Üçlü İttifak Büyük Korkunun Ürünüdür.
         üçlü ittifak gelişmeleri engellemek için yoğun bir faaliyetlilik içindedir. Suriye susarak, İran sert çıkışlar yaparak, Türkiye kuzu postuna bürünmüş kurt pozisyonunda görünerek mevcut statükoyu ayakta tutma mücadelesi vermektedir. Irak ta surecin bu kadar ağırlaşmasında, çatışmaların kör şiddet düzeyine vararak bu kadar derinleşmesinde bu komşu devletlerin rolü belirleyicidir. İran mezhepçiliği, Suriye baas gericiliğini, Türkiye Sünniliği ve Türkmenciliği körükleyerek etkili olmaya çalışmaktadır...
Halil Ataç
19.12.2006 - 15:13
 üçLü İTTİFAK BüYüK KORKUNUN üRüNüDüR. 

        Geçmişte olduğu gibi bugün de Ortadoğu tüm güçlerin kendini sınadığı, birbiriyle hesaplaştığı bir alan olmaya devam ediyor. Yaşanan bu ekonomik, siyasi ve askeri savaşta kimin ne kazandığından çok kimin ne kaybettiği önemlidir ve mevcut durumda kaybeden statükocu güçlerdir.

        Bölge stratejik konumu, yüzyıllardan beri yaşadığı derin çelişkiler, sürekli dıştan yapılan müdahaleler nedeniyle adeta sürekli savaş konumunu yaşamak durumunda kalmıştır. Bitmeyen bu savaşların bölgeye çok şey kaybettirdiği, her seferinde büyük insan kaybına yol açarak sorunlarını daha da ağırlaştırdığı açıktır. Dinin ağır etkisi, mezhepçilik, oluşan ağır tabular, parçalanmışlık toplumu tamamen bir kaosa sürüklemiştir.

        Bugün Irak geçmişiyle tarihi bir hesaplaşma içindedir. Felaketin baş mimarı Saddam Hüseyin ektiğini biçiyor. Parçalanmış Irak halkı kendini vuruyor. Irak Bölgenin kaderini belirlemeye çalışıyor. Geçiş sürecindeki Ortadoğu Irak zemininde bir yeniden yapılanma savaşı veriyor. Bu savaşın karşı cephesinde yer alan İran, Türkiye, Suriye devletleri ve yerel gericilik dini zemin yaparak muazzam bir rol oynuyor. Kendini değişim tehdidi altında bulunan bu rejimler kapısına dayanmış tehlikeyi ırak sahasında savuşturmayı kendi çıkarlarına daha uygun buluyorlar. Dolayısıyla bu bir Irak savaşı olduğu kadar İran, Suriye ve Türkiye nin de savaşı oluyor.

        üçlü ittifak gelişmeleri engellemek için yoğun bir faaliyetlilik içindedir. Suriye susarak, İran sert çıkışlar yaparak, Türkiye kuzu postuna bürünmüş kurt pozisyonunda görünerek mevcut statükoyu ayakta tutma mücadelesi vermektedir. Irak ta surecin bu kadar ağırlaşmasında, çatışmaların kör şiddet düzeyine vararak bu kadar derinleşmesinde bu komşu devletlerin rolü belirleyicidir. İran mezhepçiliği, Suriye baas gericiliğini, Türkiye Sünniliği ve Türkmenciliği körükleyerek etkili olmaya çalışmaktadır. Sayısız çete grupları, istihbarat örgütleri finanse edilerek, hiçbir amaca hizmet etmeyen eylemlerle bir iç savaş görünümü yaratmaya çalışmaktadırlar. Birinci dünya savaşında İngiliz ajanı Lavrance Irak ta Osmanlılara karşı nasıl bir oyun oynadıysa Türk istihbaratı da ABD ye karşı Irak ta aynı rolü oynamaya çalışmaktadır. Kısacası İran, Suriye ve Türkiye Iraktan ellerini çekmedikleri sürece, Irakta var olan kör şiddette devam eder. ,En başta Kürt sorununu çözmüş, demokratik bir ırak komşuların işine gelmeyecektir. çünkü hepsinin bir Kürt sorunu olmakla birlikte İran, Suriye nin artı bir rejim sorunları da vardır. Türkiye nin diğer bazı sorunları olmakla birlikte Kürt sorunu onun en can alıcı sorunlarının başında gelmektedir.

        Türkiye nin Irak taki gelişmelerle bu kadar yakından ilgilenmesi, hatta kendisinin bir iç sorunuymuş gibi müdahalelerde bulunması Kürt sorunundan duyulan büyük korkunun ürünüdür. Anlaşılan G.Kürdistan daki gelişmeler onu çok rahatsız etmiş durumda. Buradaki gelişmeleri hazmetmiş değildir. Yılların mücadelesi ile yaratılan kazanımları geri almak için yoğun bir diplomasi faaliyeti yürütmekle birlikte her fırsatta tehditte bulunması onun müdahale emellerinin bir göstergesidir. çünkü G.Kürdistan ile Kuzey diğer parçalardan daha fazla birbirini etkilemektedir. G.Kürdistan ın özgürleşmesinden buyana birbirine yakınlaşma ve ilgi duyma daha da artmıştır. Parçalar arası yoğun bir ilişki trafiği vardır. Birlik ve mücadele koşulları her zamankinden daha elverişlidir. özgür Kürdistan devlet düzeyinde bir yapılanma mevzisini kazanmış durumdadır. Bu Tarihte Kürtlerin elde ettiği en büyük fırsattır. Her parçanın süreci doğru değerlendirmesi temelinde gelişme şansı vardır. Her ne kadar Türkiye devleti kanunsuz ve saldırgan davranıyorsa da süreç Kürtlerin lehinedir.

        Kuzey Kürdistan daki bilinç düzeyi ve mücadele potansiyeli tarihsel çıkışı yapmaya daha elverişlidir. ABD nin Irak a müdahalesiyle PKK bu fırsatı yakalamıştı. Büyük bir siyasal hamlenin eşiğindeydi. Sistem değişikliğine gitmedi, sözü eyleme dönüşmedi. Politik açılımı geliştirmekten çekindi. Tıpkı Türkiye nin AB ne yaklaşımı gibi. Bir türlü atılması gereken adımı atamadıklarından işini zorlaştırmaktan ve tarihsel sürecin gerisine düşmekten kurtulamıyorlar. Sistemi koruma zihniyeti, şoven milliyetçilik çok şeyi kaybettiriyor. PKK deki dar sistemi koruma mantığı ve yanlış politikaları sonucu beklenen çıkışı yapamadık Bugün bir çıkmazı ve çözülmeyi yaşıyor.

        Tüm bu süreçleri derinliğine yaşayan Kuzey Kürdistan güçleri bu kadar önemli ve hızlı gelişmeler karşısında seyirci kalamaz ve kalmamalıdır. Ayrıntılarda büyük bir karmaşa görünse de esasta durum sanıldığı gibi karmaşık değildir. Gelişmeler tamamen Kürtlerin lehinedir. Esasta süreci ağırlaştıran bireysel, grupsal dar çıkarcı, yani siyasette hastalık diyebileceğimiz yaklaşımlardır. Soruna Kürt halkının ulusal çıkarları açısından bakıldığında ve ona denk düşen yaklaşım gösterildiğinde görülecek ki gelişmeler sanıldığı kadar zor değildir. Doğru çaba ve sorumluluk birçok engelin aşılmasında belirleyicidir.
        Hiçbir şahsiyet grup ve partinin kendi başına sorunu çözmede yeterli olmadığı anlaşılmıştır. İç ve dış gelişmelerin zorunlu kıldığı ulusal birlik çizgisinde buluşmak artık şarttır. Geçmişte benmerkezci anlayışların gelişme yaratmadığı hatta gelişmeler karşısında çözülmelerin yaşandığı bir tecrübe olarak belleklerimize kazınmıştır. Kuzey Kürdistan da hem olumlu hem de olumsuz anlamda zengin bir tecrübe vardır. Ulusal siyaseti ve geleceği belirlemede, yaşanan pratik deney önemli bir güçtür. Yapılması gereken basit hesapları bir tarafa bırakarak tarihin bu önemli dönemecinde zaman kaybetmeden sağduyulu ve sorumluluk anlayışını öne çıkararak ulusal çıkarlarda birleşmek için çaba göstermektir. Her kesin zamanı vardır ama Kürtlerin kaybedecek zamanı yoktur.

19 Aralık 2006
Halil ATAç
Etiketler: PWD-K, Pwdnerin, Kurdistan, Kurd, Kürtçe