekliğinden kopartarak Türk vatandaşlığı sınırlarına çekmeyi amaçlıyor. Bu şoven ve ırkçı zihniyet, sorunu çözme yerine, çözmüş gibi gösterme hilekarlığına başvurmaktadır. Bunu yapmakla sorunu daha da ağırlaştırarak yeni bir çatışmanın tohumlarını ekmektedir.

              Türk devleti bu politikasıyla hem Kürtlere hem de Türkiye ye büyük kaybettiriyor. Türkiye değişen bölge koşullarına uygun gerçekçi bir çözüm yoluna gitmediği sürece Kürt sorunu karşısında ciddi bir zorlanmayı yaşayacaktır.Kürt sorununun çözümü adına hareket ettiğini söyleyen PKK de, aynı konseptti güçlendirecek bir politikanın sahibidir.

              Karşıt görünün bu iki gücün sistem ve sorunlara yaklaşımında bir paralellik vardır. PKK nin Kürt sorununa ilişkin politikaları son yıllarda tamamen muğlaklaşmıştır.Hakim olan belirsizlik politikasıdır.Halkın önüne somut bir proje koymaktan uzaktır.PKK önderliği Türkiye den bir şey istemediğini belirtiyor. Tamamen geçmişi ile çelişen bir duruş sergiliyor.Geçmişte Kürt sorununa PKK sahiplik etti ve büyük fedakarlıklar da gösterdi. Bu mücadelesiyle Kürt halkının umudu haline geldi. Gelinen noktada halk PKK den umduğunu bulamadı ve ciddi bir kırılmayı yaşadı. çünkü PKK çok önemli tarihi fırsatları değerlendiremedi. Adeta kendisine yenildi. 20. yy ın katı sisteminin değişmeyen yüzü olan PKK her şeyi kendisine hapsetti. Korku ve endişeler temel yönlendirici güç haline geldi. PKK deki mevcut duruş değişmediği sürece çöküş kaçınılmazdır.Dün büyüme,gelişme sorunlarını yaşayan PKK bugün, daralmanın,çözülmenin ve kaçışın sorunlarını yaşıyor.Sorunları çözemiyor ve çözemediği içinde  kendisi çözülüyor. Amaçtan yoksunluk,siyasal darlık,taktiksizlik ve yaratamamanın ağır sancılarını yaşıyor.Tüm bunların sonucu olarak örgütsel dağınıklık ve iç sorunların önü alınamaz boyutlarda büyümesi kaçınılmaz bir hal alıyor.Devlet bunu bildiği için son darbeyi vurma hesapları içindedir.Durumu böyle olan bir hareketin çözüm gücü olması mümkün görünmemektedir.Zaten sürece tersten yaklaşması, çoktan çözüm şansını ve fırsatını kaçırmasına yol açmıştır. çözüm aşamasındaki Kürt sorununun bu kadar belirsiz bir duruma gelmesinde PKK nin payı büyüktür. Demokratik Cumhuriyet vatandaşlığı, daha fazla Türkiyelileşmektir. Zaten Türk tüm kurumlarıyla fazlasıyla bunu yapmaya çalışmaktadır.

              Peki bu durumda Kürt meselesinin gerçek sahibi olan Kürtler çaresiz midir.Ya da başka bir ifade ile Devlet ve PKK nin buluşan politikalarına  mahkum mudur. Hayır.              Esas ve gerçek çözüm seçeneği, Kürt halkının iradesini temsil eden kapsayıcı bir ulusal kurumun  halkın taleplerini karşılayacak bir çözüm modelini geliştirmesidir.Mevcut durumda tüm ulusal bileşenleri kapsayan bir irade şekillenmemiştir. Ancak bunun zemini ve çabaları artarak devam etmektedir.

              G.Kürdistan daki  gelişmeler ve yaşanan tecrübe Kuzeyde de çözüm yolunun ulusal birlikten geçtiğini ortaya koymuştur.Kuzeydeki mevcut siyasi parti ve örgütlerin öteden beri yaşadıkları çelişki Güneydeki kadar derin ve şiddetli değildir. Güney çözümünü geliştiren KDP ve YNK arasındaki çelişki yıllara yayılmasına ve karşılıklı olarak ciddi zararlara yol açmasına rağmen neticede ulusal birlik noktasına gelmek durumunda kaldılar. Ulusal çıkarları örgüt çıkarları üstünde tuttular.Bu son derece önemli ve takdir edilmesi gereken bir tutumdur. G.Kürdistan daki olumlu gelişmeler bu doğru tutumun bir sonucudur. Kuzey Kürdistan güçleri neden böyle bir tutumun sahibi olmasınlar.Kurulan parti ve örgütler, ulusal dava ve halkın özgürlüğü için yola çıkmadılar mı. Sorunun çözüm koşullarının olgunlaşması kadar, ulusal birlik koşulları da fazlasıyla mevcuttur. O  halde en önemli görev, Kürdistani güçlerin zaman kaybetmeden Ulusal Kürt Konferansında bir araya gelmeleridir. Böyle bir platformda uygulanabilir ve halkın beklentilerine uygun bir çözüm modelini kararlaştırmak ve uygulama gücüne kavuşmak mümkün ve gereklidir. Bu Kürt yurtseverliği ve demokratlığının da bir gereğidir. Böylesine olumlu ve gerekli bir adımın atılmaması için kabul edilir ve geçerli hiçbir mazeret olamaz. Hem iç koşullar ve hem de bölge ve uluslar arası konjöktür bunun için son derece uygundur. Birlik için insan malzemesi fazlasıyla vardır. Yeter ki sorumluluk, ciddiyet ve doğru bir anlayışa sahip olunsun.
           Kürt sorunun çözüm anahtarı, ulusal asgari müştereklerde birliktir.

Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe